Cuma, Aralık 2, 2016
Manşet
Featured posts

by -
49

Filistin’in Beytüllahim kentinde Roma İmparatorluğu tarafından 327 tarihinde Hazreti İsa’nın doğduğuna inanılan yerin üzerine inşa edilen Doğuş Kilisesi’ndeki mozaikler restorasyon sonrasında gün yüzüne çıktı.

En son yaklaşık 600 yıl önce Osmanlı Devleti idaresinde restore edilen kilisenin yenilenmesi için 4 yıl önce başlayan çalışmalar devam ediyor. Doğuş Kilisesi’nin şu ana kadar, dökme kurşun çatısı yenilendi, pencereleri değiştirildi, iç sıvası yenilenerek, kaybolmaya yüz tutmuş mozaikleri gün yüzüne çıkarıldı. Restorasyon çalışmalarına harcanan toplam 11 milyon avroluk bütçenin 3,7 milyon avroluk kısmı Filistin tarafından, geri kalanı ise Filistinli Müslüman ile Hristiyan şirketlerin bağışlarıyla ve uluslararası yardımlarla oluşturuldu. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) standartlarına göre sürdürülen restorasyon çalışmalarında, Filistinli mühendislerin yanı sıra İtalya’dan gelen mimar ve sanatçılar da yer alıyor.

Kilisenin restorasyonuyla ilgili AA muhabirine bilgi veren Filistin Devlet Bakanı ve Doğuş Kilisesi Restorasyon Komisyonu Başkanı Ziyad El-Bendek, devam eden restorasyon çalışmalarının asırların yıprattığı tarihi kilisenin korunması açısından hayati önem taşıdığını söyledi.

Restorasyon çalışmalarını yerinde görmek üzere kilisede incelemelerde bulunan El-Bendek, “Restorasyon öncesinde kilisenin duvarlarındaki yaklaşık iki bin metrelik mozaikten sadece 120 metre kalmıştı. Renkleri bozulmuş, toz ve mum islerinden kararmış mozaikler, yapılan restorasyonla yeniden gün yüzüne çıkarıldı.” dedi. Filistinli Bakan, “Bu restorasyon aynı zamanda Filistin halkının tarihi ve geleceğini muhafaza etmeye çalıştığının da göstergesidir. Hazreti Mesih 2 bin yıl önce bu topraklarda doğdu ve insanlığa barış mesajını da buradan taşıdı.” diye konuştu.

İncil’e göre, Hazreti İsa Beytullahim’de bir mağarada doğdu. 300 yıl sonra buraya inşa edilen Doğuş Kilisesi, Hıristiyanların en kutsal mekanlarından biri kabul ediliyor. 2002’deki çatışmalar sırasında yaklaşık iki yüz Filistinli kiliseye sığınmış, bunun ardından İsrail askerleri kiliseyi kuşatmıştı. Vatikan’ın çağrılarına rağmen kilise saldırılar sırasında hasar görmüştü.

Anahtarı 150 yıl boyunca Müslüman aileye emanet edildi
Doğuş Kilisesi yüzyıllar boyunca Hristiyan Katolik ve Ortodoks mezhepleri arasında da bir rekabete neden olmuştu. Doğuş Kilisesi’nin anahtarını elinde bulundurup kapıyı açma yetkisi, 1520’lerde Kanuni Sultan Süleyman tarafından Katolik papazlara verilmişti. Yetki, 1630’larda Rum Ortodokslara devredilmiş ve kilisenin kapısını 1850’lere kadar her sabah Ortodokslar açmıştı.

Rusya ve Fransa’nın 1850’lerde Kudüs’teki kutsal mekanlar üzerinde koruyuculuk talepleri iki mezhebi yine karşı karşıya getirmişti. Bu çekişmeye Sultan Abdülmecid Han çıkardığı bir ferman ile son vermişti.

