Cumartesi, Mart 25, 2017

Monthly Archives: Ekim 2016

by -
313

Antalya’nın Demre İlçesi’nde yer alan Myra – Andriake Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarında dört oda mezar ortaya çıktı.

Antalya’nın Demre İlçesi’nde alüvyon altında bulunan Myra-Andriake Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarında 4 oda mezar gün yüzüne çıkarıldı. Myra – Andriake Antik Kenti Kazı Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik, 10 metreye kadar alüvyon altında yer alan antik kentte 4 yıl önce çalışmalara başladıklarını aktardı. Prof. Dr. Çevik, antik kentte Likya dönemi kaya mezarları, Roma dönemi tiyatrosu, Bizans dönemi Aziz Nikolaus Kilisesi, çok iyi korunmuş şapel duvarındaki fresko, Andriake liman tesisleri, Bizans dönemi boya maddesi üretim tesisleri, su kanalları, sarnıçlar, 2 bin 300 metrekare büyüklüğündeki granariumun gün ışığına çıkarıldığını kaydetti. Prof. Dr. Çevik, antik kaynaklara göre büyük bir Artemis Tapınağı ile henüz duvarı kısmen görünen piskoposluk sarayı bulunduğunu da belirtti.

Aziz Nikolaus’un ‘Batık Şehir’ olarak da tanımladığı Myra’da 2016 kazı çalışmalarında 4 oda mezar kazıldığını kaydeden Prof. Dr. Çevik, Roma dönemine ait oda mezarlarda bölgede ilk kez rastlanılan iç mimari düzenlemelerle karşılaştıklarını ifade etti.

Oda mezarında çok sayıda sikke
Mezarların üzerlerinde iskelet parçaları, bazı buluntuların günışığına çıktığını kaydeden Prof. Dr. Çevik “Altın küpeler mezar ailesinin kadın üyelerine ait. Bunun dışında seramik eserler, cam koku kapları vardı. Bunlar bir mezarda beklenen olağan buluntular. Kazdığımız 4’üncü oda mezar ise granariumla sinagog arasında limana bakan seçkin bir konumdaki Andriake’nin en büyük oda mezarı. Bu mezar diğerlerinden farklı olarak ortasındaki tek anıtsal lahitle düzenlenmiş. Definecilerin parça parça ettiği lahdin 33 parçasını bulabildik. Bu parçaları sanal ortamda birleştirince çok nitelikli bir lahit olduğu anlaşıldı. Lahdin altında bir de alt mezar odası vardı. Üst katmanda ise bu mezarın yapıldığı döneme ait olmayan Heraclius Dönemi’ne ait çok sayıda sikke bulduk” dedi.

Likya’nın en önemli tiyatrosu
Myra’daki çalışmalarda tiyatroya çok emek verdiklerini de anlatan Prof. Dr. Çevik tiyatronun tüm bölgenin en büyük ve nitelikli binası olduğunu ifade etti. Uzun ve ağır çalışmalarla tüm sahne binası ortaya çıkarıldı. Kazıda çıkan binlerce mimari bloğun yerlerini saptanarak restitüsyonu tamamlandı. Restorasyonun tamamlanması durumunda muhteşem bir tiyatro ortaya çıkması bekleniyor.

28.10.2016 Birgün

by -
328

Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı’da bulunan Apollonia ad Ryndacum Antik Kenti’ndeki çalışmalarda Roma dönemine ait 2400 yıllık mezarlar gün ışığına çıkarılıyor.

