Perşembe, Şubat 23, 2017

Monthly Archives: Ağustos 2016

by -
222

Aksaray’daki Acemhöyük’te, pişmiş topraktan yapılan 4 bin 200 yıllık çocuk oyuncağı bulundu.

Aksaray’ın Yeşilova kasabasında bulunan Acemhöyük’te sürdürülen arkeolojik kazılarda İlk Tunç Çağı’na ait 4 bin 200 yıllık çocuk oyuncağı bulundu. Pişmiş topraktan yapılan çıngırağın, içindeki çakıl taşları sayesinde ses çıkaran bir oyuncak olduğu düşünülüyor.

Konuyla ilgili bilgiler veren Acemhöyük Kazı Başkanı Prof. Dr. Aliye Öztan, çıngırak oyuncağının bu yıl Acemhöyük’te açığa çıkan eserlerden bir tanesi olduğunu belirterek, “İlginç bir örnek. M.Ö. 2200 yıllarına, yani günümüzden 4 bin 200 yıl öncesine ait olan tabakada bulunmuş olan bir çocuk oyuncağı. Pişmiş topraktan yapılmış. Çanta şeklinde. Üstünde bir kulpu olacak. Kenarında da çizilerek yapılmış. Bir bölmenin içinde nokta bezekleri var. Tamamen kapalı. Bunun özelliği ise salladığınız da içine konulan çakıl taneleri sayesinde güzel ses çıkarıyor. Günümüzün plastikten yapılan çocuk oyuncaklarının en eski örneklerinden bir tanesi. Buna benzer önceki yıllarda bulduğumuz başka oyuncaklar da vardı ama tipi farklı. Bu, bu yılın ilginç parçalarından bir tanesi” dedi.

Acemhöyük’te kazı çalışmasının amacını da anlatan Öztan, “Burada çalışma yapmamızın amacı İlk Tunç Çağı’na ait tabakaların geç ve onun altındaki dönemleri bir arada inceleyebilmek. Çünkü bu alanda İlk Tunç Çağı’na ait kentin suru mevcut” diye konuştu.

Acemhöyük’te yapılan kazılar sırasında neler bulunduğunu da aktaran Prof. Dr. Öztan, “Gördüğünüz alanda malzemelerin bir bölümü ele geçti. Yedinci tabakaya ait olan çocuk oyuncağı, kemikten yapılmış kolye tanesi, metalden iğneler ve fincanlar gibi buluntular. Bu alanda farklı tabakalarda ele geçen buluntulardır” ifadesini kullandı.

21.08.2016 İhlas Haber Ajansı

by -
469

Samsun’un Toptepe Mahallesi’nde 15 Temmuz Şehitler Tepesi için yürütülen çevre düzenleme çalışmaları sırasında Helenistik döneme ait mezar odası bulundu.

samsunda-cevre-duzenlemesinde-helenistik-mezar-odasi-bulundu

Canik İlçesi Toptepe Mahallesi’nde 3’üncü Derece Arkeolojik Sit Alanı içerisinde yer alan 15 Temmuz Şehitler Tepesi’nde, Samsun Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanan ve Samsun Müze Müdürlüğü kontrolünde yürütülen proje kapsamında yapılan çevre düzenlemeleri çalışmaları sırasında Helenistik döneme ait tarihi mezar odası bulundu.

Doğal kesme blok taşlardan yığma tekniği ile yapılan, yaklaşık 12 metre uzunluğunda bir koridor ve mezar odasından oluşan tarihi yapı dikkat çekti. Kare bir kapıdan geçilerek girilen mezar odası içinde herhangi bir buluntuya rastlanılmazken, sadece dağınık vaziyette kemik ve odun parçaları bulundu.

SAMSUN’DA HELENİSTİK DÖNEME AİT TARİHİ MEZAR ODASI BULUNDU

Samsun’un en önemli mekanlarından 15 Temmuz Şehitler Tepesi’nin kültür ve yaşam merkezine dönüşeceğini de ifade eden Canik Belediye Başkanı Osman Genç, “Ortaya çıkan Helenistik döneme ait tarihi mezar projemizi daha da anlamlı kılacak. Zira biz yıllardır Samsun’un güçlü bir tarihi geçmişi olduğunu, bu şehrin bir ticaret şehri ve sancak olduğunu dile getiriyoruz. Şehrimizin her yeri bu tür tarihi eserlere sahip. İnşallah 15 Temmuz Şehitler Tepesi daha fazla ilgi çekecektir. 15 Temmuz Şehitler Tepesi böylece tarihle bütünleşecek. Burası Samsun’un tamamının görülebildiği tek yer. İnşallah projemiz bittiğinde ve Samsun’a gelen turistlere, vatandaşlarımıza hizmet verecek” diye konuştu.

