Salı, Mayıs 23, 2017
Manşet
Featured posts

by -
1335

Bodrum’un Gümüşlük mahallesinde beş yıl önce gün ışığına çıkarılan 2 bin 500 yıllık Helenistik döneme ait mezarların üstü yol geçecek diye törenle kapatıldı!

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürü Emel Özkan’ın, kendisini‘Bodrum’da IŞİD zihniyeti’ başlıklı bir açıklamayla eleştiren CHP’li Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un danışmanı Özay Kartal hakkında hakaret davası açacağı öğrenildi.

asfalta-gomulen-2-bin-500-yillik-antik-mezarlarla-ilgili-tartismalar-devam-ediyor-1

Gümüşlük mahallesinde, beş yıl önce yapılan Bodrum Yarımadası İçme Suyu Projesi’nin hafriyat çalışması sırasında Antik Myndos Kenti’nin nekropol alanında Helenistik döneme ait üç mezar bulundu. O dönemde 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gereği, mezarların bulunduğu alanın Turgutreis-Gümüşlük-Yalıkavak hattını birbirine bağlayan ana yol üzerinde olması nedeniyle kurtarma kazısı yapılamadı.

Bunun üzerine o dönemde belde olan Gümüşlük’ün belediyesine Turgutreis-Gümüşlük-Yalıkavak yol bağlantısını sağlamak üzere yeni bir güzergah önerilip bu yolun tamamlanması beklendi.

İki yıl önce Samanlık mevkiinden geçen bu yol tamamlanınca, ilgili kanun gereği yerine getirilerek, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi başkanlığı ve Myndos Antik Kenti Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin danışmanlığında kurtarma kazısı yapıldı. Mezarlardaki seramik kaplar, takılar ve iskeletler gün ışığına çıkartılıp, koruma altına alındı.
asfalta-gomulen-2-bin-500-yillik-antik-mezarlarla-ilgili-tartismalar-devam-ediyor-2

Ortaya çıkan mezarlar nedeniyle kentin içinden geçen yol kapatılıp trafik yeni açılan Samanlık mevkiindeki güzergaha yönlendirildi.Yeni yol kapanan yola göre iki kilometre daha kısa ve daha az viraja sahip olmasına rağmen belediye, esnaftan gelen tepkiler üzerine eski yolun da mezarlar korunarak tekrar trafiğe açılması için alternatif proje hazırlayıp, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ne sundu.

Bunun üzerine müze Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na başvurdu. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca, 2012 yılı Aralık ayı başında, ‘Mezarların üzerinin kapatılıp, asfalt dökülüp yeniden yol olarak kullanılmasında sakınca yoktur’ denilerek, 2013 yıl Mart ayında gerekli izinler verildi. Gerekli izinlerin alınmış olmasına rağmen iki yıllık bir aradan sonra 6 Mart 2015’te, bulunan mezarların üzeri kapatılıp, asfaltlandı. Yol, tekrar trafiğe açıldı.

‘Bodrum’da IŞİD zihniyeti’
Tarihi mezarların tekrar toprak altında bırakılması tepkilere neden oldu. Konuya ilişkin ‘Bodrum’da IŞİD zihniyeti’başlıklı bir açıklama yayınlayan Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un danışmanı Özay Kartal, antik mezarları kurtarmak için tüm masrafları belediye tarafından karşılanmak üzere kazı başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin ile bir proje gerçekleştirildiğini hatırlattı.
asfalta-gomulen-2-bin-500-yillik-antik-mezarlarla-ilgili-tartismalar-devam-ediyor-3

Müze müdürlüğü, AKP ilçe teşkilatı ve hatırı sayılır zengin abiler olaya el attı
Mezarların çelik kontrüksiyon ve kırılmaz camlarla koruma altına alınarak kültür turizmine kazandırılması için tüm hazırlıkların yapıldığı sırada, müzeden ‘Gömün’ talimatı geldiği belirtilen açıklama şöyle devam etti: “Sonuç olarak Bodrum Sualtı Arkeloji Müzesi Müdürlüğü, AKP Bodrum İlçe Teşkilatı ve hatırı sayılır zengin abiler olaya el atıp Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan onay alıp, mezarı yeniden gömüp yolu da açtılar.”