Nilüfer Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğü arasında imzalanan protokol çerçevesinde yürütülen çalışmalarda, Apollon Krallığı’nın merkezi olarak bilinen Gölyazı’da 2400 yıllık mezarlar gün yüzüne çıkartılıyor. Apollonia ad Ryndacum Antik Kenti’ndeki arkeolojik çalışmalarda antik yollar, doğal kayalardan kesilmiş lahit tekneler, antik surlar gibi birçok eser ortaya çıkarıldı.

bursada-2-bin-400-yillik-roma-mezarlari-ortaya-cikti-1

Nekropol alanında yapılan arkeolojik çalışmalarla binlerce senelik mezarların gün yüzüne çıktığını belirten Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, “Buradaki mezarlar dışarıda yapılmış değil, tamamen mevcut kayanın yontulması ve oyulmasıyla oluşturulmuş. Yine mevcut alanda bulunan taşların yontulmasıyla mezar üzerine kapak yapılmış. Aynı mezar üzerine oyularak yazılar yazılmış. Bazılarında cinsiyetiyle ilgili belirleyici ifadeler kullanılmış. Çocuk mezarları ise kerpiçten yapılmış. Kimi mezarlarda ise vefat eden kişinin eline küp verilerek defnedildiği görülüyor. Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin’in danışmanlığını yaptığı kazılar sayesinde bu topraklarda 2400 yıl önce yaşayan insanların hayatı, ticaret ve dini inançlarına dair çok önemli bulgular elde ediyoruz” dedi.

23.10.2016 ntv.com.tr

by -
298

Kırklareli’de 24 yıldır devam eden Aşağı Pınar Höyüğü kazılarında, Avrupa’nın ilk çiftçilik hayatının temellerinin Trakya’da atıldığı tespit edildi.

avrupanin-ciftciliginin-temeli-anadolu-ve-trakyada-atilmis

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan başkanlığında, Pınar Mahallesi Asilbeyli köyü yolu üzerinde gerçekleştirilen kazılarda, Avrupa’nın ilk çiftçilik hayatının Kırklareli’de geliştiğine ilişkin önemli bilgilere ulaşıldı. 

Kazı çalışmalarının 24 yıldır sürdürüldüğünü belirten Prof. Dr. Özdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aşağı Pınar Höyüğü kazılarının bilim dünyası açısından son derece önemli olduğunu söyledi. Kazı çalışmalarında Anadolu’da gelişen ilk tarımın bölgeye gelişini ve Avrupa’nın ilk çiftçilik hayatının temellerinin atılmasını gün yüzüne çıkardıklarını vurgulayan Özdoğan, bölgedeki ilk tarım ve hayvancılığı incelediklerini kaydetti.

“İlk tarım hayatının Anadolu’dan geldiğini biliyoruz”
İlk yerleşimi anlamaya çalıştıklarını aktaran Özdoğan, şunları kaydetti: “Elimizdeki verilerde, buradaki ilk yerleşim M.Ö. 6 bin 200’lü yıllar civarı. Yani günümüzden 8 bin 200 yıl evveli. İlk tarım hayatının buraya Anadolu’dan geldiğini biliyoruz. Anadolu’dan buraya evcil koyun, keçi, domuz ve sığırı da beraberinde getiriyorlar. Buğday ve mercimeği de yanlarında getirdiklerini gördük. Getirdikleri buğday ve mercimeğin tarımını yaparken, evcil hayvanları da yetiştiriyorlar. Kısa bir süre sonra domuz, ala geyik ve karaca gibi hayvanları avlayarak beslendiklerini gördük. Anadolu’da başlayan tarımın, Kırklareli’nde temelleri atılan ilk çiftçiliğin Avrupa’ya hızla yayıldığını tespit ettik. Tarımın, Aşağı Pınar’a gelerek Avrupa’nın ilk çiftçi yaşamının burada geliştiğini görüyoruz. İngiltere’ye, İskandinavya’ya kadar giden çiftçi yaşamının, burada oluşum sürecini aşama aşama görüyoruz.”

Prof. Dr. Özdoğan, Anadolu’nun Avrupa kültürüne çok şey kattığını aktararak, Anadolu ile Avrupa’nın temas noktasının Aşağı Pınar olduğuna işaret etti.

İlk çiftçilik hayatını gün yüzüne çıkarmanın mutluluğunu yaşadığını aktaran Özdoğan, buraya yerleşen ilk insanların geniş doğa, avlanma ve elverişli tarım nedeniyle mutlu olduklarını ve hiç bir savunma tertibatının bulunmadığını gördüklerini vurguladı.