30.08.2016 Milliyet

by -
830

Samsun’un Bafra ilçesindeki İkiztepe Höyüğü’nde Helenistik döneme ait kral veya bir komutanın olduğu düşünülen anıt mezar bulundu.

Bafra ilçesindeki İkiztepe Höyüğü’nde yürütülen arkeolojik kazı çalışmaları sırasında 2 bin 300 yıllık anıt mezar bulundu. Helenistik dönem mezarının bir krala veya komutana ait olduğu düşünülüyor. 

İkiztepe Höyüğü’nün üzerine biriken bitki örtüsü nedeniyle bir nevi korunduğunu belirten kazı başkanı Prof. Dr. Önder Bilgi, bu nedenle define avcıları tarafından çok az tahrip olduğunu söyledi. Höyükteki kazılarda ortaya çıkan anıt mezarın ise o dönemde soyulduğuna dikkati çeken Bilgi, “Bu tür tümülüs mezarlar toprak altında olmakta. Bu mezarı galeri tekniğiyle yapmışlar. Üzerinde biz hiç kazı izine rastlamadık. Doğrudan doğruya kapıyı bulup oradan içeri girmişler. Kilit taşını çözünce bütün mezar olduğu gibi göçmüş. Çoğu kaçmış ama iki kişi mezarın kapısında kalmış. Bize ışık tutacak altın sikke bırakmışlar.” dedi.

samsunda-2-bin-300-yillik-anit-mezar-bulundu

Kral ya da komutan mezarı olabilir
Bilgi, kalıntının önemli bir anıtsal mezar olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: “Bu aslında tümülüs tipi mezarın mezar odası. Uzun bir koridor ve iki odadan oluşuyor. Kesme taşlar kullanılmış. Taşları birbirine tutturmak için demir çubuklar ve eritilmiş kurşun kullanılmış. Odaların üzeri tonoz beşik şeklinde, koridorun üzeri ise taşlarla kapatılmıştır. Mezar oluşturulduğu zamandan bir müddet sonra soyularak tahrip edilmiş. Mezar girişinde ele geçirilen altın sikke mezarın tarihini bize verdi. Helenistik dönem, M.Ö. 330’lu yıllara tarihlenebilen bir yapı. Sikke ise İstanbul’da darp edilmiş. M.Ö. 281 yılına ait. İstanbul o zamanlar Byzantium yani kralın ismiyle anılıyor. Sikkenin üzerinde İskender başıyla tanrıça Artemis gösteriliyor. Bölge kralı Lizimaus’un mezarı da olabilir. Bilemiyoruz. Onun komutanlarından ya da bölgesel bir kralın mezarı olabilir.”

Kazılar sırasında mezarın küçük çapta bir restoreden geçirildiğini ancak oluşturulan arkeopark projesi kapsamında mezarın onarımdan geçirilerek turizme kazandırılacağını ifade eden Bilgi, “Mezarın üzeri cam çatıyla örtülecek. Duvarları yıkık taşlarla tekrar tamamlanmaya çalışılacak. Yaklaşık 150 bin lira maliyetle inşallah tamamlayarak halkın ve turizmin hizmetine sunacağız. Kızılırmak Vadisi içinde kaya mezarları var. Ama onlar sıradan mezarlar. Bu tür mezarlar Batı’da çok var ama bu kadar güzeli yok.” ifadelerini kullandı.

Bilgi, mezarın yapım tekniğinin de dönemine göre önemli olduğunu söyledi.

19.08.2016 Haber Türk

by -
567

İstanbul Beyazıt’ta Vezneciler Darülfünun Alt Geçidi Güçlendirme Projesi kapsamında iki sene önce başlanılan çalışmalar sırasında bulunan Bizans Sarnıcı kaderine terk edildi. Girişi çöplerle kapanan sarnıcın çevresi evsizlerin sığınma yeri oldu.

