Cumartesi, Mayıs 27, 2017
Authors Posts by editör

editör

6509 POSTS 0 COMMENTS

by -
8

Antalya’nın Demre İlçesi’nde Myra Antik Kenti’nde bulunan Bizans dönemine ait şapeldeki haç figürü sökülerek çalındı.

myra-antik-kentindeki-sapale-ait-hac-figuru-calindi-1

Myra Antik Kenti’ninde 12’nci yüzyıldan kalma Bizans şapelinin batı yönündeki girişinde bulunan 20 santim uzunluğunda, mermerden yapılmış haç figürü yerinden sökülerek çalındı. Olay, Myra Antik Kenti’nin güvenlik görevlileri ve şapelin yanında evi bulunan Gezer ailesinin dikkati sayesinde ortaya çıktı.

Soruşturma Başlatıldı
Demre Kaymakamı Murat Uz, “Olay maalesef doğru. Antik haçın sökülerek yerinden çalınmasının son 3- 4 gün içinde gerçekleştiğini düşünüyoruz. Üzücü bir olay. Olayla ilgili idari ve adli soruşturma başlatıldı. Antik şapel, Myra Antik Kenti’nin dışında. Olayı güvenlik görevlileri kontrol sırasında fark etmiş. Gerekli açıklama Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılacaktır” dedi.

myra-antik-kentindeki-sapale-ait-hac-figuru-calindi

2010 Yılında Ortaya Çıkarıldı
Bizans şapeli, Myra Antik Kenti Kazıları Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bizans Tarihi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Akyürek’in 2010 yılında yaptığı kazılarda ortaya çıkarıldı. Antik şapel dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katkıları ile restore edildi, etrafı güvenli hale getirilerek, korumaya alındı. Şapel 5.5 metre derinde olduğu için üstü yağmur suyuna karşı örtüldü ve ziyarete kapatıldı. Şapelin girişinde ayrıca Noel Baba, Meryem Ana ve İsa figürü de yer alıyor.

27.05.2017 Cumhuriyet

by -
84

Suriye’de bulunan ve 40.000 yıllık olduğu tahmin edilen obsidyen alet, 700 kilometre uzaktaki Orta Anadolu’da Göllü Dağ’dan getirilmiş.

suriyede-bulunan-40-000-yillik-obsidyen-alet-orta-anadoludan-getirilmis

Arkeolog Ellery Frahm ve Thomas Hauck, bir erişkinin elinin avucuna sığacak kadar küçük olan bu yontma obsidyen parçasının 41 bin – 32 bin yıl önceye tarihlendirildiğini söyledi. Söz konusu obsidyen, volkanik bir kayadan çıkarıldığı Orta Anadolu’dan yaklaşık 700 km uzaklıkta ele geçirildi. Bugüne kadar Orta Doğu’ya en erken obsidyen ulaşımının 14 bin 500 ile 11 bin 500 yıl önce, Natufiyen avcı toplayıcılarının yılın belirli dönemlerinde yerleşik yaşadıkları zaman gerçekleştiği düşünülüyordu.

Yale Üniversitesinden Frahm ve Köln Üniversitesinden Hauck, birisinin muhtemelen bu obsidyen parçayı Türkiye’deki kaynağının yakınında kullanışlı bir araç haline getirdiğini söyledi. Çeşitli kesme ve sıyırma işlerinde kullanılmış olabilen bu araç, Suriye’nin Yabroud II kaya sığınağına ulaşmadan önce bir göçebe gruptan diğerine, belki de birkaç kez el değiştirdi. Alet yol boyunca yeniden şekillendirme ve keskinleştirme işlemine tabi tutuldu.