20.10.2016 Anadolu Ajansı

by -
270

Cihangir’de bulunan ve Sanatkarlar Parkı olarak da bilinen Roma Parkı’nda ‘Cihangir Sosyal Tesisi’ yapmak için başlayan yıkım çıkan eserler nedeniyle durduruldu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Cihangir’de bulunan Sanatkarlar Parkı olarak da bilinen Roma Parkı’nda ‘Cihangir Sosyal Tesisi’ yapmak için sabah saatlerinde başlayan yıkım, arkeolojik kalıntıların bulunması ve mahalle halkının tepkileri üzerine durduruldu.

Belediye ekipleri iş makineleriyle sabah saatlerinde Roma Parkı’na gelerek yıkıma başladı. Cuma gününden bu yana yıkıma karşı parkta nöbet tutan mahalle halkı ve Beyoğlu Kent Savunması üyeleri ise iş makinelerinin alandan çıkarılmasını isteyerek belediye ekiplerine teki gösterdi.
Arkeolojik sit alanı ilan edilen ve kazı sırasında da tarihi eser bulunan parkta yapılmak istenen inşaat için bölge halkı ve Beyoğlu Kent Savunması üyeleri ruhsat görmediklerini ve kendilerine herhangi bir açıklama yapılmadığını vurguladı. Yıkım nedeniyle polis ile mahalleli arasında arbede yaşandı. Bu sırada Beyoğlu Kent Savunmasından Deniz Özgür gözaltına alındı. Polis mahalleliyi zorla alandan çıkararak iş makinelerini soktu ve bölgede çalışmalar başladı. Bu sırada alana ilişkin ruhsat getirilerek alanın girişine asıldı ve çalışmalar devam etti.

Mahalleli, alanın yeşil alan olarak korunmasını çalışmaların da arkeologlar eşliğinde tarihi dokuya ve ortaya çıkan kalıntılara zarar verilmeden yapılmasını istedi. Mahalle halkının tepkisi üzerine Cihangir Güzelleştirme Derneği Başkanı, Arkeolog Bensen Ünlüoğlu’nun gelmesiyle belediye ekipleri ile görüşme başladı. Ünlüoğlu alanda bulunan tarihi eserler hakkında ekiplere bilgi vererek çalışmaların durmasını istedi.

Ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın talimatıyla çalışmalar durduruldu.
Arkeolog Bensen Ünlüoğlu, kazı alanında ‘Osmanlı Seramiği’ çıktığını belirterek, “Kazı alanında çıkan seramik yoğunluğu sonrasında çalışmaların durdurulmasını talep ettik. Kazı çalışmaları devam ederken kazı alanında Osmanlı Seramiği çıkması üzerine çalışmaları durdurdular. Bundan sonra arkeolog eşliğinde el ile kazı yapılacaktır” dedi.

25.10.2016 Evrensel

by -
237

Mersin’in Erdemli ilçesindeki Elaiussa Sebaste Antik Kenti’nde 1800 yıllık bir hamamın girişinde yapıyı inşa ettiren kadınların sağlık dileklerinin yer aldığı bir yazıt bulundu.

mersinde-bin-800-yillik-hamamda-saglik-dilegi-yaziti-bulundu-1

Mersin’deki Elaiussa Sebaste Antik Kenti’nde 22. dönem kazı çalışmaları tamamlandı. Roma La Sapienza Üniversitesi’nden Annalisa Polosa’nın başkanlığını yaptığı bu yılki kazı çalışmalarında M.S. 2. yüzyıla ait 1800 yıllık küçük hamam tamamen gün yüzüne çıkarıldı. Kalorifer sistemli yapıyı inşa ettirdiği anlaşılan Demetratianas ve Anatolianas’ın hamamın girişine yıkanmaya gelenlere sağlık dileklerini belirten bir yazıt koydurdukları belirlendi.