Medeni çözümler yerine mezarları tekrar toprağa gömdü ve yolu açtı
Bodrum Belediyesi, tarihi mezarın üstünü çelik ve basınca dayanaklı cam malzeme ile kapatma önerisini getirmiş ve bu konuda bir proje taslağı hazırlatmıştı. Yolun orta yerinde çıkan 2 bin 500 yıllık bir mezar yüzünden kapanan bir yola, yasalar çerçevesinde medeni bir çözüm bulmanın  Bodrum Sualtı Arkeloji Müzesi Müdürlüğü’nün görevi olduğu dikkat çekilen açıklamada, “Ama Müze Müdürlüğü ne yaptı? Medeni çözümler yerine ilkel bir şekilde, gitti onayı aldı, mezarları tekrar toprağa gömdü ve yolu açtı” denildi.

Yarımadanın her yerinden çıkıyormuş!
Mezarların üzerinin, şov yapılarak törenle kapatıldığını savunan Kartal, yerel basın müze müdürlüğünden bilgi almak istendiğinde,‘Yarımadanın her yerinden çıkıyor. Haber değeri yok’ benzeri cevaplar aldıklarını kaydetti.

Müze müdüründen hakaret davası
Yaşananlardan sorumlu tuttuğu Bodrum Sualtı Arkeloji Müzesi Müdürü Emel Özkan’ın, açıklamasındaki ‘IŞİD zihniyeti’ başlığı nedeniyle kendisine hakaret davası açacağını öğrendiğini belirten Kartal, “Tarihi ve kültürü korumak amacıyla verdiğim mücadelede veremeyeceğim hesap yok” dedi.

17.03.2015 diken.com.tr

by -
1142

Osmanlı döneminde meyve – sebze hali olarak kullanılan Selimiye Camisi Meydanı’ndaki Yemiş Kapanı Hanı kalıntılarının ortaya çıkarılması için kurtarma kazısı başlatılacak.

 UNESCO Alan Yönetim Başkanı Yusuf Şamiloğlu, Tarihi Arasta Çarşısı’ndaki esnafı bilgilendirme toplantısında, Selimiye Meydan Projesi’nin hayata geçmesi için ön şart olan Yemiş Kapanı Hanı kurtarma kazısının hafta başında başlayacağını söyledi.

Esnafın sorusu üzerine kazının yaz mevsimi başlarına kadar bitirileceğini belirten Şamiloğlu, “Burası bir arkeolojik kazı, sürprizlere açık. Aşağıdan ne çıkacak bilmiyoruz ama yaz başına kadar çalışmaların biteceğini tahmin ediyoruz” dedi.

Şamiloğlu, çalışmalara yönelik, “Zaten toprak altında. Kazmasaydık da kalsaydı” gibi tepkilerin anlamsız olduğunu vurguladı.

Selimiye Camisi’ne gelir getirmesi için 1600’lü yıllarda yapılan tarihi yapının görmezden gelinemeyeceğini dile getiren Şamiloğlu, şöyle devam etti:

“Zaten tescilli de bir yapı. Kazı bittikten sonra konservasyonunu, yürüyüş yollarını yapacağız. İnsanlar Selimiye’ye çıkarken o alanda yürüyecekler, arkeolojik alanı görecekler. Bu han Selimiye’den sonra yapılmış o yüzden de Selimiye’nin siluetini etkileyecek bir yapı olduğunu düşünmüyorum. Burası 1976 yılında tescilinin ardından üzeri zamanla betonla kapatılmış. Önce o beton hafriyatı aldık ve sondaj kazılarını yaptık. Pazartesi de kurtarma kazısına başlıyoruz. Bir arkeolojik kazıda çalışacak maksimum düzeyde işçiyle çalışacağız. Müze Müdürlüğü kontrolünde 70 işçi yaza kadar işi tamamlamak için çalışacak.”

Şamiloğlu, Selimiye Camisi’nin siluetinin Osmanlı’nın çok iyi koruduğunu ancak son dönemde bu hassasiyetin bazıkamu kurumlarının binalarıyla görmezden gelindiğini savundu.

