Cuma, Mart 24, 2017

Monthly Archives: Haziran 2016

    by -
    3608

    Japonya’ya yapılan ziyaretten dönerken 1890 yılında Pasifik Okyanusu’nda 550 denizcisiyle batan Ertuğrul Fırkateyni kazılarında birçok yeni eser bulundu. 116 yıl su altında kalan eserler, temizlendikten sonra görenleri hayran bıraktı.

    ertugrul-firkateyni-kazilarinda-yeni-eserler-bulundu-1

    Bodrum Kültür ve Sanat Vakfı (BOSAV) ve Ertuğrul Fırkateyni Kazı Başkanı Kaptan Tufan Turanlı ile Kazı Başkan Yardımcısı İspanyol arkeolog Bertha Lledo’nun başkanlığında Japonya’nın Kuşimoto Kenti’nde 9 yıl önce başlayan kazı ve kurtarma çalışmalarının bu yıl ki ayağı 15 Ocak’ta başladı. Üç hafta süren çalışmalarda, Ertuğrul’un battığı kayalıklardan 200 metre açıkta, 30-45 metre derinlikte yapılan çalışmalarda çıkarılan 450 yeni eserin önemli bölümünün konservasyonu tamamlandı. Bodrum’daki Sualtı Arkeoloji Enstitüsü’nde Lledo ile Türk ve Japon konservatörler tarafından ortaklaşa yapılan çalışmalarda, 116 yıl suyun altında kalan eserler pırıl pırıl yapıldı. Eserler, orijinal haline döndürüldü. Yeni çıkan eserler arasında yer alan bir mayın, subayların kullandığı eşyalar, kol düğmeleri, Osmanlı dönemine ait porselen tabaklar ve Ertuğrul a ait demir ve ahşap aksamlar, makaralar, kapı kolları, musluklar ve toplar temizlendikten sonra görenleri şaşkına çevirdi.

    ertugrul-firkateyni-kazilarinda-yeni-eserler-bulundu-2

    BOSAV ve Sualtı Arkeoloji Enstitüsü işbirliğinde 2007’den beri süren proje kapsamında çıkarılan eserlerin Türkiye ve Japonya’da 11 sergi, 800’ün üstünde gazete haberi ve televizyon programıyla dünyaya tanıtıldığını belirten Lledo, “Bu yılki kazı çalışmalarına çok hızlı başladık. 3-4 ay önce çıkardığımız onlarca eser, konservasyonları tamamlandıkça bizi hayretler içerisinde bırakıyor. Asıl amacımız Ertuğrul’un kasasına ulaşmak, bu yıl Mobil Ertuğrul Laboratuvarı kurmak, Ertuğrul şehitlerinin anısını canlı tutup, Türkiye’nin her köşesine bu değerli eşyaları götürmek. İnsanımıza o günün şartlarında barış ve dostluk götürmek için binlerce mil yol katederek yaşamlarını yitiren subaylarımızın bugün oluşturduğu Türk-Japon dostluğunu anlatmak” dedi.

    29.06.2016 Hürriyet

    by -
    3409

    Ağrı’nın Patnos ilçesinde yapılan operasyonda bir çocuğa ait olduğu düşünülen lahit ele geçirildi.

    Alınan bilgiye göre, Kağızman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Kars Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ve Kağızman İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, tarihi eser kaçakçılığı yapanlara yönelik çalışma başlattı. Yapılan çalışmalar neticesinde tarihi eser pazarlığı yaptığı tespit edilen kişilere yönelik Ağrı’nın Patnos ilçesi ve Kars’ın Kağızman ilçesinde eş zamanlı operasyon düzenlendi.

    Patnos ilçesinde şüpheli Y.S’nin evinde yapılan aramada, odunluk bölümünde 77 santimetre uzunluğunda, 37 santimetre yüksekliğinde ve 35 santimetre genişliğinde çocuk lahti bulundu.

