Salı, Mart 28, 2017
Manşet
Featured posts

by -
331

Konya’da Çatalhöyük kazılarında geçtiğimiz yıl bulunan iki kadın heykelciği, ‘Ana Tanrıça’yı değil, ‘yaşlı kadınları’ sembolize ediyor. Kazı Başkanı Hodder, “Bu figürlerin ana tanrıça yerine, yaşamları boyunca toplumsal bir statü ve prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülmektedir” dedi.

catalhoyukteki-iki-kadin-heykelcigi-yasli-kadinlari-sembolize-ediyor-olabilir

Konya’nın Çumra İlçesi’ndeki Çatalhöyük’ün 1958 yılında arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilmesinin ardından kazılar, 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapıldı. Verilen aranın ardından 1993 yılında yeniden başlayan kazı çalışmaları, Stanford Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında yürütülüyor.

2 Taş Kadın Figürü Bulundu
Geçtiğimiz sezon Haziran ayında başlayıp Ağustos ayında sona eren Çatalhöyük kazı çalışmalarıyla ilgili hazırlanan ve ‘www.catalhoyuk.com’ adlı internet sitesinde yayınlanan 2016 yılı kazı raporunda, yapılan çalışmalarla ilgili bilgi veren Kazı Başkanı Prof.Dr. Ian Hodder, oldukça ilginç bulgulara rastlanıldığını söyledi. Prof.Dr. Hodder, bu yıl için hazırlanan raporda, doğu duvarı yakınlarında bulunan göbekleri, kalçaları ve göğüsleri oldukça belirgin 2 taş kadın figürünün bu sezonun en ilgi uyandıran buluntuları olduğunu söyledi.

İlk figürün de doğu duvarının yanında bir mezarın hemen sağ köşesinde bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hodder, şunları söyledi: ”Platformun yapılma süreciyle ilişkilendirilecek bu buluntu yerine objenin kasti olarak konulduğu ve üzerine yeni platformun yapıldığı düşünülmektedir. Mermerden yapılan bu figürin obsidyen bir bıçak parçasıyla yan yana bulunmuştur. Bu figürinden birkaç gün sonra büyük olan figürün hemen kuzeyinde, bir kireç öbeğinin içinde ikinci figür bulunmuştur. Kireç taşından yapılmış bu figürinin baş kısmının yakınlarında bir ayna gibi parlak ve yansıtıcı bir galen parçası ve iki adet boncuk bulunmuştur. Obje asılı bir şekilde taşınıyormuşçasına baş kısmında iki adet deliğe sahiptir.”

catalhoyukteki-iki-kadin-heykelcigi-yasli-kadinlari-sembolize-ediyor-olabilir-1

Birlikte Gömülmeleri Sıra Dışı Bir Durumdur
Bu buluntuların kasti olarak yerleştirmeyi gösterdiğini ve son derece büyük önem arz ettiğini ifade eden Prof. Dr. Hodder, ”Bulundukları yerler ve obsidyen galen gibi başka objelerle birlikte gömülmeleri sıra dışı bir durumdur. Sit alanının üst katmanlarında platformların altına mezar gömülmesi uygulaması daha eski katmanlarda olduğu gibi eşine sıklıkla rastlanan bir durum değildir. Bu da bu objelerin insan gömülerinin yerini almış olabileceğini düşündürmektedir. Kesin olan bir şey var ki o da bu gömme işlemleri platformların kapanıp açılmasının önemine işaret etmektedir.” dedi.

Ana Tanrıçayı Değil, Yaşlı Kadınları Temsil Ediyor
Figürlerin bulunduğu ve basına yansıdığı dönem medyanın büyük bir çoğunluğu bu figürinleri Çatalhöyük’ün meşhur ‘Ana Tanrıçaları’ (Kibele) olarak lanse ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Hodder, şöyle dedi: ”Ancak, araştırmacılar Lynn Meskell, Carolyn Nakamura ve Lindsay Der tarafından gerçekleştirilen araştırmalar, bu objelerdeki göğüs-kalça-göbek üçlüsünün insan figürinlerinde ön plana çıkarılmasına bir örnek olduğunu ve bu bölgelerdeki sarkmaların olgun kadın betimlemesi olduğunun altını çizmektedir. Bu figürlerin ana tanrıça yerine yaşamları boyunca toplumsal bir statü ve prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülmektedir.”

