Monthly Archives: Ağustos 2017

0 1982

Mersin’in Mezitli İlçesi’ndeki, Roma Dönemi’nin önemli liman kentleri arasında gösterilen Soli Pompeiopolis Antik Kenti’nde sürdürülen kazılarda iki heykel bulundu.

Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Müzecilik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Remzi Yağcı’nın bilimsel başkanlığında sütunlu caddede bu yıl 18’incisi gerçekleştirilen kazılarda toprak altında binlerce yıllık olduğu tahmin edilen iki heykel açığa çıkarıldı. Aralarında arkeolog, restorator, harita mühendisi ve öğrencilerin olduğu kazı ekibinin titiz çalışması sonucu gün ışığına çıkartılan heykellerin günümüzden 2500 yıl öncesine ait olduğu belirtiliyor.

Soli Pompeipolis Antik Kenti
Arkeolojik açıdan Kilikya tarihinin önemli hazinelerden biri olan antik kentte 18 yıldan bu yana yapılan kazılarda günümüzden üç bin yıl öncesine ait yüzlerce muhteşem eser bulundu. Liman, sütunlu cadde, tiyatro, Roma hamamı, kent duvarları, nekropol su kemeri gibi yapılar ortaya çıkarıldı. Roma imparator ya da üst düzey yöneticilerinin büstlerini taşıdığı sütunlu caddede; sağlık tanrısı Asklepios ve tanrıçası Hygeiea, tanrıların kralı Zeus, adalet tanrıçası Nemesis, bereket tanrıçası Demeter, şarap tanrısı Dionysos bulundu. Höyükte ise antik çağda ölünün öbür dünyada kullanılması inancıyla bırakılmış olan, mezar hediyesi gibi işlevleri bulunan kandiller, Bizans dönemi baskı mühürleri, tabak ve kâseler de yer aldı.

Son birkaç yıl içinde inşaat temel kazıları, yol ve altyapı çalışmaları sırasında günümüzden yaklaşık 2500 yıl öncesine ait olduğu sanılan kayaya oyma mezarlar ortaya çıktı. Mezarların içerisinde çok sayıda kemik ve kafatasının yanı sıra yağdanlık ve tencere kapakları bulunmuştu. Topraktan çıkarılan çeşitli eserler Mersin Müzesi’nde sergileniyor.

13.08.2017 Hürriyet

0 1424

Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde yer alan Uğurlu / Zeytinlik Höyüğü’ndeki kazılarda 7 bin yıllık yapı kompleksi ile büyük bir çukur içinde erkek, kadın ve çocuklara ait 13 insan iskeleti bulundu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izniyle 2009 yılından bu yana Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Burçin Erdoğu başkanlığındaki ekip tarafından kazılan höyük, Ege adaları ve Batı Anadolu’daki bilinmeyen bir döneme ışık tutuyor. Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Erdoğu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2009’da başlayan kazıların Uğurlu köyünün 900 metre doğusundaki höyük ile önündeki kamulaştırılan alanda devam ettiğini belirtti.

Erdoğu, bu yılki kazılarda önemli bulgulara ulaştıklarını vurgulayarak, “Bu coğrafya, doğu Ege adalarının en erken yerleşim yeri. 2017 kazılarında 7-8 odası bulunan çok önemli bir yapı kompleksine ulaştık. Milattan önce 5 bin 500’lü yıllar Batı Anadolu’da olsun, Kuzey Batı Anadolu’da olsun hatta Balkanlara doğru giden bir süreçte, değişimin, kesintinin ve farklılaşmanın olduğu bir dönem. Bu dönemi Batı Anadolu’da her yerde göremiyoruz.” diye konuştu.

Bu geçiş sürecinin Gökçeada’da çok iyi izlenebildiğini anlatan Erdoğu, şöyle devam etti: “Bu geçiş sürecinde mimarinin, çanak çömleklerin, yerleşim düzeninin değiştiğini ve bunun gibi birçok değişikliğin yaşandığını biliyoruz. Burada, Gökçeada’da bu değişimin, biraz daha keskin bir değişim değilde biraz daha geçiş havasında olduğunu anlıyoruz buluntulardan. Bu sene bulduğumuz bina kompleksi yaklaşık 7-8 odalı. Bu döneme ait izler için alandaki kazılarımız genişleyerek sürecek. Çünkü Batı Anadolu’da da bilinmeyen bir süreç bu. Bu kazılar ile bu bilinmeyen döneme ışık tutmayı planlıyoruz.”