    Olayla ilgili Y.S. ile şüpheli olarak belirlenen Y.A. gözaltına alındı.

    28.06.2016 Anadolu Ajansı

    by -
    4119

    Manisa’nın Salihli ilçesinde bulunan Sardes Antik Kenti’nde 2016 yılı kazı çalışmaları başladı. Antik kentte gün yüzüne çıkartılan sütunlardaki kararmalar özel kimyasallarla temizleniyor.

    Ayakta kalan yapılarıyla dikkati çeken Sardes Antik Kenti’nde, 13 metre genişliğinde giriş takı ve caddelerin ortaya çıkarılması hedefleniyor. Kazıların devam ettiği antik kentte gün yüzüne çıkartılan sütunlardaki kararmalar özel kimyasallarla temizleniyor.

    Kazı Başkanı Prof. Dr. Nicholas Dunlop, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Lidya Krallığı’nın başkenti Sardes Antik Kenti’nde 2016 yılı kazı sezonunun başladığını bildirdi. Sardes Antik Kenti’nde kazı çalışmalarına 1854 yılında başlandığını, belirli aralıklarla devam eden çalışmaların 1958 yılından itibaren bilimsel nitelik kazandığını dile getiren Dunlop, 5 bin yıllık antik kentin Lidya Krallığı’nın yanı sıra Pers, Helenistik, Yunan, Roma ve Bizans kültürünün izlerini taşıdığını söyledi.

    manisadaki-sardes-antik-kentinde-kazi-calismalari-basladi-3

    Paranın basıldığı ilk yer olması nedeniyle Sardes Antik Kenti’nin ticari hayata yön veren bir bölge olduğuna işaret eden Dunlop, kazı anlamında büyük zenginliğe sahip kentin, bugüne kadar ancak yüzde 3’lük bölümünün ortaya çıkarılabildiğine dikkati çekti. Kentte “Gymnasium” denilen hamam ve iyi korunmuş yapılar arasında yer alan ve M.Ö. 5’inci yüzyılın sonlarına tarihlenen Artemis Tapınağı’nda 5 yıllık çalışma programı hazırlandığını bildiren Dunlop, şöyle konuştu: “Artemis Tapınağı’ndaki temizleme çalışmaları ile mermer sütunlar ve yerleşkedeki yapıların kararan kısımlarında temizleme çalışmalarına başladık. Kazılarda ortaya çıkarılan sütunlarda yosunlaşma ve hava şartları gibi etkenlerle kararmalar meydana geliyor. Sütun ve mermerlerin daha fazla kararmasını önlemek, gerçek renklerine döndürmek için temizleme çalışmasına ağırlık verdik. Özel olarak hazırlanan ilaçlarla sütunlar ve mermerler üzerindeki kararmalar mevcut yapıya zarar vermeden tamamen temizleniyor. Temizleme işinde görev alan kadınlar sütunları ilaçlı fırçalarla hassas bir şekilde temizliyor.”

    Şehrin ana giriş kapısı ortaya çıkarılacak
    Prof. Dr. Dunlop, şehrin Lidya dönemine ait giriş bölümündeki kazılarda da ikinci yıla girdiklerini, Roma ve Lidya dönemlerine ait bölümlerde çalıştıklarını belirterek, “Şehrin ana giriş kapısını ve caddelerini tamamen ortaya çıkartmaya çalışıyoruz.” dedi.

