Salı, Mayıs 23, 2017
Manşet
Featured posts

by -
234

Afyonkarahisar’daki Tatarlı Tümülüsü’nde 48 yıl önce kaçak kazılarda bulunduktan sonra bir bölümü yurt dışına kaçırılan ve yoğun çabalar sonucu Türkiye’ye getirilen 2 bin 500 yıllık ahşap mezar odasının boyalı frizleri sergilenmeyi bekliyor.

afyonkarahisardaki-tatarli-tumulusunun-mezar-odasi-ziyarete-aciliyor

Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesine bağlı Tatarlı beldesinde yer alan tümülüste kaçak kazı yapanlarca 1969 yılında bulunan mezar odasının, boyalı ahşap parçaları yurt dışına kaçırıldı.

Milattan önce 525 yılına tarihlenen mezar odasının ahşap parçalarının Almanya’daki Münih Arkeoloji Müzesinde olduğunu belirleyen Prof. Dr. Latife Summerer, durumu Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerine bildirdi. Bakanlığın girişimleri sonucu müzedeki 38 küçük ahşap parçası ve 4 kalas, 2010’da Türkiye’ye getirildi.

Afyonkarahisar Müzesi’ndeki özel sandıklara alınan eserin, yapılan yeni müzede ayrılan özel bölümde sergilenmesini planlanıyor.

Afyonkarahisar'daki Tatarlı Tümülüsü'nde 48 yıl önce kaçak kazılarda bulunduktan sonra bir bölümü yurt dışına kaçırılan ve çabalar sonucu Türkiye'ye getirilen 2500 yılllık ahşap mezar odasının boyalı frizleri sergilenmeyi bekliyor. Afyonkarahisar Müzesi'ndeki özel sandıklara alınan eserin, yapılan yeni müzede ayrılan özel bölümde sergilenmesini planlanıyor. ( Afyonkarahisar Valiliği - Anadolu Ajansı )

Kültür mirasının en değerli eserleri arasında
Türkiye’deki kültür mirasının en değerli eserleri arasında yer alan Tatarlı Tümülüsü’ndeki renkli resimlerle bezenmiş frizler, bugün tamamen kaybolmuş olan antik çağ ahşap resim sanatının yegane örneği olarak gösteriliyor.

Frizlerde savaş, sefer, av veya huzura kabul konulu resimlerde, soylu kişilerin hayatından kesitler sunuluyor. Kortej, kurban, savaş dansçıları ve cenaze törenlerinden sahneler içeren temalar, Anadolu-Pers mezar sanatının tasvirlerini yansıtıyor.

Afyonkarahisar Müze Müdürü Mevlüt Üyümez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ahşap mezar odasının 1969’da kaçak kazı yapanlarca bulunup yağmalandığını, bazı kısımlarının da yurt dışına kaçırıldığını söyledi.

Mezar odasındaki boyalı frizlerin dikkati çektiğini vurgulayan Üyümez, şöyle devam etti: “2500 yıllık ahşap mezar odasının içi tamamen boyalıydı ancak boyalar yer yer korunabilmişti. Buna rağmen Tatarlı mezar odasının boyalı frizleri dünya çapında bir sansasyondur. Bu kadar eski dönemden günümüze ulaşan ahşap zemin üzerine boyalı resimlerin olduğu eser yok denecek kadar azdır. Bu özelliğiyle ünik (tek, eşi olmayan) eserdir.”

15.02.2017 Anadolu Ajansı

by -
298

Çin’de M.S. 564 yılında gömülen bir general ve prenses olan eşine ait mezar gün yüzüne çıkartıldı. Mezarda çiftin iskeletlerinin yanında bir çok heykelcik de bulundu.

cinde-general-ve-prenses-ait-olan-essiz-mezar-bulundu

Çin Kültür Varlıkları dergisinin haberine göre antik mezarda ortaya çıkarılan 105 buluntunun çoğunun toprak kap olduğunu belirten arkeologlar, renkleri hala canlı olan heykelciklerin 56 cm boyunda savaşcı, deve ve davulcuları temsil ettiklerini ifade etti. 

Mezarda bulunan bir kumtaşı yazıt, mezar sahipleri olan General Zhao Xin ve eşi Prenses Neé Liu çiftinin yaşamını anlatıyor. Kitabede; ‘Heqing döneminin üçüncü yılının ikinci ayın yirminci gününde birlikte gömüldüler..‘ ifadeleri yer alıyor. Araştırmacılar bu tarihin 18 Mart 564’e denk geldiğini belirtti. 