13.08.2017 Anadolu Ajansı

0 1393

Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Tell Tayinat Höyüğü kazısında, Geç Hitit kralı Şuppiluliuma’nın eşi Kupapiyas’a ait olduğu düşünülen, 3000 yıllık kadın heykeli bulundu.

Hatay’da 13 yıldır süren Tell Tayinat Höyüğü arkeolojik kazısının bu yıl ki çalışmalarında sona yaklaşıldı. Kanada’nın Toronto Üniversitesi’nden  Prof. Dr. Timothy Harrison başkanlığındaki 20 kişilik ekiple devam eden  çalışmalarda, milattan önce 9. yüzyıldaki Geç Hitit Dönemi’ne ait olduğu belirlenen bir kadın heykeline ulaşıldı.

Kazı ekibi başkanı Prof. Dr. Harrison, “2012 yılında Kral Şuppiluliuma’nın heykelini bulmuştuk. Aynı bölgede yaptığımız çalışmalarda, belden yukarısı korunmuş şekilde bir kadın heykeli bulduk. Kral Şuppiluliuma’nın eşi olma ihtimali oldukça fazla. Anadolu tanrıçası Kubaba’nın heykeli olabilir ancak bu heykel, inografik olarak bakıldığında daha çok bir insanı andırıyor. Son olarak da kraliyet ailesinin ilk atası ya da aileden bir soyluya ait olabilir, bu da bir ihtimal” dedi.

Baş ve gövdeden oluşan, bir kısmı parçalanan heykelin, Kral Şuppiluliuma’nın eşi olduğu tahmin edilirken, kesin sonuç yaklaşık 1 yıl sürecek  çalışmalar sonuncunda belli olacak.

“Bir kadın heykeli bulmak çok değerli”
Heykelin yüz üstü atılmış halde bulunduğunu aktaran Harrison, heykelin antik dönemde parçalanarak bu şekilde atıldığını tespit ettiklerini bildirdi.

Bir kadın heykeli bulmanın kendileri için çok değerli olduğunu vurgulayan Harisson, “Heykelin orijinal boyutunun 4-5 metre olduğunu  düşünüyoruz. Heykelin çok sayıda parçası da bulundu. Bir restorasyon projesine başlayacağız. Umuyorum ki önümüzdeki günlerde heykelin tamamlanmış halini sunabileceğiz. Tabi bu heykelin kim olduğunu ve neden böyle parçalanarak  atıldığını çok merak etmekteyiz. Bununla ilgili 3 fikrimiz var. Bu heykelin aynı  yerde bulunmasından dolayı Kral Şuppiluliuma’nın eşi olma ihtimali oldukça fazla. Anadolu tanrıçası Kubaba’nın heykeli olabilir ancak bu heykel, inografik olarak  bakıldığında daha çok bir insanı andırıyor. Son olarak da kraliyet ailesinin ilk  atası ya da aileden bir soyluya ait olabilir, bu da bir ihtimal” dedi.

Geç Hitit Dönemi’ne ait bu önemli bulgunun tamamlanmış halini ve neden  parçalandığı gibi konuları yapılacak çalışma sonrasında tanıtıp, açıklayacaklarını dile getiren Harrison, kazı çalışmalarında kendilerine yardımcı  olan Kültür Bakanlığı ve Hatay Arkeoloji Müzesi görevlilerine teşekkür etti.

Öte yandan, aynı kazıda bulunan ve yaklaşık 4 yıldır Hatay Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Kral Şuppiluliuma’nın heykeli ziyaretçiler tarafından yoğun ilgi görüyor.

13.08.2017 t24.com.tr

0 1006

Bursa’da yer alan Uludağ’ın eteklerinde bulunan yüzlerce yıllık manastırlara kaçak kazılar zarar veriyor.