Çalışmalar hаkkındа bilgi vеrеn Hаrrаn Ünivеrsitеsi Öğrеtim Görеvlisi vе Kаzı Bаşkаn Yаrdımcısı Muhаrrеm Orаl, “Yаpının оrijinаli Rоmа dönеminе, Milаttаn Sоnrа 2. yа dа 3. yüzyılа dаyаnmаklа birliktе Bizаns dönеmindе ikinci kullаnım еvrеlеrinе sаhiptir. Girişi mоzаikli yаzıtlı bir hаmаm. Bizаns dönеminе gеçildiğindе fаrklı аmаçlаrlа kullаnılmış vе о çеrçеvеdе yаpı rеvizе еdilmiştir. Bunun еn bеlirgin örnеğini mоzаiğin üzеrindеki sütün kаlıntısındа görеbiliyоruz. Bаzı bölümlеri zеytinyаğı işliği оlаrаk kullаnılmış. Bаzı bölümlеri bölgеyе su gеtirmеk аmаcıylа Bizаns dönеmindе su kаnаllаrı inşа еdilеrеk yаpılmış” dеdi.

mersinde-bin-800-yillik-hamamda-saglik-dilegi-yaziti-bulundu

Hamamı yaptırdığı anlaşılan Demetratianas ve Anatolianas adlı kadınların hamam girişine yıkanmaya gelenlere sağlık dileklerini belirttikleri bir yazıtın bulunduğunu da anlatan Oral, “Çalışmamız bu sene bu yapı üzerinde yoğunlaştı. Bundaki amacımız hem kazısını tamamlayıp yapıyı tam olarak anlayabilmek, hem de restorasyonunu gerçekleştirmekti. Restorasyon büyük ölçüde tamamlandı, önümüzdeki yıl da devam edeceğiz. Her yıl yaptığımız gibi kazısını tamamladığımız alanları koruma amaçlı olarak tel örgüyle çeviriyoruz” diye konuştu.

20.10.2016 Cumhuriyet

by -
657

Karadeniz’in dibinde, Bizans ve Osmanlı dönemine ait 40’tan fazla iyi durumda gemi batığı tespit edildi.

Daily Mail’in haberine göre Karadeniz Sualtı Arkeolojisi Projesi ekibi, 1.800 metre derinliğindeki deniz dibini taramak için uzaktan kumandalı iki cihaz kullandı. Cihazlardan biri yüksek çözünürlüklü 3D resimler yaparken ikincisi projektörleri, lazer tarayıcıları ve kameraları taşıyarak arazi hakkında bilgi topladı. ​Ekibin başkanı Prof. Dr. John Adams, “Projemizin temel görevi, gemilerin yattığı yerleri tespit etmek için jeofizik çalışmaları yapmak ve ayrıca Karadeniz’in hikayesini anlatacak verileri toplamak” dedi. ​Batan gemilerin kaplamalarını inceleyerek iskeletinin resimlerini çeken arkeologlar, oksijen eksikliği nedeniyle, gemilerin iyi korunduğunu kaydetti. Aramalar, Bizans’ı diğer ülkelere bağlayan eski güzergahlara uygun olarak gerçekleştirildi.

25.10.2016 tr.sputniknews.com

by -
337

İstanbul’da Küçükçekmece Gölü kıyılarında yürütülen Bathonea kazılarında ortaya çıkan 700 kadar ilaç şişesinde depresyon ve kalp ilaçları bulunduğu belirlendi.

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kocaeli Üniversitesi’nin Küçükçekmece Göl Havzası’nda 2007’de yüzey araştırmasıyla başlatılan, 2009’dan bu yana düzenli olarak yapılan Bathonea kazıları bu yıl Ağustos ve Eylül aylarını kapsadı. Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün yanı sıra Selçuk Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi ile yurt dışından pek çok bilim kuruluşundan katılan çeşitli araştırma gruplarından 100 civarında bilim insanı ve öğrenci çalışmalara katıldı.