13.01.2017 Sabah

by -
201

Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde Urartu dönemine ait Doğubayazıt Kaya Mezarı kabartması tahrip edildi.

Doğubayazıt ilçesinde Urartu coğrafyasında cephesi figüratif kabartmalı tek kaya mezarı olan Doğubayazıt Kaya Mezarı’nın kabartması parçalandı. İstanbul Üniversitesi Van Bölgesi Tarih Arkeoloji Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erkan Konyar, sosyal medya hesabında kaya mezarının son halini paylaştı ve “Urartu coğrafyasında, cephesi kabartmalı tek örnek Doğubayazıt Mezarı. Kabartma ne yazık ki parçalanmış” dedi.

agrida-urartu-donemi-dogubayazit-kaya-mezari-kabartmasi-tahrip-edildi-1

Doğubayazıt Kaya Mezarı
Doğubayazıt Kaya Mezarı cephesi figüratif kabartmalı tek kaya mezarıdır. Mezar cephesi kayalığın batıya bakan yönüne açılmıştır. Kaya mezarında girişten sonra bir ana salon bulunur. Salonun kuzey ve batı duvarlarına nişler açılmıştır. Salonun tabanına açılmış dikdörtgen bir açıklıkla inilebilen alt katta iki oda yer alır. Küçük boyutlu mezar girişinin her iki kenarında kabartmalar yer alır. Girişin solunda iki elini açmış bir figür, girişin üstünde bir keçi kabartması, sağda ise bir tanrı(!) kabartması betimlenmiştir. Kompozisyonun bir kurban töreni sahnesini temsil ettiği anlaşılmaktadır. Girişin sağında (güneyinde) yer alan tanrı kabartmasının başında çift boynuzlu bir başlık bulunmaktadır. Kabartma, badem gözlü, hafif kemerli burunlu, sakalsız, bileklere kadar inen bir elbise giymiş şekilde tasvir edilmiştir. Saçları omuza kadar inmektedir ve saç uçları olasılıkla buklelidir.

Doğubayazıt kaya mezarının işlendiği kayalık yüzeyi, güneybatı yönden izleyen dik kayalık alanda ortaya çıkardığımız, kaya işçiliği, mezarla ilgili veya çağdaş bir yapı grubunun varlığını göstermektedir. Mezar odasının kuzeyinde (sol) ana kayaya yaslanmış üç tane yan yana mekân kalıntısının doğu duvarı (oyukları) ile aralarındaki bölme duvarı çıkıntıları kayaya oyulmuştur.

arkeolojihaber.net
Kaynak: Kemalettin Köroğlu – Erkan Konyar (2011)
Urartu Mezar Tipleri ve Gömü Adetleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul

by -
187

British Museum’un en değerli eserlerinden biri olan 9 bin 500 Jericho Sıvalı Kafatası, dijital çağın mucizeleri ile yeniden canlandırıldı.

9-bin-500-yillik-jericho-sivali-kafatasi-yeniden-bicimlendirildi

Söz konusu kafatası, arkeolog Kathleen Kenyon tarafından 1953’te Batı Şeria’daki Ürdün Nehri yakınlarındaki Filistin Toprakları’nda bulunan Eriha’daki kazılarda keşfedildi.

Kenyon buluşunu şöyle açıklamıştı: “7 bin yıldan önce yaşamış bir adamın portresine baktığımızı anlayınca büyük bir heyecana kapıldık. Hiçbir arkeolog böyle bir fenomeni keşfedememişti.”

Kenyon’un keşfinden bu yana Ortadoğu’dan Türkiye’ye kadar olan 50’den fazla benzer kafatası bulundu.