Kitabeye göre general ve aynı zamanda vali olan Zhao Xin, 550-577 arası Kuzey Qi hanedanı yönetiminde görev yaptı. Son görevinde ise, Huangniu olarak bilinen kasabadaki garnizonun generali oldu ve garnizonu zafere taşıdı. ‘Binlerce asker hayatını kaybetti ve Zhao Xin halkıyla akın edip, düşmanı yok etti‘ diye devam eden yazıtta, prenses Neé Liu’dense doğası gereği mütevazı ve alçakgönüllü olduğu kadar köklerine saygılı, samimi, iffetli bir evlat olarak bahsediyor.

cinde-general-ve-prenses-ait-olan-essiz-mezar-bulundu-1

67 yaşında vefat eden Zhao Xin ile prenses eşinin neden birlikte gömüldükleri hali hazırda  bilinmezken, kemik analizleri de henüz yayınlanmadı. 

Arkeologların belirttiklerine göre günümüzde Taiyuan şehrinin yakınlarındaki mezar Xishan dağlarının doğu eteklerinde Fenhe nehrinin batı kenarında yer alıyor. 

Konumu itibariyle sembolik değeri olabileceği düşünülen dağ için yazıtta: ‘..dağın zirvesinin kökleri sağlamsa yeryüzünde ve gökyüzünde, güneş ve ay boyunca derinliği, parlaklığı, sertliği ile sivil ve asker birbirini arar ve erkekler doğaları gereği orada olurlar..‘ yazıyor.

Mezarı Shanxi Eyaleti Arkeoloji Enstitüsü, Shanxi Üniversitesi Tarih ve Kültür Okulu, Taiyuan Belediyesi Kültür Varlıkları ve Arkeoloji Enstitüsü ve Kültürel Miras ve Turizm Ajansından arkeologlar Ağustos 2012- Haziran 2013 arası boyunca kazdılar.

06.02.2017 livescience.com Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
416

Bursa’daki İznik Gölü’nün dibinde bulunan Aziz Neophytos Bazilikası’nda yapılan araştırmalarda, yapının doğu tarafında M.Ö. 3. yüzyıla ait mezar odaları keşfedildi.

iznik-golundeki-bazilikada-sualti-arkeoloji-calismalari-basliyor

İznik gölünün 2 metre altında ki bazilika kalıntıları Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından havadan tesadüfen görüntülenip keşfedilmişti. Sahilden 20 metre açıkta ve gölün 2 metre derinliğinde görüntülenen kalıntıların Roma askerleri tarafından öldürülen ‘Aziz Neophytos’ adına yapılan bazilika olduğu belirlenmişti. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin’in başkanlığında 2 yıldır yürütülen su altı çalışmalarında arkeologlar, yapının dışında o mimariye uymayan başka bir duvar kalıntısı ile karşılaştı. M.Ö. 3. yüzyıla ait olduğu sanılan duvarların, bazilikadan ayrı olduğu tespit edildi. Ortaya çıkan oda mezarların Türkiye’de başka bir benzeri bulunmuyor. Prof. Dr. Mustafa Şahin ve ekibi, ortaya çıkan kalıntıları araştırıyor.

iznik-golunde-bulunan-bazilikada-40-adet-bronz-sikke-bulundu-1

İznik Gölü’nün dibinde bulunan Aziz Neophytos Bazilikası, Amerika Arkeoloji Enstitüsü tarafından 2014’ün dünyada en önemli arkeolojik keşiflerinden biri seçilmişti.

13.02.2017 Akşam

by -
2334

Muğla’nın Seydikemer ilçesinde Likya uygarlığının önemli yerleşim merkezleri arasında yer alan Tlos Antik Kenti’nde 2 bin yıllık buhar basınçlı düdüklü kaplar bulundu.

tlos-antik-kentinde-2-bin-yillik-buhar-basincli-duduklu-kaplar-bulundu

Anadolu mutfak kültürünün 12 bin yıl öncesine dayandığını söyleyen Korkut, “Roma Dönemi’nden itibaren çift hazneli ve buhar basınçlı düdüklü toprak kabın yemek pişirmede kullanıldığını gördük. Kerotakis olarak adlandırılan bu kapların ilk kullanımının milattan önce birinci ve 2. yüzyıllar olduğu bilinmektedir.” dedi.