Fermanla 1852’de kilisenin kapısındaki kilidi değiştirilmiş ve anahtarın papazlarda değil, Beytullahim’in önde gelen bir Müslüman ailesinde, Hüseyniler’de bulunmasını emretmişti.

Yaklaşık 150 sene Doğuş Kilisesi bu Müslüman ailenin mensuplarınca açılmıştı. İsrail ordusunun 2002 yılında kiliseyi kuşatmasının ardından, Kudüs Rum Patriği tarafından kilit değiştirilerek, bu gelenek sona erdirilmişti.

30.11.2016 Anadolu Ajansı

by -
123

İsrail’in Tel Aviv kenti kırsalında 3 bin 800 yıllık 18 santimetre boyunda ‘düşünen adam’ heykelciği bulundu.

İsrail Antika Merkezi’nin öncülüğünde Yehud bölgesinde kazı çalışması gerçekleştiren arkeologlar, 3 bin 800 yıllık bir ‘düşünen adam’ heykeli bulduklarını açıkladı.

18 santimetre boyundaki heykelin Bronz Çağı’nın ortalarında yapıldığını belirten araştırma ekibinin başındaki Profesör Gilad Itach, “Bu dünya üzerinde bulunmuş en eski ‘düşünen adam’ heykeli. Figür bir taşın üzerine oturmuş. Elleri çenesinin üzerinde. Bir düşünce içerisinde olduğu açıkça görülüyor” diye konuştu.

Fransız heykeltıraş Auguste Rodin’in 1904 yılında tamamladığı ünlü eseri ‘Düşünen Adam’, uzun yıllardır felsefi düşünceyi anlatan bir simge olarak kullanılıyor.

26.11.2016 Yeni Şafak

by -
124

Kastamonu’nun Daday İlçesinde daha önce defineciler tarafından tahrip edilen alanda, soylu bir kişiye ait olduğu tahmin edilen 2 bin 200 yıllık anıt mezar bulundu.

Daday ilçesindeki Kayı köyünde, geçen yıl definecilerin iş makinesiyle tahrip ettiği alanda Kastamoun Müze Müdürlüğü’nce kazı çalışması başlatıldı. Kazılarda, 22 metre çapında, 5 metre yüksekliğinde anıt mezar bulundu. Vinç yardımıyla düzenlenen tarihi mezarın Paflagonya dönemine ait olduğu belirlendi.

Kazı Danışmanı, Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şahin Yıldırım, bölgede ilk kez Paflagonya dönemine ait bir eserle karşılaştıklarını söyleyerek şöyle konuştu: “Bu bizim için çok önemli. Çünkü bölgenin arkeolojisiyle ilgili elimizdeki bilgiler kısıtlıydı. Yaklaşık 2 bin 200 yıllık böyle bir anıt mezarla karşılaşmak bizleri de çok şaşırttı. Mezar anıtını tümülüs olarak da adlandırabiliriz. Tümülüs şeklindeki mezarların İtalya’da Romalılar tarafından sıklıkla kullanıldığını biliyoruz. Bu anıtın M.Ö. 2’nci yüzyılda yapıldığını düşünüyoruz. Mezar taşlarının numaralandırılmış olduğunu görüyoruz. Taşların birbirine tutturulması içinde demir kenetler kullanmışlar, ayrıca doğal afetlerde taşların sağlamlığını sağlamak için kurşun akıtıldığını da tespit ettik. Her taş birbirinden çok farklı. Vinçlerle kaldırdığımız taşların 8.5 tona kadar ulaştığını tespit ettik.”

Definecilerin tahrip ettiği mezarı yeniden düzenlediklerini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Yıldırım, “Arazi çalışmalarını tamamlamak üzereyiz. Restore çalışmalarımız devam edecek. Çevre düzenlemelerinin ardından buranın turizme açılması planlanıyor” dedi.

18.10.2016 Hürriyet

by -
183

İzmir’in, Görece köyü sınırları içinde ve Menemen’in kuzeydoğusundaki dağlık arazide yer alan Temnos Antik Kenti definecilerin kazı alanına dönüştü. Binlerce yıl boyunca yerleşim gören antik kentin neredeyse kazılmadık, eşelenmedik tek bir boş alanı bırakılmamış.

Definecilerin, Roma döneminin 12 Aiolis (Batı Anadolu) kentinden biri olan Temnos’u talan ettiği ortaya çıktı. Antik kentteki tarihi mezarlarda hiçbir eser bırakmayan defineciler, kazıyı da arkeologlara taş çıkaracak şekilde yaptıkları belirlendi.

Terk edilen Görece köyü sınırları içinde ve Menemen’in kuzeydoğusundaki dağlık arazide yer alan Temnos’tan antik dönemin ünlü tarihçileri Herodotos ve Strabon, 12 Aiolis kentinden biri olarak söz ediyor. Aiolis, Batı Anadolu’nun kuzey bölgesinin antik adı. Gediz Nehri kuzeyinden Bakırçay güneyine uzanan bölgeyi kapsıyor. Kentin kuruluşu ile ilgili efsanede kral Malaos’un kâhine nereye şehir kurayım diye sorduğu, kâhinin dağları göstererek “arabanın dingili nerede kırılırsa şehri oraya kur” dediği ve Malaos’un arabasının dingilinin bugünkü Temnos’ta kırıldığı rivayet ediliyor. Temnos Antik Kenti Roma hâkimiyetindeyken M.S. 9. yüzyılda terk edilmiş.

izmirde-defineciler-temnos-antik-kentini-yok-ediyor

Kamp kurmuşlar
Hürriyet’ten Ömer Erbil’in haberine göre en son 1934 ve 1938 yıllarında Alman tarafından arkeolojik kazı yapılan kent, bugün arkeologların değil, definecilerin hedefinde.

Antik kentin, definecilerin ağır saldırısına uğradığına yönelik bir ihbar üzerine bölgeyi yerinde inceledik. İzmir ve Menemen güzergâhını kullanarak bir noktaya kadar araçla dağ yolunda ilerledik. Ancak yolun geçit vermemesi üzerine Temnos’a ulaşmak için dağ yolunda yaklaşık 5 kilometre yürüdük. Sarp dağlarda keçi çobanı haricinde hiç kimseye rastlamadık. Antik kente girdiğimizde şoke edici bir manzarayla karşılaştık. Yolun sağı ve solu delik deşikti. Ormanlık alanda her ağacın dibinde metrelerce derinlikte çukurlar kazılmıştı. Antik kentin merkezinde, etrafı görülmemesi için çalılarla çevrili dev bir çukur bulunuyordu. Yaklaşık 7-8 metre derinliğinde, 10 metre enindeki bu çukuru kazmak için definecilerin aylarca kamp kurmuş olmaları gerek. Gece-gündüz el yordamıyla kazılan çukurlarda çökme yaşanmaması için de odunlardan önlemler alınmış. Etraftaki çöplerden de definecilerin burada uzun süre konakladığını anlamak mümkün. Definecilerin kazdığı bir çukurda ortaya çıkan basamaklardan podyumlu bir yapının varlığı dikkat çekiyor. Tapınak ya da kutsal bir alan olduğu düşünülen yapıdan definecilerin neler götürdüğünü tespit etmek oldukça güç

Kazılmadık alan bırakmamışlar
Antik kent merkezine yaklaşık 1 kilometre mesafede nekropol yani mezarlık alanı bulunuyor. 2000-2500 yıllık, yüzlerce mezar defineciler tarafından soyulmuş. Mezarlık alan, köstebek yuvası gibi delik deşik. Neredeyse kazılmadık, eşelenmedik tek bir boş alan bırakılmamış. Mezarlık alanda da definecilerin yıllardır kaçak kazı yaptığı görülüyor. Çok yeni, taze kazılmış toprakların olması definecilerin kısa süre önce burada olduklarını gösteriyor. Bölgede ucu bucağı bilinmeyen tüneller kazılmış. İçine girmeye çekindiğimiz tünellerde mezarlar tek tek soyulmuş. Kazma küreklerle el yordamı ile metrelerce derinlikte kazıldığı anlaşılan mezarların içindeki hediyelerin tamamı defineciler tarafından yağmalanmış.

by -
528

Karadeniz’in dibinde, Bizans ve Osmanlı dönemine ait 40’tan fazla iyi durumda gemi batığı tespit edildi.