    Kazılar sırasında ortaya çıkarılan giriş takının 13 metre genişliğiyle benzer antik kentlere göre oldukça büyük olduğu gözlemini aktaran Dunlop, şu bilgileri aktardı:”Kazı çalışmaları sırasında sürpriz bir şekilde Roma dönemine ait 3 geçişli anıtsal bir taka ait kalıntılara ulaştık. Yerdeki blokların bu 3 geçişli taka ait olduğunu düşünüyoruz. Bugüne kadar ortaya çıkarılan ve bildiğimiz takların en genişi 9,7 metre idi. Anladığımız kadarıyla anıtsal takın orta geçişi bugüne kadar bulunan en geniş tak, ölçüleri orta geçişi 13 metre.”

    manisadaki-sardes-antik-kentinde-kazi-calismalari-basladi-2

    Sardes Antik Kenti
    Salihli ilçesi Sart beldesinde bulunan Sardes, M.Ö. 7’inci yüzyıldan başlayarak M.S. 7’inci yüzyılda erken Bizans dönemine kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yaptı.

    Antik çağda Lidya Krallığı’nın başkenti olan, tarihte devlet güvencesinde paranın ilk basıldığı yer olarak bilinen şehir, tarım, hayvancılık, ticaret ve altın madenciliği sayesinde zenginleşti.

    Hristiyanlığın batıya yayılmasında önemli rol oynayan yedi kiliseden birine de ev sahipliği yapan Sardes’deki kazılarda bulunan eserlerin bir bölümü Manisa Müzesi’nde sergileniyor.

    24.06.2016 Haber 7

    by -
    4046

    Stanford Üniversitesi’nde görevli araştırmacılar, Antik Mısır’dan günümüze ulaşan 3 bin yaşında, son derece iyi korunmuş bir kadın mumyasında karmaşık desenlerden oluşan dövmeler belirledi.

    Üniversitede görevli arkeolog Anne Austin, ABC News’e yaptığı açıklamada mumyanın krallar vadisi olarak bilinen Luxor yakınlarındaki Set Maat köyünde ortaya çıkarıldığını ve Mısır’ın yirminci hanedanı dönemine ait olduğunu söyledi. Omuzlarında, boynunda, kollarında ve sırtında tanrıça Hathor’un inekleri ve Wadjet’in koruyucu ilahi gözü tasvirli dövmeler bulunan mumya, geçen yüzyıl yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkarılmış ancak 2014 yılına kadar dövmeler fark edilememişti.

    Kızıl ötesi ışın sayesinde dövmeleri görebildiklerini belirten Austin, Mısır mezarlarından şimdiye dek üç dövmeli mumya çıkarıldığını, diğer ikisinin geometrik şekiller içerdiğini, sanatçılık olarak bu kadın mumyanın dövmesinin tek olduğunu ilave etti.

    Arkeoloğa göre mumya o dönemde kadınların dine etkin katkılarını ve dini sembollü dövmelerle ileri düzeyde bir role sahip olduklarını gözler önüne seriyor.

    Antik Mısır’da dövme yaparken ne gibi aletler ve mürekkep kullanıldığı henüz tam olarak bilinmiyor.

    27.05.2016 abcnews.go.com Çeviri: Ayşen Yolcu

    by -
    3687

    Kırıkkale’nin Delice ilçesinde buğday ekili bir tarlada, Roma dönemine ait olduğu düşünülen 2 bin yıllık Orpheus mozaiği bulundu.

    Kırıkkale’nin Delice İlçesi’ne bağlı Karalı ve Elmalı köylerini birbirine bağlayan arazi üzerinde yağışlar sonucu oluşan selde tarla yüzeyinin süpürülmesi sonucu, Roma Dönemine ait M.S. 2. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen bir villaya ait mozaik gün yüzüne çıktı. Mozaikte, Orpheus’un sol elinde lir çalar şeklinde, sol tarafta sırttan, altta asasına yaslanarak oturmuş bir erkek, sağ tarafta ise her iki eli yana açılmış bir kadın figürünün resmedildiği tespit edildi.

