Cuma, Haziran 23, 2017
Manşet
Featured posts

by -
87

Tunceli’nin Pertek ilçesi yakınlarında Alt Paleolitik döneme tarihlenen yaklaşık bir milyon yıllık taş aletler bulundu.

19401827_1357929490922692_3056052726865503906_o

Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Yasemin Yılmaz, yaptığı açıklamada, 2015 yılında Mazgirt ilçesinde başlatılan arkeolojik yüzey araştırmalarına 2016 yılında ara verildiğini, çalışmaları bu yıl Pertek ilçesinde yeniden başlattıklarını anlattı. Yılmaz, çalışmayı Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünden Araştırma Görevlisi Dr. Ozan Ozbudak, arkeolog Mehmet Ali Polat, Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi Kenan Öncel ile birlikte yürüttüklerini belirtti.

Tunceli’de yapılan çalışmalarda son derece önemli keşifler yaptıklarını ifade eden Yılmaz, “Bunların en önemlisi ve ilki bizim arkeoloji literatüründe paleolitik dönem dediğimiz ve diğer literatürde eski taş çağ olarak geçen, ortalama olarak diğer yerleşmelerde bulduğumuz kalıntılardan bir milyon yıl öncesine tarihlenebilecek taş aletler bulduk. Bu bizim için önemi bir keşif” dedi.

19400646_1357929337589374_126405149066777249_o

Tunceli’de daha önceden yapılan çalışmada paleolitik dönemin bölgede varlığını bildiklerini anlatan Yılmaz, şunları söyledi: “Paleolitik dönemin bölgede bu kadar eskiye gideceğini bilmiyorduk. Bu höyükten bulduğumuz taş aletlerden yola çıkarak benzerlerinin başka yerleşmelerde mutlak tarihlerle bir milyona tarihlendiğini öğrendik. Biz de henüz emin değiliz ama bu döneme kadar gidebileceğini tahmin edebiliyoruz. Bölgede ikinci önemli keşfimiz bizim neolitik dediğimiz ilk yerleşik toplumların izlerini bulduk. Bu neden önemli? Çünkü eski toplumlar paleolitik dediğimiz dönem avcı derleyici olarak yaşıyordu. Cilalı taş devrinde, yani günümüzden 10 bin yıl öncesinde yerleşik hayata geçmeye başladılar. Bu yerleşik hayata geçmiş toplumlara biz daha güneyden Şanlıurfa’dan, Diyarbakır’dan, Gaziantep’ten biliyorduk ama kuzey sınırının bu kadar yukarıya geçebileceğini bilmiyorduk. Bu keşif Tunceli’de de ilk neolitik toplulukların olduğunu bize gösterdi. Çanak çömleksiz neolitik dönem bu. Günümüzden 10 bin yıl öncesine tarihleniyor. Bu döneme ait mimari kalıntılar yüzeyde bulduk.”

“Tunceli, ilk yerleşik toplumlarının Anadolu’da en kuzey sınırını oluşturuyor”
Arkeolojik yüzey taramalarının Tunceli için ilk sistematik çalışma olduğunu belirten Yılmaz, şunları söyledi: “Bugünki bilgilerimize göre Tunceli, ilk yerleşik toplumların Anadolu’da en kuzey sınırını oluşturuyor. Bu açıdan önemli bir keşif olduğunu düşünüyoruz” dedi.

23.06.2017 Milliyet

by -
167

Mısır’ın Luksor kenti yakınlarındaki Şeyh Abdülkurna nekropolisinde 3000 yıllık ahşap ayak protezi bulundu.

misirda-3000-yillik-ahsap-ayak-protezi-bulundu

İsviçre’de bulunan Basel Üniversitesi’nin Antik Uygarlıklar Bölümü’nden Mısırbilimciler (Ejiptologlar), Teb Mezarlarının Yaşam Tarihçeleri adlı proje bünyesinde inceledikleri bir buluntunun, 3000 yaşında bir ayak başparmağı protezi olduğunu belirttiler. Protez cihazının keşfedildikten sonra teslim edildiği Kahire’deki Mısır Müzesi uzmanları ve Zürih Üniversitesi Evrimsel Tıp Enstitüsü bilimcileri de bu çalışmada rol aldı. İnsanlık tarihindeki en eski protez cihazı olabileceği düşünülen ve ahşaptan oyulmuş olan yapay başparmak, Mısır’ın Luksor kenti yakınlarındaki Şeyh Abdülkurna nekropolisinde keşfedildi. Bu alan üzerinde şu anda son teknoloji ürünü yöntemler kullanılarak yapılan çalışmalar sürüyor.