Daily Mail’in haberine göre Karadeniz Sualtı Arkeolojisi Projesi ekibi, 1.800 metre derinliğindeki deniz dibini taramak için uzaktan kumandalı iki cihaz kullandı. Cihazlardan biri yüksek çözünürlüklü 3D resimler yaparken ikincisi projektörleri, lazer tarayıcıları ve kameraları taşıyarak arazi hakkında bilgi topladı. ​Ekibin başkanı Prof. Dr. John Adams, “Projemizin temel görevi, gemilerin yattığı yerleri tespit etmek için jeofizik çalışmaları yapmak ve ayrıca Karadeniz’in hikayesini anlatacak verileri toplamak” dedi. ​Batan gemilerin kaplamalarını inceleyerek iskeletinin resimlerini çeken arkeologlar, oksijen eksikliği nedeniyle, gemilerin iyi korunduğunu kaydetti. Aramalar, Bizans’ı diğer ülkelere bağlayan eski güzergahlara uygun olarak gerçekleştirildi.

25.10.2016 tr.sputniknews.com

by -
135

Çinli arkeolog Li Xiuzhen, BBC’de çıkan Terracotta Ordusu’nun yapımında Antik Yunanlıların çalıştığına ilişkin haberi yalanladı ve söylediklerinin abartıldığını ifade etti.

BBC’de çıkan habere göre Çin’de M.Ö. 250’lı yıllara tarihlenen ve binlerce askerin pişmiş topraktan yapılmış heykellerinden oluşan Terracotta Ordusu’nun bulunduğu bölgede Yunanlı heykeltraşlar çalışmış olabileceği iddia edilmişti. Açıklamaların sahibi olan İmparator Qin Shi Huang Mozelesi kıdemli arkeoloğu Li Xiuzhen, dünyaca ünlü gerçek insan boyutlarında yapılmış ve hepsi birbirinden farklı 8 bin heykelden oluşan Terracotta Ordusu hakkında söylediklerinin çarpıtıldığını iddia etti.

Li Xiuzhen ‘ Heykeller batı kültürünün etkisinde yapılmış olabilir ama yerel kültürün, doğanın, çevrenin, zaanatkârların ve geleneksel cenaze âdetlerin katkısıyla ortaya çıkarılmıştı. Kısacası Çinliler tarafından yapıldılar. Ben bir arkeoloğum ve benim için kanıt önemlidir. Toprak askerlerin yapımıyla ilgili hiçbir Antik Yunan adına denk gelmedim ve bu da yerel halkı eğitmek için hiçbir Antik Yunan heykeltraşın olmadığını destekliyor.

Li Xiuzhen ayrıca BBC’nin haberinde, kendi sözlerinin, fikirlerini desteklemediği Prof. Lukas Nickel’ın sözlerinden hemen önceye konulduğunu ve ikisinin de aynı fikri destekler gibi gösterildiğini söyledi.

18.10.2016 shanghaidaily.com Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
193

Son buzul çağından kalma antik DNA’lar tüm Avrupalıların bir zamanlar Belçika’da yaşamış ilk insanların soyundan geldiğini gösteriyor.

avrupalilar-belcikada-yasamis-ilk-insanlarin-soyundan-geliyor-2

Techtimes.com adlı sitede yer alan habere göre yapılan çalışmalar sonucunda incelenen tüm antik Avrupalıların soyu 37 bin yıl önce bölgede yaşamış, bugünkü adıyla Belçika’ya uzanıyor. 

Genom (kalıt) analizleri ayrıca uzak atalarımızın buz devri ve onu takip eden bir kaç bin yıllık soğuk dönemde oldukça belirgin evrimsel değişime maruz kaldığını da gösteriyor. Bunu anlamada 51 genetik örnek üzerinde yapılan son çalışmayla önceki 4 örneğin karşılaştırılması büyük etken olmuş. 

İlk DNA’lar sitozinin yerini (DNA ve RNA’daki azotlu baz) urasilin (RNA’nın yapısındaki dört bazdan biri) almasından dolayı ayırıcı sapma içerebiliyor. Bu değişim modern genetik kod zincirlerinde nadir görülürken, bilim adamları bu durumu kendi lehlerine çevirip sadece bu sapmayı ortaya çıkaran DNA’yı incelemişler. Bu işlem araştırmacılara hemen hemen saf antik genetik kodlu örnekleri analiz edebilmelerini sağlamış. 

Genom ölçek verisi elde etmenin 5-6 yıllık geçmişi olan yeni bir teknoloji olduğunu belirten Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden David Reich, yeni bilimsel aletler ile nesnelere daha önce bakılmadığı şekilde bakmanın artık mümkün olduğunu söyledi.

Avrupa’da kabaca 19 bin yıl önce ısınmaya başlayan hava gerisinde kıtanın geniş alanına yayılan buz tabakası bırakmıştı. Bu buzla kaplı örtü çekilmeye başlayınca bugünün İspanya’sından insan toplulukları kuzeye doğru göç etmeye başladı. Bu göçten yaklaşık 5 bin yıl sonra ikinci grup insan topluluğu Güneydoğu Avrupa’dan kıtanın kuzey ve batısına gelmeye başladı. Bu göçmenler Türkiye ve Yunanistan’dan gelip, bir önceki toplulukla yer değiştirdi. 

Son büyük buz devri 35 bin -19 bin yılları arasında doruğuna çıkmışken, 12 bin yıl önce sonuna gelmişti. Bu devirde buzullar kuzeyden güney Fransa’ya kadar ulaşmıştır. 

Modern insanlar Avrupa’ya 45 bin yıl önce geldi bu da o dönem kıtada yerleşik Neandertal’lerin sonu anlamına geliyor. 

Çalışmada incelenen tüm antik Avrupalıların soyu 37 bin yıl önce bölgede yaşamış, bugünkü adıyla Belçika’ya uzanıyor. Bu topluluk daha sonra bölgeden çıktı ve onların yerine 14 bin yıl önce doğudan yeni bir göçmen kitlesi geldi. 

Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
817

Çin’de M.Ö. 250’lı yıllara tarihlenen ve binlerce askerin pişmiş topraktan yapılmış heykellerinden oluşan Terracotta Ordusu’nun bulunduğu bölgede Yunanlı heykeltraşlar çalışmış olabilir!

Çin’in Xinjiang eyaletindeki sitede yapılan geniş kapsamlı çalışmalar ile Avrupa özellikli mitokondrial DNA sonuçlarıyla yapılan son araştırmalar batılı kaşiflerin Çin’e bugüne dek bilinenden 1500 yıl önce seyahat edip yerleştiklerini ortaya koydu. Arkeologlar ise Çin’in ilk imparatoru olan Qin Shi Huang’nın mezarını koruyan 8 bin heykelin Antik Yunan etkisinde bir Avrupalı heykeltraşın rehberliğinde yapılmış olabileceğini iddia ediyorlar.  Uzmanları heyecanlandıran diğer bir unsur ise DNA testlerinden Avrupalıların M.Ö. 259-210 yıllarında Qin Shi Huang döneminde bölgede yaşamış olması.

İmparator Qin Shi Huang Mozelesi ve Site Müzesi’nde görevli kıdemli arkeolog Dr. Li Xiuzhen; ‘Artık Çin’inin batı ile ilk yakın temasını İpek Yolu’nun resmi kullanımından çok daha öncesinde yaptığına dair kanıtlarımız var’ dedi. Bu temasın kanıtlarından biri ise Çin’de daha önce Terracotta Askerlerin biçiminde gerçek boyutta insan heykellerine rastlanmamış olması.

Viyana Üniversitesi Asya Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Lukas Nickel’e göre Çin’in ilk imparatoru olan Qin Shi Huang’nın mezarı Büyük İskender dönemini takiben Asya’ya ulaşan Yunan heykellerinin etkisiyle yapıldı. Nickel, Yunanlı bir heykeltraşın bölgede yerli halkı bu konuda bizzat eğittiğini düşündüğünü de ekledi.

Bölgede yapılan kazılarda içlerinde yüksek mevkiden bir metres olduğu tahmin edilen inci ve altından yapılmış mücevherlerle gömülmüş genç bir kadının kemikleri ile imparatorun en büyük oğlu Prens Fu Su’ya ait olduğu düşünülen yay ve süngüyle gömülü bir kafatası çıkarıldı.

cinin-unlu-terracotta-ordusu-yunanlilarin-yardimiyla-yapilmis-olabilir-1

Terracotta Ordusu
M.Ö. 250’lı tarihlerde yapılmış olan pişmiş topraktan oluşan heykeller, 1974’te Çin Halk Cumhuriyeti’nin Xinjiang eyaletine bağlı Xi’an yakınlarında bir çiftçi tarafından bulunmuştur. Ordunun “İlklerin imparatoru” olarak bilinen Qin Shi Huang’ın mezarını koruduğuna inanılır.

Qin Shi Huang, Qin Hanedanı’nı kurarak kendini imparator ilan etmiştir. Tarihçi Si Maqian’in kaydettiğine göre, Qin Shi Huang henüz hayattayken M.Ö. 246 yılında başlanan mezarının inşası 30 küsür yıl sürmüş, inşaatta 700 bin kişi çalıştırılmıştır.

Boyları 183-195 santimetre arasında değişen bu heykel askerlerin her birinin yüz ifadesi farklıdır. Kazı alanında çoğu hala toprak altında 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunduğu tahmin edilmektedir.

12.10.2016 telegraph.co.uk Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
204

İzmir’deki Smyrna Antik Kenti’nin agorasında bulunan Bazilika’nın duvarlarında “yukarıdan aşağı” ve “soldan sağa” Yunanca kelimelerin sorulduğu bir bulmaca tespit edildi.

Smyrna Agorası Kazı Heyeti Başkanı Yrd. Doç. Dr. Akın Ersoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarihi 2 bin 500 ila 2 bin yıl öncesine dayanan antik kentin, duvar yazıları ile öne çıktığını kaydetti. 

Tek örnek “çengel bulmaca”
Smyrna Agorası’nın Bazilika bölümünde “tek örnek” bir bulmaca tespit ettiklerini söyleyen Akın Ersoy, şu bilgileri aktardı: “Akrostişe benziyor. Aynı kelimeler beş sütun hem yukarıdan aşağı hem soldan sağa tanımlanmış. Merkezde bulunan ‘logos’ kelimesi hem yukarıdan aşağı hem soldan sağa üçüncü sırada yer alıyor. Bu kelimenin o sırada burada bulunan Hristiyan topluluğun baskı altında oldukları dönemde birbiri ile haberleşmek için kullanıldığını iddia edenler var. Biz bunu bir bulmaca olarak görmek istiyoruz çünkü bu duvar resimlerinin önünde tezgahlar var. Burada çalışanların yaklaşımları, hayatları bu şekilde gözler önüne seriliyor.”

Akın Ersoy, bulmacada “akıl” anlamına gelen logos kelimesinin yanı sıra özel isimler ve “yüzen kişi”nin de sorulduğunu anlattı.

“Bulmacadan bir anlam çıkarmak zor”
Bulmacadan bir anlam çıkarmanın zor olduğuna işaret eden Ersoy, “Anlamı olmayan isimler de var. Bazı araştırmacıların dediği gibi Hristiyan topluluğuna bir gönderme de olabilir.” diye konuştu.

“Dualar da var”
Bazilika bölümünde duvarlardaki duaların da dikkati çektiğini söyleyen Akın Ersoy, gözleri iyileşen bir kişinin pagan tanrılara teşekkür için kandil yaktığının anlatıldığını söyledi. Gözleri iyileşen kişinin “ışığı” çağrıştıran kandil yakarken hangi tanrıya teşekkür ettiğinin tam olarak anlaşılamadığını da belirten Ersoy, şunları kaydetti: “Zeus’a, Apollon’a şükredilmiş olabilir. Belli ki bu yazıyı yazan kişi iyileşmiş, kandille ışık vermek istiyor. İzmir’deki tıp okulu o dönem göz hastalıkları konusunda önemli bir yere sahip olabilir mi diye düşünüyoruz. Pergamonlu Galenos, gençlik yıllarında İzmir’de 2 yıllık anatomi eğitimi görüyor. Göz hastalıkları eserini de İzmir’de yazıyor, bunu böyle yorumlayabilir miyiz diye düşünüyoruz. Belki de buradaki tıp okulunun diğerleri arasında öncülüğü söz konusuydu.”

06.10.2016 Anadolu Ajansı

by -
259

Kars´ın uluslararası lezzeti ve kültürü olan Kaz´ın, bölgedeki sosyal ve kültürel önemi M.Ö 2. bin yılına ait keramikler üzerinde tespit edildi.

Kars Kafkas Üniversitesi’nden Yrd. Doç Dr. Ayhan Yardimciel tarafından yapılan araştırmalarda Kars Arkeoloji Müzesi’nde bulunan M.Ö 2. bin yıla ait Aras Boyalıları Kültürü’ne ait bir çömlek parçası üzerindenki kaz betimi, kaz kültürünün bölgedeki köklü geleneğine ilişkin önemli bir kanıt sunuyor.

Konu ile ilgili bilgi veren Yardimciel, Kars ve Iğdır’ın da içinde olduğu Orta Aras Havzası’nın günümüzden 4 bin yıl önce Aras Boyalıları olarak bilinen kültür birlikteliğine ev sahipliği yaptığını, kültürün diğer kültürlerden farklı olarak boyalı çanak çömlek üzerine geomektrik ve bölgenin faunasına uygun çeşitli hayvan betimleri uyguladıklarını belirtti.

karsta-4-bin-yillik-kaz-betimli-comlekler-buldu

Son altı yıldan beridir, bölgenin en önemli kültür dinamiğini oluşturan ve bugünde izlerini tespit ettiğimiz Aras Boyalıları Kültürü’ne ait bir parçanın 19. yüzyılın ortalarında Ani Antik Kenti kazılarında bulunarak Kars Arkeoloji Müzesi’ne getirilmiş.   Yrd. Doç Dr. Ayhan Yardimciel, Aras Boyalıları Kültürü’ne ait iri bir çanağın gövde başlangıcı kısmında kaz betimlemesi tespit ettiklerini, bu betimlemenin günümüzden 4 bin yıl önce bölge insanının kaza verdiği  sosyal, kültürel ve ekonomik değerin ne kadar eskilere uzandığını göstermesi açısından önemli olduğunu vurguladı.

Bu tespit ile Kars’ın Kaz Kültürü’nün ve Aras Boyalıları Kültürü’nün birbiri ile ne kadar yakın ve iç içe olduklarının 4 bin yıllık belgesi olarak ortaya çıkmış olmasının Kars ve Kaz Kültürü içinde son derece önemli olduğunu belirten Yrd. Doç Dr. Ayhan Yardimciel, Kars ve çevresinin çok zengin bir arkeolojik mirasa sahip olduğunu ve çalışmalarının devam edeceğini bildirdi.

03.10.2016 Kafkas Haber Ajansı