    kirikkalede-bir-tarlada-2-bin-yillik-orpheus-mozaigi-bulundu-1

    Kazı çalışma alanında incelemelerde bulunan Kırıkkale Valisi Mehmet İlker Haktankaçmaz, gazetecilere yaptığı açıklamada, kazı alanında kurtarma çalışmaları yapıldığını söyledi. Tarlada buğday ekili olduğu için tam olarak altında ne olduğunu bilemediklerini ifade eden Haktankaçmaz, “Buğday hasadı yapıldıktan sonra Ankara’dan gelen ekipler değerlendirme yapacak. Roma döneminde 2. yüzyılda zenginleşmeyle beraber Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bu tür varlıklı insanların evlerinde mozaiklerle, sanat harikası küçücük taşları bir araya getirerek yaptıkları Yunan mitolojisindeki kahramanları olayları anlatan eserleri sahnelemişler.” diye konuştu.

    kirikkalede-bir-tarlada-2-bin-yillik-orpheus-mozaigi-bulundu-2

    Anadolu Medeniyetler Müzesi arkeoloğu Mustafa Metin ise Anadolu Medeniyetler Müzesi Müdürlüğü başkanlığında kurtarma kazı çalışması yaptıklarını vurguladı. Kazıda yaklaşık 48 metrekarelik mozaik alan tespit edildiğini ve bunun 20 metrekaresinin tahrip edildiğini aktaran Metin, şunları kaydetti: “Bu çalışmada villanın ziyafet salonuna ait mozaik taban ele geçti. Mozaik tabanın merkezinde Orpheus resmedilmiş. Fosilet kenarında da hayvan figürleri var. Muhtemelen Persofone ve Hadesle ilgili figürler olabilir. Bu çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Daha sonra bu çalışmaları Ankara bölge laboratuvarı uzmanları tarafından mozaikler sağlamlaştırılacak ve kaldırılarak Ankara’ya götürülecek. Diğer kırılmış parçalarla birlikte onarılarak sergiye çıkarmayı planlıyoruz. Buradaki mozaiklerin M.S. 2. yüzyıla ait olduğunu düşünüyoruz.

    28.06.2016 Hürriyet

    by -
    8050

    İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan ve Pergamon Antik Kenti sınırları içerisinde yer alan Yığma Tepe Tümülüsü, Attalos hanedanının kayıp anıtlarından biri olabilir.

    Bergama kazılarını yöneten Prof. Felix Pirson, en yeni teknolojiyle bu sorunun cevabını bulacaklarını söyledi. Tümülüs’ün boyutlarına bakarak M.Ö. 2. yy dolaylarında yapıldığını ifade eden Pirson, boyutlarının ötesinde mimarlık, mezar hizaları, büyük sunaktaki merdiven boşluğu ile beraber Athena Tapınağı’nın batı cephesini inceleyerek anıtın Attalos hükümdarlarına ait olduğu izlenimi edindiklerini belirtti. 158 metre çapında ve 31 metre uzunluğundaki Yığma Tepe Tümülüsü’nde ilk kazı çalışmaları 1878 yılında arkeolog Alexander Conze tarafından başlatıldı.

    Bergama Parşömen Kullanımı ile Zenginleşti
    Bergama’nın Helenistik Dönemi Kralları, M.Ö. 2 yüzyılda Küçük Asya’nın büyük bir bölümüne hükmetti. Attalos’un ihtişamlı başkenti krallığın zenginliğini ve gücünü simgelemek için abartılı bir estetikle inşa edilmişti.  Önceleri iki nehir arasındaki tepede bir kaleden ibaret olan şehir, kıskanç Ptolemaios yöneticilerinin Bergama’ya papirus ihracatını yasaklamasıyla beraber Bergamalıların parşömen olarak deriyi kullanmayı keşfetmeleriyle zenginleşti. İhracatın yasaklanmasının nedeni olarak Attalos krallarından II. Eumenes’in yaptırdığı kütüphanenin İskenderiye kütüphanesinden daha üstün olmasından çekinildiği rivayet edilir. Bizans dönemine kadar ayakta kalan şehirde arkeologlar o döneme ait mızrak başları, sikkeler ve seramik parçaları da buldu.