Araştırmacılar türünün tek örneği olan protezi, modern mikroskopi, X-ışın teknolojisi ve bilgisayarlı tomografi kullanarak inceledi. Günümüzden binlerce yıl önce yaşamış olan bir rahibin kızı tarafından kullanılan ahşap başparmağının, kullanıcısının ayağına birkaç kez yeniden uydurulduğu anlaşıldı. Ayrıca kullanılan malzemeler ve oldukça gelişmiş olan bu protezin üretiminde kullanılan teknik de tanımlandı.

Milattan önce birinci bin yıldan kalma olan yapay başparmak, insan fizyonomisini oldukça iyi bilen sanatçının elinden çıkmışa benziyor. Teknik ustalığın farkına varmak için protez uzantının hareketliliğine ve kuşağının sağlam yapısına bakmak yeterli. Protezin ne kadar ince işlenmiş olduğundan, kullanıcısının doğal bir görünüm, estetik ve rahat kullanım istediği de anlaşılıyor. Ona bu özellikleri taşıyan bir protez üretebilecek nitelikte bir uzman bulmayı başarmış.

misirda-3000-yillik-ahsap-ayak-protezi-bulundu-2

Erken Demir Çağı’nda yapıldığı düşünülen protez, daha eski bir gömü şapelinin temel kayasının içine kazılmış olan yağmalanmış bir kuyu mezarında bulundu. Bu şapel, kraliyet ailesine yakın olan küçük bir üst tabaka için yapılmış olan M.Ö. 15.yy’dan kalma bir mezarlar grubuna dahil. 2015 sonlarından bu yana, Basel Üniversitesi eski Mısır’ın seçkinlerinin gömüldüğü bu mezarlığı, kullanın tarihini ve çevresini inceliyor.

20.06.2017 Bilimfili

by -
237

2010 yılında İsviçre’nin Cenevre gümrüğünde ele geçirilen ve Herakles’in 12 İşi’nin tasvir edildiği 2200 yıllık Perge Antik Kenti kökenli lahit Eylül ayında Türkiye’ye teslim ediliyor.

roma-donemine-ait-herakles-lahdi-turkiyeye-iade-ediliyor-1

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, İsviçre’nin Cenevre Gümrüğü’nde 2010 yılında ele geçirilen Herakles lahdinin geri dönüş sürecini başlatmak için Pazartesi Cenevre’ye gidiyor. Lahit, Perge Antik Kenti nekropolünde 1960’lı yıllarda yapılan kaçak kazılarla bulunmuş ve yurt dışına kaçırılmıştı. Cenevre Başsavcılık makamınca yürütülen soruşturma sonucunda lahdin 2015’te Türkiye’ye iade edilmesine karar verilmişti. Ancak karşı taraf konuyu üst mahkemeye taşıyarak iade kararına itiraz etmişti. Temyiz başvurusunun geri çekilmesiyle lahdin Türkiye’ye iadesi karşısında bir engel kalmadı. Karşılıklı görüşmeler sonrasında Herakles lahdinin Cenevre Üniversitesi’nde üç ay süreyle sergilenmesi; 19 Haziran 2017 tarihinde de Bakanlık yetkililerinin de katılımıyla resmi bir tören düzenlenmesine karar verildi. Törenin ardından lahdin iade sürecini anlatan uluslararası bir konferans düzenlenecek. Üç ayın sonunda (Eylül ayı içerisinde) eser, Cenevre’den Antalya’ya transfer edilecek. Yaklaşık 235 cm boyunda ve 112 cm genişliğindeki lahit, 3 ton ağırlığında.

roma-donemine-ait-herakles-lahdi-turkiyeye-iade-ediliyor

17.06.2017 Türkiye Gazetesi

by -
182

Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesinde tarlalarında çalışma yapan iki kardeş, Roma dönemine ait 1600 yıllık mozaik buldu.

adiyamanda-bir-tarlada-1600-yillik-mozaik-bulundu

Gölbaşı ilçesine bağlı Çakmak Mahallesi’nde, tarlalarında çalışma yapan Kemal ve Mehmet A. kardeşler, Roma dönemine ait mozaik taban buldu.

adiyamanda-bir-tarlada-1600-yillik-mozaik-bulundu-1

Kardeşlerin durumu jandarmaya bildirmesi üzerine ekipler, tarlaya gelerek inceleme yaptı. İncelemenin ardından mozaik taban Adıyaman Müze Müdürlüğüne teslim edildi. Müze Müdürlüğüne bağlı arkeologlar tarafından yapının yaklaşık 1600 yıllık olduğu belirlendi.