17.03.2015 Radikal

by -
970

Geçmişi 5 bin yıl öncesine dayanan höyükte DPÜ tarafından 2006 yılından 2014’e kadar sürdürülen kazılar, bölgenin mülkiyetini elinde bulunduran özel kömür şirketiyle protokol imzalanamadığı için aksadı.

Kütahya merkeze bağlı Seyitömer beldesinde özel bir firmanın çalışma alanı içinde bulunan, Roma, Helenistik, Akhaemenid, Orta ve Erken Tunç dönemlerini kapsayan 5 bin yıllık döneme ışık tutan ve altında 12 milyon ton kömür rezervi olduğu öngörülen höyükte kurtarma kazısının bu yılki bölümüne şirketle protokol yapılamadığından henüz başlanamadı.

Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü ve Kazı Grubu Başkanı Prof. Dr. Nejat Bilgen, yaptığı açıklamada, 2006 yılından bu yana 9 sezondur bölgede çalıştıklarını söyledi.

Bugüne kadar yaklaşık 7 bin envanterlik, 20 bin etütlük eser ortaya çıkardıklarını belirten Bilgen, “Bunların bol ve değerli eserler olarak karşımıza çıkmasının nedeni, buraya verilen emek ve uzun soluklu çalışmaydı. Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) ile DPÜ arasında gerekleştirilen anlaşma gereği yürüttüğümüz çalışmalar geçen yıl aralık ayında sonuçlandı. Zaten 2013 yılında burasını Çelikler Holding, özelleştirilmesi sonucu devralmıştı. Kendileriyle son 1,5 yıldır çalıştık ancak TKİ ile protokol bittiği için yeniden çalışma şartlarını belirleyebilmemiz anlamında protokol imzalamamız gerekiyordu” diye konuştu.

Bilgen, bunun ön çalışmalarının yapıldığını, birkaç kez detaylarının görüşüldüğünü ve öneriler sunulduğunu ifade etti.

Henüz bir sonuç alamadıklarını ve protokolün imzalanamadığını anlatan Bilgen, şu bilgileri verdi:

seyitomer-hoyugu-kazisi-ozel-komur-sirketiyle-protokol-imzalanamadigi-icin-aksiyor-1
“Aslında höyüğün genel özelliklerine bakarsak, höyükte Roma döneminden başlayıp MÖ 3 bine kadar inen 5 kültür katmanı keşfetmiştik. Senede 6 ay olmak üzere, son yıllarda 300 işçinin verdiği güçle yıllık ortalama 2 bin eser teslim etmeye başladık. Laboratuvar çalışmalarıyla desteklendiğinde bu sayının 2 bin 500’ü de bulduğu oldu. Seyitömer Höyüğü’ndeki çalışmalar, böyle bir ekip, böyle bir çalışma ve buluntu adediyle üst üste konulduğunda şu an dünyada eşine ender rastlanan büyük kazılardan ve ilklerden denilebilecek özelliklere sahip. Uluslararası yayınlarımız ve onlarca makalemizle burasını dünyaya tanıttık. Dünyadaki birçok bilim adamı bize her gün ya mail yoluyla ya da başka yollarla ulaşıyor ve ziyaret ediyor.”

 “Çalışmalarımız 3 yılda bitecek”
Bilgen, işletmeyi devralan firmayla daha önce 3 sezon yaklaşık 550 kişiyle çalışma konusunda mutabık kaldıklarını belirtti.

