Göbekli Tepe sayesinde uygarlık tarihinin ilk dönemleri yeniden yazılıyor.

Dünyanın en eski anıtları eski ihtişamını geri kazanıyor: Şu ana kadar keşfedilen en eski tapınak binalarına ev sahipliği yapan Göbekli Tepe, Doğuş Grubu’nun öncülük ettiği yeni bir proje kapsamında tanıtılıp korunacak.

Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alan arkeolojik alan, kazıların başladığı 1995 yılından bu yana bilim insanlarının uygarlığın kökeni üzerine düşünüş biçimini değiştirdiği ve belki de tüm insanlığın tarihini baştan yazabileceği için büyük önem taşıyor. Dekoratif yontulmuş taşları ve T biçimli sütunlarıyla 12 bin yıllık dairesel yapılar, Tarım Devrimi’nden ve hatta çanak-çömlek yapımının icadından bile daha eski.

Bu kadar eskiye dayandıkları için de tarımın uygarlığa yol açtığı fikri altüst oldu. Araştırmacılar daha önce, avcı-toplayıcıların yerleşik düzene geçip ürün yetiştirmesi sonucu ortaya çıkan gıda fazlasının karmaşık toplumların kurulmasına yol açtığını düşünüyorlardı.

Göbekli Tepe bu yaygın anlayışı tekrar tartışmaya açıyor. 1995 yılından itibaren kazının başkanlığı yapan Alman arkeolog Klaus Schmidt, 2014 yılındaki ölümüne kadar, bu yaygın inanışın gerçekte yaşananlara tamamen zıt olabileceğini öne sürmüştü. Yapıları inşa etmek için gerekli işgücü, çalışanlara yiyecek –ve belki de içecek– sağlama yolu olarak tarımın gelişmesine yol açmış olabilirdi.

İsviçre’nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu’nda dün bir açıklama yapan Doğuş Grubu, önümüzdeki 20 yıl içinde National Geographic Society işbirliğinde projeye 15 milyon dolar ayıracağını bildirdi. Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, “Göbekli Tepe tarihin sıfır noktasını oluşturuyor,” şeklinde bir basın açıklaması yaptı.

dunyanin-en-eski-tapinagi-gobekli-tepe-yenileniyor-1

İlk Dini Alan mı?
Alanda yapılan kazılarda ortaya çıkarılan yeni kanıtlar, tarımın icadının uygarlığın başlamasıyla tetiklendiğini savunan Schmidt’in argümanını destekliyor. Her anıtsal yapının ortasında, üzerinde stilize kollar, eller ve peştamal yontuları bulunan iki adet T biçimli sütun yer alıyor. En büyüğünün ağırlığı 16 tonu aşıyor. Bu taşları yontmak ve yakındaki taşocağından taşımak, çok sayıda insan ve hepsini doyuracak miktarda yiyecek gerektiren zorlu bir çaba olmuş olsa gerek.

Arkeologlar, Göbekli Tepe’de sürekli yerleşim olduğuna dair şimdiye kadar herhangi bir kanıt bulmuş değil. Yeni bir tahmine göre burası bölgesel bir toplanma yeriydi. Güney yönündeki dağların ve yaylaların manzarasına hakim bir tepe üzerine kurulmuştu.

Kazıda görevli Alman Arkeoloji Enstitüsü arkeologlarından Jens Notroff, “O dönemlerde, gen havuzunu yenilemek ve bilgi alışverişi yapmak için insanların belli aralıklarla buluşması gerekiyordu,” diye konuşuyor. “Bu simgesel bir yapı. Burada toplanmış olmaları tesadüf değil.”

Göbekli Tepe’deki kaya sütunların, sembollerin ve binaların daha küçük uyarlamaları, buraya 200 kilometre mesafedeki başka yerleşimlerde ortaya çıkarılmış. Adeta Göbekli Tepe katedral, diğerleriyse yerel birer kilise. Avcı-toplayıcılar buluşmak, tapınmak, yeni anıtsal yapılar inşa etmek ve zenginliklerini sergilemek amacıyla şölenler düzenlemek için uzun yolculuklarla buraya geliyorlardı muhtemelen.

“Şölen özelliği, binaları inşa edecek işgücünü çekme açısından en kolay açıklama,” diyor Notroff.

Tepenin daha da derinine inen arkeologlar şölenlere yönelik başka kanıtlar da buldular. Taş yapılar, inşa edildikten sonra toprak, taş ve hayvan iskeletleriyle dolmuştu. Yüzyıllar içinde, bu yıkıntıların üzerine yeni yapılar inşa edilmiş ve böylece insan yapımı bir höyük oluşmuştu. Yıkıntıların içinde, ceylan ve artık soyu tükenmiş olan yaban öküzü de dahil on binlerce kırık hayvan kemiği parçası bulundu. 150 litreden fazla sıvı alabilecek dev taş kaplar ise belki de ilk bira üretimine işaret ediyor.

Artan Turizm
Yeni fonun zamanlaması Göbekli Tepe açısından önemli. Alan uluslararası ün kazandıkça çok turist çeker hale geldi. On yıl kadar önce tepeye ancak bozuk bir toprak yoldan sarsıntılı bir yolculukla ulaşılıyordu. Arada sırada gelen ziyaretçilerin bizzat Schmidt tarafından gezdirildiği de oluyordu.

Bugün tur otobüsleri küçük turizm merkezinin önünde her gün yüzlerce ziyaretçi indiriyor ve tur şirketleri Göbekli Tepe’ye özel turlar düzenliyor. Bir hediyelik eşya mağazası ve bir de otopark var. Yakındaki Şanlıurfa’da ise bir süre önce Türkiye’nin en büyük arkeolojik müzesi açıldı.

Alandaki kazı ve araştırmalar Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Alman Araştırma Vakfı tarafından yapılıyor. Doğuş Grubu’nun sağladığı fonlar, daha büyük, yeni bir turizm merkezi ve ortaya çıkarılan yapıların koruma amacıyla üzerinin kapatılması ve bunların yanı sıra turizmin antik binalara zarar vermemesi için yürüyüş yolları ve çitler inşa edilmesinde kullanılacak.

National Geographic Society Bilim ve Keşifler Müdürü Gerry Garcia, “Şahenk Girişimi ve Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı arasındaki bu etkileyici işbirliği Göbekli Tepe’nin tarihi önemine sadece Türkiye’de değil tüm dünyada yeni bir ışık tutacak,” açıklamasını yaptı.

21.01.2016 nationalgeographic.com.tr