    pergamondaki-en-buyuk-tumulus-attlos-3

    Diğer bir göz alıcı mezar ise İlyas Tepesi’nde ortaya çıkarıldı. Adı bilinmeyen fakat önemli bir şahsiyete ait olduğu belli olan mezara 2 bin 200 yıllık kesme taşlardan yapılmış bir tünelden giriliyor. Kemerli odayı çift kanatlı taş kapı ve hayli karışık bronz bir kilit mekanizması koruyor. Ancak ne devasa taşlar ne de kilit sistemi mezarın soyulmasını engelleyememiş. Soygundan arta kalan lahitteki iskelet parçalarından ve hem Helenistik hem de Roma döneminde kullanıldığı bilinen vücut yağı şişesinden mezarın 60-75 yaşlarında M.Ö. 3. yy’ın ikinci yarısında yaşamış bir general veya hanedana yakın biri olduğu anlaşılıyor.

    Bakırçay vadisi’nde ise mezar soyguncuları tarafından tahrip edilmemiş, höyük biçiminde, 30 metre çapında, M.Ö. 3. yy ortalarına ait, biri zengin mezar eşyalarıyla dolu iki ayrı lahit ortaya çıkarıldı. Mezar eşyaları Herakles ilmikli altın meşe yaprağından bir çelenk, Nike kolyesi, yine altından iki köpek başı, demir silahlar, Büyük İskender resimli madeni para ve inanışa göre ölünün yeraltı dünyasına gidebilmesi için kayıkçı Charon’a verilmek üzere sikke bulundu. Bu eşyalarla birlikte gömülen kişinin kimliği bilinmiyor ancak defin adetlerinden Makedonya ile bağlantılı olduğu anlaşılıyor.

    pergamondaki-en-buyuk-tumulus-attlos-2

    Hazinesinin bir çoğunun kaybolmasına ve yağmalanmasına rağmen Pergamon Antik Kenti, bugün hala en güzel Antik Yunan kentlerinin başında geliyor. Bergama hazinelerinin en meşhuru kuşkusuz Berlin’de Pergamon Müzesi’nde sergilenmekte olan Zeus Sunağı’dır. Sunakta bulunan ve II. Eumenes tarafından Galya zaferine ithafen tanrılar ile devler savaşını betimleyen mermer üzerine yapılan freskler, sanat tarihinin en önemli yapıtları arasında sayılmaktadır.

    Bergama’da son günlerde yapılan kazılar ve buluntular başkentin Helenizm’den Bizans’a nasıl geliştiğini, genişlediği, Attalos Hanedanının hüküm gücünü göstermek için estetiği mimarlıkta nasıl kullandıklarını gözler önüne seriyor.

    Felix Pirson’a göre kültürel politikalarıyla ünlü Attalos yöneticileri dostlarını ve düşmanlarını etkileme, onlara gerekli mesajı iletme konusunda sanat ve mimaride estetiğin gücünün farkına varmışlardı.

    15.06.2016 haaretz.com Çeviri: Ayşen Yolcu

    by -
    4886

    Anadolu coğrafyası, gerek jeopolitik konumu, gerekse sahip olduğu verimli topraklar sayesinde insanoğlunun her dönemde tercih ettiği bir yerleşim alanı oldu. İnsan, doğası gereği başlattığı inancı çeşitli şekillerde toplu tapınım alanlarında sürdürdü. İşte Anadolu’nun geçirdiği inanç kronolojisinin en önde gelen mabetleri:

    9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi

    1.Göbekli Tepe
    Şanlıurfa’da yer alan Göbekli Tepe’yi artık duymayan yoktur. Ününü T biçimli sütunlarıyla, dairesel planlı yontulmuş taşlarıyla kazanan Göbekli Tepe, bilinen dünyanın en eski toplu tapınma alanı. Tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanıyor. İnsanların güncel yaşamlarını sürdürmek için çanak çömlek yapımı ya da tarımsal faaliyetlerinden daha fazlasını keşfetmeden önce, en büyüğünün 16 tondan fazla stilize insan biçimli taşlar inşa etmesi, inancın yaşamdaki önemine dikkat çekiyor. Göbekli Tepe, UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası’na aday gösterildi.