9500 yıllık kafatası, 2009 yılınca Micro-ST ile taranınca bazı gerçekler ortaya çıktı: Kafatasının arkasında bir delik vardı, delik toprakla dolmuştu ve çene yapısı bir erkek olduğunun ispatıydı. Kafatasının kopyası, 3 boyutlu yazıcılar ile şekillendirilince ve bazı deformansyonlar keşfedildi. 

Hem kafatası, hem de onun 3 boyutlu yapılandırması 19 Şubat’a kadar British Museum’da segilenecek.

07.01.2017 webtekno.com

by -
6985

Arkeologlar Derneği, TRT’de yayınlanan ve Şanlıurfa’da bulunan, dünyanın bilinen en eski anıtsal yapısı olan Göbekli Tepe’nin, Hz. İbrahim’in putları yıktığı yer olabileceği anlatan belgesele istinaden bir açıklama yayınladı.

dunyanin-en-eski-tapinagi-gobekli-tepe-yenileniyor

Arkeologlar Derneği, “Diyarbakır Valiliği, TRT ve Kalkınma Bakanlığı desteği ile “Diyarbakır kültürel mirasının tanıtımı” projesi adı altında hazırlanan “Suların Ateşin ve Taşların İmparatorluğu” isimli belgesel, TRT Belgesel kanalında yayınlanmış ve tepkilere neden olmuştur” dedi.

Arkeologlar Derneği’nin yayınladığı açıklamanın tamamı şu şekilde;
“Söz konusu belgeselde insanlık tarihinin en önemli yapılarından biri olarak kabul edilen ve dünyanın en eski tapınağı olarak isimlendirilen Göbeklitepe, dünya tarihinde kabul edilen bazı teorileri de değiştirmiştir. Göbeklitepe Anadolu arkeolojisinde önemli bir yere sahip olup, tüm bilim adamlarının ilgi odağı haline gelmiştir. Uluslarası organizasyonlarda ülkemizin tanıtımına katkıda bulunan önemli bir kültür ve turizm alanı haline gelmiş, dünya kamuoyunda haklı bir ün elde etmiştir. Ancak adı geçen belgeselde Göbeklitepe’de yeralan heykelleri “Hz. İbrahim’in babası Azer’in yapmadığını kim bize söyleyebilir ya da Hz. İbrahim’in kırdığı putların yeraldığı tapınağın Göbeklitepe olmadığını söyleyebiliriz miyiz” diye bir ifade kullanılarak Göbeklitepe stelinin yere düşürülerek kırıldığı bir canlandırmaya yer verilmesi son derece talihsiz bir görüntüdür.

Günümüzde yakın geçmişte komşu coğrafyalarda yaşanan olaylardan, bu tip söylemlere ve görüntülere yer verilmesinin ne kadar tehlikeli olduğu birçok defa görülmüştür. Maalesef Göbeklitepe’de talihsiz bir şekilde “put” olarak gösterilen stelin kırılması sahnesi, Göbeklitepe’yi hedef göstererek, tarihi eserlerimize zarar verilebilecek bir ortam yaratmıştır.

Yaklaşık olarak M.Ö. 2. binde yaşadığına inanılan ve kutsal kitaplara göre tek tanrılı dinlerin babası olarak kabul edilen Hz. İbrahim’in putlarını kırdığı tapınağın, henüz yerleşik hayata bile tam olarak geçilmemiş, günümüzden yaklaşık 12 bin yıl önce yapılmış olan Göbeklitepe olması zamansal olarak da mümkün değildir.

Dolayısıyla hiç bir şekilde bilimsel gerçeklerle bağdaşmayan bu belgeselin TRT tarafından bir an önce yayından kaldırılmasını bekliyoruz. Ayrıca söz konusu belgeselde, halkımıza kötü örnek oluşturacak şekilde arkeolojik eserlere zarar verildiğini gösteren görüntülere yer verilmiş olmasını şiddetle kınıyoruz.