Hristiyanlık öncesi döneme ait olduğu tahmin edilen sarnıcın girişinin bir kısmının inşaat çalışmaları sırasında betonla ve molozlarla örtüldüğü, bu sırada bölgedeki çalışmaların Arkeoloji Müzesi’ne bildirilmediği ve müzeye gelen bir ihbarla, sarnıcının girişi bulunduğu halde inşaatı yapan şirketin burayı kapatmaya çalıştığı anlaşılmıştı.

Müze duruma el koyarak o bölgeye arkeolog göndermiş, Bizans yapısının önü demir perdeyle kapatılmıştı. Darülfünun alt geçidi yenilemesi inşaatı ihalesini onaylayan İstanbul 4 numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, yapının akıbetine karar verecekti. Ancak aradan 2 yıl geçmesine rağmen bir gelişme yaşanmadı. Yapının önünde otlar çıktı. Girişi çöplerle kapandı. Üstünde bulunan atıl bölge evsizlerin sığınma yeri oldu. İçi sokak hayvanlarına barınak oldu.

25.08.2016 Hürriyet

by -
495

Amasya yer alan Oluz Höyük kazılarında Pers dönemine ait 2 bin 400 yıllık ateş tapınağı ortaya çıktı.

Kazı Başkanı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevket Dönmez, “Anadolu’da Pers dönemine ait ateş tapınağı ilk defa bulunuyor. Ateşin kutsal sayıldığı Zerdüşt dininin belki en erken dönemlerini burada arkeolojik olarak saptayabiliyoruz” dedi.

M.Ö. 425-400’lü yıllarda yapılan tapınağın Zerdüşt dininin oldukça erken bir dönemine ait olduğunu gözlemlediklerini ayrıca varlığını 2014 yılından beri bildikleri ancak tümüyle ortaya çıkartılmasının 3 yılı bulduğunu anlatan Prof. Dr. Dönmez, “İran’da bile bu kadar erken döneme ait bir ateş tapınağı yok. İran’daki Zerdüşt diniyle ilgili tapınaklar genellikle Sasani dönemine ait. Burada Pers dönemine ait, Akhaimenid dönemine ait ilk defa böyle bir ateş tapınağı bulduk. Bu tabi din tarihi için çok heyecan verici bir gelişme. Anadolu’nun din tarihi burada değişmeye başlıyor ve Amasya’nın da ne kadar kutsal bir coğrafya olduğunu, dinler açısından da ne kadar önemli bir coğrafya olduğunu burada görüyoruz” diye konuştu.

23.08.2016 Cumhuriyet

 

by -
839

Amasya’da Fatih Sultan Mehmet ile Şehzade Mustafa’nın da aralarında olduğu Osmanlı şehzadelerinin kaldığı saraylar gün yüzüne çıkıyor.

İstanbul Üniversitesi’nde görevli öğretim üyesi Doç. Dr. E. Emine Dönmez’in başkanlığını yaptığı Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı sistematik arkeolojik kazılarında 8. yıla gelindi. Doç. Dr. E. Emine Dönmez, “Yürüttüğümüz kazılarda Kızlar Sarayı mevkisinde ortaya çıkan buluntularda burada yer alan Osmanlı saraylarına ait izler açığa çıkmaya başlamıştır. Bu da varlığı tarihsel kaynaklardan bilinen söz konusu sarayların ilk kez mimari veriler ve buluntularla kimliğini kanıtlamıştır” dedi.