    2.Çatalhöyük
    Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra ilçesinin kuzeyinde yer alan Çatalhöyük, 9 bin yıllık tarihi ile Neolitik ve Kalkolitik Dönem’de Yakındoğu’ya ait en büyük köy olarak bilinir.  Müthiş buluntuları ve neolitik dönemi aydınlatması nedeniyle oldukça önemli bir yerleşim yeri olan Çatalhöyük, Anadolu’daki en eski ana tanrıça kült merkezi olarak kabul ediliyor. Ayrıca evlerin içinde boğa başları ve boynuzları gibi bazı kabartmalar bulunuyor. Çatalhöyük’te yaşayanların inanç kültürlerine ait bulguları içinde barındıran bu kutsal mekanların duvarlarında boğa başlarının yanı sıra, boğa figürleri, insan ve diğer hayvanlara ait duvar resimleri yer almakta. Çatalhöyük, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

    9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-2

    3.Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı
    Çorum’un Boğazkale İlçesi’ne bağlı Hitit başkenti Hattuşa’ya 2 km mesafede yer alır. Hititlere ait Orta Anadolu’daki tapınakların en güzel örneklerindendir. Burada “Bin tanrılı” Hitit panteonunun belli tanrıları değil, çok sayıda tanrı ve tanrıça kabartması yer almaktadır.  M.Ö. 13. yy’a tarihlenir. A, B ve C olarak adlandırılan üç galeriden oluşur. Uzun koridorlardan oluşan bu galerilerde tanrılara sunumlar bırakmak için küçük nişler yer alır.

    9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-3

    4.Athena Tapınağı (Assos Antik Kenti)
    Çanakkale’nin, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale Köyü’nde bulunan ve Edremit Körfezi ile Midilli’ye hakim bir tepe üzerine kurulu Athena Tapınağı, M.Ö. 525 yılında inşa edildi. Tapınak baş tanrı Zeus’un çok sevdiği kızı sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiştir. Athena Assos’un koruyucu tanrısıdır. Anadolu’da bilinen ilk Arkaik Çağ Dor düzenli mimari örneğidir. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800’lü yıllarda Amerikalılar tarafından yurt dışına götürülmüştür.

    9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-4

    5.Artemis Tapınağı (Efes Antik Kenti)
    Tanrıça Artemis’e adanan tapınak, İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı, Efes Antik Kenti’nde yer almaktadır. M.Ö. 5. yy’da inşa edildiği sanılan ve Dünya’nın 7 harikası arasına girmiş Artemis Tapınağı’na ait bugün sadece yerini belirlemek adına konulmuş bir adet sütun parçası bulunmaktadır. Dönemin en ünlü heykeltıraşlarının çalıştığı yapıya ait parçalar British Museum’da sergilenmekte. Tapınağın kült heykeli Artemis ise Selçuk Müzesi’nde yer alıyor.

    9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-5

    6.Zeus Tapınağı (Aizanoi Antik Kenti)
    Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi’nde yer alan Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı’dır. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Tiyatroya bitişik stadyum, mozaikli hamamları ve gymnasium, köprüler, nekropol alanları ve borsa yapısı kentin en önemli öğelerini oluşturur. Kentin tapınağı, MS 2. yy’ın 2. çeyreğinde inşa edilmeye başlanmıştır.

    9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-6

    7.Ayasofya
    İstanbul’un sembollerinden olan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.  Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında kubbe yüksekliği ile övünerek 3. kez inşa edilmiştir. 1453’te  İstanbul’un kuşatılması nedeniyle Aysaofya’da Kostantinapolis halkı topluca dua yapmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya dokunmayarak camiye çevirmiştir. 1 Şubat 1935 tarihinde Ayasofya müze olarak hizmete açıldı.