Türkiye ile Suriye arasındaki en doğrudan yol yaklaşık 700 kilometreye kadar uzanır. Fakat avcı-toplayıcılar yırtıcı hayvanları izlemek veya diğer yiyecekleri aramak için dolaşırlar. Araştırmacılar, bu yüzden obsidyen aleti taşıyan Taş Çağı insanlarının, muhtemelen Suriye’nin Yabroud kasabası yakınlarında kümelenmiş kaya sığınaklarından birine ulaşmak için muhtemelen daha fazla yol kat ettiklerini söyledi.

suriyede-bulunan-40-000-yillik-obsidyen-alet-orta-anadoludan-getirilmis-1

1930-1933 yılları arasında, Yabroud bölgesindeki kazılarda obsidyen alet ortaya çıkmış ve silisli şist (çört) olarak bilinen bir çeşit kayadan yapılmış yüzlerce eser sadece 5 ila 10 kilometre uzaklıkta bulunmuştu. Bazı araştırmacılar obsidyen aletin, kazılıp ortaya çıkarılmasından kısa bir süre sonra eski buluntular arasına karıştığından şüpheleniyor. Fakat alan çalışmalarını anlatan kazı başkanının kitabının bir kopyası, bu aletin insanların ve Neandertallerin Ortadoğu’da yaşadığı zamana ait tortuda bulunduğunu doğruluyor. Arkeologlar radyokarbon tarihlemesi için malzeme toplayamadığından, Frahm ve Hauck, Suriye kaya sığınağının yaşını; tortu tabakaları ve eserleriyle ile birlikte yakınlardaki daha tarihlendirilmiş birkaç alanla karşılaştırarak tahmin etti.

Neandertaller Ortadoğu’da ve farklı yerlerde en az 40 bin yıl öncesine kadar hayatta kalmışlardı. Bu nedenle obsidyen aletin son sahipleri onlar olabilir. Ama Frahm, Homo sapiens’i daha iyi bir aday olarak görüyor. Aletin kullanılmış olabileceği dönem boyunca insanlar Orta Doğu’yu ve yakın bölgeyi iskân ettiler. Suriye’deki bu arkeolojik alanda herhangi bir hominid fosil bulunamadı.

Frahm ve Hauck, portatif bir röntgen cihazı kullanarak obsidyen aletin ve güneybatı Asya’nın bilinen bölgelerinden toplanan 230 obsidyen örneğinin kimyasal bileşimini tespit etti. Bu durum, araştırmacıları Suriye’de keşfedilen aletin Orta Anadolu’daki kaynağına yönlendirdi.

Ortadoğu’nun dışındaki önceki kanıtlar, Taş Çağı Avrasya’sında uzun mesafe obsidyen taşımacılığının olduğunu gösteriyordu. Araştırmacılar 1966 yılında Kuzey Irak’taki Şanidar Mağarasında keskin kenarlı iki obsidyen parçasının yaklaşık 450 kilometre kuzeyden getirildiğini söylediler. Bu analizde, taşın kimyasal bileşimini tespit etmek için daha eski bir teknik kullandı. Arkeolog Frahm, Şanidar’da bulunan obsidyenin Yabroud II obsidyen aletiyle aynı tarihe dayandığını söyledi (belki de en erken 48 bin yıl önce).

Connecticut Üniversitesinden arkeolog Daniel Adler, Avrasya’daki Taş Çağı bölgelerinde; günümüzde Şanidar Mağarasından çok da uzak olmayan Ermenistan ve Gürcistan’da bulunan obsidyen eserler üzerinde yapılan son araştırmaların, oradaki avcı-toplayıcıların da geniş arazileri kullandığını gösterdiğini söyledi. Adler ayrıca, Yabroud II obsidyen aletine gelince, 700 kilometrelik bir ulaşım mesafesi, uzun bir sürede tek bir kişinin gidebilme imkânının olduğu bir mesafe olduğunu belirtti.

Avrasya, Orta Doğu’dan çok daha geniş bir avcı-toplayıcı ağı geleneğine sahip olabilir. Ermenistan’da uzun mesafe obsidyen taşımacılığına dair kanıtlar, Almanya’daki Tübingen Üniversitesi’nden arkeolog Andrew Kandel’e göre, yaklaşık 500 bin yıl öncesine kadar uzanıyor. Bu durum, Neandertallerin ya da diğer nesli tükenen insanların yüzlerce kilometre boyunca obsidyen taşıdıkları anlamına geliyor.