18.06.2017 Anadolu Ajansı

by -
737

İzmir’in Bayraklı ilçesinde yer alan Smyrna Antik Kenti’nde bulunan çeşmeden 2700 yıldır su aktığı tespit edildi.

smyrna-antik-kentindeki-cesmeden-2700-yildir-su-akiyor-1

Bayraklı ilçesindeki Smyrna Antik Kenti kazı alanı içinde yer alan antik çeşme, Batı uygarlığının günümüze ulaşmış en eski taş çeşmesi olarak kabul ediliyor. Dikdörtgen plana sahip yapı giriş eşik taşı, yürüme koridoru, su toplama haznesi, eşik taşı ve su boşaltma kanalından oluşuyor. Uzun bir koridor biçiminde inşa edilen ve 2,5 metre yüksekliğinde olan çeşmenin koridor uzunluğu 5 metreyi geçiyor.

Eski Smyrna Kazı Başkanı Prof. Dr. Cumhur Tanrıver, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İzmir’de ilk şehir yapılanmasının 3 bin yıl önce “Smyrna” adıyla bugün Bayraklı sınırları içinde kalan alanda görüldüğünü, Smyrna’nın M.Ö. 300 civarına kadar burada kaldıktan sonra Kadifekale’deki yeni yerine taşınması nedeniyle de Bayraklı’daki yerin Eski Smyrna olarak adlandırıldığını anlattı.

Antik kentin güneydoğu kısmında, surların dışında bulunan antik çeşmenin milattan önce 7. yüzyıl sonlarında inşa edildiğini belirten Prof. Dr. Tanrıver, çeşmenin şehrin hemen dışındaki su kaynağı üzerine inşa edildiğini söyledi.

Prof. Dr. Tanrıver, insanların bu bölgeye yerleşmeyi tercih etmesinde bu su kaynağının etkili olduğunu düşündüklerini ifade ederek, “O dönemlerde insanlar stratejik olarak önemli yerleri seçiyorlar. Yerleşim için su olması gerek. Herhalde insanları buraya yönlendiren de bu çeşmenin suyu. O dönemde suyu alıp şehre taşıma olanağı yok, kaynak neredeyse çeşme oraya yapılmış.” diye konuştu.

smyrna-antik-kentindeki-cesmeden-2700-yildir-su-akiyor-2

2700 yıldır akıyor
Antik çeşmenin 300 yıl boyunca aktif kullanıldığını aktaran Tanrıver, “Aradan geçen 2 bin 700 yılda su hatları bozulmuş olabilir. Ama hala kaynak suyu çeşmede akmakta inat ettiğine göre demek ki kesilmeyen bir su kaynağıydı ve insanları buraya çeken su kaynağıydı.” dedi.

Antik çeşmenin eski ve özellikli bir yapı olduğunu vurgulayan Tanrıver, şunları kaydetti: “2700 yıllık çeşmeyi dünyanın her yerinde göremezsiniz, örnekleri var, bu kadar iyi korunmuş değil. Bir elin parmaklarını geçmez. Bu kadar eski bir çeşmenin yanına kadar gidip suyunu akar vaziyete görmek herkese nasip olmaz. Burada antik dönem insanı ne görüyorsa onu görüyorsunuz. O dönemin insanının çeşmeye girdiği gibi çeşmeye giriyorsunuz. Bu kadar eski çeşme Türkiye’de yok. Yunanistan’da eski dönemlerden bir, iki çeşme biliniyor. Atina’da M.Ö. 6. yüzyıldan bir çeşme var ama mimarisi böyle değil. Atina’da başka bir çeşme var bundan biraz daha eski 3200 yıllık ama böyle korunmuş değil. Sadece temelleri var.”

Tanrıver, Eski Smyrna’nın ören yeri statüsüne kavuşturulması için çalışmaların sürdüğünü, o planlamalar içinde ziyaret noktalarından birisinin de bu çeşme olacağını sözlerine ekledi.