Arkeologlar Derneği Yönetim Kurulu – 06.01.2017″

by -
205

Libya çöllerinde ​yabani tahıl ve bitkileri pişirmek için 10 bin yıl önce kullanılan ilk ​çömlekler bulundu. Bilim adamları,​ bu​ yiyeceklerin ​bir çeşit ​”​lapa​” olduğunu ve ​avdan etsiz dönüldüğünde ana yemek ​olarak ​ye​n​diğini söy​lüyor​.

atalarimiz-10-bin-yil-once-​comlekte-yabani-tahil-ve-bitki-pismis-olabilirler-

Bristol Üniversitesi’nden Dr​.​ Julie Dunne, “Bu, küresel olarak bitki​yi​ işlemenin ilk doğrudan kanıtı ve olağanüstü bir şekilde, erken Kuzey Afrika avcı toplayıcılarının tahıl​, ​tohum, yapraklı​ bitki​​, su bitkileri gibi​ birçok farklı türde bitki tüket​t​iğini gösteriyor.”

Yeşil Sahra
Tarih öncesi dönemde ​Sahra Çölü, göller ve nehirlerle​ çevrili​ yeşil bir savana​ydı​​.​ ​Su​ ​aygırları ve filler de dahil olmak üzere büyük hayvan sürüler​inden oluşan bir yaşam vardı. O dönemde yaşayan insanlar çimen, yapraklı bitkiler ve su bitkilerin​in ​yabani taneler​ini​ topla​dılar.​

atalarimiz-10-bin-yil-once-​comlekte-yabani-tahil-ve-bitki-pismis-olabilirler-​-1

Dunne, “Bitkilerin uzun süre kaynatılmasına izin veren, termal olarak dayanıklı çömlek icadı, tarih öncesi insanların yiyebileceği bitki çeşitliliğini, daha önce​leri​ ​yedikleri ​tatsız ve hatta toksik bitkiler de dahil olmak üzere​,​ önemli ölçüde genişletiyor” dedi.

Öğütmek için kullanılan taşlar da parçalanmış seramiklerin yakınlarında bulundu​.​ ​B​u da tahılların un haline ge​tirildiğini​ düşündür​üyor.​ D​r.​ Duncan, “Veya sadece tahılları uzun süre kaynatmış ve bir çeşit pür​e de​ yapmış olabilirler. İlginçtir ki​ bu,​ bugün Afrika’daki en önemli unsurlardan biri ​ve​ çok uzun bir geçmişi olabilir” şeklinde konuştu.

​Çömlekler, insanlık tarihinde iki kere icat edildi. Doğu Asya’da yaklaşık 16 bin yıl önce, daha sonra Kuzey Afrika’da yaklaşık 12 bin yıl önce. Araştırmacılar, Libya ​Çölü’ndeki Takarkori ve Uan Afuda’daki arkeolojik alanlarda 100’den fazla kırılmış seramik parçasını inceledi. Ç​ömleklerin​ çok çeşitli bitki örtüsünü işlemek için kullanıldığını fark ettiler.​ ​Araştırmacılar bunu​,​ çömleklerde​ki​ yağlı kalıntıların​ karbon izotop oranlarını analiz ederek keşfettiler.

​Çömlekler, bölgedeki bitki evcilleştirme ve tarımın​ı en az 4 bin yıl ön​e çekiyor.

Araştırmacıı Prof​.​ Richard Evershed​, “Erken tarih öncesi çanak çömleklerde yaygın bitki mumu ve yağ kalıntılarının bulunması, ​çöld​e​ eski çanak çömleklerin eski dünyadaki diğer bölgelere kıyasla kullanılma biçiminin tamamen farklı bir resmini sunuyor” dedi. ​​Ç​ömlekler,​ daha sonra süt de dahil olmak üzere hayvansal ürünleri işlemek için kullanılmış​.​

atalarimiz-10-bin-yil-once-​comlekte-yabani-tahil-ve-bitki-pismis-olabilirler-​2

Bitki diyetleri
Atalarımız üç milyon yıl boyunca bitki yiyorlardı.​ ​İlk başta, akşam yemeğinde ​ yumuşak ve sindirimi ​kolay ​olan meyvele​r yediler. Daha sonra, bitkilerin odunsu kısımları​nı ​çukurlar​da yakılan ateşlerde pişirerek, ​onları daha yenilebilir ​hale getirdiler.​ Çanak çömleklerin keşfi, kaynatarak bitkileri pişirmeyi mümkün kıldı ve onları daha lezzetli ve daha az toksik hale getirdi.​ ​Bu insanlık tarihi​ için​ büyük önem taşır​.​ Nişastalı gıdalar enerji ve besin öğeleri ​bakımından​ iyi bir kaynaktır.​ ​Pişmiş bitkiler ve tahıllar gelecekte kullanılmak üzere korunmuş olabilir​ler​.​ ​Ayrıca pişen bu bitkilerin ​​bebekler​i​ besle​y​ebilecek kadar yumuşak​ olması​, belki bebeklerin ​sütten ​daha erken ayrılması​nı sağlamış ve böylelikle kadınların doğurganlığını artır​mış olabilir.​

19.12.2016 bbc.com

by -
413

Arkeolojihaber.net ekibi olarak 2016 yılı Türkiye’sinden vandalizm içeren önemli gördüğümüz 10 haberi sizler için derledik.

“Vandalizm”
Vandallık veya akım olarak Vandalizm, bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eylemi.

1-Yenikapı’da Theodosius Limanı’na Ait Ahşap Mendirek Parçalandı
İstanbul’daki Yenikapı Meydanı’nda devam eden çalışmalarda Bizans dönemine ait Theodosius Limanı’nın devamı olan ahşap örme mendirekler Koruma Kurulu’nun uzman denetiminde bilimsel yöntemlerle kaldırılması kararına karşın iş makineleri ile parçalandı.
Haberin devamı için

yenikapida-theodosius-limanina-ait-ahsap-mendirek-parcalandi

2-Urla’da Airai Antik Kenti’nin Ortasına Beton Su Kanalı Döşendi
İzmir’in Urla ilçesinde Airai Antik Kenti’nin bulunduğu 1. derece arkeolojik sit alanının ortasına beton boru döşediler. Koruma kurulu, müze ve Urla Belediyesi’nin iki defa mühürleme yapmasına rağmen inşaat durmadı. 2863 sayılı yasaya göre kasten birinci derece sit alanını tahrip etmek hapis cezasını öngörüyor.
Haberin devamı için

urlada-airai-antik-kentinin-ortasina-beton-su-kanali-dosediler

3-Mersin’de Gülek Kalesi’nin Kapısına Sprey Boya
Tarsus’un yaklaşık 60-65 km. kuzeyinde yer alan Gülek Beldesi’nde bulunan tarihi kalesinin giriş kapısına kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce sprey boya ile yazı yazıldı. Vatandaşların tepkisine neden olan yazılar, tarihi yapıya zarar verdi.
Haberin devamı için

mersinde-gulek-kalesinin-kapisina-sprey-boya

4-Antalya’da 2 Bin Yıllık Kaya Mezarına Boya İle Yazı Yazıldı
Antalya’nın Finike İlçesi’nde yer alan Limyra Antik Kenti’nde bulunan 2 bin yıllık kaya mezarının duvarına bir sondaj firması boya ile yazı yazarak ilan verdi. Sprey boyayla yazılan ilan yüzünden tarihi yapı zarar gördü.
Haberin devamı için

antalyada-2-bin-yillik-kaya-mezarina-boya-ile-yazi-yazildi

5-Bodrum’da 2 Bin Yıllık Mezarlar Kepçeyle Tahrip Edildi
Muğla’nın Bodrum ilçesinde evini yenilemek isteyen kişi, Roma dönemine ait 2 bin 100 yıllık mezarları tahrip etti, mezarlardan PVC atık su borusu geçirildi.
Haberin devamı için

bodrumda-2-bin-yillik-mezar-kepceyle-tahrip-edildi

6-Ankara’da 2 Bin Yıllık Sur Duvarı İş Makinesiyle Yıkıldı
Ankara’da Augustus Tapınağı’nın hemen yanında yer alan ve Ankara Kalesi’nin devamı olan tarihi duvar ile sütunlar “İnsanların kafasına düşüyor” diyerek yıkıldı.
Haberin devamı için

ankarada-2-bin-yillik-sur-duvari-is-makinesiyle-yikildi

7-Kocaeli’de 2 Bin 500 Yıllık Mezar Odası Dozerle Yok Edildi
Kocaeli’nin Körfez ilçesine bağlı Kutluca Köyü’ndeki 2 bin 500 yıllık kubbeli mezar odası patlatıldıktan sonra dozerle yok edildi.
Haberin devamı için

kocaelide-2-bin-300-yillik-mezar-odasi-dozerle-yok-edildi-1

8-Latmos’ta 8 Bin Yıllık Kaya Resimleri Sabunla Silinerek Yok Ediliyor
Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Havva İşkan Işık, taş ocaklarında çalışma izni alanların sit alanı engeline takılmamak için kaya resimlerini arap sabunuyla, süngerle ve zımparayla yok ettiğini söyledi.
Haberin devamı için

8-bin-yillik-latmos-kaya-resimlerine-spreyle-adlarini-yazdilar-1

9-Aydın’da Latmos Antik Kenti’nde Zeus Tapınağı’nı Yaktılar
Aydın’da en önemli doğal ve antik değerleri bünyesinde barındıran Beşparmak Dağları’ndaki Latmos’un Dikilitaş bölgesindeki antik kalıntılarında yangın çıktı.
Haberin devamı için

aydinda-latmos-antik-kentinde-zeus-tapinagini-yaktilar-1

10-Marmaris Kalesi’nin Duvarları Klima İçin Hilti ve Matkapla Delindi
Muğla’nın Marmaris ilçesinde tarihi kalenin duvarları klima takılması için hilti ve matkapla delindi.
Haberin devamı için

marmaris-kalesinin-duvarlari-klima-icin-hilti-ve-matkapla-delindi-2

 

by -
245

Arjantin’in Santa Cruz eyaletindeki Rio Pinturas’da bulunan Eller Mağarası, günümüzden 13 bin ila 9 bin yıl önce yapılan Tarih öncesi dönem mağara sanatına ait muazzam bir örneğe ev sahipliği yapıyor.

arjantindeki-eller-magarasi-cizimleri-13-000-ila-9-000-yillari-arasina-ait-3

The Vintage News’te yer alan habere göre İspanyolca adı ‘Cueva de las Manos’ olan Eller Mağarası’nın da içinde bulunduğu bölge 25 yıldan uzun bir süredir arkeolojik araştırmaların başlıca merkezi durumunda.

Arkeologlara göre Eller Mağarası duvarları yüzeyindeki el izleri, 14 bin 500 yıldan fazla bir tarihe sahip Patagonia yerlilerinden Tehuelche boyunun atalarına ait. El izleri değişik teknikler uygulanarak yapılmış. En belirgin teknik ise ressamların sol ellerini taşın yüzeyine koyarak sağ ellerinde tuttukları püskürtme borularıyla üfleyerek el izi bıraktığı şeklinde. Boyalar ağaç kökü ve kabuğu gibi bitki örtüsünden yapılırken, renklerde siyah, eflatuni kırmızı, sarı, beyaz, mor ve çok nadir olarak yeşil görülüyor.

arjantindeki-eller-magarasi-cizimleri-13-000-ila-9-000-yillari-arasina-ait-2

Mağara’da el şablonlarının yanı sıra avlanma sahneleri, çeşitli avlama tekniklerinin tasvir edildiği insan ve hayvan siluetleriyle birlikte daireler, yıldızlar, yuvarlak ve spiral tasarımlardan oluşan geometrik işaretler de mevcut.

Fazla büyük olmayan mağarayı insanlar yüksek ihtimalle avlandıktan sonra dinlenmek ve bir takım ritüellerini yerine getirmek için kullanıyorlardı.

arjantindeki-eller-magarasi-cizimleri-13-000-ila-9-000-yillari-arasina-ait

Eller Mağarası 1999 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı ve ulusal tarihi anıt ilan edildi. Mağara sanatsal ihtişamının yanısıra tarih öncesi avcıların bölgedeki varlığına da tanıklık ediyor.

Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
511

Türkiye’de 2016 yılında yürütülen 554 arkeolojik kazı ve araştırmada, içlerinde Çatalhöyük’te bulunan Kadın Heykelciği ve Kınık Höyük’te bulunan Akamenid Dönemi’ne ait volkanik kayaçtan yapılmış şahin heykelciği ile beraber 2 bin 288 tarihi eser toprak altından çıkarıldı.

Türkiye’nin değişik bölgelerinde yürütülen kazılarda sikke, pişmiş toprak kap, taş eser ve heykel gibi farklı türlerde eserler gün ışığına kavuşurken, geçtiğimiz kasım ayı verileri Bakanlar Kurulu kararıyla 554 arkeolojik faaliyetin yürütüldüğünü gösteriyor. Anadolu topraklarında bulunan bu tarihi zenginlikler, yerli ve yabancı bilim insanları tarafından yapılan kazı, restorasyon ve yüzey araştırmalarıyla bilim dünyasına sunuluyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-2

“Eşsiz” Kadın Heykelciği Bulundu
Konya Çatalhöyük’te Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında gerçekleştirilen kazılarda bulunan M.Ö. 8 bin ile 5 bin 500 Neolitik Dönem’e ait kadın figürü bu kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin en önemlilerinden biri olarak gösteriliyor. Yüksek kalitede işçilikle yapılması ve vücudunun tüm parçalarının eksiksiz bulunması dolayısıyla bu heykelcik “eşsiz” olarak nitelendiriliyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-4

Niğde Kınık Höyük’te Prof. Dr. Lorenzo D’Alfonso başkanlığında gerçekleştirilen kazı çalışmalarında bulunan Akamenid Dönemi’ne ait volkanik kayaçtan (riyolit) yapılmış şahin heykelciği de diğer bir önemli eser.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-3

3 bin 500 Yıllık Mühür Bulundu
Bu yıl ki kazılarda, Hitit dönemine ait yaklaşık 3 bin 500 yıllık bir de mühür bulundu. Adana’daki Tatarlı Höyük’te Yrd. Doç. Dr. Serdar Girginer başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında açığa çıkan eserin, M.Ö 13’üncü yüzyıla, ünlü Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın da yaşadığı döneme ait olduğu tahmin ediliyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-1

Ordu Kurul Kalesi’nde 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen 110 santimetre yüksekliğinde mermerden yapılmış Ana Tanrıça Kibele heykeli de gün yüzüne çıkarılan önemli eserler arasında yer alıyor. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında sürdürülen kazıda bulunan heykel, yaklaşık 200 kilogram ağırlığında.

Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı akademisyenin başkanlığında, Bakanlığın izniyle gerçekleştirilen kazılarda, binlerce eser ortaya çıkarken, gün ışığına kavuşan bu envanter niteliğindeki eserler, tasnif çalışmalarının ardından müzelerde teşhire hazır hale getiriliyor.

19.12.2016 basin.kulturturizm.gov.tr

by -
343

Atalarımızın yediği en eski çiğ yemek kalıntısına ulaşan bilim adamlarına göre ilk insanların 1.2 milyon ile 800 bin yıl arasında bir tarihte yiyeceklerini pişirmeye başlamış olabilir.

Deccan Herald’da yer alan habere göre arkeologların bulduğu 1.2 milyon öncesine ait çiğ hayvan dokusuyla pişmemiş nişasta tanecikleri içeren bir diş plağı mikrofosili, ot ile çam polen tanesi ve haşare tüketimini işaret ediyor.  Saptanan tüm lifler karbonlaşmamış ayrıca odun kömürü ateşi izine rastlanmamış.

atalarimiz-ilk-yemegi-800-bin-yil-once-pisirmis-olabilir

Araştırmacılar arasında hala yemek pişirmek için ilk ateşin hangi tarihte kullanıldığı ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Kimi araştırmacılar 1.8 milyon yıl öncesini işaret ederken kimi araştırmacılar ise 300 ila 400 bin yıl öncesini savunuyor.

Muhtemel ilk ateş kanıtları Afrika’da erken yerleşimlerinde bulunmuştu. Ancak İspanya’da yer alan Sima Del Elefante’deki delil eksikliği insanların ateş bilgisini Afrika’yı terk ederken yanlarında götürmediği izlenimini uyandırıyor.

Avrupa kıtasındaki en belirgin ateş kalıntıları günümüzden 800 bin yıl öncesine tarihlenen İspanya’daki Cueva Negra Mağarası ile İsrail’de yer alan Gesher Benot Ya’aqov’da bulunmuştu. İki yerleşim bir arada ele alındığında ateş yakarak yemek pişirme tarihi 800 bin – 1.2 milyon yıl arası olarak ortaya çıkıyor. 

İngiltere York Üniversitesi’nden Karen Hardy elde edilen tüm erken tarih ipuçlarının insansı yaşama dair bakış açısı için son derece sorgulayıcı olduğunu söyledi. 

Hardy: ‘Avrupalılar 1.2 milyon yıl önce ormanlık alanları öğrenip kavramış, ondan faydalanmaya başlamış ve nişasta içeren yiyecek ve etden oluşan bir beslenme zincirini öğrenmişlerdi’ dedi. Hardy sözlerine bu yeni zaman çizelgesinin insan evrim sürecini anlayabilmemiz açısından önemli olduğunu ve yontma taş devrinde pişmiş yemeğin yüksek enerji sağladığı için beyin hacminin gelişimini de hızlandırmış olabileceğini ilave etti. 

15.12.2016 deccanherald.com Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
212

Kıbrıs tarzı çömleklere Demir Çağı Anadolu’sunda ilgi hayli yoğundu. Yapılan araştırmalar göre çömleklerin hepsinin Kıbrıs’tan gelmediği ve yüksek talebin çömlek ustalarını yerli üretime yönlendirdiğine işaret ediyor.

demircagi-anadolusunda-kibris-comleklerine-ilgi-yogundu

Florida Üniversitesi’nden Steven Karacic ile Chicago Üniversitesi’nden James Osbourne Hatay çevresindeki üç yerleşimde bulunan çömleklerin kimyasal bilişimlerini analiz ettiler. Sonuçlara göre ithal ve yerli Kıbrıs çömlekleri birbirlerinden farklı kimyasal izler taşıyordu. Bu sonuçtan yola çıkan iki bilim adamı hangi çömleklerin Anadolu’da üretildiğini belirledi.

Plos One’da yayınlanan çalışmaya göre Çatalhöyük ve  sakinleri Kıbrıs’tan gelen çömlekleri kullanırken, Tell Tayinat’te yaşayanlar yerel üretim ve ithal karışımı Kıbrıs tarzı eşyalara sahipti.

Chicago Üniversitesi’nin ev sahipliğini yaptığı koleksiyon üzerinde incelemelerde bulunan Karacic ve Osbourne eşyalara yüksek enerji X-ışını tuttu. Atomlar enerjiyi emince çok az oranda radyasyon püskürttü. İkinci salımda eşyaların kimyasal oluşumu hakkında ipuçlarına ulaşılabildi. Farklı kimyasallar farklı enerji salımları çıkarmıştı.

Tell Tayinat’teki benzer çömlekler (Kıbrıs tarzında olmayan yerel üretim) farklı salım gösterirken Çatalhöyük ve Tell Judaidah çömlekleri bambaşka izler taşıyordu.

Yapılan teknik ve deneysel araştırmalar sonucunda Karacic ve Osbourne, Kıbrıs üretimiyle yerel üretilmiş Tell Tayinat çömlekleri arasında belirgin farklara ulaştı.

Peki o halde Tell Tayinat’te Kıbrıs çömleği üretimi varken diğer iki yerleşmede neden yoktu? Karacic ve Osbourne’a göre varlıklı Tell Tayinat’te yapılan şölenler Kıbrıs çömleklerine talebi artırmış ve yerel çömlekçilerin kopyaladıkları bir şekilde Anadolu’ya taşımaya itmişti.

01.12.2016 cosmosmagazine.com Çeviri: Ayşen Yolcu