Bu dönem İstanbul ve Mimar Sinan Üniversitelerinden katılan uzman akademisyenlerle öğrencilerin katkılarıyla süren ve Tekirdağ Müzesi’nden Zeynep Göçer’in de bakanlık temsilciliğini üstlendiği kazıları değerlendiren Doç. Dr. Dönmez, “Harşena Kalesi’nin yukarı kale bölümünde devam etmekte olan kazı çalışmalarında Osmanlı dönemi taş döşemeli sokak ve kalıntılarıyla karakterize olan mimari yapılar saptanmıştır. Anakaya üzerine Roma İmparatorluk Dönemi’nde inşa edildiği anlaşılan bir tapınak ya da sur temeli olduğu düşünülen önemli bir yapının sonraki yerleşimciler tarafından tahrip edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. 2015 çalışmaları sırasında anıtsal bir duvar üzerinde saptanan dört adet altın Memluk sikkesi hem Anadolu hem de Osmanlı arkeolojisine önemli katkılar yapmış, hem de 15. yüzyıla ait mimari kalıntıların doğru saptanmasına yardımcı olmuştur. 2016 dönemi çalışmaları sırasında ele geçen çok sayıda İznik üretimi Haliç işi çini seramiğin yanı sıra Osmanlı dönemine ait altın bir sikke dikkat çekicidir. Bunlara ek olarak metal kemer tokaları ile zırh süsleri ele geçmiştir. Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı sistematik arkeolojik kazıları bugüne kadar açığa çıkan kalıntı ve buluntuları ile Demir Çağı, Danişmend, Selçuklu ve Osmanlı arkeolojisinin yakın geçmişe oranla çok daha iyi algılanmasını sağlamıştır” diye konuştu.

Dönmez, Şehzade Mustafa’nın da aralarında olduğu tahta çıkamayan 5 şehzadenin yanı sıra padişah olan Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed, II. Murad, Fatih Sultan Mehmed ile II. Bayezid’ın Amasya’da valilik yaptığını, Yavuz Sultan Selim’in bu şehirde doğduğunu ayrıca Kanuni Sultan Süleyman’ın da devleti bir kış boyunca Amasya’dan yönettiğine değindi.

25.08.2016 İhlas Haber Ajansı

by -
476

İstanbul’un Küçükçekmece Gölü havzasında bulunan Bathonea Antik Kenti’nde 2016 yılı kazı sezonu başladı.

istanbulda-bathonea-antik-kentinde-calismalar-suruyor

M.Ö. 2 bin yılına ait izleri taşıması nedeniyle İstanbul’un tarihi kronolojisindeki boşlukları dolduran Küçükçekmece Gölü havzasındaki antik kent Bathonea’da kazı sezonu başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) işbirliğiyle gerçekleştirilen kazılar, bu yıl da KOÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında yürütülüyor. Bilim Heyetinde KOÜ Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Tuba Ökse, Prof. Dr. Ayşe Çalık Ross ve Yrd. Doç. Dr. Erdal Ünal’ın yer aldığı kazılara Selçuk Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi ile çeşitli araştırma gruplarından 100 civarında bilim insanı ve öğrenci katılıyor.

Kazı başkanı Doç. Dr. Şengül Aydıngün yaptığı açıklamada, Bathonea’daki kazı sonuçlarının şimdiye kadar tarih ve arkeoloji biliminin yanı sıra tıp tarihi ile farmakoloji ve yer bilimlerine pek çok yeni bilgi sunduğunu vurguladı. Bathonea kazıları ile bugüne kadar antik liman yapıları, İmparator Büyük Konstantin tarafından yaptırıldığı düşünülen dev bir açık sarnıç, bir kale kalıntısı ve tabanları mozaik kaplı büyük bir saray-manastır kompleksi, yer altı su kanalları ile antik yolların gün yüzüne çıkarıldığı bilgisini veren Aydıngün, “Bu yapıların içlerinde ele geçen küçük objeler, seramikler, amforalar yüzyıllar boyu Akdeniz’in batısından doğusuna kadar İspanya, İtalya, Sicilya, Fas, Mısır, Lübnan, Fenike, Suriye, Ege adaları gibi pek çok antik merkezle Karadeniz arasında yapılan yoğun bir deniz ticaretinin varlığını ortaya koydu.” ifadelerini kullandı.

Aydıngün, Kültür ve Turizm Bakanlığının bu sezonki kazılarda büyük liman ve su altı çalışmaları için izin verdiğini, bu nedenle çalışmaların su altı ağırlıklı gerçekleştirileceğini aktararak, Selçuk Üniversitesi Su Altı Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Yrd. Doç. Dr. Hakan Öniz başkanlığındaki ekibin büyük limanda kazı çalışmalarına başladığını kaydetti.