26.05.2016 Aktüel Arkeoloji kaynak: sciencenews.org

by -
102

İzmir’in Konak ilçesinde yer alan Roma dönemi tiyatrosu ortaya çıkartılıyor. Kadifekale’de gecekondular arasına sıkışıp kalan tiyatronun 16 bin kişilik olduğu tahmin ediliyor.

izmirdeki-antik-roma-tiyatrosu-ortaya-cikariliyor

2010-2012 yılları arasında Kadifekale heyelan alanında 2 bini aşkın gecekonduyu kaldırarak yerine kent ormanı kuran İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu kez aynı bölgedeki antik tiyatronun ortaya çıkarılması ve kültürel tesis alanının oluşturulması için harekete geçti. 33 milyon lira harcayarak 205 binayı daha kamulaştırıp 180’inin yıkımını tamamlayan belediye, 127 binayı daha kamulaştıracak.

Kentsel Yenileme Projesi kapsamında Kadifekale’deki 44 hektarlık alanda 2 bin 121 sağlıksız konutu boşaltarak yerine yeni bir kent ormanı kuran İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu kez bölgedeki tarihi mirasın ortaya çıkarılması için örnek bir çalışmaya daha imza atıyor. Kadifekale’de gecekondular arasına sıkışıp kalan 16 bin kişilik Antik Roma Tiyatrosu’nu gün yüzüne çıkarmak amacıyla başlattığı kamulaştırma ve yıkım çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, aynı bölgedeki kültürel tesis alanı için de hız verdi. Yaklaşık 31 bin metrekarelik arazide şu ana kadar 205 binanın kamulaştırma işlemleri tamamlandı. Bunlardan 180’i yıkıldı. Bu kapsamda ödenen kamulaştırma bedeli ise 33 milyon 250 bin TL’ye ulaştı. Aynı bölgedeki 127 bina daha halen devam eden kamulaştırma sürecinin ardından yıkılacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kamulaştırma çalışmalarını yürüttüğü alanın bir bölümü, Antik Roma Tiyatrosu kalıntılarını barındırıyor. Geri kalan bölüm ise kültürel sergi alanları ve kültürel tesisler ile açık-kapalı otoparkların yer alacağı bir projeyle değerlendirilecek. Projenin tamamlanmasıyla bölgedeki turizm varlığının ciddi olarak hareketlenmesi bekleniyor.

Yıkımların ardından yürütülecek arkeolojik çalışmalarla, Roma dönemi özellikleri taşıyan 16 bin kişi kapasiteli tiyatro ortaya çıkarılacak. Bölgede antik tiyatroyu gün yüzüne çıkaracak arkeolojik çalışmalar, Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan destek protokolü çerçevesinde yapılıyor. Kadifekale’deki antik tiyatro ile ilgili en ayrıntılı bilgi, 1917–1918 yıllarında Otto Berg ve Otto Walter’ın araştırmalarında ve araştırmalarına yönelik hazırladıkları plan ve kesitlerde bulunuyor.

2010-2012 YILLARI ARASINDA KADİFEKALE HEYELAN ALANINDA 2 BİNİ AŞKIN GECEKONDUYU KALDIRARAK YERİNE KENT ORMANI KURAN İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, BU KEZ AYNI BÖLGEDEKİ ANTİK TİYATRONUN ORTAYA ÇIKARILMASI VE KÜLTÜREL TESİS ALANININ OLUŞTURULMASI İÇİN HAREKETE GEÇTİ. (İHA/İZMİR-İHA)

Gecekonduların yerine kent ormanı
Kadifekale’yi çarpık yapılardan temizleyerek ağaçlandıran İzmir Büyükşehir Belediyesi, dikilen fidanlar defalarca yakılmasına rağmen, bölgeyi yemyeşil bir kent ormanına dönüştürme çabalarından vazgeçmedi. Yıkılan sağlıksız konutların ardından bölgeye on binlerce ağaç dikildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2008’den bu yana, gecekondular ve çarpık yapılarla kaplı bölgenin bugünkü durumuna ulaşması için yaklaşık 500 milyon TL harcadı.