    9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-8

    8.Divriği Ulu Cami
    Sivas’ın Divriği İlçesi’nde yer almaktadır. Cami, türbe, darüşşifadan oluşan yapılar topluluğudur. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiştir. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı kompleksinin Baş Mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’tır.  1985 yılında UNESCO Dünya miras listesine dahil edilmiştir. Üzerinde 25 farklı kubbe modeli bulunmaktadır. Kapılarında ve mimarisinde Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örnekleri işlenmiştir.

    9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-7

    9.Sultanahmet Cami
    İstanbul’da yerli ziyaretçisi kadar yurt dışında da ün yapmış Sultanahmet Cami, içindeki 20 bin kadar mavi, yeşil ve beyaz İznik çinileri ile “Mavi Cami-Blue Mosque” olarak da bilinir. Cami, medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve türbeden oluşan külliye içinde yer almaktadır. Ahmet’in Sedefkar Mehmet Ağa’ya 1609-1616 yılları arasında yaptırdığı cami, Türkiye’nin ilk altı minareli camisidir. Osmanlı Dönemi’nin en güzel, en ihtişamlı camilerindendir. 206 pencere ile cami içi aydınlatılmaktadır. Geniş kubbesinin yükü dört fil ayağı ile yere indirilmiştir.  1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.

    by -
    3452

    Yozgat’ın Sorgun İlçesi, Büyük Taşlık Köyü sınırları içerisinde yer alan Uşaklı Höyük’te (Kuşaklı), bu yıl yapılan kazılarda tapınak ve kale olduğu tahmin edilen iki yapı gün yüzüne çıkarıldı. Uşaklı Höyük, Hitit yazıtlarında bahsi geçen dini merkez Zippalanda olabilir.

    Sorgun İlçesi, Büyük Taşlık köyü yakınlarındaki Uşaklı Höyük’te, 2008 yılında Floransa Üniversitesinden Prof. Dr. Stefania Mazzoni başkanlığındaki ekip tarafından yürütülen kazılarda önemli bulgular ortaya çıkarılıyor. Hitit Uygarlığının etki alanında yer aldığı belirtilen ve geçen yıl yapılan kazılarda 4 bin yıllık çivi yazılı tablet bulunan bölgede, bu yıl aşağı ve yukarı şehir olarak adlandırılan kalıntılar arasında birisi tapınak, diğeri kale olduğu tahmin edilen iki yapıya rastlandı.

    Kazı Başkan Yardımcısı Floransa Üniversitesinden Dr. Valantina Orsi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, daha önce gerçekleştirdikleri yüzey araştırması ile bölgeyi tanımaya çalıştıklarını, höyüğün önemli tarihi özellikler taşıdığını söyledi. Yüzeyinde bulunan çanak, çömlek ve Hititçe çivi yazılı 4 tablet parçasının, höyüğün Hitit döneminde geliştiğini gösterdiğini aktaran Orsi, “Uşaklı Höyük’ün Hitit metinlerinde bahsi geçen Zippalanda olma ihtimali var. Uşaklı Höyük’ün Hitit başkentinden Alişar’a giden yol üzerinde olması, coğrafi konumu ve Kerkenes Dağı’na yakınlığı bu saptamaya uymaktadır. 2013 senesinde Yozgat Müzesi ve Floransa Üniversitesi tarafından yapılan kazılar, 250 metrekare bir alanda büyük bir kamusal yapıyı meydana çıkarmıştır. Binanın derin ve sağlam temelleri vardır.” diye konuştu.