Kazı Başkanı Doç. Dr. Şengül Aydıngün, bu sezon yaptıkları çalışmaları anlatırken ağırlıklı olarak laboratuar, depo ve analiz çalışmalarına yöneldiklerini ve çok güzel sonuçlar elde ettiklerini söyledi. Doç. Dr. Aydıngün, bu yıl binlerce parça seramiği bir araya getirdiklerini ve geçmiş yıllarda çıkardıkları malzemeleri yeniden değerlendirdiklerini, gözden kaçan pek çok nokta üzerinde çalıştıklarını belirterek şöyle dedi: “Örneğin 2013 ve 2015 yılı kazı sezonunda biz çok büyük miktarda unguentarium (Merhem, ilaç ya da koku şişesi) bulmuştuk. Bunlar antik çağ ilaç merhem şişeleri bunların sayısını 400 olarak bilirken bu yıl laboratuar çalışmalarında bir çok parçayı birleştirdik. Baktık ki bunların sayısı 700 civarında. Bu rakam antik çağ için çok yüksek. Bunlar, şu ana kadar bir arkeolojik kazıda tek bir noktada bu kadar çok ele geçen ilk unguanterium yani ilaç şişesi buluntu grubu. Bu çok güzel bir grup. Büyük bölümünü müzeye teslim ettik. Bir kısmının onarımları devam ediyor. Ama bir taraftan da bu ilaç şişelerinin hemen yakınlarında pek çok sayıda değişik boyutta havan elleri, havanlar, aynı zamanda büyük bir ocak bulduk yani ateşin yapıldığı belli ki burada bir ilaç üretim merkezi de vardı. Aynı zamanda kemikten aletler, spatulalar, tıbbi aletler çok miktarda elimize geçti. İşin ilginç tarafı kış aylarında kazı yaptığımız bu arazide bir takım bitkiler var. Bu bitkiler, pek çok ilacın da özünü oluşturuyor unguanteriumların içerisindeki kalıntıların analizleri TÜBİTAK (Gebze) tarafından yapıldı. İki ilacın özü çıktı. Methanone ve Phenanthrene olarak belirlenen iki ilaç formülü. Bunlardan bir tanesi depresyon ve sakinleştirici tarzda ilaç bir de kalp hastalıklarına iyi geliyor. Bu ilaçların özü çevredeki endemik bitkilerle karşılanıyor. Bu da bizim için çok ilginç ve güzel sonuçlar.”

istanbuldaki-bathonea-kazilarinda-bin-400-yillik-depresyon-ve-kalp-ilaci-bulundu

Doç. Dr. Şengül Aydıngün, Bathonea kazı alanında büyük bir yangın tabakası ile karşılaştıklarını, bu yangın tabakasının tüm yapılarda görüldüğünü ve karbon örneklerinin testinin Polonya’da Wroclaw Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nce yapıldığını söyledi. Doç. Dr. Aydıngün, buradaki analizlerin ardından kazı sonuçlarının İstanbul tarihine bir sayfa daha ekleyebileceğini şöyle anlattı: “Bilim heyetimizin ortaklarından Polonya Wroclaw Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü tarafından karbon örneklerinin analizlerinden yangın çıkışı ile ilgili 620 ile 640 arasında bir tarih geldi. Bu önemli bir tarih aralığı. Bu tarihlerde İstanbul’a Trakya üzerinden gelen ciddi saldırılar var. Traklar, Bulgarlar ve Avarlar saldırıyor. 626’da da ciddi bir Avar saldırısı var. Bizim bu kazı yaptığımız unguentariumların bulunduğu alanda çok büyük bir yapı grubu var. Bu yapı grubunun tamamı neredeyse bir saldırı sonucu ortaya çıkan yangınla çökmüş. Ve unguanteriumlar da bu yangın tabakasının altında kalmış. Avar saldırısına kanıt da olabilir diye düşünüyoruz. Çünkü tarihi veriler, İstanbul çevresinde, yakınlarında ki bu saldırılardan söz ederken arkeolojik kanıtları yoktu. Bu netleşirse Avar saldırısına ait ilk arkeolojik veri olarak da Bathonea kazıları İstanbul tarihine bir sayfa daha eklemiş olacak.”

Bathonea’daki kazılarda geçmiş yıllarda M.Ö. 7000’li yıllara ait Avrupa’daki en eski tarımsal faaliyetlerin izleri, M.Ö. 2000’li yıllarda yaşamış Hitit izleri tespit edilmişti. Bathonea Limanlarının M.S. 9-11’inci Yüzyıllar arasında Vikingler tarafından kullanıldığı da anlaşılmıştı.

16.10.2016 Hürriyet

by -
229

Çinli arkeolog Li Xiuzhen, BBC’de çıkan Terracotta Ordusu’nun yapımında Antik Yunanlıların çalıştığına ilişkin haberi yalanladı ve söylediklerinin abartıldığını ifade etti.

BBC’de çıkan habere göre Çin’de M.Ö. 250’lı yıllara tarihlenen ve binlerce askerin pişmiş topraktan yapılmış heykellerinden oluşan Terracotta Ordusu’nun bulunduğu bölgede Yunanlı heykeltraşlar çalışmış olabileceği iddia edilmişti. Açıklamaların sahibi olan İmparator Qin Shi Huang Mozelesi kıdemli arkeoloğu Li Xiuzhen, dünyaca ünlü gerçek insan boyutlarında yapılmış ve hepsi birbirinden farklı 8 bin heykelden oluşan Terracotta Ordusu hakkında söylediklerinin çarpıtıldığını iddia etti.

Li Xiuzhen ‘ Heykeller batı kültürünün etkisinde yapılmış olabilir ama yerel kültürün, doğanın, çevrenin, zaanatkârların ve geleneksel cenaze âdetlerin katkısıyla ortaya çıkarılmıştı. Kısacası Çinliler tarafından yapıldılar. Ben bir arkeoloğum ve benim için kanıt önemlidir. Toprak askerlerin yapımıyla ilgili hiçbir Antik Yunan adına denk gelmedim ve bu da yerel halkı eğitmek için hiçbir Antik Yunan heykeltraşın olmadığını destekliyor.

Li Xiuzhen ayrıca BBC’nin haberinde, kendi sözlerinin, fikirlerini desteklemediği Prof. Lukas Nickel’ın sözlerinden hemen önceye konulduğunu ve ikisinin de aynı fikri destekler gibi gösterildiğini söyledi.

18.10.2016 shanghaidaily.com Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
186

Muğla’nın Yatağan ilçesindeki Stratonikeia Antik Kenti’nde tarihte yaşanan depremlerin izleri araştırılıyor.

stratonikeia-antik-kentinde-tarihi-depremlerin-izleri-arastiriliyor

Stratonikeia Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Bilal Söğüt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, antik kentin birçok bölgesinde kazı çalışması yürütüldüğünü, çalışmalarda bölgede 5 döneme ait deprem izlerine rastlandığını kaydetti.

Bölgede incelemelerde bulunan Pamukkale Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Kumsar ise arkeolojik verilere göre milattan sonra 4. yüzyılda meydana gelen büyük bir deprem sonucunda kentin birçok yapısında ağır hasar meydana geldiğini bildirdi. Stratonikeia Antik Kenti’nin tarihin çeşitli dönemlerinde yaşanan depremlerden ağır hasar gördüğünü anlatan Kumsar, “Bu deprem izlerinin en belirgin yeri ise antik tiyatro. Tiyatronun sol yamacında hasarlı olan ve uzun süreden beri hatta milattan sonra 340-350 yıllarında meydana gelen depremden sonra kullanılamamıştır.” dedi.

“Yüzeye yakın depremler yaşandı”
Kumsar, sahada ve laboratuvarlarda yürütülen çalışmalarda, tiyatro zemininin bir örneklemesini yaptıklarını ve temel zemininde meydana gelen heyelanın farklı koşullardaki oluşum nedenlerini incelemeye çalıştıklarını kaydetti.