25.05.2017 Hürriyet

by -
32

Sivas Vakıflar Bölge Müdürü Cemal Karaca, tarihi Gök Medrese’deki Selçuklu çinilerinin ‘restorasyon’ adı altında önce asitle kazınıp, daha sonra maviye boyanması ile ilgili çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

sivas-vakiflar-bolge-muduru-gok-medresesi-ile-ilgili-aciklama-yapti

Anadolu Selçuklu Sultanı 4’üncü Kılıçarslan’ın oğlu 3’üncü Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Sahip Ata Ali Hüseyin tarafından 1271 yılında yaptırılan tarihi Gök Medrese’nin minarelerinde ve minare kaidesinde yer alan mozaik tekniğiyle dekore edilmiş geometrik motifli Selçuklu çinilerinin asitle temizlenerek yok edildiği ve ardından maviye boyandığı yönündeki basına yansıyan haberlerle ilgili Vakıflar Bölge Müdürü Cemal Karaca açıklama yaptı. Restorasyonu devam eden Gök Medrese şantiye alanında açıklamalarda bulunan Karaca, “Çini kaybı olan yerlerde özellikle uluslararası restorasyon teknikleri çerçevesinde, hangi dönem olursa olsun dolgu tekniği ile doldurulmuş, renklendirilmiştir. İnternet ve televizyonlara düşen haber burayla ilgili. Yapımından önce üzerinde çini falan yok. Sadece aralarda çini görüntüleri var. Bu kaybolmasın diye, bunun üzerine dolgu tekniği uygulanmıştır. Minarelerde bulunan çinilerin belli noktaları ele alınıp, yeni bir revize proje ile bunlar tamamlanabilir. Burada iklim koşulları nedeniyle deformasyon 10 yıl sonra ortaya çıkmış. Biz bütün buralarla ilgili çalışmaları orijinal noktalarda bulunan çinileri tespit ederek inşallah 2017 yılının Kasım ayında tamamlamış olacağız” dedi.

sivas-vakiflar-bolge-muduru-gok-medresesi-ile-ilgili-aciklama-yapti-1

‘Kaynağa Dayanmadan Yapılan Bir İftiradır’
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde görevli inşaat mühendisi ve Gök Medrese restorasyonunun kontrolörlüğünü yapan Şafak Cengiz ise şunları söyledi: “Olmayan bir yüzeyde temizlik yapıp da yerine renklendirme yapmış olamayız. Zaten çini kayıpları olan bir yer. Vakıflar Bölge Müdürlüğümüzün arşivinden aldığımız daha önceki fotoğraflarda da ne şerefe altında ne de madalyon diye nitelendirdiğimiz minare kaidelerinin başlangıcında, şu anda basına fotoğrafları yansıyan yerlerde hiçbir çini görünmüyor. 2016 yılı onarımından önce de buradaki sıva tabakaları kaldırıldı. Ufak çini kalıntıları yerinde korundu. Boş olan alanlarda geri dönüşümlü malzeme ile uzman restoratörler tarafından özgün desenine uygun olarak renklendirilerek günümüze kadar getirildi. Bu bir restorasyon tekniğidir. Uluslararası arenada da kabul görmüş bir restorasyon tekniğidir. Sivas’ın iklim şartlarında zaman içinde aşınmalar meydana geldi. Son yapılan çalışma da da eserin şu an renklendirilmiş ve korunmuş olan özgün çinilerinin envanter çalışması yapılıyor. Bu envanter çalışması bittikten sonra Koruma Kurulu’na sunulacak, kurulun onayı alındıktan sonra çini uygulamasına başlanacak. Asitle uygulama gibi bir şeyin yapılması imkansızdır. Böyle bir şey yapılmamıştır. Tamamen yüzeysel bilgi ile kaynağa dayanmadan yapılan bir iftiradır.”

24.05.2017 Hürriyet

by -
156

Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde kaçak kazıda ortaya çıkartılan lahit, uzmanlar ve güvenlik güçlerinin gözetimi altında açıldı.

eskisehirdeki-kacak-kazida-ortaya-cikarilan-lahit-acildi

Seyitgazi ilçesinin Ayvalı Mahallesi Musluk mevkide kaçak kazı yapıldığı ihbarı üzerine bölgeye giden İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, 6 kişiyi suçüstü yakalamıştı. Olayda kullanılan 2 araca el koyan ve şüphelilere 2 bin 354 lira para cezası uygulanan jandarma ekipleri, üzerinde haç işareti bulunduğu belirtilen lahiti koruma altına almıştı.

Eskişehir Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü ve Müze Müdürlüğü yetkililerinden oluşan bir heyet birinci derece sit alanında bulunan kaçak kazı bölgesinde ve lahit üzerinde incelemelerde bulundu. Seyitgazi İlçe Jandarma Komutanlığı ve Seyitgazi Belediyesi’nin desteği ile yaklaşık 6 metre derinliğinde bulunan lahit görevliler tarafından açıldı. Lahit içinden iskelet parçaları çıktı. Lahitin uzmanlar tarafından incelenmesinin sürdüğü, korunması için içindeki iskeletle birlikte arkeoloji müzesine götürüleceği öğrenildi.

eskisehirdeki-kacak-kazida-ortaya-cikarilan-lahit-acildi-1

Bu arada, 6’si olay bölgesinde olmak üzere kaçak kazıyla ilgili gözaltına alınan 10 kişinin, çıkartıldıkları mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı belirtildi.

24.05.2017 Star

by -
693

Sivas’ta bulunan 750 yıllık Gök Medrese’nin Selçuklu çinileri asitle temizlenerek yok edildi, ardından maviye boyandı.

sivas-gok-medresenin-selcuklu-cinileri-asitle-temizlenerek-yok-edildi

Selçuklu döneminin önemli eserlerinden 750 yıllık Sivas Gök Medrese’nin minarelerinde ve minare kaidesinde yer alan mozaik tekniğiyle dekore edilmiş geometrik motifli Selçuklu çinilerinin asitle temizlenerek yok olmasının ardından maviye boyandığı ortaya çıktı.

Cumhuriyet gazetesinden Ceren Çıplak’ın haberine göre, yaklaşık 20 yıldır restorasyonu süren Sivas Gök Medrese Camisi’ni yerinde gören sanat tarihçisi Şennur Şentürk, çinilerin kötü restorasyon nedeniyle tamamen yok olduğunu belirtti. Şentürk, “Zaman içinde bakımsızlık, kötü restorasyonlar nedeniyle de çiniler tamamen yok olmuş, en son da hâlâ sürmekte olan restorasyonda da bu alanlar asitle temizlenerek mavi boya ile boyanmış ve içler acısı bir görünüm almış” dedi.

Şentürk, onarımını çini restorasyonu yapan uzmanlar tarafından yapılması gerektiğini, bünyesinde uzman restoratör bulundurmayan herhangi bir inşaat şirketinin böyle bir restorasyonu yapamayacağını da sözlerine ekledi.

Şentürk, Sivas Gök Medrese Camisi’nin, taç kapısının, çifte minarelerinin ve dönemin firuze renkli Selçuklu çinileriyle, kabartma taş süslemeleriyle kült eserlerden birisi olduğunu belirterek Türk sanatında, dünya kültür mirasında önemli bir yeri olduğuna değindi. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında 1271 yılnda vezir Sahip Ata tarafından yaptırılan ve zamanla tahribata uğrayan Sivas Gök Medrese Camii’nin uzun süredir atıl bir restorasyon geçirdiği ve duvar taşlarında da kötü restorasyon uygulandığı görülmekte.

Türk İslam sanatı okuyan, 35 yıldır da kendi alanında uzman olarak çalışan Şentürk, “Çok üzüldüm, içim sızladı. 25-30 yıl önce gördüğümde bu çiniler böyle kötü değildi. Gök Medrese kentin ortasında yanlış ameliyat yapılıp terk edilmiş bir hasta gibi duruyor ve gelen geçenin içini acıtıyor” dedi.

Şentürk, çevredeki halkın da ağır aksak yürüyen restorasyondan rahatsız olduğunu belirtti.

sivas-gok-medresenin-selcuklu-cinileri-asitle-temizlenerek-yok-edildi-1

Vakıflar Genel Müdürlüğü: Kayıp Olan Çinilerin Aslı Üretilecek
Yapının restorasyonundan sorumlu olan Vakıflar Genel Müdürlüğü ise şu açıklamayı yaptı: “Şu anda restorasyonu devam etmekte olan Sivas Gök Medrese daha önce 2006’da bir onarım geçirmiştir. Bu onarımda, Bilim Kurulu’nu oluşturan danışman akademisyenlerin önerileri doğrultusunda ve ilgili Koruma Kurulu’nun onayı çini kaplı alanların restorasyonu yapılırken, çini kaybı olan alanlar renkli dolgu tekniği ile tamamlanmıştır. 2014’te başlayan son restorasyon çalışması ise şu an devam etmektedir. Gök Medresenin en önemli özelliğini oluşturan çinilerinin restore edilebilmesi için ise ayrı bir çalışma başlatılmıştır. Kayıp olan çinilerin yerleri, el imalatı ile atölyede aslına uygun olarak yeniden üretilen çiniler ile doldurulacaktır.”