Bu kişilerin 80’inin akademisyen ve öğrencilerden oluştuğuna değinen Bilgen, şunları kaydetti:

“Bu höyüğün koni kısmında yapılan kurtarma kazılarında sonuca ulaşabiliriz diye bir öngörüde bulunduk. Bu, bir çeşit taahhüt. Dolayısıyla bunu ilgili firma da uygun olarak karşıladı. Hatta her zaman mayısta başlayıp kasım ayında bitirdiğimiz sezonun, iklim şartlarının el vermesi halinde uzayabileceğini belirttik. Bilimsel anlamdaki dert ve hedeflerimizi özellikle bu höyüğün ilk evlerini de sonuç olarak görmek ve bunları bilim dünyasına katmak istiyoruz. Böylelikle bir kentin, kat kat milimetrik bütün katmanlarını bilgi ortamına aktardığımız bu koca höyüğün yaklaşık 5 bin yıllık bir tarihinin nasıl bir süreçten geçtiğini kayıt altına almak istiyoruz. Arkeoloji Bölümü olarak buraya devam etme şansımız olursa belki de dünyada hiç yapılmamış böylesine örnek bir çalışmanın bilimsel çalışmalarla gururunu yaşayacağız.”

seyitomer-hoyugu-kazisi-ozel-komur-sirketiyle-protokol-imzalanamadigi-icin-aksiyor-2

Nejat Bilgen, çalışmalara devam edilmesi halinde kazının 3 yıl sonra biteceğini ve höyüğün altındaki kömürün çıkarılmaya başlanabileceğini sözlerine ekledi.

17.03.2015 TRT Türk

by -
838

Alman Arkeoloji Enstitüsü, Antik Mısır’da “güneyin kapısı” olarak bilinen Asvan Adası’ndaki tarihi yapıları restorasyon için çalışmalara başlıyor.

Mısırbilimci Halid el-Anani, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Alman ArkeolojiEnstitüsü’nden bir ekibin, Nil nehri üzerindeki Asvan Adası’nda yıkılmaya yüz tutmuş eserleri restorasyon için çalışmalara başlayacağını belirtti.

Anani, bu hafta içinde çalışmalara başlayacak ekibin ayrıca adadaki tarihi eserler üzerindeki yazıtları ve süslemeleri inceleyeceğini ifade etti.
antik-misirin-guney-kapisi-olan-asvanda-restorasyon-calismalari-basladi-1

Antik Mısır’daki önemli yapılara ev sahipliği yapan “güneyin bekçisi” ve “güneyin kapısı” olarak anılan Asvan Adası hakkında bilgi veren Anani, “Eski Mısırlılar, tarihte Nubiyan olarak bilinen şuan güney sınırını koruması için adaya aralarında kalenin de olduğu bazı yapılar inşa etmişti. Tabi bu eski Mısırlıların topraklarına sınır koyma isteği olduğu gibi anlaşılmamalı. Yalnızca iki bölge arasında ticari yolların açılması ve güvenliğinin sağlanması amacıyla inşa edilmiştir” dedi.

Adanın tarihi konumu hakkında Anani, “O zamanlar adada, Sudan’a gidecek ticari ürünlerin depolanması, yüklenmesi yapılıyordu. Sudan’dan da Mısır’da bulunmayan ürünler alınıyordu” diye konuştu.

Turist rehberi Muhammed Fehmi, daha önce Avrupalı arkeologların restorasyon işlemleri yaptığını, bir kısmının restorasyon edildiğini belirterek, “Mısırlılar, eskiyen binaların üstüne yeni tapınaklar inşa ediyordu. Bu nedenle herhangi birine zarar verme ihtimalinden ötürü restorasyon işlemi zor oluyor” ifadelerini kullandı.

Adadaki yapılar hakkında bilgi veren Fehmi, adada bir kale, antik Mısır tanrısı Khnum’un mabedi, 18. hanedan döneminde hüküm süren kadın firavun Hatşepsut’un tapınağı, taş mezarlar ve bir piramit bulunduğunu belirtti.

Piramitin ülkede inşa edilen en eski piramitlerden olduğunu ifade eden Fehmi, 2 metre boyundaki piramitin, Mısır’ın hiyeroglif yazıları ile tanışmadan önce inşa edildiği ve üzerinde yazılar bulunmadığından ötürü ne zaman ve kim tarafından inşa edildiğinin bilinmediğini dile getirdi.

Fehmi, Mısırlıların, topraklarına ayak basanları bilmek istediği için adayı imar ettiğini, adanın güney sınırını korumada kale görevi gördüğünü, ok ve yay gibi silah depolarının bulunduğunu ve ticaret yolunun izlendiğine dikkati çekti.