Bathonea kazılarının geçen yıllarda Trakya’da ilk kez Hitit izlerini sunan bölge olması açısından da bilim dünyasında oldukça heyecan yarattığına dikkat çeken Aydıngün, “2016 yılı kazıları, Kocaeli Üniversitesinin de içinde bulunduğu Marmara Bölgesi’nin tarihsel kronolojisindeki boşlukları dolduracak kanıtlar sunacak proje olma yolunda ilerlemektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

22.08.2016 Haber Türk

by -
502

İzmir’in Torbalı ilçesindeki Metropolis Antik Kenti’nde son derece iyi korunmuş  bin 900 yıllık tuğla tonoz yapısı ortaya çıkarıldı.

izmirdeki-metropolis-antik-kentinde-bin-900-yillik-tugla-tonoz-yapisi-bulundu

Torbalı İlçesi’ndeki Yeniköy ve Özbey mahalleleri arasında yer alan Metropolis Antik Kenti’nde yürütülen kazılarda, iyi derecede korunmuş tuğla tonoz yapı ortaya çıkarıldı. Hamam-palaestra kompleksine ait olan bu yapının 1900 yıllık olduğu bildirildi.

Geçtiğimiz yıl ören yeri statüsü kazanan Metropolis’te, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serdar Aybek başkanlığında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi ve Yaşar Üniversitesi’nden akademisyenlerin de katıldığı 25 kişilik bilimsel bir heyet ile yürütülen çalışmalarda ortaya çıkartılan Roma Hamamı- Palaestra Kompleksi’nin 5 bin metrekarelik bir alana yayılmış olduğu kaydedildi. Hamamın caldarium (sıcak su banyosunun yapıldığı yer) bölümünde yer alan havuzlara sıcak su servisinin gerçekleştirildiği yer olduğu tahmin eden yapının, inşa tekniği açısından Efes’teki Vedius Gymnasiumu ile birbirine benzemesi, her iki yapının da aynı usta ekibi tarafından inşa edildiğinin göstergesi sayılabileceği belirtildi.

izmirdeki-metropolis-antik-kentinde-bin-900-yillik-tugla-tonoz-yapisi-bulundu-1

Metropolis Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Serdar Aybek, konuya ilgili şu bilgileri verdi: “2013 yılı kazı sezonunun sonlarında başlanan servis koridoru çalışmaları büyük oranda tamamlanmıştır. Metropolis’deki tuğla tonozlu bu yapının çok benzer ve daha büyük ölçekli bir örneğini Efes Antik Kenti’nde görmekteyiz. İnşa tekniği ve iki kent arasındaki mesafenin kısa olmasının yanı sıra, her iki yapının da Antoninus Pius Hanedanlığı Dönemi’nde inşa edilmiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda, aynı mimar veya usta ekibinin her iki yapıda da çalışmış olduğunu düşünebiliriz. Bu benzerliği hem yapının işçiliğinde, hem de çok geniş bir alana yayılmış olan, geometrik desenli mozaiklerin işçiliğinde görebilmek mümkündür. Ancak bu savımızı destekleyebilecek herhangi bir epigrafik buluntuya henüz rastlayabilmiş değiliz. Dünyanın en iyi korunmuş tuğla tonozlu servis koridorlarından biri olan bu mekanın tamamen ayakta olması, arkeoloji bilimi adına büyük bir nimettir. Tonozun teras bölümü dahi tamamen korunmuştur ve geçtiğimiz yıllarda bu terastaki sıva üzerinde tespit edilen, keçi veya oğlak tarzı bir hayvan ile bir delikanlıya ait olduğu düşünülen 2000 yıllık ayak izleri sözlü ve yazılı basında ciddi bir gündem oluşturmuştu” dedi.

Doç. Dr., Aybek, aynı zamanda hamam kazıları ile ilgi olarak, şunları söyledi: “M.S. 2. yüzyılda, Roma imparatorlarından Antoninus Pius zamanında, hamam genişletilmiştir. Genişletme esnasında eklenen ve değiştirilen yeni bölümler sadece yıkanma ile ilgili değil, yeme-içme faaliyetlerinin de gerçekleştirildiği büyük salonlardır. Halk burada yıkanma ihtiyaçlarının yanında bütün günü geçirebilecek aktivitelerde bulunabiliyordu. Bir bakıma bu hamam yapılarını, halk için birer sosyalleşme alanı, cazibe merkezi gibi düşünmek gerekir.”

Önceki yıllarda gerçekleştirilen çalışmalarda hamamın caldarium (sıcaklık bölümü), tepidarium (ılıklık bölümü), frigidarium (soğukluk bölümü), ziyafet mekanları, mermer ve mozaikli salonları, palaestra (spor alanı) ve mozaikli portikoları ortaya çıkarılmıştı.