10 bin 500 yıl
Arpa, buğday gibi tahılların 10 bin 500 yıl önce Anadolu’da kullanıldığını 2010’da başlanan Tlos Antik Kenti kazıları sırasında belgelediklerini ifade eden Korkut, kazı çalışmaları kapsamında bugün de kullanılan birçok bitki türüne rastladıklarına işaret etti. Korkut, ilçenin 61 mahallesinde yaşayanlarla yüz yüze yapılan görüşmeler ve arazide yapılan gözlemler sonucu, 130 yenilebilir bitkiye rastlandığını bildirdi.

Erken Neolitik dönem
Seydikemer’deki Girmeler Mağarası önündeki höyüklerde çok sayıda ocak bulundu. Höyüklerin seramiksiz Erken Neolitik döneme (10 bin 500 yıl önce) ait olduğu düşünülüyor. Bölgede daha çok tavşan, yaban keçisi, geyik ve yaban domuzu gibi hayvansal ürünlerin tüketildiğini öğrendiklerine değinen Korkut, ilerleyen dönemlerde beslenmede tarımsal ürünlerin ağırlık kazandığını söyledi.

tlos-antik-kentinde-2-bin-yillik-buhar-basincli-duduklu-kaplar-bulundu-1

Anadolu’daki beslenme tipi: yufka, soğan, sarımsak, peynir
Korkut, antik çağda yufka, soğan, sarımsak ve peynir gibi gıdaların yoğun olarak tüketildiğini belirtti. Genelde beslenmenin tahıl ağırlıklı yiyecekler ile onlara katık edilen sebzelere dayandığını anlatan Korkut, şöyle devam etti: “Arpa unundan yapılan ve bir tür yufka ekmeği olduğu anlaşılan maza, sürekli ön planda olmuştur. Roma döneminde yufka ekmeği yapımında ayrıca kızıl buğday unu da kullanılmış ve bu yufka puls olarak adlandırılmıştır. Pulsun yanında katık olarak genelde soğan, sarımsak ve peynir yenmiştir. Ayrıca ortos adındaki ekmek türü de önceleri arpadan yapılmış, giderek buğday onun yerini almıştır. Bu dönemde lahana, ıspanak, pazı, ebegümeci, kuşkonmaz, pırasa, soğan, fasulye, bezelye, mercimek ve bakla gibi sebzelerin yemeklerde kullanıldığı bilinmektedir. Sebzeler çiğ ya da haşlanarak yenilmiş, baklagillerden ise lapa kıvamında yemekler yapılmıştır. Hemen hemen bütün yemeklerde zeytinyağı kullanılmıştır. Bu durum Akdeniz mutfağının bir özelliği olarak günümüze kadar sürmüştür. En sevilen meyveler incir, üzüm ve elmadır. İncir yaş ya da kuru olarak sofraya getirilmiştir. Üzüm hem sofrada hem de şarap yapımında tüketilmiştir. Soslarla hazırlanmış balık yemekleri kadar, farklı tür etleri bir araya getiren yemekler de sevilerek tüketilmiştir.”

Kazılarda bulunan mutfak gereçleri
Kazılarda gün yüzüne çıkarılan seramikler içerisinde yemek pişirmede kullanılan tencere, güveç ve tavanın yanında, tabak, kase, kadeh, bardak, testi veya düz tepsi formundaki servis kaplarının yoğunlukta bulunduğunu anlatan Korkut, eski çağlardan Bizans dönemine kadar yemek kaplarının benzer şekilde kullanıldığını ifade etti.

tlos-antik-kentinde-2-bin-yillik-buhar-basincli-duduklu-kaplar-bulundu-2

Prof. Dr. Korkut, “Roma Dönemi’nden itibaren çift hazneli ve buhar basınçlı düdüklü toprak kabın yemek pişirmede kullanıldığını gördük. Kerotakis olarak adlandırılan bu kapların ilk kullanımının M.Ö. 1. ve 2. yüzyıllar olduğu bilinmektedir” dedi.

Kazılarda bulunan yemek kaplarından yola çıkarak çizimini gerçekleştirdikleri çift haneli buhar basınçlı toprak kabın, bugünkü düdüklü tencerenin ilk örneklerinden olduğuna da dikkati çeken Korkut, çizimlerden yola çıkarak kabın benzerini de yaptıklarını anlattı.

Misafirlere daha lüks tabaklar
Korkut, Helenistik dönemde misafirlere ayrı servis tabaklarında yemek ikram edildiğini, misafirler için yapılan yemek takımlarının evde günlük kullanılanlardan daha lüks olduğunu vurguladı.