16.03.2015 haberler.com

by -
2114

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), son günlerde bir kez daha tarihi yok etmesiyle gündemde. Musul Müzesi’ndeki heykelleri balyozlarla parçalayan IŞİD militanları, işgal altında tuttukları bölgelerde daha önce de binlerce yıllık tarihi eserleri yok etti. Uluslararası örgütler bu eylemleri kınayadursun, örgüt kontrolü altındaki bölgelerde tarihi ve kültürel miras kapsamındaki eser ve yapıları tahrip etmeye devam ediyor.

IŞİD’in Suriye ve Irak’ta istila ettiği bölgelerde zarar verdiği tarihi kent ve eserlerin bazıları şöyle: 

isidin-istila-ettigi-bolgelerde-zarar-verdigi-tarihi-kent-ve-eserler-2
Horsabad Antik Kenti

1. Horsabad Antik Kenti: Militanlar, bir hafta önce Irak’ın kuzeydoğusunda Musul’a 14 kilometre uzaklıkta bulunan 2 bin 700 yıllık antik kenti yıkmaya başladı. Konu hakkında açıklama yapan yetkililer kentin duvarlarının ve tapınakların bir kısmının yıkıldığını bildirdi. Asur Kralı II. Sargon tarafından M.Ö 717’de buraya bir saray inşa edildiği biliniyor. Yıkımın ardından Birleşmiş Milletler olayı ‘savaş suçu’ olarak nitelerken, Irak Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı Adil Şerşab, ABD öncülüğünde kurulan uluslararası IŞİD karşıtı koalisyona yıkımı durdurmayı sağlamak amacıyla çağrı yapmıştı.

2. Aslan heykelleri: IŞİD, geçen yıl Nisan’da, 1980’lerde Rakka’ya taşınmadan önce Halep’e yakın konumda bulunan ve Asur kenti Arslantaş’tan getirilen aslan heykellerini yıktı. IŞİD, yapımı M.Ö 8’inci yüzyıla dayanan heykelleri buldozerle yerle bir etmişti.

Nimrud Antik Kenti
Nimrud Antik Kenti

3. Nimrud Antik Kenti: Musul’un 20 kilometre güneydoğusunda yer alan Süryani antik kenti Nimrud’un IŞİD militanları tarafından tahrip edildiğine dair haberler 12 gün önce gelmeye başladı. Asur döneminden kalma 3 bin yıllık antik kent, kanatlı boğa figürleriyle lamaşsu olarak bilinen heykellerle tanınıyor. Heykeller M.Ö. 7’nci yüzyıla dayanıyor.

4. Hz. Yunus Türbesi: IŞİD, geçen yılın Temmuz ayında Hz. Yunus Türbesi’ni yıkarak tüm dünyanın tepkisini üzerine çekmişti. Tamamıyla yıkılan türbenin patlama anı uzun süre akıllardan çıkmazken, caminin tarihi M.Ö 8’inci yüzyıla dayanıyor ve dünyanın birçok yerinden, farklı inanca sahip kişiler tarafından ziyaret ediliyordu.

Musul Müzesi
Musul Müzesi

5. Musul Müzesi: Örgütün video yayınlayarak duyurduğu yıkımda militanların Irak’ın en büyük ikinci müzesine balyoz ve matkaplarla girdiği görüldü. IŞİD’lilerin yıktığı, tarihi M.Ö 9’uncu yüzyıla kadar uzanan binlerce yıllık eserlerin yer aldığı müzede, UNESCO Dünya Mirası’ndan eserlerin de bulunduğu biliniyor.

6. Hadra Antik Kenti: Musul’un güneyinde yer alan ve 2 bin 300 yıllık bir tarihe sahip antik kenti yıkmaya başlayan terör örgütü militanlarının ilk olarak bölgedeki heykelleri hedef aldığı bildirildi. UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Hadra’nın yıkımına başlanmasının ardından Iraklı yetkililer bir kez daha uluslararası kamuoyuna ve IŞİD karşıtı koalisyona çağrı yapmıştı.