22.08.2016 Doğan Haber Ajansı

by -
551

Bursa’da bir tarlada bin 500 yıl önce ait dev küp bulundu.

Bursa’da bir çiftçi, tarlasını sürerken 1500 yıllık olduğu tahmin edilen bir küpe rastladı. Domates hasadı ardından traktörle tarlasını sürerken göçük fark eden çiftçi, önce bunun bir kuyu olabileceğini düşündü. Traktöründen inerek çukurun yanına giden çiftçi ağzı yassı taşla kapalı büyük bir küpün olduğunu fark etti. Çiftçinin haber vermesi üzerine tarlaya gelen jandarma tarihi eser olması nedeniyle küpün uzmanlar tarafından çıkartılmasına karar verdi.

bursada-bin-500-yil-once-yapilmis-15-metrelik-dev-kup-bulundu

Bursa’dan gelen uzmanlar tarafından Jandarma gözetiminde yapılan kazı sonucu, çıkarılan küp incelenmek üzere Bursa Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü’ne götürüldü. Kapağı açılan küpün boş olduğu da belirlendi.

Yapılan ilk inceleme sonucu Roma dönemine ait ve 1500 yıllık olduğu tahmin edilen 1,5 metre yüksekliğindeki küpün ağız genişlik çapı ise 55 santimetreye yakın olduğu tespit edildi.

20.08.2016 ntv.com.tr

by -
337

Muğla’nın Yatağan ilçesinde yer alan Stratonikeia Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmalarında bin 500 yıl öncesine ait mermer kilise tabanı bulundu.

Yatağan’da “Gladyatörler Kenti” olarak da bilinen Stratonikeia Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmalarında depremlerin etkisiyle yıkılan ve 5 döneme ait eserlerin çıkarıldığı Batı Caddesi’nde bin 500 yıl öncesine ait mermer kilise tabanı bulundu.
 
Stratonikeia Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Bilal Söğüt yaptığı açıklamada, 3 bin yıllık yerleşimle ilgili bulgular tespit ettikleri antik kentte, Helen, Roma, Bizans, Anadolu beylikleri, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinden kalan yapıların bir bütün olarak korunduğunu söyledi. Söğüt, kentte yürütülen kazı çalışmalarında, Roma hamamından tapınağa, Selçuklu camisinden Türk evine her yapıyı aşamalar halinde gün yüzüne çıkardıklarını anlattı.

Kazı çalışmalarının büyük bir bölümünü kentin Batı Caddesi olarak adlandırılan alanda yürüttüklerini belirten Söğüt, “Buranın başlangıç bölgesinde mezarlık alanı bulmuştuk. Öncesinde burası bir kiliseydi. Şimdi hem mezarların hem de kilisenin bulunduğu alanı ortaya çıkarıyoruz. Şu anda da kilisenin taban döşemelerini ortaya çıkarmaya başladık” dedi.
 
“İlk defa bu şekilde bir döşemeye rastladık”
Kazı çalışmalarının yürütüldüğü bölgenin Helenistik dönemde var olan caddelerden olduğunu anlatan Söğüt, “Bölge, 4. yüzyılda deprem sonrası terk edildikten sonra alana tekrar bir kilise inşa edilmiş. Şu an ulaştığımız ilk verilere göre kilisenin 7. yüzyılın ilk yarısına kadar devam ettiğini, ondan sonra da bu alanın mezarlık olarak kullanıldığını tespit ettik. Şu an biz mezarların bittiği ve kilisenin başladığı seviyedeyiz” diye konuştu. Kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan kilise tabanının şimdiki verilere göre günümüzden yaklaşık bin 500 yıl öncesine ait olduğunu kaydeden Söğüt, şöyle devam etti: “Kazı çalışmalarında orijinal bir zemin döşemesine rastlamış bulunmaktayız. Buradaki zemin döşemesi diğer bulunan alanlardan farklı. Döşemeler plaka mermerlerin geometrik şekilde döşenmesiyle oluşturulmuş. Burada farklı geometrik motifler bir araya getirilerek bir bütünlük oluşturulmuş. Kent içerisinde ilk defa bu şekilde bir döşemeye rastladık.”

20.08.2016 TRT Haber