16.06.2017 Anadolu Ajansı

by -
432

Bursa’daki Aktopraklık Höyüğü’nde bulunan sivri uçlu taşın, 7500 yıl öncesinde matkap olarak adlandırılabilecek bir alete takılarak kullanıldığı düşünülüyor.

aktopraklik-hoyugunde-matkap-ucu-olabilecek-7500-yillik-alet-bulundu

“Arkeopark ve Açıkhava Müzesi”ne sahip Bursa’nın merkez Nilüfer ilçesindeki Aktopraklık Höyüğü’nde bulunan, çakmak taşının yontulmasıyla elde edilmiş sivri uçlu taşın, 7 bin 500 yıl öncesinde matkap olarak adlandırılabilecek bir alete takılarak kullanıldığı sanılıyor.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Grubu Başkanı Doç. Dr. Necmi Karul, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bursa’nın merkez Nilüfer ilçesinde ve 8500 yıllık tarihe ışık tutan Aktopraklık Höyüğü bölgesindeki kazıların 2004 yılında kurtarma kazısı olarak başladığını hatırlattı. Karul, 13 yıldır devam eden kazılarda gün yüzüne çıkarılan buluntuların Aktopraklık Höyüğü’nde Büyükşehir Belediyesi tarafından oluşturulan Aktopraklık Höyük Arkeopark ve Açık Hava Müzesi’ndeki kapalı mekanlarda sergilendiğini ve burayı ziyarete gelenlerin izlenimine sunulduğunu belirtti.

aktopraklik-hoyugunde-matkap-ucu-olabilecek-7500-yillik-alet-bulundu-1

Geçen yıl yapılan kazılarda çakmak taşlarının yontulmasıyla elde edilmiş bir ucu sivri uçlar bulduklarını aktaran Karul, tarih öncesi dönemlerde çakmak taşının Anadolu’nun her yerinde yoğun olarak kullanıldığını vurguladı. Çakmak taşlarının yatağından (bulunduğu yerden) belirli büyüklüklere getirilerek taşındığını anlatan Karul, daha sonra bu taşların farklı boyutlarda mermi biçimli çekirdek formuna dönüştürüldüğünü belirtti.

“Bir alete takılarak kullanıldığını düşünüyoruz”
Karul, çakmak taşından, baskı yöntemiyle aletlerde kullanılmak üzere daha küçük parçalar elde edildiğini dile getirerek, şöyle devam etti: “Çakmak taşının yontulmasıyla elde edilmiş sivri uçlu taşın, matkap olarak adlandırdığımız bir alete takılarak kullanıldığını düşünüyoruz. Ucu sivri olan taşın ahşap sapa ve bir mekanizmaya bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bunu etnografik örnekler de destekliyor. Arkeolojik kazılarda çoğu kez organik malzemeleri bulma şansımız yok ama etnografik örnekler bu tür aletlerin nasıl üretildiği konusunda bize fikir veriyor. Uç, onu sapa sabitlemek için organik ip ve ahşap mekanizmayla döndürüldüğünde çok rahatlıkla matkap gibi kullanıldığını söyleyebiliriz.”

aktopraklik-hoyugunde-matkap-ucu-olabilecek-7500-yillik-alet-bulundu-2

“7000, 7500 yıl öncesi”
Karul, çakmak taşından yontularak elde edilmiş taşların tek başına kullanma ihtimalinin bulunmadığına işaret ederek, “Bu parçaların işlevine göre bir sapa takılması gerekiyor. Çakmak taşından yapılmış bulduğumuz bir ucun da matkap olarak kullanıldığını düşünüyoruz. Aktopraklık’tan yola çıkarsak günümüzden 7000-7500 yıl öncesinde de buna benzer aletlerin olduğunu söyleyebiliriz. Matkap olarak adlandırdığımız aletin ahşap ve ip kısmı günümüze ulaşmıyor. Ucundaki taş kısmı ulaşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Bu matkap ucunun nasıl kullanıldığını etnografik örneklerle test ettiklerini belirten Karul, “Sert bir taş olduğu için ahşap, başka bir taşı gibi her şeyi delme şansları var. Aktopraklık’ta bulunduğumuz bazı boncuklar gibi süs eşyalarının yapımında bu tür matkapların kullanıldığını söyleyebiliriz” dedi.

11.06.2017 Anadolu Ajansı

by -
153

Fas’taki Jebel Irhoud arkeolojik alanında bulunan Homo Sapiens’e ait kemikler, insan türünün köklerini 100.000 yıl geriye çekti.

fasta-300-000-yillik-homo-sapiens-kalintilari-bulundu

Fas’ta 300.000 yıllık Homo Sapiens’e ait kemikler bulundu. Kalıntıların şimdiye kadar keşfedilen en eski insan kalıntıları olduğu ifade edildi.