Uludağ’ın eteklerinde bulunan ve Reşat Nuri Güntekin’in ‘Çalıkuşu’ romanının baş karakteri Feride’nin çocukluk yıllarının geçtiği Zeyniler köyünde toprağın altında bulunan yüzlerce yıllık manastır, defineciler tarafından kazılarak delik deşik ediliyor. Bugün ormanın içinde toprak altında kalan manastırda define avcıları onlarca çukur açtı. Toprak altında sağlam duran tarihi yapı defineciler tarafından talan ediliyor. Bölge halkı, kazılan çukurlara hayvanlarının ve o bölgede yürüyüş yapan dağcıların düştüğünü belirterek, yetkililerin bir an önce tarihi alanı koruma altına alıp gün yüzüne çıkarmasını istiyor.

Toprak altındaki tarihi yapının kemer ve duvarları ise ilk günkü gibi sapasağlam duruyor. Tarihi yapıyı arkeologlardan önce defineciler kazarak talan ediyor. Uludağ’da ormanların içinde oldukça geniş bir alanda bulunan manastır gün yüzüne çıkmayı bekliyor.

Defineciler değil, arkeologlar kazsın
Zeyniler köyü sakinlerinden Mehmet Berber, “Bizanslılardan kaldığı söylenen oldukça geniş bir alana kurulu bu manastır defineciler tarafından delik deşik edildi. Defineciler bu bölgeyi o kadar çok kazıyor ki onlarca yerde metrelerce yükseklikte çukurlar açılmış durumda. Defineciler manastırın duvar ve kemerlerini yıkarak talan ediyor. Açılan çukurlara hayvanlarımız düşüyor. Yetkililerin bu yapıyı gün yüzüne çıkararak ziyarete açmasını bekliyoruz. Burayı defineciler değil de arkeologlar kazsın” dedi.

Zeyniler Muhtarı Ahmet Özdemir ise, “Köyümüz arazisinde bulunan tarihi manastır defineciler tarafından talan edilmekte. Biz daha fazla talan edilmeden gün yüzüne çıkarılmasını istiyoruz” şeklinde konuştu.

11.08.2017 Yeni Dönem

0 3194

Kahramanmaraş’taki Domuztepe Höyüğü’nde, hayat ağacı motifli 9000 yıllık vazo ve çömlekler gün yüzüne çıkarıldı.

Pazarcık ilçesi Kelibişler Mahallesi yakınındaki höyükte, Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil Tekin tarafından 2013’te Kahramanmaraş Müze Müdürlüğü koordinesinde başlatılan, 2015’ten bu yana da Bakanlar Kurulu kararıyla yürütülen kazı çalışmalarına devam ediliyor. 1996 yılında İngiliz-Amerikan ortak projesi olarak başlanan, 2013’te de Türk bilim insanlarınca devam ettirilen çalışmalarda önemli arkeolojik buluntulara ulaşıldı.

Kazı Başkanı Tekin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Domuztepe Höyüğü’nde bulunan çanak çömleğin en ilginç tarafının üzerinde çeşitli kümülatif motiflerle Yakındoğu arkeolojisinde yaşam veya hayat ağacı olarak bilinen bir ağacın bulunması olduğunu söyledi.

Ağaç figürlerinin önemine dikkati çeken Tekin, “Zaman içerisinde Hristiyan dünyasında Noel ağacı şekline dönüşen bu ağacın kökeni aslında burası, yani Mezopotamya. Bunun bugün için bilinen en erken örneği Domuztepe’de bulunuyor.” dedi.

Vazo ve çömlekler üzerinde çam ağaçları
Domuztepe’de bazı vazo ve çömleklerin üzerinde çam ağacı figürleri gördüklerini dile getiren Tekin, bunun, sıradan bir ağaç olarak değil, çok özel bir ağaç olarak, özellikle de inanç sistemi, ölü gömme geleneğiyle bağlantılı olarak ele geçtiği için çok dikkat çekici ve önemli olduğunu vurguladı.

Gelecekte bunun hakkında çok daha ayrıntılı bilgilere ulaşıp kamuoyunu bu konuda bilgilendireceklerini ifade eden Tekin, şunları kaydetti: “Sözünü ettiğimiz dönem, milattan önce 7 binlerden bahsediyoruz. Oldukça eski bir dönemden bahsediyoruz. Yakındoğu’da bu ağaç kültürünün ya da inanç sisteminin bilinen en erken örneği burasıdır. Farklı yollarla Domuztepe’den yayıldığını düşünüyoruz. Burada en eski örnek var. Buradan güneye, Basra’ya doğru inmiş, oradan Sümer uygarlığının önemli bir unsuru olmuş. Daha sonra Sümerlerle beraber Akatlar, milattan önce 3 binin sonlarında Hititlerde ‘eya ağacı’ olarak bildiğimiz yazılı belgelerde de geçiyor, benzer bir ağaç var. Bu ağaç yaşamı sembolize ettiği için çam ağacı… Çünkü hiçbir zaman ölmeyen bir ağaç. Bizim burada bulduklarımız da diken diken, telli yaprağı olan bir ağaç. O yüzden de yaşamın sembolü olduğunu düşünüyoruz.”

“Dünyanın en eski Noel ağacı diyebiliriz”
Ağacın Noel ağacına dönüşünü anlatan Tekin, “Ne zaman ki Marko Polo, Asya’ya geliyor. Burada pek çok unsuru alıp götürdüğü gibi muhtemelen bu ağaç kültürünü de alıp batı dünyasıyla tanıştırıyor. Orada da zaten bir anda çıkmıyor. 19. yüzyılın sonuna doğru Amerika Birleşik Devletlerine göçen Hollandalılar, Pagan diniyle bağdaştırarak bunu bir şekilde Hristiyan inanç sisteminin içerisine dahil ediyorlar. Sonrasında da ABD’de ticari bir unsura dönüşen Noel ağacı, 20. yüzyılın önemli bir unsuru haline geliyor. Burada parçalarını bulduğumuz bu çam figürlerine de dünyanın en eski Noel ağacı diyebiliriz.” diye konuştu.

11.08.2017 Anadolu Ajansı

0 2011

Bursa’nın İznik ilçesinde bulunan 1600 yıllık oda mezar defineciler tarafından tahrip edildi. Koruma amaçlı yapılan kapıyı kıran defineciler, hilti ile mezarın koruma duvarını yıktı.

Bursa’nın İznik ilçesine ziyaret için gelenlerin uğrak noktası olan Elbeyli köyündeki oda mezar talan edildi. Oda mezarı (hipoje) ziyarete gelenler, gördükleri manzara karşısında şaşırdı. Koruma altına alınan oda mezarın pimapenden yapılmış kapısının zorlanarak açıldığını fark eden yerli turistler, içeri girince daha büyük şokla karşılaştı.

Tel ile bağlanan kapıdan giren ziyaretçiler, oda mezarı koruma maksatlı örülen beton duvarların hilti ile kırılmış ve duvar fresklerinin rutubetten tamamen dökülmüş olduğunu gördü.

Tarihi rezaletin fotoğrafları ziyaretçiler tarafından sosyal medyada yayımlandı. Görüntüler büyük tepki çekti. Vatandaşlar, mezar odasının definecilere karşı koruma altına alınmasını istiyor.

Hipoje olarak tanımlanan oda mezar, 4. yüzyıl Roma dönemine ait. Freskleriyle Türkiye’deki en değerli hipoje olarak bilinen Erken Hristiyanlık çağının mezar odasının duvarları kare tuğlalarla örülü.

Üstü beşik tonozlu. Mimarî açıdan en önemli özelliği freskleri. Batı duvarında , kapının yanlarında ,başları kapıya dönük , kabarmış biçimde iki tavus kuşu yer almakta. Kapının yanındaki alınlığın yan tarafında birer sülün çizili. Kuzey duvarı palmiye dalı, akantus yaprakları, tepside meyveler, dal ve yapraklarla bezeli. Dalların birinde bir keklik görülüyor.