    Tanrıça İştar adı geçtiği tespit edildi
    2015 yılı çalışmaları sırasında ortaya çıkan M.Ö. 2 binin ilk yarısına ait olduğu düşünülen tablette, daha önce alanda bulunan tabletlerden farklı olarak ‘Tanrıça İştar’ adın çok net olarak kullanıldığına dikkat çekildi.

    27.06.2016 Anadolu Ajansı

    by -
    2957

    Antalya’nın Demre İlçesi’nde, Likya uygarlığına ait eserlerin sergilendiği Likya Uygarlıkları Müzesi kapılarını açtı.

    Antalya’nın Demre ilçesinde ziyaretçilerini ağırlayacak olan müzenin açılışına Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’nın yanı sıra Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul Günay, Antalya Valisi Münir Karaloğlu ile çok sayıda vatandaş katıldı.

    antalyada-likya-uygarliklari-muzesi-acildi-1

    Likya Liman Kenti Müzede Canlandırılıyor
    Myra Antik Kenti’nin limanı konumundaki Andriake’de 2 bin 400 metrekareyi bulan ölçüsü ve çatısına kadar ayakta kalmış niteliği ile çok özel bir yapı olan Likya Uygarlıkları Müzesi sekiz salondan oluşuyor.

    Likya tarihini ve coğrafyasını, epigrafisini, sikke, ekonomi ve sosyal yaşamı ile din kültürünü, tarihsel gelişimini içindeki eserlerle günümüze yansıtan ve salonların içeriklerine uygun bilgi panoları, canlandırma ve interaktif sunumlarla da desteklenen Likya Uygarlıkları Müzesinin yedinci salonunda bir Likya liman kenti canlandırılıyor. Likya bölgesinde yapılan kazılardan elde edilen eserlerin sergilendiği tarihi yapı içerisinde yer alan ve kayık simülasyonuyla hareketlendirilen salon görsel olarak müzenin en renkli mekânı.

    Müze’nin kurulmasında Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi ve Myra – Andriake Kazıları başkanı Prof. Dr. Nevzat Çevik’in emekleri çok büyük.

    antalyada-likya-uygarliklari-muzesi-acildi

    by -
    1302

    Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, Augustus Tapınağı ve Hacı Bayram Camii çevresinde, kepçelerle yaptığı yıkım işlemi yargıya taşındı.

    Ankara’nın en eski arkeolojik yapılarından biri olan, 1972’de 1. derece kültür varlığı olarak tescillenen 2 bin yıllık Augustus Tapınağı’nın da içinde bulunduğu bölgeye, Hacı Bayram Camii’nin istinat duvarını yıkmak için iş makineleri girmiş, Kültür Bakanlığı ya da arkeolog gözetiminde yapılmayan işlem kamuoyunda tartışma yaratmıştı.

    Ankara Büyükşehir Belediyesi iş makinalarının sur duvarında yaşanan çökmelerden dolayı 13 Haziran’da alınan Koruma Kurulu kararı çerçevesinde alana girdiğini ve tarihi tapınağa hiçbir zarar verilmediğini savunmuştu.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi, belediyenin alanda kepçelerle yaptığı yıkım işlemini yargıya taşıdı. Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, Ankara 1 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu yetkilileri ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü hakkında Ankara Cumuhriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda, görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal suçu işleyen ilgililer hakkında kamu davası açılması istendi.
    Suç duyurusu dilekçesinde özetle şunlar ifade edildi:
    Arkeolojik sit alanı olan Augustus Tapınağı’nın yakın çevresinde restorasyon’ adı altında gerçekleştirilen yıkım işlemi koruma mevzuatına aykırılık teşkil etmektedir. Zira ekteki fotoğraflardan görüleceği üzere, iş makineleri yıkılan parçaları alırken kontrolsüz ve bilinçsiz bir şekilde parçaların altından da malzeme almaktadır… Bu işlemler esnasında koruma kurulu müdürlüğünden görevli kimsenin bulunmaması koruma mevzuatına aykırıdır.

    25.06.2016 Milliyet