Mezopotamya ile Troya Arasındaki Kara Ticaretine Dair Yeni İzler Bulundu

1899

Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde yer alan Küllüoba Höyüğü’nde, Mezopotamya ile Troya’nın kara ticaretine dair yeni kanıtlar gün yüzüne çıktı.

Eskişehir Seyitgazi’de 1996 yılından beri sürdürülen ve M.Ö. 3500 ile 1900 yılları arasındaki Tunç Çağı’nda 1600 yıl boyunca kesintisiz yerleşik hayat sürülen Eskişehir’deki Küllüoba, kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarılıyor.

35 kişilik ekip her yıl çalışma yapıyor
Kazı Başkanı Prof. Dr. Turan Efe ile Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) Arkeoloji Bölümü Başkanı ve Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Murat Türkteki’nin öncülüğündeki 35 kişilik ekip her yıl 2 ay süren kazılar yapıyor. Kazılarda ortaya çıkarılan ve Eskişehir’deki ETİ Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen eserler, bölgenin “Büyük Kervan Yolu”nda yer aldığının ip uçlarını veriyor.

Kazı Başkanı Efe, Küllüoba höyüğünün Yukarı Sakarya ovalarının batı kesiminde, Seyitgazi’nin 15 kilometre kuzeydoğusunda yer aldığını, yaklaşık 300×150 metre ebatlarındaki höyükte kültür katlarının kalınlığının azami 9 metre olduğunu söyledi.

“Helenistik dönem yerleşmede yer alıyor”
Son Kalkolitik sonları M.Ö. 3500’den, M.Ö. 1900’lü yıllar olan Orta Tunç Çağı başına kadar olan Prehistorik dönemleri kesintisiz içerdiği anlaşılan höyüğün eteklerinde ve özellikle güneybatı ve doğuya doğru olan tarlalarda ayrıca Hellenistik dönem yerleşmesinin de yer aldığını belirten Prof. Dr. Efe, şunları anlattı: “Küllüoba’da bu dönemde mimaride şehirciliğe doğru giden bir gelişmenin ilk adımlarının atıldığı izlenimi ediniliyor. Bunun en önemli göstergesi, kamuya ait bağımsız yapıların giderek ortaya çıkmaya başlaması. Bunlardan ‘Kompleks II’ olarak adlandırdığımız 31×24 metre ebatlarındaki yapı kompleksi, yerleşmenin ortasındaki büyük avluda yer alıyor. Bu yapı olasılıkla yerleşmenin beyine ait. Küllüoba kazıları sonucunda M.Ö. 2400-2200 yılları arasına denk gelen İlk Tunç Çağı III’te, Çukurova ve dolayısıyla Mezopotamya ile Troya (Çanakkale) arasındaki kültürel ve ticari ilişkilerin, zannedildiği gibi Akdeniz ve Ege kıyıları boyunca denizyolu ile değil de birbiri ardına doğudan batıya doğru sıralanan Konya, Akşehir, Yukarı Sakarya, Eskişehir ve İznik-İnegöl ovaları üzerinden karayoluyla kurulmuş olduğunu destekleyici somut ek kanıtlar ele geçirildi.”

Bu ulaşım hattını ‘Büyük Kervan Yolu’ olarak adlandırdığını söyleyen Turan Efe, “Küllüoba’da bulunan Mezopotamya kökenli malzeme içinde ‘Suriye Şişeleri’ olarak adlandırılan seramik malzeme en başta gelmektedir. Bu yerleşme, Eskişehir’in bilinen en eski şehridir” dedi.

1600 yıllık kesintisiz yerleşim yeri
Murat Türkteki de 1600 yıl boyunca kesintisiz yerleşilmiş Küllüoba’da basit konut yapılarının dışında büyük anıtsal bir yapının söz konusu olduğunu belirterek, bu yapının burada bir yönetici sınıfın varlığını, dolayısıyla şehirciliğe giden yolda sosyal tabakalanmanın ortaya çıktığını gösterdiğini söyledi. Bu seneki kazı çalışmalarını “Aşağı yerleşme”de yoğunlaştırdıklarını ifade eden Türkteki, şu bilgileri verdi: “Yine Tunç Çağı II dönemine ait yapılar bunlar. Diğer bir çalışma alanımız Orta Tunç Çağı’na geçiş dönemi dediğimiz M.Ö. 2200-1900 tarihlerine uzanan yerleşmenin mimarisinin ortaya çıkarılmasına yönelik yazının olmadığı bir dönem olduğu için uygarlık ismi vermemiz mümkün değil. Bu dönemi kültür olarak adlandırıyoruz. Çağdaşı olan MÖ 3000’lerden itibaren Mezopotamya’da yazı var ama Anadolu’da henüz yazı ortaya çıkmadığı için uygarlık ismi veremiyoruz.”

Doç. Dr. Türkteki, 20’si öğrenci 35 kişilik ekiple kazı çalışmalarını yürüttüklerini de sözlerine ekledi.

10.08.2018 TRT Haber