Korkut ve ekip arkadaşlarının çalışmaları, proje tamamlandığında 2017 içinde kitaplaştırılacak.

01.02.2017 aljazeera.com.tr

by -
504

Muğla’nın Milas ilçesinde yapımı devam eden bir inşaat alanında, mezar odası ve tarihi kalıntılar bulundu. Mezarın üstü beton dökülerek kapatılmaya çalışılmış.

milasta-insaat-alaninda-mezar-odasi-bulundu

Alınan bilgiye göre, bir istihbaratı değerlendiren Milas Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliği ekipleri, İsmet Paşa Mahallesi Sanayi Caddesi’nde bir inşaat alanında inceleme yaptı. İncelemede sırasında inşaat alanında mezar odası ile bazı kalıntılara rastlandı. Milas Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü ekipleri, mezarın bulunduğu alanda arkeologlar eşliğinde inceleme başlattı.

Mezar girişinin beton dökülerek kapatılmaya çalışıldığı görüldü. İncelemenin ardından, mezarın dönemi ve özelliklerinin belirleneceği kaydedildi.

25.01.2016 Anadolu Ajansı

by -
435

Mısır’daki Keops Piramidi’ne izinsiz tırmanış yaptığı için gözaltına alınan Türk vatandaşı Fatih Kömürcü, çektiği fotoğraf ve videoları silmek şartıyla serbest bırakıldı.

misirda-keops-piramidine-tirmanan-turk-serbest-birakildi

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencisi Fatih Kömürcü, daha önce Alman ve Rus turistlerin piramitlere tırmandığını bildiğini, piramitlerin ihtişamını görünce kendisini tutamadığı ve birden içindeki hislere kapılarak 7 dakika gibi kısa bir sürede kendini Keops’un zirvesinde bulduğunu söyledi.

Zirvede çok muhteşem bir manzara olduğunu dile getiren Kömürcü, “Tırmanmak beklediğimden de kolaydı. Ancak iniş çok daha zor oldu. Beni epey uğraştırdı. Tırmanma esnasında görevli polislerin geri dönmem için beni Arapça ve İngilizce olarak uyardığını hatırlıyorum. Ancak ben artık başka bir dünyadaydım ve onları duyacak psikolojide değildim, kendimi iyice kaptırmıştım. Orada bulunan yabancı turistlerin de beni alkışladıklarını hatırlıyorum” dedi.

Aşağı indikten sonra karakola götürüldüğünü ve polislerin kendisine iyi davrandığını anlatan Kömürcü, “Fotoğrafları ve görüntüleri silmek şartıyla beni serbest bırakacaklarını söylediler ama kabul etmedim. Bu nedenle gözaltına aldılar. Bir gece nezarette kaldıktan sonra daha fazla dayanamayacağımı anladım ve zirvede çektiğim bütün görselleri silmeyi kabul ettim. Savcılıkta, çektiğim fotoğraflar ve videolar silinirken gözyaşlarımı tutamadım ağladım. İnternetten indirdiğim bir program sayesinde bazı fotoğrafları kurtarmayı başardım, ancak videoları henüz kurtaramadım” diye konuştu.

Nezarette bir gece tutulan Kömürcü, 6 Ekim şehri savcılığı tarafından sorgulandı. Türkiye Büyükelçiliğinden yetkililerin yakından takip ettiği ve büyükelçilik avukatının da hazır bulunduğu sorgulama sonucu Kömürcü, serbest bırakıldı.

20.01.2017 haberler.com

by -
887

Suriye devlet televizyonu, IŞİD’in AraIık 2016’da tekrar ele geçirdiği Palmira Antik Kenti’ndeki Roma tiyatrosu ile sütunları imha ettiğini duyurdu.

isid-palmira-antik-kentindeki-roma-tiyatrosunu-yok-etti

IŞİD ilk olarak 20 Mayıs 2015’te yoğun çatışmaların ardından tarihi Palmira antik kentinin kontrolünü sağladı. Eli kanlı terör örgütü, binlerce yıllık geçmişe sahip kentteki tarihi eserleri harabeye çevirdi. BM güvenlik güçlerinin koruması altında bölgeye giden UNESCO heyeti, Palmira’daki büyük heykellerin, büstlerin, mezarların ve anıtların büyük bir kısmının yıkılıp, parçalandığını açıkladı.