11.08.2017 bursadabugun.com

0 1757

Van Kalesi etrafındaki sivillerin aşağı yerleşmede ilk defa Urartu halkın dini inanışlarını yansıtan bir kutsal mekan bulundu.

Urartu Krallığı tarafından yaptırılan ve Urartuların başkenti olan Tuşba’yı kuş bakışı gören Van Kalesi 3 bin yıldır görkemiyle ayakta kalmaya devam ederken, etrafındaki tarih de araştırılıyor. Van Kalesi civarında 5 yıldır Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığında sürdürülen kazı çalışmaları, bu yıl Türkiye’nin değişik üniversitesinden 46 Öğretim Üyesi ve lisansüstü öğrenciyle devam ediyor. 

Anıtsal bir kutsal mekan bulundu
Kazıların Eski Van Şehri, Van Kalesi ve Van Kalesi Höyüğü olmak üzere 3 aşamada sürdürüldüğünü belirten Doç. Dr. Erkan Konyar, Van’ın 5 bin yıllık tarihinin araştırıldığı kazı çalışmalarında bu yıl bir sürpriz yaşandığını söyledi. Van Kalesi’nin kendileri için her zaman önemli olduğunu belirten Konyar, şöyle konuştu: “Bu yıl önemini daha çok anlamış olduk. Çünkü çok sürpriz gelişmeler oldu. Bir sütunlu salon ortaya çıkardık ki olasılıkla bu sütunlu salon, kutsal bir mekan. Stadel dışındaki Van halkının, Urartuların dini törenlerinin yapıldığı kutsal bir alan. Büyüklüğü, yapı malzemesinin niteliği, sütunun olması gibi ve kapı aralıklarının ölçüleri, bütün bunları bir araya getirdiğinizde böyle bir sonuca ulaşmak mümkün oluyor. Çevresinde daha küçük boyutlu bu alana hizmet eden mekanlar olduğunu ortaya çıkardık. Bunlar yemek pişirilen, ocaklı alanlar, hizmet sektörünün barındığı ve buraya hizmet sunduğu alanlar, kiler, küçük depo yapıları gibi yani bu kutsal ve kült alanını olduğu alan merkez ve etrafında bu merkezin aslında yardımcı birimlerinin olduğu anlaşılıyor.” 

Önemi çok büyük
Bulunan mekanın önemine de değinen Doç. Dr. Erkan Konyar sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz Urartu dinini genellikle stadellerden, kalelerdeki tapınaklardan daha çok biliyoruz. İlk defa sivillerin aşağı yerleşmede, halkın dini inanışlarını yansıtan bir mimariyle karşılaştık. Bu noktada içindeki buluntulardan da yola çıkarak, yeni yorumlara gideceğiz. Çünkü Urartu’nun şimdiye kadar devlet dini ve tanrıları tanınıyordu. Bu aşamada aslında çok yeni bir bilgi kaynağına ulaştık. Bu çerçevede devam edecek kazılarda bu alanın niteliği daha da netleşecek ve dini uygulamalar çerçevesinde nasıl bir gelişim gösterdi ortaya çıkmaya başlayacak.”

09.08.2017 Milliyet

0 2391

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi yakınlarda yer alan Domuztepe Höyüğü’nde, Sümer uygarlığını yaratan unsurların kökenine ilişkin bulgular tespit edildi.

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi Kelibişler Mahallesi yakınlarındaki höyükte 1996’da başlatılan kazı çalışmaları, Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil Tekin başkanlığında sürdürülüyor. Tekin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, höyüğün, taş çağlarının son dönemine rastlayan bir yerleşim yeri olduğunu söyledi. Yaklaşık 20 hektar genişliğindeki höyüğün Yakın Doğu’da döneme ait en büyük yerleşim olduğunu belirten Tekin, buradaki yaşam biçimine dair ellerinde çok önemli veriler bulunduğunu bildirdi.