Fas Kültür ve İletişim Bakanlığından yapılan açıklamada, Faslı bilim insanı ve araştırmacı Abdulvahid bin Nasır ve Alman araştırmacı Jan Jack Yublan’ın öncülüğünde çalışan uluslararası bir arkeoloji ekibinin Fas’ın Yusufiye bölgesi kırsalında yer alan Jebel Irhoud köyü yakınlarında yaptıkları kazı çalışmalarında Homo Sapiens’e ait iskelet kalıntılarına rastladıkları belirtildi.

fasta-300-000-yillik-homo-sapiens-kalintilari-bulundu-1

Kalıntıların yaklaşık 300.000 yıllık olduğu belirtilen açıklamada, yapılan testler sonucunda kalıntıların şimdiye kadar keşfedilen en eski insan kalıntıları olduğu ifade edildi.

Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda en eski 200 bin yıllık kalıntılara ulaşıldığı kaydedilen açıklamada, Fas’ta keşfedilen kalıntılara ilişkin ilmi makalenin 8 Mayıs 2017 tarihinde Almanya’da çıkan “Doğa” dergisinde yayımlandığı kaydedildi.

07.06.2017 ntv.com.tr

by -
163

Burdur’da yer alan Kibyra Antik Kenti’nde, M.S. 161-180 yılları arasında hüküm sürmüş olan İmparator Marcus Aurelius ve ailesine ait olan 1900 yıllık yazlık konut bulundu.

burdurda-roma-imparatorunun-1900-yillik-yazlik-konutu-bulundu-1

Kibyratis’in iç bölgeleri, 2008’deki kapsamlı arkeolojik araştırmalar başlayana kadar nispeten keşfedilmemişti. Bu kazılar sayesinde, varlığı şimdiye kadar sadece yazıtlarla bilinen Kibyra Antik Kenti taraflarındaki büyük kırsal alanlar ortaya çıkarıldı. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü tarafından yapılan analize göre bu mülklerden dördü, imparatorluk ailesinin de aralarında bulunduğu yerel ve Roma soylularına aitti.

burdurda-roma-imparatorunun-1900-yillik-yazlik-konutu-bulundu-2

Arkeolojik kalıntılar ağır hasar görmüş olsa da yapılardaki mozaikler, mermer duvar dekorasyonları ve kil su boruları açıkça görülmekte idi.  Ayrıca bu binaların tarımsal odaklı yapıldığı, bulunan metal eşyalardan ve şarap yapmak için kullanılan mermer preslerle açık bir şekilde tespit edildi. Bu tarımsal işletmeler, sahiplerine servet kazandırmakla kalmayıp, tatil evi olarak da hizmet ediyordu.

burdurda-roma-imparatorunun-1900-yillik-yazlik-konutu-bulundu-3

Bu mülklerden birinin yanında adak sunağı bulundu. Sunağı üzerinde, Roma soylularının en popüler eğlence dallarından biri olan av partisi anlatan bir şiir yazılmıştı. Yazıta göre bu adak Calpurnii ailesinden Marcus Calpurnius Longus tarafından adanmıştı. Ayrıca yazıtta Longus’un av seferi sırasında bir dağ keçisini öldürdüğü ve bunu tanrılara feda ederek topraklarını ve zenginliklerini koruduğu yazılıydı.

burdurda-roma-imparatorunun-1900-yillik-yazlik-konutu-bulundu

Diğer buluntular arasında eski bir Frig tanrıçası olan Kibele’ye ait kayaya oyulmuş bir kabartma yer almakta. İkinci bir kabartma ise, bir kurt tarafından saldırıya uğrayan çobanı gösteriyor. Arkeologlar taş kabartmaların kendisini saldırıdan kurtardığı için çoban tarafından tanrıça  Kibele’ye ithafen yapıldığını düşünüyor.

Kibyra Antik Kenti’ndeki başka bir önemli keşif ise, 2011 yılında, Arkaik Çağ’a tarihlendirilen ve kuzey araştırma alanındaki bir aslan kabartmasıyla birlikte bulunan Lidya kaya mezarı oldu.

Bilinmeyen bir sebep yüzünden, Calpurnii ailesi Kibyra Antik Kenti’ndeki mülkünü kaybetti ve burası M.S. 2. yüzyılın sonlarına doğru kraliyet ailesinin eline geçti. Yeni sahiplerden biri, Marcus Aurelius’ın kızkardeşi olan Annia Cornifica Faustina’ydı.

18.04.2017 haaretz.com

by -
209

Isparta’nın Yalvaç ilçesinde müze bahçesinde bulunan 6’ncı yüzyıldan kalma rahip heykeli çalındı.

ispartada-yalvac-muzesinin-bahcesinden-1500-yillik-heykel-calindi

Yalvaç Adliyesi ile Hükümet Konağı’nın ortasında bulunan, etrafı yaklaşık 1 metre istinat duvarı ve 2 metrelik demir korkuluklarla çevrili Müze Müdürlüğü bahçesinde bulunan ve tarihi eser kaçakçıları tarafından satılmaya çalışılırken 7 yıl önce ele geçirilen 6’ncı yüzyıldan kalma 70 santim boyundaki rahip heykeli, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce çalındı.

Bu sabah mesai için gelen müze görevlileri tarafından fark edilen hırsızlık olayı polise bildirildi. Olay yerine gelen polis ekipleri yaptıkları incelemede istinat duvarındaki demir korkulukların kesildiği ve tarihi eserin bu şekilde çıkarıldığını belirledi. Polis olayla ilgili soruşturma başlattı. Tarihi rahip heykeli 31 Aralık 2010 tarihinde Nevşehir’den Yalvaç’a tarihi eser satmaya geldiği belirlenen 4 kişinin Eğirler Köyü yakınlarında durdurulmasıyla ele geçirilmişti. Polis, hırsızlığı o dönem yakalanan şüphelilerin gerçekleştirmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.

07.06.2017 CNN TURK

by -
246

Kayseri’nin yer altı envanterini çıkaran araştırmacılar, çobanların ihbarı sayesinde başlattıkları çalışma sonucu 52 odalı, 80 metre uzunluğundaki Belağası Yeraltı Şehri’ni keşfetti.

kayseride-cobanlarin-ihbariyla-52-odali-yer-alti-sehri-bulundu

Kayseri Büyükşehir Belediyesi, Obruk Mağara Araştırma Grubu ve ÇEKÜL Vakfı, 2014’te kentin yer altı envanterini çıkarmak amacıyla çeşitli bölgelerde çalışma başlattı. Gesi bölgesinde yürütülen çalışmalarda buradaki mahalle sakinleri ve çobanların bölgede mağara olduğu ihbarı üzerine incelemeleri bu yönde genişleten araştırmacılar, bunun sonucunda 52 odaya sahip ve 80 metre uzunluğundaki Belağası Yeraltı Şehri’ne ulaştı.

kayseride-cobanlarin-ihbariyla-52-odali-yer-alti-sehri-bulundu-1

ÇEKÜL Kayseri Temsilcisi Prof. Dr. Osman Özsoy AA muhabirine yaptığı açıklamada yaklaşık 3 yıl önce kentin yer altı envanterini çıkarmak amacıyla proje başlattıklarını hatırlattı.

kayseride-cobanlarin-ihbariyla-52-odali-yer-alti-sehri-bulundu-2

Kayseri’nin yer altı envanteri bakımından oldukça zengin bir kent olduğunu vurgulayan Özsoy, şunları kaydetti: “Kayseri Büyükşehir Belediyesi, ÇEKÜL Vakfı ve Obruk Mağara Araştırma Grubu ile beraber 2014’ten bugüne Kayseri’nin yer altı envanterini çıkarmak için projemizi yürütüyoruz. Bununla ilgili yoğunluklu olarak Melikgazi sınırları içinde 2 yıla yakın çalıştık. Bu süreçte Belağası bölgesinde oturan mahalle sakinlerinden ve çobanlardan burada mağara, yer altı şehri olduğu yönünde ihbar aldık. Böylece biz de bu enteresan yere geldik. Belağası Yeraltı Şehri’nin bulunduğu dağın yüzeyinde kilise ve farklı yapıların olduğunu gördük. Çalışmalar sonucu daha sonra burada birkaç farklı yer altı şehri olduğunu keşfettik. Yer altı şehirlerinin çizimini, haritalanmasını yaparken ilginç bir şekilde bölgedeki en çok odaya ve katmana sahip bir yer altı şehri olduğunu fark ettik. Hatta belki de Türkiye’de ilk defa 50’den fazla odaya sahip bir yer altı şehri olduğunu gördük.”

03.06.2017 Anadolu Ajansı