Antik kentin IŞİD’den kurtarılmasıyla Mayıs 2016’da antik tiyatroda bir konser verildi. Ancak Şam rejimi geçen yılın sonunda tüm gücünü Halep savaşına yöneltince, IŞİD geri döndü ve Palmira çevresini Aralık 2016’da yeniden ele geçirdi. Palmira, 2016’da topraklarının dörtte birini kaybeden IŞİD’in yeniden ele geçirdiği birkaç yerden birisi.

IŞİD Palmira’da neler yapmıştı?
*IŞİD antik kentten kaçırdığı bazı heykellerin parçalanma videolarını ve fotoğraflarını yayımladı.

*IŞİD, Palmira Antik Kenti’nde, iki adet 2 bin yıllık tapınak ile bir antik kemer ve kule mezarları yok etti. 

*IŞİD ayrıca hayatını Palmira’ya adayan Arkeolog Halid el-Esad’ı, tarihi eserlerin nerede saklandığını söylemediği için başını keserek idam etmişti.

20.01.2017 Milliyet

by -
712

Diyarbakır’da düzenlenen operasyonda Sümerlilere ait 5 bin yıllık tıp reçetesi ele geçirildi.

diyarbakirda-5-bin-yillik-sumer-tip-recetesi-ele-gecirildi

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, ilde 44 günde 32 ayrı kaçakçılık operasyonu yaptı. Bu operasyonların birinde 5 bin yıllık Sümer tıp reçetesi ele geçirildi. Çivi yazısıyla yazılan ve Sümerlere ait olduğu belirtilen reçete, tıptaki en eski el kitabı olarak değerlendiriliyor.

M.Ö. 3 bin yılına ait tablet şeklindeki tarihi eserin Diyarbakır’a nereden getirildiği araştırılıyor. Kazılarda bulunan tabletin tercümesine Babil uzmanı Prof. Leon Legrain tarafından 1940’da başlandı. Teknik bilgilerle dolu belgenin tercümesi Martin Levey ve Samuel N. Kremain’in desteğiyle 1953’te tamamlandı. Tabletin M.Ö. 3 bin yılına ait Sümerlerin tıp reçetesi olduğu anlaşıldı.

11.01.2017 CNN TURK

by -
368

Konya’da Çatalhöyük kazılarında geçtiğimiz yıl bulunan iki kadın heykelciği, ‘Ana Tanrıça’yı değil, ‘yaşlı kadınları’ sembolize ediyor. Kazı Başkanı Hodder, “Bu figürlerin ana tanrıça yerine, yaşamları boyunca toplumsal bir statü ve prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülmektedir” dedi.

catalhoyukteki-iki-kadin-heykelcigi-yasli-kadinlari-sembolize-ediyor-olabilir

Konya’nın Çumra İlçesi’ndeki Çatalhöyük’ün 1958 yılında arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilmesinin ardından kazılar, 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapıldı. Verilen aranın ardından 1993 yılında yeniden başlayan kazı çalışmaları, Stanford Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında yürütülüyor.

2 Taş Kadın Figürü Bulundu
Geçtiğimiz sezon Haziran ayında başlayıp Ağustos ayında sona eren Çatalhöyük kazı çalışmalarıyla ilgili hazırlanan ve ‘www.catalhoyuk.com’ adlı internet sitesinde yayınlanan 2016 yılı kazı raporunda, yapılan çalışmalarla ilgili bilgi veren Kazı Başkanı Prof.Dr. Ian Hodder, oldukça ilginç bulgulara rastlanıldığını söyledi. Prof.Dr. Hodder, bu yıl için hazırlanan raporda, doğu duvarı yakınlarında bulunan göbekleri, kalçaları ve göğüsleri oldukça belirgin 2 taş kadın figürünün bu sezonun en ilgi uyandıran buluntuları olduğunu söyledi.

İlk figürün de doğu duvarının yanında bir mezarın hemen sağ köşesinde bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hodder, şunları söyledi: ”Platformun yapılma süreciyle ilişkilendirilecek bu buluntu yerine objenin kasti olarak konulduğu ve üzerine yeni platformun yapıldığı düşünülmektedir. Mermerden yapılan bu figürin obsidyen bir bıçak parçasıyla yan yana bulunmuştur. Bu figürinden birkaç gün sonra büyük olan figürün hemen kuzeyinde, bir kireç öbeğinin içinde ikinci figür bulunmuştur. Kireç taşından yapılmış bu figürinin baş kısmının yakınlarında bir ayna gibi parlak ve yansıtıcı bir galen parçası ve iki adet boncuk bulunmuştur. Obje asılı bir şekilde taşınıyormuşçasına baş kısmında iki adet deliğe sahiptir.”