Geçmişte Domuztepe’de yaşayan insanların tam olarak yerleşik bir hayat sürdürmediğine işaret eden Tekin, şöyle konuştu: “Bu da gösteriyor ki bölgede tarıma uygun doğru düzgün zirai alan yok. Bu nedenle de yarı göçer yaşıyorlar. Besin kaynakları keçi, koyun ve yaban domuzundan oluşuyor. Gün ışığına çıkardığımız mimari kalıntılara baktığımızda dikkati çeken unsurlar var. Yaklaşık 6 metre çapında yuvarlak planlı bir yapı ve çamurdan yapılmış. Bunlar güçlü bir yapı geleneği olmadığını gösteriyor. Yani yılın tüm zamanında bir iskandan bahsetmiyoruz. Kısa süreli bir iskan söz konusu.”

Tekin, Domuztepe’nin arkeoloji dünyasındaki öneminin, “tarihsel sürecin kavşak noktası” olmasından kaynaklandığını vurguladı.

Dışa açık, barışçıl bir hayat sürmüşler
Buradaki topluluğun dışa açık, barışçıl bir hayat sürdüğünü belirten Tekin, bölgede 2 bin yıl kadar yaşayan topluluğun, iklimsel değişiklik ve yaşam biçiminin zorunlu olarak farklılaşması dolayısıyla burayı terk ettiğini söyledi.

Topluluğun doğal şartlar nedeniyle güneye doğru ilerlediğini anlatan Tekin, şunları kaydetti: “Muhtemelen Basra’ya kadar uzanan bir süreçte, milattan önce 4 bin 500’lerde, büyük Sümer uygarlığını yaratan unsurların kökenini ve çekirdeğini burada buluyoruz. Burada bulduğumuz çanak çömleklerin üzerindeki figürler bize gösteriyor ki bunlar Asyalı topluluklar. Bugün hala Asya’da devam eden, özellikle Uzak Asya’daki yaşam biçimine çok çok benzeyen bir yaşam biçimleri var. Biz 100-150 yıl önce de biliyorduk ki Sümerler de Asyalı. İşte o zaman bu zincirlerin halkalarının birbirine bağlanmaya başladığını görüyoruz. Domuztepe, barındırdığı muazzam potansiyeliyle, gelecekte tüm insanlık tarihindeki önemli halkaları birleştirip bize çok önemli bilgiler sunacak.”

İl Kültür ve Turizm Müdürü Seydihan Küçükdağlı da Domuztepe’nin, Anadolu ve Mezopotamya’nın Halaf kültürünü taşıyan en büyük höyüğü kabul edildiğini bildirdi.

09.08.2017 Anadolu Ajansı

0 2274

Manisa’nın Yunusemre ilçesinde yer alan Aigai Antik Kenti’ndeki kazılarda, yaklaşık 2000 yıl öncesine ait 55 km uzunluğunda Ege Denizi’nden Manisa’ya uzanan antik yol tespit edildi.

Manisa’da tarihi MÖ 8. yüzyıla dayanan Aigai Antik Kenti’ndeki kazılarda 2 bin yıl önce taştan yapılan 55 kilometre uzunluğunda antik yol ortaya çıkarıldı. Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Heyeti Başkanı Yrd. Doç.Dr. Yusuf Sezgin, Aigai Antik Kenti’nin, Batı Anadolu’da kurulan 12 kentten biri olduğunu hatırlattı. Bölgede 2004’te başlayan kazıların devam ettiğini aktaran Sezgin, buradan elde ettikleri bulguların kentin sivil ve sosyal yaşamı hakkında bilgi verdiğini belirtti. Sezgin, kentin özellikle, Helenistik dönemde M.Ö. 3. yüzyıldan itibaren Pergamon Krallığı’nın da desteğiyle bölgede ekonomik ve kültürel çekim merkezi haline geldiğinin anlaşıldığını dile getirdi.

