Pazar, Nisan 30, 2017

Monthly Archives: Nisan 2016

by -
2198

Antalya’nın Kaş İlçesi’nde Antiphellos Antik Kenti sınırları içerisine göz göre göre iş makinesi sokup plaj yapmaya kalktılar.

Antalya’nın Kaş ilçesinde, eski hastane binasının da içinde bulunduğu denize sıfır arkeolojik sit alanına iş makinesi soktular. Yeni yapılan bir otelin plajı olarak kullanılacağı öne sürülen alan iş makineleriyle tahrip edilerek kum ve demir iskele malzemeleri yığıldı. Vatandaşların durumu haber vermesiyle önceki gün yetkililer olay yerine gelerek tutanak tuttu. Kıyı yağmasının bir türlü durmak bilmediği Kaş’ta, arkeolojik sit alanına kadar uzanan rant hırsı görenlere bu kadar da olmaz dedirtiyor.

Kaşlılara yıllardır hizmet veren hastane binası bir süre önce Gökseki Mahallesi’ndeki yeni yerine taşındı. Ancak bugünkü ilçenin üzerine kurulduğu Antiphellos antik kentinin sınırlarında yapılan denize sıfır hastane binası, zamanla sit alanı içerisinde kaldı. 1. derece arkeolojik sit alanı statüsüyle koruma altında olan bölgede, antik tiyatro, kaya mezarı ve lahitler bulunurken, alanın denizle buluştuğu yerde Antiphellos Antik Kenti’ni çevreleyen sur duvarına ait kalıntıları yer alıyor.

ağmalanan Alanın Müze Olması Hayal Ediliyordu
Bir süredir kaderine terk edilen ve ödeneksizlik yüzünden bakımı yapılamayan eski hastane binasının, bölgede bulunan Likya dönemine ait kalıntılarının sergilendiği bir müze haline dönüştürülmesi gündeme gelmişti. Ancak Kaşlıların müze hayali kurduğu hastane binasının bahçesinde bulunan ve morg olarak kullanılan yapının bulunduğu alana iş makinesi sokan bir girişimci, deniz kıyısındaki sit alanına kaçak olarak plaj yapmak için kolları sıvadı. İlçe merkezinde merkezinde, herkesin gözü önünde yaşanan bu kıyı ve tarih yağması görenlere bu kadar da olmaz dedirtirken, vatandaşların durumu yetkililere bildirmesiyle tutanak tutularak çalışmaların önceki gün durdurulduğu öğrenildi.

İki yıldır kıyı yağmasının hız kesmediği Kaş’taki bu son rant girişiminin, kıyıya yakın alanda inşa edilen yeni bir otele plaj yapmak amacıyla yapıldığı öne sürülüyor. Kum ve çakıl dökülerek peyzaj düzenlemesi yapılmak istenen kıyının bir bölümünün geçmişte hastane yapılabilmesi için vatandaşlarca bağışlandığı, bir bölümünün mülkiyetinin ise hazineye ait olduğu belirtiliyor. Ancak çivi çakmanın bile yasak olduğu alana fütursuzca yapılan rant saldırısı Kaş’taki yağmanın boyutlarını ortaya koydu. 1999 yılında, bugün plaj yapmak için yağmalanan kıyıda bulunan Kaş Devlet Hastanesi için lağım sistemi yenilenmek istenmiş ancak sit alanı engeline takılan çalışma uzun süren yazışmalar sonucu zaruri olduğu belgelenerek yapılabilmişti.

29.04.2016 haber.sol.org.tr

by -
1998

Tokat’ın Sulusaray ilçesindeki Sebastapolis Antik Kenti’nin üzerinde yer alan 200 evin başka bir alana taşınması için çalışmalar yapılıyor.

Edinilen bilgiye göre, uzun bir aradan sonra 2013 yılında kazı çalışmalarına başlanan antik kent üzerindeki 200 evin ilçe girişindeki 500 dönümlük alana taşınması için Belediye ve Kaymakamlıkça başlatılan çalışmalar devam ediyor.

Sulusaray Belediye Başkanı Halil Demirkol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çalışmaları kapsamında, antik kent üzerindeki evlerin taşınması için ilçede TOKİ’ye 500 dönümlük yer belirlediklerini hatırlattı.

Sebastapolis Antik Kenti
Tokat kent merkezine 69 kilometre uzaklıktaki Sulusaray’da bulunan ve kuruluş tarihi kesin olarak bilinmeyen Sebastapolis Antik Kenti’nin, bazı kaynaklarda milattan önce 1. yüzyılda kurulduğu belirtiliyor.