1399 yılında şehri istila eden Timur’un hayran kaldığı eser olarak da bilinen, astronomi bilimi alanında derslerin verildiği Gök Medrese, Evliya Çelebi’nin seyahatnamesine de konu oldu. Portal süslemeleri ile anıtsal özellik kazanan, dönemin ve bugünün en önemli eserleri arasında yer alan eserde kapı kemerinin her iki yanında 12 hayvan başı kabartması yer alıyor. Bunun dışında pek çok motifin görüldüğü kapıda, iri yıldız motifleri, hayat ağacı, küçük kuşlar, kartallar, çeşitli bitkisel motifler bulunuyor. Ön cephedeki kabartma bezeli kulelerin gövdeleri yivli olup, birer şerefeli iki minaresi bulunuyor. Yapıya görkemli bir hava katan minarelerde kabartmalar, geometrik ve bitkisel motifler bulunuyor. Eser bu bezemelerin arasında yer alan ancak günümüze kadar korunamayan mavi tonlardaki mozaik çiniler nedeni ile ‘Gök rengi’ anlamına gelen ‘Gökmedrese’ adını almış.

24.05.2017 Hürriyet

by -
389

Çorum’daki Hititlerin başkenti olan Hattuşa’da, 3500 yıl öncesindeki yaşamın yeniden canlandırılacağı bir Hitit köyü kuruluyor.

corum-hattusada-3500-yillik-hitit-koyu-yeniden-canlaniyor-2

UNESCO Dünya Belleği Listesi’ne alınan Çorum’daki Hitit başkenti Hattuşa’da, dönemin koşullarının canlandırılacağı bir Hitit köyü kurulacak. İl Özel İdaresi ve Boğazkale Kaymakamlığı tarafından yürütülen, Orta Karadeniz Kalkınma Ajansının (OKA) desteğiyle kurulacak Hitit köyünün yapımı için ihaleyi kazanan firma ile taraftar arasında sözleşme imzalanması amacıyla kaymakamlıkta tören düzenlendi.

Törende Kaymakam Turan Soğukoluk ve yüklenici firma yetkilisi, Hitit Köyü Projesi’ne ilişkin sözleşmeye imza attı.

corum-hattusada-3500-yillik-hitit-koyu-yeniden-canlaniyor

Kaymakam Soğukoluk, “Tarihi milli park” ilan edilen Boğazkale ilçesindeki Hititlerin başkenti Hattuşa’nın, eantik şehri çevreleyen 6 kilometrelik surları, anıtsal kapıları, 71 metre uzunluğundaki yeraltı geçidi, Büyükkale’deki sarayı, bugüne kadar açığa çıkarılan 31 tapınağı, kentin kuzeydoğusundaki Büyükkaya sırtlarında bulunan çok büyük boyuttaki buğday siloları ve Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı ile görülmeye değer mekanlar arasında yer aldığını anlattı.

Hattuşa’nın tanıtılması ve gelen turist sayısının artırılması amacıyla ilçeye Hitit köyü inşa edileceğini belirten Soğukoluk, 7 dönüm arazide kurulacak köy projesinin OKA tarafından desteklendiğini dile getirdi.

corum-hattusada-3500-yillik-hitit-koyu-yeniden-canlaniyor-1

Proje kapsamında 1 milyon liranın üzerinde yatırım gerçekleştirileceğini bildiren Soğukoluk, yatırımın büyük bölümünün OKA, diğer kısmının da İl Özel İdaresince finanse edileceğini, inşaat çalışmalarına kısa sürede başlayacaklarını söyledi.

Hitit Köyü Projesi ile Hititlerin 3 bin 500 yıl önceki günlük yaşantısının canlandırılacağını vurgulayan Soğukoluk, şunları kaydetti: “Amacımız ziyaretçilere 3 bin 500 yıl önce Hititlerin nasıl yaşadığını göstermek. O günün şartlarını canlandırmak ve turistlerimizi burada bir gece misafir etmek için Hitit mimarisi ile büyük bir Hitit köyü tasarlandı. Aynı Hititler dönemindeki gibi tabanı taş, üzeri kerpiçten olan, Aslanlı Kapı’dan girilen, avlusu bulunan, içinde birçok dükkanı barındıran, o günkü kral ve taht odası, hapishanesi, ekmek fırını, demir atölyesi bulunan bir yapı inşa edilecek.”

18.05.2017 Milliyet

by -
253

İzmir’in Bornova ilçesindeki Yeşilova Höyüğü’ne bağlı yürütülen Yassıtepe kazılarında, 5 bin yıllık lüks evlerden oluşan bir site ortaya çıkarıldı.

izmirdeki-yesilova-hoyugunde-5000-yillik-luks-konutlar-bulundu

Bornova ilçesinde Yeşilova Höyüğü’ne bağlı yürütülen Yassıtepe kazılarında, 5 bin yıl öncesine dayanan Troya medeniyete ilişkin yapılar, 75-80 metrekarelik döneme göre “lüks” evlerden oluşan bir site ortaya çıkarıldı.

Kazı Heyeti Başkanı Yrd. Doç. Dr. Zafer Derin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1923 yılı haritalarını inceleyerek bölgede eski bir yerleşim alanı olabileceğini belirlediklerini ve 2010 yılında Yeşilova Höyüğü kazı çalışmalarına bağlı olarak Yassıtepe Kazı Alanı’nda çalışmaya başladıklarını belirtti. Metalin kullanıldığı, savaşların yapıldığı, rant ve ticaret olgularının yaşandığı bir dönemin izlerine toprak yüzeyine çok yakın yerde rastladıklarını anlatan Derin, “Buluntular neredeyse toprak yüzeyine 10 santim derinlikte başlıyor. 10 tane üst üste yerleşim keşfettik. En üstteki Troya ile çağdaş bir yerleşim. Neredeyse küçük bir Troya kenti kazıyoruz denilebilir” dedi.

Troya’nın mitolojilere konu olmuş bir medeniyet olduğunu, deniz kıyısında yerleşime sahip bulunduğunu aktaran Derin, “İnce, uzun, metal, bronz baltaların, taş aletlerin olduğu Troya ile burası çok benzer. Troya ile benzer çanak çömleklerin olduğu bir yerleşim alanı.” diye konuştu.

izmirdeki-yesilova-hoyugunde-5000-yillik-luks-konutlar-bulundu-1

“Lüks yaşam başlamış”
Yapılar inşa edilirken evlerin tek tek düşünülmediğini, bütün mekanların planlandığını, tek bir planda tüm şehircilik altyapısının hazırlandığını düşündüklerini vurgulayan Derin, her bir evin 75-80 metrekare alana sahip olduğunu belirtti.

Derin, yerleşimde “site” anlayışının hakim olduğunu, kent çevresinde savunma duvarları bulunduğunu dile getirerek şöyle konuştu: “Lüks yaşam 5 bin yıl önce burada başlamış. Ürettikleri çanak çömlekler son derece kaliteli. Kaliteli süs eşyaları var. Hububatlarını, sıvılarını hem toprak üstünde hem toprağın altında saklamışlar. Yaşamı kendilerine en uygun ve rahat hale getirmek için bütün olanakları kullanmışlar. Evlerin en önemli özelliklerinden biri önlerinde veranda gibi boşlukların olması. Günlük hayatta oturup konuşabilecekleri alanlar var. Yaşamları sadece eve sıkıştırmamış, verandalara yaymışlar.”

22.05.2017 Anadolu Ajansı

by -
695

İstanbul Balat’ta bulunan ve 1582 yılında 3. Murad’ın annesi Nurbanu Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Cibali Ayakapı Hamamı 3 milyon Euro’ya satışa çıkarıldı.

page_mimar-sinanin-hamami-3-milyon-euroya-satilik_963207469

Mimar Sinan’ın önemli eserlerden biri olan Ayakapı Hamamı’nın bitişiğindeki kereste deposuna önceki günlerde ‘satılık ilanı’ asıldı. Hamamla birlikte kereste depolarının da satılık olduğu öğrenilirken, Ayakapı Hamamı ilk önce 2001, daha sonra ise 2012’de satışa çıkarılmıştı. Ancak fiyat ve ‘yasal zorunluluklar’ alıcıları vazgeçirmişti.

“Bina eski fakat Sinan’ın eseri”
Satışı üstlenen Ada Emlak’ın sayfasındaki bilgilere göre tarihi hamam, kereste deposuyla birlikte toplam 3 milyon Euro’ya satılıyor. Satışa çıkartılan 550 metrekarelik alanın yaklaşık 250 metrekaresini Tarihi Ayakapı Hamamı oluşturuyor. Ada Emlak’ın ilanında ise dikkat çekici başlıklar yer alıyor.

Hamama ilişkin satış ilanında, hamamın eski bir yapı olması ‘zayıf yön’ olarak belirtilirken, hamamın ‘güçlü yönleri’ ise şöyle ifade edilmiş: “…Tarihi Yarımada’nın merkezinde bulunması, dünyaca ünlü mimarımız Mimar Sinan’ın eseri olması, Unkapı- Balat bölgesinde bu büyüklükte hemen hemen hiç mülk bulunmaması…”

Ada Emlak’ın satış ilanındaki ‘tehditler’ başlığında “…Tarihi bir bina olması nedeniyle yapılacak her projenin anıtlar kurulundan onay gerektirmesi, tarihi niteliğinin korunması gerektiğinden inşaat aşamasının zor olması…” ifadeleri yer alırken, fırsatlar kısmında ise “…Özellikle Tarihi Yarımada’nın turizm açısından gelişmekte olması, eskiden hamam olması sebebiyle sağlık ve spa merkezi, sergi alanı ve restoran olarak kullanılmaya müsait olması…” dendi.

09.05.2017 t24.com.tr

by -
97

Antalya’da, Perge Antik Kenti’ndeki 12 bin kişilik stadyum orijinaline uygun restore edilerek hem turizme kazandırılacak hem de geleneksel sporlara ev sahipliği yapacak.

antalyadaki-perge-antik-kentinde-bulunan-stadyum-restore-edilecek

Antalya Valiliği öncülüğünde gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında, Perge Antik Kenti’ndeki bazı yapıların restorasyonu gerçekleştirilecek. M.S. 2. yüzyıldan kalma, Anadolu’nun en büyük antik stadyumlarından olan Perge Stadyumu yeniden ayağa kaldırılıyor. 

Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürü Cemil Karabayram, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Perge alanına yönelik Antalya Bölge Kurulu tarafından onaylanmış,rölöve ve resüsitasyon projelerinin olduğunu söyledi. Projeler için ödenek tahsis edildiğini vurgulayan Karabayram, “Bu stadyum 12 bin kişilik bir alan. Anadolu’nun ikinci büyük stadyumu, en iyi korunmuş birinci stadyumu. Kireç taşından yapılmış. Restorasyon yapılırken alandaki bütün malzemeler kendi stadyum malzemesi olacak.” diye konuştu.

Cemil Karabayram stadyumun, gerek geleneksel oyunların gerekse Antalya turizmine katkı sağlayacak birçok gösterinin yapılabileceği bir alan olacağını vurguladı.

antalyadaki-perge-antik-kentinde-bulunan-stadyum-restore-edilecek-1

“2018’de bitirmeyi hedefliyoruz”
“Perge içindeki stadyumun ayağa kaldırılması, bölge için çok önemli bir etken olacaktır. Perge’nin yeniden ayağa kaldırılması için yaklaşık 4 milyon liralık ödenek ayrıldı. Çalışmalar valiliğimiz üzerinden yapılıyor.” diyen Karabayram, stadyumun yanı sıra Perge Helenistik Kule ve mozaikli alanların, anıt mezarlarının da ele alınacağını belirtti.

Restorasyon çalışmalarını 2018’de bitirmeyi hedeflediklerini dile getiren Karabayram, “Roma döneminden kalan ve Anadolu’nun ikinci büyük stadyumunda proje etüt çalışması yapılıyor. Çok kısa sürede restorasyon için ihalesi gerçekleştirilecek. Burada, Kültür ve Turizm Müdürlüğümüz, Müze Müdürlüğümüz ile koordineli çalışıyoruz. En geç 2018-2019 döneminde hizmete açmış olacağız” dedi.

16.05.2017 Anadolu Ajansı