‘Atların kaymaması için taşlara işleme’
Manisa’nın Yunusemre ilçesi Yuntdağı bölgesindeki kazılarda M.S. 1. Yüzyıl Roma dönemine ait antik yol tespit ettiklerini ifade eden Sezgin, şu bilgileri aktardı: “Ege Denizi kıyısından başlayan yolun 2 bin yıl önce İzmir-Manisa arasında kullanıldığını gösteriyor. Taştan yapılan yolun üzerindeki toprak kaldırıldıktan sonra yaklaşık 55 kilometre uzunluğunda yol ortaya çıktı. Yolun ilk günkü gibi sağlam olması dikkat çekiyor. Bölgede yaptığımız incelemelerde yolun altında olası taşkınlarına karşı bir insanın içinden rahatlıkla geçebileceği su tahliye kanalları açılmış. Ayrıca kış aylarında atların kaymaması için taşlara işlemeler yapıldığını fark ettik.”

Yolun ilk başta savaş güzergahı daha sonraki dönemde ise kervanların geçişi için kullanıldığını aktaran Sezgin, 55 kilometre uzunluğundaki antik yol üzerinde çeşitli projeler geliştirdiklerini ifade ederek, “Belki önümüzdeki yıllarda, 2 bin yıllık yol üzerinde ziyaretçileri gezdirmek mümkün olabilecek.” şeklinde konuştu.

Sezgin, şöyle devam etti: “Aslında bu antik yol bir sistem. Bu sistemi çalıştıran da Roma İmparatorluğu. Çünkü yol bugün de söylediğimiz gibi medeniyettir. İmparatorluğun bütün bu kentleri birbirine bağlaması ve ulaşması lazım. O açıdan bu sistemin canlı tutulması lazım. Bu yolla ilgili antik kaynaklarda bize bilgiler veriyor. Örneğin MÖ 190 yılında gerçekleşen çok önemli bir savaş var. 15 bin kişilik Roma ordusu, Zeytindağ’dan Manisa’ya antik yoldan gidiyor. Koskoca Roma ordusunun geçtiği yoldan bahsediyoruz. Aslında bugün kullandığımız yol ile antik yol birbirine çok yakın. Neredeyse birbirine paralel gidiyor. Günümüze kadar deve yolu ve kervan yolu olarak kullanılmış.”

‘Örgü tekniği kullanılmış’
Sezgin, antik kentteki yolun ciddi bir hassasiyetle inşa edildiğine işaret etti. Özenli bir şekilde yapılan yolda kalın blok kaya kullanıldığını dile getiren Sezgin, taşların ise toprağın içerisine örgü tekniğiyle örüldüğünü ve bundan dolayı bu şekilde günümüze kadar korunduğunu söyledi. Antik yolun altında kanal sisteminin de bulunduğunu vurgulayan Sezgin, “Çok ilginç. Bunun içerisinde emekleyerek yürüyebiliyoruz. Çoğu büyükşehirde bu kadar düzgün kanal sistemleri yoktur. Bu yolun yakınında Apollon Tapınağı da var. İnsanlar bu yoldan devam ederken, ibadetlerini yapabilecekleri tapınak yapmış.” diye konuştu.

08.08.2017 ntv.com.tr

0 1122

Roma, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapan Bursa’nın İznik ilçesindeki 2000 yıllık surlar ve İstanbul Kapı restore ediliyor.

4970 metre uzunluğunda, çift sur sistemiyle yapılan dört ana kapı ve 12 tali kapıdan oluşan Türkiye’nin 2.büyük surlarına sahip İznik’te restorasyon çalışmaları geçtiğimiz aylarda Bursa Büyükşehir Belediyesi destekleriyle İstanbul Kapı’da düzenlenen törenle başlamıştı. Çalışmalarda yer seviyesinin altına inilerek tarihi yollara ulaşıldığı bildirildi.

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan İstanbul Kapı restorasyonu için yaklaşık 4,5 milyon lira harcanıyor.

Yüzyıllar boyu pek çok kuşatma, doğal afet ve müdahale sonucunda değişimler geçirerek, günümüze ulaşan İznik surlarının en karakteristik bölümlerinden İstanbul Kapı, dönemin savaş ve savunma stratejilerinin de inceliklerini yansıtıyor. İlk yapımı M.S. 1. yüzyıla tarihlenen ve antik Niceae kentinin kuzey girişinde yer alan İstanbul Kapı, Konstantinapolis’e açıldığından surların en gösterişli kapısı olma özelliği taşıyor.

05.08.2017 iznik.bel.tr