Roma İmparatoru Trajan zamanında, milattan sonra 98-117 yıllarında, Pontus Galatius ve Polemoniacus eyaletlerinden ayrılarak Cappadocia (Kapadokya) eyaletine dahil edildiği kaydedilen antik kentin, o dönem geçiş yolları üzerinde bulunması ve günümüzde de kullanılan termal kaynaklar sayesinde 2 bin yıl kadar önce Karadeniz’in en büyük 5 şehrinden biri olduğu biliniyor.

Roma İmparatorluğu döneminde çok az şehrin sahip olduğu zenginliğin bir göstergesi olarak para basma yetkisine sahip olduğu ifade edilen Sebastapolis’in, büyük savaşlar, yıkımlar, afetler ve geçiş yollarının değişmesi sonucu eski önemini kaybettiği, zamanla unutulduğu kaydediliyor.

21.04.2016 haberler.com

    by -
    2740

    Tayvan’nın Taichung şehrinde bebeğini kollarında tutan 4 bin 800 yaşında kadın iskeleti bulundu.

    Bir anne ve bebeğine ait iskeletler, Tayvan’ın orta bölümünde yer alan Taichung şehrindeki mezarlarda ortaya çıkarıldı. Mezarda bulunan 48 insan kalıntısının 5 tanesi ise çocuklara ait.

    Keşif hakkında açıklamalarda bulunan Tayvanlı müze yetkilileri, anne ve çocuğunun 4 bin 800 yıldır birbirini kucaklar halde olduğunu belirtiyor. 

    Tayvan Ulusal Doğa Tarihi Müzesi’nde küratör olan Chu Whei-lee “Bu fosil ortaya çıkarıldığında bütün arkeologlar ve çalışanlar şok oldu. Neden? Çünkü anne, kollarında duran çocuğa bakıyordu” ifadelerine yer verdi. 

    Fosillerin, orta Tayvan’da insan yaşantısına dair en eski kanıt olduğu düşünülüyor. Alandaki kazılar Mayıs 2014’te başladı.

    28.04.2016 Haber 7

      by -
      6299

      İspanya’nın güneyindeki Sevilla kentinde su borularının rutin kontrolünü sırasında 19 Amfora içinde Roma dönemine ait sikkeler buldu.

      İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre; sikkeleri inceleyen Sevilla arkeoloji Müzesi Müdürü Ana Navarro, düzenlediği basın toplantısında, “Benzersiz bir koleksiyon, Çok az örneği var. Sikkeler M.S. 3’üncü yüzyıl sonları ile 4’üncü yüzyıl başlarına tarihleniyor. Bronz sikkeler Sevilla yakınlarındaki Tomarres kasabasında 19 amfora içinde bulundu” dedi.

      Navarro, sikkelerin maddi değerine ilişkin net bir rakam vermese de “milyonlarca euro eder” ifadesini kullandı. Navarro, “Size ekonomik bir değer veremiyorum, çünkü sahip oldukları değer tarihi ve bunu hesaplayamazsınız” dedi.

      ispanyada-19-amfora-icinde-roma-donemine-ait-sikkeler-bulundu-2

      Ordu ve memurların harcamaları için kullanıldığı tahmin edilen sikkelerin üzerinde Roma imparatorları Maximian ile Konstantin’in mühürleri bulunuyor.

      Yetkililer, su boruları üzerindeki çalışmaları durdurup, bölgede arkeolojik kazı yapmayı planlıyor.

      29.04.2016 Milliyet

      by -
      3251

      Hatay’da bulunan ve üstünde “Neşeli ol, hayatını yaşa” yazdığı iddia edilen iskeletli mozaik yanlış mı yorumlandı? Ayrıca mozaiğin tarihlendirmesinin de yanlış olduğu iddia ediliyor.

      Hatay’da geçtiğimiz günlerde bulunan iskelet figürlü mozaik arkeoloji ve bilim dünyasında tartışmaya neden oldu. Hatay Arkeoloji Müzesi’nce Anadolu Ajansı’na yapılan açıklama yanlışlarla dolu. Mozaiğin tarihi MÖ 3. yüzyıla ve Helenistik döneme ait olduğu, üzerinde “Neşeli ol, hayatını yaşa” yazdığı ileri sürüldü. Uzmanlar hem tarihin hem de yazının yanlış yorumlandığını düşünüyor.

      Roma Dönemine Ait
      Arkeolog Prof. Dr. Levent Zoroğlu tarihteki tutarsızlığa dikkat çekti. Zoroğlu; “Hem Helenistik hem Roma dönemi açıklaması kesinlikle doğru olamaz. Roma dönemi mozaikleri bunlar. Kilikya bölgesinde örneklerine çok rastlıyoruz. M.S. 3. yüzyıl olması gerekir. Hatay’ın da kuruluş yıllarına geliyor. Helenistik dönemde Hatay’da kalıntı yok. Bu tür mozaikler de olamaz. Antakya doğunun başkenti. M.Ö 3. yüzyıl açıklaması dil sürçmesi olmalı” dedi.

      Sanatçı İsmi de Olabilir
      Eskiçağ ve antik dönem yazıtları uzmanı Prof. Dr. Mustafa Hamdi Sayar, yazının yorum şekline itiraz ederek şunları söyledi: “Mozaik üzerindeki Grekçe yazının tam karşılığı ‘neşe’ demek. İsim yada sıfat anlamında. Bu mozaikte gösterilen kişinin de adı olabilir mozaik yapan sanatçının da. Erkek ismi anlamında. Sonuna büyük ‘H’ harfine benzeyen ‘E’ harfi kullansaydı dişil olurdu. ‘Neşeli ol hayatını yaşa’ gibi bir emir kipi çıkarmak doğru değil. Çünkü orada sadece ‘neşe’ yazıyor. Bir önceki mozaik resmini düşünerek bir ironik anlam çıkarılacaksa da ‘Neşeli bir hayat geçir sonunda iskelet olacaksın’ gibi filozofik yaklaşılabilir. Ama orada resmin iki yanında aslında tek kelime olarak ‘Neşe’ yazıyor.”

      ‘Neşe Yazıyor’
      Kazının bilimsel danışmanı Doç. Dr. Hatice Pamir ise mozaikte ‘neşe’ yazdığını savunuyor: “Tarih ajans haberinde yanlış verilmiş. Mozaik için 3. yüzyıl tarihlemesi yapınca herhalde bu çok eski milattan önce olması gerekir düşüncesiyle verilmiş. Mozaik üzerinde Grekçe ‘neşe’ yazdığı doğru. Temanın bütününe bakınca ‘Neşeli ol hayatın tadını çıkar’ anlamına geliyor. Mozaik bütününde neşelenmeyi, eğlenmeyi öğütlüyor. Tüm bunları yakında yayımlanacak bilimsel makalemde açıkladım. Tartışılması beni sevindiriyor.”

      27.04.2016 Hürriyet

      by -
      5130

      Kayseri’deki Kültepe Höyüğü’nde beşik kertmesi geleneğini anlatan 4 bin yıllık tablet bulundu.

      Kayseri’de bulunan ve 68 yıldır devam eden Kültepe Höyüğü kazılarında çıkan tabletler Anadolu’daki 4 bin yıllık uluslararası ekonomik, siyasi, toplumsal ve kişisel bilgileri aydınlatmaya devam ediyor.

      Kültepe Höyüğü Kazısı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, “Bu tabletlerde ekonomik, siyasi, toplumsal ve hatta kişisel bilgiler, bugünkü Arapça’nın atası olan Akadça’nın Assur lehçesiyle ve çivi yazısıyla yazılmıştır. Şimdiye kadar bulunan 23 bin 500 tablet, eski dünyanın en büyük ve kapsamlı özel şahıs arşivlerini oluşturması ve tüm dünyanın hafızası olması nedeniyle, 2014 yılında UNESCO tarafından, ‘Dünya Belleği Kütüğü”ne’ kaydedilmiştir. Kültepe tabletleri Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, İstanbul arkeoloji Müzesi ve Kayseri Müzesi’nde korunmaktadır” dedi.

      Geçtiğimiz günlerde bulunan 4 bin yıllık tablette ise beşik kertmesi geleneğinin o dönemde de olduğuna dair bilgiler elde edildi. Prof. Dr. Kulakoğlu tablette yazan mahkeme zaptı hakkında şu bilgileri verdi:

      “…..Ahu-waqar ve Zuba şahit olarak bizi tuttular ve Ahu-waqar Zuba’ya şöyle dedi:
      “Kız kardeşim artık büyüdü (evlilik çağına geldi), buraya gel ne Kaniş şehrinde kız kardeşimi eş olarak al (onunla evlen).
      Zuba şu cevabı verdi:
      “Kız kardeşin orada otursun”.
      Ahu-waqar şöyle konuştu:
      “Kaniş şehrinde kız kardeşim hakkında koloni mahkemesinin kararını ver. Sen uzakta bir yerde bulunuyorsun. Kız kardeşim ne zamana kadar Kaniş şehrinde beklesin?”
      Zuba şöyle cevap verdi:
      “Git! Kız kardeşini gönlünün istediği yere (kimseye) kocaya ver.”

      kultepede-besik-kertmesi-gelenegini-anlatan-tablet-bulundu-1

      Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, “Bu mahkeme zaptına göre genç kızın erkek kardeşi, herhalde ağabeyi Ahu-waqar, davalı olan Zuba’yı kız kardeşi ile mahkeme huzurunda evlenmeye davet etmiştir. Çünkü genç kız artık büyümüş, evlilik çağına ulaşmıştır. Kızın erkek kardeşinin bu zorlaması, genç kızın davalıya, daha küçük yaşta iken, herhalde çocukluk çağında, söz verilip nişanlandığını açık olarak ortaya koymaktadır. Genç kızla nişanlanmış olan erkek de herhalde çok genç bir kişi idi. Şimdi onun evlenmekten çekinmesi, zorlanınca da evlenmekten vazgeçmesi böyle yorumlanabilir. Anılan mahkeme zaptında erkeğin mahkeme huzurunda sözlü bir beyanı başka bir deyimle evlenmekten vazgeçmesi aradaki nişanın bozulmasına yeterli olmuştur. Tabletlerde geçen ‘kız büyüdü’ ifadesi, küçük yaştaki kız ve erkeklerin evlenmelerine müsaade edilmediğini, diğer taraftan Anadolu’da bazı bölgelerde hala yaşamakta olan beşik kertmesi adetini akla getirmektedir” diye konuştu.

      26.04.2016 Milliyet

      by -
      1118

      Mersin’in Erdemli ilçesinde, M.Ö. 4. yüzyılda zeytinyağı ihraç merkezi olan Akkale Antik Kenti’nin restorasyonu ve çevre düzenlemesi için proje hazırlığına başlandı.

      Erdemli Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Başkanı Orhan Sarı, Mersin’in Erdemli ilçesinde milattan önce 4. yüzyıla ait Akkale Antik Kenti’nin restorasyonu ve çevre düzenlemesi için proje hazırlığına başlandığını bildirdi. Sarı, antik kentte gazetecilere yaptığı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Mersin Üniversitesinin (MEÜ) işbirliğiyle antik kentte çevre düzenlemesi yapmayı hedeflediklerini söyledi.

      Kanlıdivane Antik Kenti’nde gerçekleştirilen çevre düzenlemesindeki projeyi geliştirerek Akkale’de uygulamak için ön çalışma başlattıklarını ifade eden Sarı, şöyle konuştu: “Erdemli’deki başta Akkale Antik Kenti olmak üzere tarihi ve kültürel değerlerin kalıntılarının ayağa kaldırılmasına katkı sunmak istiyoruz. Oda olarak Akkale Antik Kenti için önce restorasyon, ardından da Kanlıdivane Antik Kenti’ndeki gibi çevre düzenleme projesi hazırlayacağız. Projenin hayata geçmesi ve turizmin hizmetine sunulması için üzerimize düşen göreve hazırız. Bölgemizdeki tarihi değerlerin ayağa kaldırılmasını istiyoruz. Bu konuda proje hazırlayarak Kültür ve Turizm Bakanlığına sunacağız. Kabul görürse Akkale Antik Kenti kalıntıları ayağa kalkmış olacak.”

      Denize hakim noktadaki Akkale Antik Kenti’nin su sarnıcı, hamam, üç katlı mezar ve limanı bulunduğunu belirten Sarı, buranın antik dönemde zeytinyağı ihraç merkezi olduğunu anlattı.

      Zeytinyağı üretim merkeziydi
      MEÜ Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Aydınoğlu da Kanlıdivane Antik Kenti’ni ayağa kaldırmak amacıyla başlatılan çevre düzenleme projesinin tamamlanarak uygulandığını kaydetti.

      Bu projeye danışmanlık yaptığını vurgulayan Aydınoğlu, şunları kaydetti: “Kanlıdivane’de yaklaşık 1 kilometre yürüme yolları, parkurlar ve ziyaretçi merkezleri yapıldı. Engellilerin de gezmesine imkan sağlayan yollar oluşturuldu. Kanlıdivane’nin antik öneminden kaynaklanan bazı özellikleri ayağa kaldırıldı. Burası, antik dönemde bölgenin önemli zeytinyağı üretim merkeziydi. Burada temizlik yapıldı ve zeytinyağı üretim merkezi aslına uygun restore edildi. Zeytinin kırıldığı ve preslendiği mekanlar ortaya çıkartıldı.”

      Aydınoğlu, aynı projenin Akkale Antik Kenti’nde de uygulanması için ön çalışma yapıldığını, Kültür ve Turizm Bakanlığına müracaat edileceğini, uygun görülmesi durumunda projenin hayata geçirileceğini sözlerine ekledi.

      25.04.2016 konhaber.com

      by -
      1091

      Vezirköprü ilçesinde bir inşaatın temel kazısında Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen sütunlar ve blok taşları bulundu.

      Cumhuriyet Mahallesi 517. Sokak’ta bir inşaatın temel kazısı sırasında tarihi taşlar olduğunu fark eden işçiler, çalışmaları durdurarak ilgililere haber verdi. Samsun Arkeoloji ve Etnografya Müzesinden gelen arkeologlar gözetiminde çıkarılan sütun ve blok taşlar incelendi.

      Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen sütun ve blok taşların Samsun Arkeoloji ve Etnografya Müzesine götürüleceği öğrenildi.

      20.04.2016 haberler.com

      by -
      5407

      Peru’nun güneyindeki kurak vadilerde bulunan spiral su kanalları sırrı uydu fotoğraflarıyla çözüldü.

      Dünyanın en kurak bölgelerinden birinde spiral şeklinde açılmış delikler yukarıdan bakıldığında ilginç bir görüntü oluşturuyor. Bu deliklerin ne amaçla açıldığının sırrı ancak uzaydan çekilen fotoğraflar sayesinde çözülebildi.

      Bu spiral huni şeklindeki bu delikler Peru’nun Nazca bölgesinde bulunuyor. Burası Nazca çizgileri olarak bilinen ve toprağa işlenmiş dev geometrik şekilleriyle de ünlü olan bir bölge.

      Su kanalıyla tarım
      Nazca’da yaşayan antik toplumların yıllarca süren kuraklığa rağmen nasıl ayakta kaldığı merak ediliyordu.

      İtalya’daki Çevre Analizi Metodoloji Enstitüsü’nden Rosa Lasaponara, spiral şeklindeki bu yapıların yeraltı sularını çıkarmak için yapılmış gelişkin bir hidrolik sistem olduğunu söylüyor. Bu yapılar sayesinde bu kurak bölge büyük bir dönüşüm geçirdi. Lasaponara ve ekibi spiral yapıların uydu yoluyla çekilmiş görüntülerini ve Nazca bölgesindeki dağılımını ve yakınlarındaki eski yerleşim alanlarını inceledi.

      Bunun üzerine Lasaponara şu sonuca vardıklarını belirtiyor: “Bu yapılar bugün bizim gördüğümüz halinden çok daha gelişkin yapılardı. Bunlar sayesinde yıllar boyunca yeraltı suları kullanılarak dünyanın en kurak yerlerinden biri olan bu vadide yoğun tarım yapmak mümkün olmuştu.

      perudaki-antik-sekiller-uydu-fotograflariyla-cozuldu1

      Rüzgarla su akışı
      Yeraltında birikmiş sular bir dizi kanalla ihtiyaç duyulan yerlere taşınıyor, artan kısmı ise rezervuarlarda saklanıyordu. Su akışını sağlamak için kanalların üzerinde spiral huni şeklinde bacalar inşa edilmişti. Bu huniler sayesinde kanala rüzgar giriyor ve böylece su akışı sağlanıyordu.

      Bu suların tarımda sulama amaçlı kullanımının yanı sıra evdeki ihtiyaçları karşılamak için de kullanıldığı belirtiliyor. Lasaponara, uydu görüntülerini inceleyerek vardığı sonuçları daha sonra yayınlayacak. Araştırmacılar uzun süre bu spiral hunilerin sırrını çözememişti. Karbon yoluyla tarih saptama yöntemi bu kanallarda kullanılamıyordu. Nazca’daki yerleşim bölgesinde bunların kaynağıyla ilgili herhangi bir bilgi de yoktu. Zira Güney Amerika’daki birçok medeniyet yazı kullanmamıştı.

      Spiral hunilerin varlığı, M.Ö. 1000 ila M.S. 750 yılları arasında Nazca bölgesinde yaşayan toplumların oldukça gelişkin olduğunu gösteriyor. Hunilerin inşası özel bir teknoloji gerektiriyordu. Bu işi yapanlar hem bölgenin jeolojik yapısı, hem de suyun hangi dönemlerde azalıp çoğaldığı konusunda bilgi sahibi olmalıydı. Zira bu bölge tektonik fay hatları üzerinde bulunuyordu.

      Toplumsal örgütlenme
      Bu bilgi sayesinde kurak bir bölgenin yüzyıllar boyunca su sorunu çözülmüştü.

      Lasaponara, ünlü Nazca çizgilerinin yapılması gibi huni ve kanalların bakımının da iyi bir toplumsal örgütlenme gerektirdiğini söylüyor. Bu çizgilerin de suyla bağlantılı olduğu sanılıyor. Hunilerin öyle kaliteli inşa edilmiş ki bazıları bugün bile kullanılıyor. Bu spiral huniler, Nazca bölgesinde yaşayan yerlilerin oldukça örgütlü olduğunu, aynı zamanda toplumun hiyerarşik bir yapısı olduğunu gösteriyor. Lasaponara, spiral hunilerin “iktidardaki kişilerin kendi etkileri altında olan topluluklar arasında su dağıtımını kontrol etme” konusunda önemli bir işlev gördüğüne inanıyor.

      Zira yeryüzünün en kurak bölgelerinden birine su taşıma bilgisi, yaşam kaynağının anahtarını elinde tuttuğunuz anlamına geliyor.

      25.04.2016 BBC Türkçe

        by -
        900

        Ukrayna’da 26 Nisan 1986’da meydana gelen nükleer facia sonrasında Çernobil günümüzün Pompeii’si olarak adlandırılıyor.

        20’li yaşlarının ortalarında arkeoloji okumaya başlayan ve bugünlerde 20.yüzyıl terkedilmiş kentler üzerine doktora tezini tamamlamak üzere olan Avustralyalı arkeolog Maxwell, Çernobil’in kendisi için Pompeii olduğunu söylüyor.

        gunumuzun-pompeiisi-cernobil

        The Huffington Post’a yaptığı açıklamada Çernobil üzerine daha önce hiç bir çalışma yapılmadığını farkettiğini ve bunun üzerine araştırma yapmaya karar verdiğini anlatan Maxwell, 6 yıldır Çernobil yasak bölgesiyle birikte Detroit şehrini ve Londra’da yıkılmış ‘Elephant & Castle’ yerleşim alanı üzerine araştırmalar yapıyor.

        Tezinde düşünce tarzı ve maddeselliğin birbirleriyle çatışması ve bunun terk etme sürecine etkilerini ispatlamayı amaçlayan 37 yaşındaki Maxwell; ‘Yaptıklarımız ve yaptıklarımızı söylediklerimiz birbiriyle alakasız. Bu da kayda geçen her hikayeyi bir soruya dönüştürüyor. Yarı gerçek ve yanlı anlatılmış bir olaya inanmaya sürükleniyoruz. Bunu aşmanın yolu fiziksel kalıntıları incelemekten geçiyor’ dedi. En çok Kurchitova Caddesi’ndeki 16 numaralı büyük apatmanı sevdiğini belirten Maxwell, sıra sıra dizilmiş hücrelerde panik anında insanların kaçarken yanlarına aldıkları ve geride bıraktıkları kişisel eşyaların onda merak uyandırdığını söylerken, aynı yerleşim yerini tekrar tekrar kullanacağımızı, şartların zamanla değişeceğini anlamamız gerektiğini vurguluyor.

        Çernobil yasaklı bölgede 2010 ve 2012 yıllarında iki saha çalışması yapan arkeoloğun ilk ziyareti sonrası dönüş yolculuğunda bindiği uçak ani bir motor arızası sebebiyle Singapur’a acil iniş yapmış.

        gunumuzun-pompeiisi-cernobil-1

        26 Nisan 1986’da Ukrayna’da meydana gelen Çernobil nükleer faciası, olay anında onlarca insanın hayatını kaybetmesiyle birlikte etkileri uzun yıllar süren tarihteki en büyük nükleer kazalardan biri olarak değerlendiriliyor.

        Facianın 30.yıldönümünde Maxwell insanlardan bir şekilde tanık oldukları yakın tarihimize ait kalıntılarında tıpkı eki uygarlıklardan günümüze gelenler kadar önemli olduğunun farkına varmalarını ve bölgenin bir gün miras listesine girmesini ümit ediyor.

        24.04.2016 The Huffington Post Çeviri: Ayşen Yolcu