catalhoyukteki-iki-kadin-heykelcigi-yasli-kadinlari-sembolize-ediyor-olabilir-1

Birlikte Gömülmeleri Sıra Dışı Bir Durumdur
Bu buluntuların kasti olarak yerleştirmeyi gösterdiğini ve son derece büyük önem arz ettiğini ifade eden Prof. Dr. Hodder, ”Bulundukları yerler ve obsidyen galen gibi başka objelerle birlikte gömülmeleri sıra dışı bir durumdur. Sit alanının üst katmanlarında platformların altına mezar gömülmesi uygulaması daha eski katmanlarda olduğu gibi eşine sıklıkla rastlanan bir durum değildir. Bu da bu objelerin insan gömülerinin yerini almış olabileceğini düşündürmektedir. Kesin olan bir şey var ki o da bu gömme işlemleri platformların kapanıp açılmasının önemine işaret etmektedir.” dedi.

Ana Tanrıçayı Değil, Yaşlı Kadınları Temsil Ediyor
Figürlerin bulunduğu ve basına yansıdığı dönem medyanın büyük bir çoğunluğu bu figürinleri Çatalhöyük’ün meşhur ‘Ana Tanrıçaları’ (Kibele) olarak lanse ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Hodder, şöyle dedi: ”Ancak, araştırmacılar Lynn Meskell, Carolyn Nakamura ve Lindsay Der tarafından gerçekleştirilen araştırmalar, bu objelerdeki göğüs-kalça-göbek üçlüsünün insan figürinlerinde ön plana çıkarılmasına bir örnek olduğunu ve bu bölgelerdeki sarkmaların olgun kadın betimlemesi olduğunun altını çizmektedir. Bu figürlerin ana tanrıça yerine yaşamları boyunca toplumsal bir statü ve prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülmektedir.”

13.01.2017 Sabah

by -
232

Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde Urartu dönemine ait Doğubayazıt Kaya Mezarı kabartması tahrip edildi.

Doğubayazıt ilçesinde Urartu coğrafyasında cephesi figüratif kabartmalı tek kaya mezarı olan Doğubayazıt Kaya Mezarı’nın kabartması parçalandı. İstanbul Üniversitesi Van Bölgesi Tarih Arkeoloji Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erkan Konyar, sosyal medya hesabında kaya mezarının son halini paylaştı ve “Urartu coğrafyasında, cephesi kabartmalı tek örnek Doğubayazıt Mezarı. Kabartma ne yazık ki parçalanmış” dedi.

agrida-urartu-donemi-dogubayazit-kaya-mezari-kabartmasi-tahrip-edildi-1

Doğubayazıt Kaya Mezarı
Doğubayazıt Kaya Mezarı cephesi figüratif kabartmalı tek kaya mezarıdır. Mezar cephesi kayalığın batıya bakan yönüne açılmıştır. Kaya mezarında girişten sonra bir ana salon bulunur. Salonun kuzey ve batı duvarlarına nişler açılmıştır. Salonun tabanına açılmış dikdörtgen bir açıklıkla inilebilen alt katta iki oda yer alır. Küçük boyutlu mezar girişinin her iki kenarında kabartmalar yer alır. Girişin solunda iki elini açmış bir figür, girişin üstünde bir keçi kabartması, sağda ise bir tanrı(!) kabartması betimlenmiştir. Kompozisyonun bir kurban töreni sahnesini temsil ettiği anlaşılmaktadır. Girişin sağında (güneyinde) yer alan tanrı kabartmasının başında çift boynuzlu bir başlık bulunmaktadır. Kabartma, badem gözlü, hafif kemerli burunlu, sakalsız, bileklere kadar inen bir elbise giymiş şekilde tasvir edilmiştir. Saçları omuza kadar inmektedir ve saç uçları olasılıkla buklelidir.

Doğubayazıt kaya mezarının işlendiği kayalık yüzeyi, güneybatı yönden izleyen dik kayalık alanda ortaya çıkardığımız, kaya işçiliği, mezarla ilgili veya çağdaş bir yapı grubunun varlığını göstermektedir. Mezar odasının kuzeyinde (sol) ana kayaya yaslanmış üç tane yan yana mekân kalıntısının doğu duvarı (oyukları) ile aralarındaki bölme duvarı çıkıntıları kayaya oyulmuştur.

arkeolojihaber.net
Kaynak: Kemalettin Köroğlu – Erkan Konyar (2011)
Urartu Mezar Tipleri ve Gömü Adetleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul