Cumartesi, Mart 25, 2017

Monthly Archives: Ocak 2016

by -
2391

Yıllardır tartışılan tarihi kent Hasankeyf’in kaderi belli oldu. Meclis’te kabul edilen torba yasa ile birlikte Hasankeyf’in sular altında kalmasına onay çıktı.

Gece geç saatlerde kabul edilen düzenleme ile UNESCO’nun dünya mirası listesine girmek için gerekli olan 10 kriterden 9’unu karşılayan tarihi kent Hasankeyf’in sular altında kalmasına vize çıkmış oldu.

Buna göre, Dicle Nehri üzerinde inşa edilen Ilısu Barajı nedeniyle Hasankeyf’teki yerleşim alanı daha üst bölgelere taşınacak. Taşınmaz tarihi eserler ise sular altında kalacak.

Yasanın görüşmeleri sırasında muhalefet milletvekilleri, tarihi kentte bulunan ibadethaneler, mezarlar ve daha kazı çalışması yapılmamış alanların sular altında bırakılmasına tepki gösterdi ancak, maddenin yasalaşmasını engelleyemedi.

30.01.2016 CNN TURK

by -
20125

Antik Çağ’dan günümüze kalan birçok şeyi bilim insanları toprak altından çıkarırken biz de bu buluntuların haberlerini sizlerle paylaşıyoruz. Bu kez de antik çağdan günümüze gelen kitaplardan en çok bilinen örnekleri sizler için derledik. Her biri artık birer başyapıt olmuş, bin yıllar geçmesine karşın geçerliliğini yitirmeyen eserler. Her biri döneminden verdiği örneklerle günümüze, kendi çağları hakkında eşsiz bilgiler sunuyor.

İşte meraklılarının ilgiyle takip edeceği, kesinlikle kütüphanelerine katmak isteyeceği antik çağdan günümüze kalan kitaplara 5 çok bilindik örnek;

  1. Herodot – Herodot Tarihi: M.Ö. 484-425 tarihleri arasında yaşadığı varsayılan, Halikarnassoslu (Bodrum) Herodot,  gezilerini anlattığı “Historiai” isimli eseriyle, “tarihin babası” unvanını almıştır. 9 kitaptan oluşan eserde, Pers-Yunan Savaşları anlatılır.
  2. Homeros – İlyada ve Odysseia: Smyrnalı (İzmir) kör ozan Homeros, Troia Savaşı’nı anlattığı İlyada destanında; Antik Yunan çağında, dönemin yaşayış, kültür, inanç ve savaşma teknikleri konusunda günümüze kalan bilgiler vermektedir. Odysseia ise Yunan kahramanı kurnaz Odysseus’un Troia Savaşı’nın bitiminde eve dönüş hikayesini bize bırakmıştır.
  3. Thukydides: M.Ö. 5. yy’da yaşayan tarihçi, kendisinin de katıldığı Atina ile Sparta arasındaki Pelopponnesos Savaşları’nı anlatmaktadır. Herodot’a göre kronolojik bir sıra ile neden sonuç ilişkisine dayalı bir anlatım sergilemektedir.
  4. Strabon-Geographika: M.Ö. 64-M.S. 19 yılları arasında yaşamını sürdüren Amasyalı coğrafyacı, gezgin, filozof ve tarihçidir. Tarihin ilk coğrafyacısı kabul edilmektedir. Antik Dünya’yı anlattığı en önemli eseri 17 kitaptan oluşan Geographika’dır. Eserin 12. – 14. kitapları Anadolu coğrafyasına aittir.
  5. Ksenophon- Anabasis: M.Ö. 430-355 yılları arasında yaşayan Atinalı tarihçi ve yazardır. Sokrates’in öğrencisidir. Pers Kralı II. Artakserkses’in kardeşi Genç Kyros’un tahtı ele geçirmeye çalışmakta ve bu iş için savaşan Hellen paralı askerlerin öyküsünü de Ksenophon anlatmaktadır. Paralı askerlerin yurtlarına dönüşünde yaşadıkları konu edilmektedir.

by -
1064

Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı’nın (TINA) “Denizcilik Arkeolojisi” alanında yayın yapan dergisinin 3. ve 4. sayısı yayınladı.

Yılda iki kez yayınlanan dergi, hem Türkçe hem de İngilizce olarak okuyucusuyla buluşuyor. Amacı başta Anadolu kıyıları ve Akdeniz olmak üzere dünyadaki denizcilik arkeolojisi çalışmalarını bir arada sunmak. Arkeologlar, arkeoloji bilimine katkı sunan diğer bilim dallarında çalışan bilim insanları ve arkeolojiye ilgi duyanlar için doyurucu bilgiler sunan yayın alanında bir ilki temsil ediyor.

Derginin yayın kurulunda dünyaca tanınmış önemli isimler yer alıyor
Derginin yayın kurulunda dünyada sualtı arkeolojisi denilince akla gelen en önemli isimlerden biri olan Doç. Dr. Cemal Pulak, Türkiye’nin yurtdışında arkeoloji projesi yapan ender isimlerinden biri olan Doç. Dr. Kaan Şenol, Yenikapı batıkları projesinde önemli çalışmalara imza atan Doç. Dr. Ufuk Kocabaş, Akdeniz kıyılarında sualtı araştırmalarına imza atan Doç. Dr. Harun  Özdaş,  TINA  Vakfı başkanı  Oğuz  Aydemir  ve  başkan  yardımcı  Kenan  Yılmaz bulunmakta.

tina-denizcilik-arkeolojisi-dergisinin-yeni-sayisi-cikti

Dünyanın en önemli fotoğrafçılarından bir tanesi
Derginin fotoğraf editörlüğünü dünyaca ünlü sualtı fotoğrafçısı Donald A.Frey ve Türkiye’nin tanınmış sualtı fotoğrafçılarından Levent Konuk yapıyor. Sualtı görüntüleme akademik danışmanı ise Prof. Dr. Altan Lök.

Editörlüğünü Mehmet Bezdan’ın yaptığı TINA Denizcilik Arkeolojisi Dergisi, basılı olarak ve dijital olarak yayın yapıyor. Dijital platformlarda ücretsiz olarak arkeoloji meraklıları ve bilim insanlarıyla buluşuyor.

2 cilt bir arada
Birinci ve ikinci sayıları kapsayan cilt 1’in ardından üçüncü ve dördüncü sayıları bir arada sunan cilt iki de yayınlandı. Cilt iki birçok önemli makaleyi bir arada sunuyor. Çanakkale Savaşları’nda önemli bir rol oynayan AE2 Denizaltısı üzerine gerçekleştirilen sualtı arkeolojisi çalışmalarını anlatan “Bir Denizaltının Kurtarılması” makalesi tarihin bu önemli kesitini bilim dünyasına sunuyor. Avustralya’ya ait AE2 denizaltısı 1915 Çanakkale Savaşı sırasındaki bir çatışmada Osmanlı torpido gemisi Sultanhisar‘a yenik düşerek batmıştı. Bu olay tıpkı Çanakkale kara savaşlarının bir parçası olan kıyıdaki askeri operasyonlar gibi Türkiye ve Avustralya’yı sonsuza dek birbirine bağladı. Günümüzde AE2 batığının yer aldığı arkeoloji alanında yapılan yoğun araştırma, inceleme ve koruma çalışmaları AE2’nin ve Sultanhisar’ın, mürettebatlarının oynadığı rolün önemini yeniden gündeme getirmiştir. Bir diğer ilgi çekici makale ise Prof. Dr. Mustafa Şahin’in kaleminden 2015 yılında başlatılan “İznik Gölünde bulunan Bazilikaya ait sualtı yüzey araştırmaları”. Makale, İznik Gölü’nde 2014 yılında keşfedilen ve Amerika Birleşik Devleti Arkeoloji Enstitüsü tarafından yayınlanmakta olan “Archaeology” isimli dergi tarafından 2014 yılının en önemli 10 büyük keşfi arasında gösterilen bazilika kalıntısının arkeoloji dünyasına neler sunabileceğini anlatan veriler sunuyor.

“Myndos Doğu Limanı Mendireği” makalesinde ülkemizde yapılan bilimsel projelere çok iyi bir örnek verilirken, “IX. yüzyıl Bozburun Kazısından Ele Geçen Mantar Amphora Tıpalarının Bozulma Durumlarının Tespiti ve Konservasyon Yöntemlerinin Araştırılması” makalesi de konservasyon çalışmlarının en zor alanlarından biri olan sualtından çıkarılan eserlerin korunması üzerine kıymetli bilgiler sunuyor.

Yeni sayıda ayrıca sualtı arkeolojisinin babası olarak anılan George Bass tarafından kaleme alınan “Türkiye’nin Denizcilik Arkeolojisindeki Merkezi Rolü” başlıklı yazı dikkati çekmektedir. Türkiye’nin sualtı arkeolojisindeki yeri üzerine değerli tespitler sunan yazı gerçek bir belge niteliğinde. Ayrıca 2015 yılı kazı sezonunda karasularımızda gerçekleştirilen sualtı arkeolojisi çalışmalarının raporları, Türkiye’de yapılan uluslararası konferanslar, Türkiye’de eğitim veren ve vermeye hazırlanan sualtı arkeolojisi bölümleri hakkında detaylı bilgiler bulunmakta.

Mustafa Koç’ta unutulmadı
Derginin son sayısında Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı’nın kurucu üyesi olan ve 21 Ocak 2016 günü vefat eden Mustafa V. Koç’ta unutlmadı. Koç’un destekleriyle açılan Ankara Üniversitesi Mustafa V. Koç Deniz Arkeolojisi Araştırma Merkezi ile ilgili çalışmalarda dergide yer buldu.

by -
1594

Milattan önce 1800’lü yıllarda ortaya çıkan Babil uygarlığının, yıldızları izlemek için karmaşık geometrik hesaplamalar yaptıkları ortaya çıktı. Karmaşık hesaplamaların ise ilk defa Orta Çağ döneminde 14. yüzyılda Oxford ve Paris’teki bilim insanları tarafından kullanıldığını sanılıyordu.

Science Bilim Dergisi’nde yer alan araştırmaya göre Babilliler gece gökyüzünde Jüpiter gezegeninin hareketlerini izlemek için geometriyi kullanıyorlardı. Babilliler bugünkü Irak ve Suriye topraklarında yaşayan bir uygarlıktı. Babillilerin hesaplamalarını kaydettikleri kil tabletlerde çivi yazısıyla işlenmiş metinler, Babillilerin astronomide çok ileride olduklarını gösteriyor. Babilliler, Jüpiter gece gökyüzünde belirince hızı ve mesafesini ölçmek için trapezoid olarak adlandırılan dört kenarlı şekiller kullanmış.

Araştırmayı kaleme alan Berlin’deki Humboldt Üniversitesi profesörlerinden Mathieu Ossendrijver “Bunu beklemiyordum. Hesaplamaları fizik ve diğer tüm bilim dalları için bir temel oluşturuyor” dedi.

Prof. Ossendrijver 19. yüzyılda çıkarılan British Museum arşivlerinde saklanan beş Babil tabletini inceledi. Prof. Ossendrijver “Gökyüzünde gördükleri şeylerin raporlarını yazmışlar ve bunu çok uzun bir süre, yüzyıllar boyunca yapmışlar. Bu yana yatık dörtgen şekli Jüpiter’in zaman içinde değişen hızının hesaplanmasını sağlıyor. Şeklin bir ekseni, yani yataay tarafı zamanı, diğer ekseni, dikey tarafı da hızı temsil ediyor. Trapezoidin alanı da Jüpiter’in yörüngesinde yaptığı mesafeyi veriyor. Eski zamanlarda olduğu bilinmeyen zamana karşı hareketin soyut hız alanının şeklini gösteren bu grafik, çok yeni birşey.” dedi.

Zaman ve hız kavramları yerine eski Yunanların dünya ve gezegenlerle uzaysal ilişkileri inceleyen “daha düz” bir geometri kullandıkları yönünde kanıtlar olduğunu söyleyen Prof Ossendrijver. bu tekniğin ne kadar yaygın olduğunun bilinmediğini ifade etti. Ossendrijver “Bu daha önce astronomiye yeni bir yöntem getiren tek bir kişi, bir dahi tarafından yazılmış bir tablet olabilir. Ya da bu yöntem farklı alimler tarafından daha yaygın biçimde kullanılıyor olabilir” diye sözlerine ekledi.

Bilim insanları Babillilerin bu tekniği Milattan Önce 350 yıllarında geliştirdiklerini düşünüyor.

29.01.2016 bbc.com

by -
835

Bartın’ın Amasra İlçesi’nde Roma döneminde yapılan ve 2013’de UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’ne alınan tarihi Amasra Kalesi duvarlarına sprey boya ile yazılan yazılar, taşlara zarar vermeden ‘düşük basınçlı kum püskürtme’ yöntemiyle siliniyor.

Bizanslılar, Cenevizliler, Osmanlılar dönemlerinde onarımlar görerek günümüze kadar ulaşan ve Dünya Miras Listesi’ne alınması süreci devam eden tarihi kalenin Boztepe ve Zindan Mahallelerini çevreleyen duvarlarına sprey boya ile yazılar yazıldı. ‘Sormagir’ ve ‘Zindan’ adında iki ana kütleden oluşan kaleyi ilçeye bağlayan Kemere Köprüsü’nün bulunduğu ‘Karanlık Tünel’ olarak bilinen yer ile kalenin çeşitli noktalarında farklı renklerde sprey boya ile yazılan yazılar tepki çekti.

Amasra Kaymakamlığı, Amasra Belediye Başkanlığı ve Amasra Müze Müdürlüğü işbirliğinde, tarihi kalede kirliliğe neden olan yazıların silenmesi için çalışma başlatıldı. Ankara’dan gelen restorasyon firması, duvarlardaki yazıları taşlara zarar vermeden, düşük basınçlı kum püskürtülmesi yöntemiyle temizliyor.

Amasra Müze Müdürü Baran Aydın, “Amasra Kalesi’nin duvarlarına yazılan yazıların ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yaptığımız görüşmeler sonucunda Ankara’dan tarihi restorasyon firmasını Amasra’ya çağırdık. Kaymakamlık, belediye ve müze müdürlüğünün ortak finansmanıyla yazıların silinmesine başlandı. Çalışmamız 2 gündür devam ediyor ve bugün bitecek” dedi.

Baran Aydın, bundan sonra kale duvarlarına yazı yazanların tespit edilmesi durumunda gerekli cezai işlemlerin de uygulanacağını belirtti.

27.01.2016 haberler.com

    by -
    1277

    ABD’nin Arizona eyaletinin Tucson şehrinde yapılan kazılar sırasında ortaya çıkan binlerce yıllık ayak izleri hayrete düşürdü. 2500 yıllık olduğu tespit edilen ayak izlerinin tarlada çalışan çiftçilere ve çocuklarına ait olduğu düşünülüyor.

    Binlerce yıl mükemmel biçimde korunmuş
    2500 yıldır bu ayak izlerinin mükemmel şekilde nasıl korunduğunun cevabı ise çamurlu toprakta bırakılan ayak izleri ile dolu alanın, muhtemelen yakınlardaki bir derenin taşması sonrası tortu ile kaplanması ve ardından oluşan taşlaşmış çamur tabakasında saklı. Çamur tabakasının ayak izlerine zarar vermeden bu izleri binlerce yıldır koruması araştırmacıları şaşkına çevirdi.

    abdde-otoyol-insaati-sirasinda-binlerce-yillik-ayak-izleri-bulundu-2

    Daily Mail’e açıklamalarda bulunan arkeologlar, ayak izlerinin tarlada çalışan Amerikan yerlilerine, çocuklarına ve köpeklerine ait olduğunu belirterek bu izler bize “Binlerce yıl önce yerli Amerikalı çiftçilerin nasıl yaşadıkları ve tarım yaptıkları hakkında inanılmaz ipuçları veriyor “dedi. Arkeologlar, “Ayak izleri o kadar iyi korunmuş vaziyette ki yetişkinlerden birinin çocuğu kucağına aldığını onunla biraz yürüdükten sonra tekrar çocuğu yere bıraktığını dahi tespit ettik” dedi.

    abdde-otoyol-insaati-sirasinda-binlerce-yillik-ayak-izleri-bulundu

    Sahada çalışmalar yapan ekipte bulunan Doug Gann isimli arkeolog ayak izlerinin 400 metrekarelik bir alana yayılı olduğunu belirterek, izlerin kalıplarını ve 3 boyutlu çıktılarını da aldıklarını söyledi. Bu arkeolojik keşfi diğer ayak izi keşiflerinden ayıran şeyin bir bütünlük içinde olması ve çiftçilerin hayatından bir kareyi adeta dondurması olduğunun altını çizen arkeolog Doug Ann, “Bir an sanki aramızdaki binlerce yıla rağmen o insanlarla birlikte olduğumu hissetim” dedi.

    28.01.2016 Yeni Şafak

    by -
    1346

    Mersin’de koruma altına alınan M.S. 330-395 yıllarını kapsayan Geç Roma dönemine ait yaklaşık 1600 yıllık sarnıcın, parsel sahibi tarafından çevresindeki meyve bahçelerini sulamada kullanıldığı ortaya çıktı.

    Kurul kararlarına göre, Mersin’in Erdemli ilçesi Kaba Zeytin mevkiinde çevresinde meyve bahçeleri ve yer yer maki bitki örtüsü olan faal haldeki evde inceleme yapan Mersin Müze Müdürlüğü’nde görevli arkeolog ve müze araştırmacı ekipleri, M.S. 330-395 yıllarını kapsayan Geç Roma dönemine ait yaklaşık 1600 yıllık su sarnıcını keşfetti. Sarnıcın eninin 7 metre, uzunluğunun 8 metre ve 2 kademeli olduğu belirlendi. Sarnıcın içinde ve çevresinde, parsel sahibi tarafından meyve bahçelerini sulamak için motor ve hortumlar kullanıldığı görüldü. Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Mersin Müze Müdürlüğü uzmanlarınca tespit edilen alanın, 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tesciline karar verdi.

    25.01.2016 Milliyet

    by -
    3405

    Geçtiğimiz yıl İstanbul’un İstiklal Caddesi’nde İtalya’nın ünlü ulusal kahramanı Giuseppe Garibaldi adı ile bilinen binanın restorasyonunda Bizans Dönemi’ne ait üzeri kiremitlerle örtülmüş 8 mezar bulundu. Yapılan incelemeler iskeletlerinde bin 800 yaşında olduğunu söylüyor.

    Restorasyon sırasında binanın statik yapısını sağlamlaştırmak için temelleri açılınca büyük bir sürprizle karşılaşıldı. Kiremitlerin arasında bir kafatası görülünce İstanbul Arkeoloji Müzelerine haber verildi. Arkeolog gözetiminde yapılan kazı çalışmasında ilk değerlendirmeler sonucu mezarların Geç Roma – Erken Bizans dönemine ait oldukları tespit edildi. Sonrasında üç iskelet üzerinde yapılan Karbon 14 analizine göre (yaş belirleme testi) bunlardan en erkeni M.S. 4. yüzyıl, en geçinin ise M.S. 6. yüzyıla ait olduğu anlaşıldı. Yani mezarlığa en az 200 sene boyunca definler yapılmış. Ayrıca temel kazıları sırasında Osmanlı ve Bizans dönemlerine ait çok sayıda tabak, çanak, şamdan gibi pişmiş toprak kaplar da bulundu.

    istiklal-caddesinde-restorasyon-sirasinda-bulunan-iskeletler-bin-800-yillik-1

     

    İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü Zeynep Kızıltan, “İstiklal Caddesi, Deva-Perukar Çıkmazı’ndaki binada yaptığımız kazıda tuğla mezarlar açığa çıkardık. Bulunan mezarların tamamında iskeletlerin üzerleri pişmiş toprak mezar kiremitleriyle örtülüydü. Burası daha önce nekropol (mezarlık) olarak kullanılmış. Bu alan üzerine yapılan bina nedeniyle bazı iskeletler tahrip olmuş. Bina duvarları bazı mezarların üzerine oturmuş. Yapılan incelemeler ve bulgular mezarlık alanının yan parsellerde de devam ettiğini işaret ediyor. Biz Beyoğlu’nun 19. yüzyılda konsolosluk binalarının inşa edilmesiyle meskûn olmuş bir bölge olduğunu sanıyorduk. Ortaya çıkan mezarlar Beyoğlu’nun bilinen tarihinin çok daha eskiye uzandığını gösteriyor. En azından M.S. 4–6. yüzyılda bu bölgede bir yerleşmenin ve bu yerleşmeye ait bir mezarlığın varlığı anlaşıldı” dedi.

    istiklal-caddesinde-restorasyon-sirasinda-bulunan-iskeletler-bin-800-yillik-2

    Asırlar öncesinden günümüze ulaşan eserlerle birlikte, bu eserleri kullanan insanların naaşına saygı da ihmal edilmedi. Nekropol ortaya çıkarıldığında Aynoroz’dan gelen Peder Nikolaos ölülerin ruhları için dualar okudu.

    23.01.2016 Hürriyet

     

     

    by -
    1150

    Harput Kalesi Kazı Başkanı Doç. Dr. İsmail Aytaç, Harput’ta yaşayan insanların M.Ö. 8. yüzyıldan Cumhuriyet dönemine kadar kalede üretilen malzemeleri kullandığını belirterek, Avrupa’dan Harput’a, Harput’tan Halep’e ticaret bağlantısı olduğunu söyledi.

    Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi ve Harput Kalesi Kazı Başkanı Doç. Dr. İsmail Aytaç, kalede günlük yaşamda kullanılan birçok buluntuya rastladıklarını dile getirdi. Harput’un iç kalesindeki kazılarda Urartu dönemine ait hayvan biçimli kuplu kaplara rastladıklarını ifade eden Doç. Dr. Aytaç, “Özellikle Roma dönemine ait kahverengi astarlı parçalar, Bizans seramiği dediğimiz sarı seramiklerden, Selçuklu döneminin sırlı seramiklerinden parçalar çıktı. Bunların yanı sıra buluntular arasında turkuaz renkli Beylikler dönemine ait mutfak eşyası, kaplarımız, kaselerimiz var. Fragmanlar halinde de olsa bize dönemi, ölçüleri hakkında fikir verebiliyor. Burada dikkatimizi çeken bir örnekte Avrupa’dan ithal edilen 18. yüzyıl malzemesi seramiklerdir. Biraz daha porselene yakın ürünler ile Çin porselenine ait parçalara rastladık” dedi.

    “İthal malzeme yüksek rütbeli insanların görev yaptığını gösteriyor”
    Harput’ta yaşayan insanların M.Ö. 8. yüzyıldan Cumhuriyet dönemine kadar ürettikleri ve uluslararası ticaretle gelmiş olan ithal malzemeleri kullandıklarını kaydeden Aytaç, “Özellikle ithal malzemenin varlığı burada gelir düzeyi yüksek rütbeli insanların da görev yaptığı noktasında bize bir fikir veriyor. Tabi bunlar içerisinde günlük kullanımdaki tuzluklarımızda her daim her yerde yapılabilen üretimdir. Yerleşim merkezlerinde en fazla karşılaştığımız malzeme, bulgu, pişmiş toprak seramik dediğimiz gruptur. Çünkü bunlar kolay üretiliyor, kolayda kırılıyor. Kırıldıktan sonra tekrar kullanımı dönüşü olmadığı için de bulunduğu yerde kalıyor. Bu bakımdan arkeolojik buluntular içerisinde en fazla buluntu ve bize fikir veren grubu oluşturuyor. Ebatları kullanılan hamur kaliteleri, çeşitleri bakımından çok çeşitlilik gösteriyor. Çok kaliteli ürünlerin yanında yerelde üretilen daha kalitesi düşük malzemeler de kazılarımızda ortay çıkartıldı” diye konuştu.

    harput-tarihin-her-doneminde-ticaretin-merkezi-olmus

    “Yerli ve Avrupa üretimi malzemeler var”
    Aydınlatmada kullanılan kandillerin sırlı ve sırsız örnekleri olduğunun altını çizen Aytaç, şöyle devam etti;
    “Kandiller, özellikle gaz yağından önceki dönemler için vazgeçilmez aydınlatma aletleriydi. Hele hele sarnıçlarda kandil yerlerini tespit etmemiz ve yine sarnıçlarda, zindanlarda bunları elde etmemiz bunların oralarda kullanıldığını rahatlıkla bize gösteriyor. Kaldı ki gravürlerde tasvirleri ve görüntülerine de rastlıyoruz. Mutfak eşyası olarak bizim özellikle fincan ve zarfı 17. yüzyıldan sonra çok Moda olan Avrupa üretimi bir porselen. Kazılarda fincan ve tenekeden zarfıyla beraber çıkan bir örneğimiz var. Ayrıca bakır kahve cezve bulduk. Bunların yerli üretim olduğunu düşünüyoruz. Çünkü vazgeçilmez üretimi olarak geçen sene de Harput’ta çok sayıda atölyelerde potolar, maden cürüfleri materyalleri çıkmıştı. Dolayısıyla bunların burada üretildiğini tahmin ediyoruz. Diğer kısımda bizim günlük mutfakta kullandığımız örnekler, sırlı seramikler var. Bu yeşil seramikler aslında M.S. 11. yüzyıldan 1940’lara kadar bu bölgede üretilmiştir. Üzerinde motifler olduğu zaman dönemi belirleniyor. Yoksa genel bir değerlendirmesi yapılması gerekiyor. Ayrıca bizim sarnıçta bulduğumuz ve Bizans dönemini tariflendirdiğimiz bakır tunç bir sağan gibi büyük bir kasemiz var. Bunun içindeki bazı motifler Bizans sanatında karşımıza çıkıyor. Bu unutulmuş kalmıştı. Sağlam sayabileceğimiz ender sayıdaki bakır ve tunç malzemeden örneklerimizi oluşturuyor.”

    ”Avrupa’dan Harput’a, Harput’tan Halep’e ticaret bağlantısı var”
    Türkler’in gelişiyle beraber Akdeniz ve Karadeniz ticaretinin Anadolu üzerinden devam ettiğini vurgulayan Aytaç, “Böyle bir durumda özellikle Uzak Doğu’dan, Asya’dan gelen malzemelerin alıcısı var. Tabi ki bu ithal malzemeler bu bölgelerde üretilemeyen ürünler açısından daha pahalı olduğu için getirilmiştir. Alıcısı da olmuştur. Avrupa’ya gelince, 1650-1700’lere kadar hep buralardan Avrupa’ya doğru bir şeyler gitti. 1700’lerden sonra Avrupa kaliteyi bizden biraz ileri götürünce oradan bu tarafa doğru mal ithali söz konusu oldu. Buradakilerin talebine göre doğal olarak da bu ürünleri aldılar. Avrupa ürünleri deniz yoluyla Samsun’a, Samsun’dan karayoluyla Harput’a gelen bir güzergahımız var. Yine buradan Diyarbakır üzeri Halep’e giden ya da Malatya, Gaziantep üzeri Halep’e giden bir ticaret bağlantısı var. İpek Yolu bağlantısı var. O yolla gelen ürünler bulunuyor. bugün insana ait ne varsa geçmiş dönemlerde de vardı. İletişimin hızına göre daha geç oluşuyordu, daha az oluyordu ama hep aynı kavram vardı” dedi.

    18.01.2016 Milliyet

    by -
    1264

    Burdur’da, bugüne kadar gün yüzüne çıkarılması adına hiçbir çalışmanın yapılmadığı ‘İstasyon Höyük’ ilgi bekliyor.

    Burdur Tren İstasyonu’nun yanında bulunmasından dolayı ismini buradan alan ‘İstasyon Höyük’ gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Burdur Ajansı’nın hemen yanı başında bulunan 10 bin metrekarelik alan üzerine oturan höyüğün hemen yanında hangi döneme ait olduğu belirtilen boyaları kazınmış, paslı bir levha bulunuyor. Höyük önündeki levhanın yazıları, ancak yakınlaşınca güçlükle okunabiliyor. Yüzeyinde Kalkolitik Dönem’den Roma Dönemi’ne kadar uzanan, bu dönemlere ait bol miktarda çanak çömlek parçasının görüldüğü höyüğün yüksekliği 20 metre civarında, tepe görümünde ve üzeri toprakla kaplı durumda. Yaz aylarında sık sık ot yangınlarının meydana geldiği, zaman zaman ‘şarapçı’ tabir edilen mekansızların mesken tuttuğu höyüğün gün yüzüne çıkarılarak turizme kazandırılması ve çehresinin değiştirilmesi talep ediliyor.

    08.01.2016 Sabah