Çalışmalarda, bölgede 6,5 ve 7 üzerinde, yüzeye yakın alanlarda meydana gelen depremlerin yarattığı etkileri incelediklerini anlatan Kumsar, şöyle konuştu. “Bu bölgede meydana gelen, 6,5 büyüklüğündeki bir depremle tiyatrodaki sol yamaçta heyelan meydana geliyor ve oradaki basamaklar günümüzde artık oturulamayacak durumda. Fakat bu basamakları olduğu yerden sökmüyorlar. O basamaklar olduğu yerde duruyor 4. yüzyılın ortalarından günümüze kadar bu depremin izleri taşınmış durumda.”

14.10.2016 Haber Türk

 

by -
289

Son buzul çağından kalma antik DNA’lar tüm Avrupalıların bir zamanlar Belçika’da yaşamış ilk insanların soyundan geldiğini gösteriyor.

avrupalilar-belcikada-yasamis-ilk-insanlarin-soyundan-geliyor-2

Techtimes.com adlı sitede yer alan habere göre yapılan çalışmalar sonucunda incelenen tüm antik Avrupalıların soyu 37 bin yıl önce bölgede yaşamış, bugünkü adıyla Belçika’ya uzanıyor. 

Genom (kalıt) analizleri ayrıca uzak atalarımızın buz devri ve onu takip eden bir kaç bin yıllık soğuk dönemde oldukça belirgin evrimsel değişime maruz kaldığını da gösteriyor. Bunu anlamada 51 genetik örnek üzerinde yapılan son çalışmayla önceki 4 örneğin karşılaştırılması büyük etken olmuş. 

İlk DNA’lar sitozinin yerini (DNA ve RNA’daki azotlu baz) urasilin (RNA’nın yapısındaki dört bazdan biri) almasından dolayı ayırıcı sapma içerebiliyor. Bu değişim modern genetik kod zincirlerinde nadir görülürken, bilim adamları bu durumu kendi lehlerine çevirip sadece bu sapmayı ortaya çıkaran DNA’yı incelemişler. Bu işlem araştırmacılara hemen hemen saf antik genetik kodlu örnekleri analiz edebilmelerini sağlamış. 

Genom ölçek verisi elde etmenin 5-6 yıllık geçmişi olan yeni bir teknoloji olduğunu belirten Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden David Reich, yeni bilimsel aletler ile nesnelere daha önce bakılmadığı şekilde bakmanın artık mümkün olduğunu söyledi.

Avrupa’da kabaca 19 bin yıl önce ısınmaya başlayan hava gerisinde kıtanın geniş alanına yayılan buz tabakası bırakmıştı. Bu buzla kaplı örtü çekilmeye başlayınca bugünün İspanya’sından insan toplulukları kuzeye doğru göç etmeye başladı. Bu göçten yaklaşık 5 bin yıl sonra ikinci grup insan topluluğu Güneydoğu Avrupa’dan kıtanın kuzey ve batısına gelmeye başladı. Bu göçmenler Türkiye ve Yunanistan’dan gelip, bir önceki toplulukla yer değiştirdi. 

Son büyük buz devri 35 bin -19 bin yılları arasında doruğuna çıkmışken, 12 bin yıl önce sonuna gelmişti. Bu devirde buzullar kuzeyden güney Fransa’ya kadar ulaşmıştır. 

Modern insanlar Avrupa’ya 45 bin yıl önce geldi bu da o dönem kıtada yerleşik Neandertal’lerin sonu anlamına geliyor. 

Çalışmada incelenen tüm antik Avrupalıların soyu 37 bin yıl önce bölgede yaşamış, bugünkü adıyla Belçika’ya uzanıyor. Bu topluluk daha sonra bölgeden çıktı ve onların yerine 14 bin yıl önce doğudan yeni bir göçmen kitlesi geldi. 

Çeviri: Ayşen Yolcu