7. Mari Antik Kenti: Suriye’nin Irak sınırına yakın, Fırat Nehri’nin batısında bulunan eski bir Sümer kenti olan Mari’nin tarihi M.Ö 3 bine dayanıyor. Örgütün yol açtığı yıkımın ardından uydudan çekilen fotoğraflarda tarihi bölgede bin 200’den fazla çukur açıldığı dikkat çekiyor. Mari, tarihi kil tabletlerle biliniyor.

17.03.2015 Radikal Haber: Neşe İdil

by -
2909

İsveç’te yapılan bir kazıda 9. yüzyıldan kalma bir kadın mezarında bulunan yüzük, Viking Dönemi İskadinavyası ile İslam dünyası arasındaki yakın temasa dair kanıtlar sunuyor.

1800’lerin sonlarında Birka olarak bilinen bir Viking ticaret merkezinde yapılan kazılarda gümüş bir yüzük bulunmuştu. Yüzüğün üzerindeki mor renkli ametist taşı üzerinde araştırmalar yapan bilim insanları, taşın aslında cam rengi olduğunu tespit etti. Üzerinde Arapça karakterlerle “Allah için” veya “Allah’a” yazan yüzüğün ticari bir ürün olarak satıldığı ve bölgeye bu şekilde geldiği düşünülüyor.

TİCARET ÇOK DAHA ÖNCELERE DAYANMAKTA

İskadinav ve Yakındoğu bölgesi arasındaki en erken ticaret kayıtları 3400 yıl öncesine dayanıyor. Genel olarak  Mısır ve Mezopotamya’dan gelen egzotik malzemelerin ticaretinin yapıldığı düşünülüyor. Bu erken dönemlerde açık denizler üzerinde böyle bir ticaret ağı kurulabiliyorsa, İslamdünyası tüccarlarının da bu bölgelerde ticarete ortak olduklarını düşünmek fazla uçarı bir öneri değil.

İslam dünyası ve İskadinav dünyası arasındaki ticaret ağına dair arkeolojik   buluntular, bu ilişkinin yaklaşık 1000 yıl önceye dayandığı düşünülüyor. Bölgedeki buluntular bu kanıyı destekliyor olsa da, buluntular yoğun bir ticaretin göstergesi olabilecek kadar fazla değil. Aynı zamanda bu buluntuları nadir rastlanılan nesneler oluşturuyor.

YAKINDOĞU’DA ÜRETİLMİŞ

Araştırmacılar ayrıca yüzük hakkında birkaç detay bilgiye de ulaşmışlar. Yüzüğün gümüş gövdesinde neredeyse hiçbir aşınma izi gözlemlenmezken, birleştirmenin ve üretimin son aşamasına ait izler de görülebilmekte. Araştırmacıların tespitine göre bu yüzük, Viking kadınına ulaşmadan önce tamamiyle Arap bir kuyumcu tarafından hazırlanmış ve tek bir parça ticaret ürünü olarak İskandinavya’ya yollanmış.

16.03.2015 Radikal

by -
1212

Tokat’ta Sebastopolis Antik Kenti üzerinde kurulu bulunan ve merkez nüfusu 3 bin 500 olan Sulusaray ilçesinin, ören yerinin gün yüzüne çıkarılması için başka yere taşınması planlanıyor.

Sulusaray  Belediye Başkanı Halil Demirkol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sebastopolis Antik Kenti’nin ilçe merkezinde yer aldığını söyledi.

Antik kentin 3 medeniyete ev sahipliği yaptığını belirten Demirkol, “Antik kentte 22 sene aradan sonra 2013 yılında kazı çalışmaları başladı, 3 yıldır devam ediyor. Bu sene 10 evimiz kamulaştırılacak. Kazı çalışması bu sene de sürecek. Kültür ve Turizm Bakanlığımıza verdiği desteklerden dolayı teşekkür ediyoruz. Bakanlığımızdan kazı için ek ödenek bekliyoruz. İl Özel İdaremiz de kazı çalışmalarına destek oluyor, çok teşekkür ediyorum” dedi.

sebastopolis-antik-kent-icin-ilcenin-tasinmasi-planlaniyor-1

Sebastopolis Antik Kenti’nin gün yüzüne çıkarılması için çalışmalar yaptıklarını dile getiren Demirkol, şunları söyledi:

“Antik kentimiz üzerinde bulunan ilçemizi, Tokat karayolunda TOKİ’ye ayrılmış, ilçe girişindeki 500 dönümlük alana taşımak istiyoruz. TOKİ’nin tarihi değerleri göz önüne alarak buraya yapacağı evlere vatandaşlarımız taşınacak. Şu anda evlerin altında bulunan tarihin bir an önce gün yüzüne çıkarılması için evlerin kamulaştırılması lazım. Kamulaştırmanın yavaş ve pahalı olması nedeniyle yerleşim yerini taşımayı düşünüyoruz. Sebastopolis Antik Kentimizi gün yüzüne çıkarmak için ilçemizi buradan başka bir bölgeye taşıyacağız.”

Demirkol, antik kentin üzerinde çok sayıda ev bulunduğunu, bu evlerin bir an önce boşaltılması ve TOKİ tarafından 500 dönümlük alana kültürel dokuya uygun evler yapılması gerektiğini ifade ederek, “Başkanlık dönemimizde ilçemizi buraya (yeni yere) taşımak istiyoruz. TOKİ’nin ev yapacağı bölgeyle ilgili her türlü çalışma yapılmış” dedi.

sebastopolis-antik-kent-icin-ilcenin-tasinmasi-planlaniyor-2

İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdurrahman Akyüz ise Sebastapolis Antik Kenti’nin Tokat için önemli olduğunu belirterek, “1990’lı yıllarda burada kazı çalışmaları yapılmış. Yalnız kazı çalışmaları bazı nedenlerle durmuş. 22 yıl aradan sonra 3 yıl önce kazı çalışması yapıldı, 3 senedir de sürüyor. Gaziosmanpaşa Üniversitemiz ve Müze Müdürlüğümüzün iş birliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığımız ve İl Özel İradesi’nin destekleriyle kazı çalışmalarımız yapılıyor. Üniversitemizin bu kazı çalışmasına sahip çıkması önemli. Çok uzun soluklu bir kazı. Buranın gün yüzüne çıkması 30-40 yıl sürebilir” şeklinde konuştu.

İlçenin yerleşim yerinin Sebastapolis Antik Kenti’nin üzerinde bulunduğuna işaret eden Akyüz, şunları kaydetti:

“İlçemizdeki evler kazı alanı üzerinde. Bu zamana kadar ciddi kamulaştırma çalışmaları yaptık, kamulaştırma çalışmalarımız sürüyor. Valimiz Cevdet Can, Sebastapolis Antik Kenti’ne önem veriyor. İngiltere kraliyet tahtının varisi olan Galler Prensi Charles Philip Arthur George, 1990’lı yıllarda burayı ziyaret etmiş. Valimiz Prens Charles’a mektup yazarak Tokat’a davet etti. Burası Efes kadar da olabilir, Efes’ten büyük de olabilir. Buranın zengin bir şehir olduğu da düşünülüyor çünkü eskiden zenginlerin yaşadıkları yerlerin yakınlarında kaplıca bulunuyormuş. Buranın da yakınlarında kaplıca var. İlçenin komple oradan taşınıp, oranın bir kazı alanına dönüştürülmesi lazım.”

– Sebastopolis Antik Kenti

Tokat kent merkezine 69 kilometre uzaklıktaki Sulusaray’da bulunan ve kuruluşu kesin olarak bilinmeyen Sebastapolis Antik Kenti’nin, bazı kaynaklarda, milattan önce 1. yüzyılda kurulduğu belirtiliyor.

Roma İmparatoru Trajan zamanında, milattan sonra 98-117 yıllarında, Pontus Galatius ve Polemoniacus eyaletlerinden ayrılarak Cappadocia (Kapadokya) eyaletine dahil edildiği kaydedilen antik kentin, o dönem geçiş yolları üzerinde bulunması ve günümüzde de kullanılan termal kaynaklar sayesinde 2 bin yıl kadar önce Karadeniz’in en büyük 5 şehrinden biri olduğu anlatılıyor.

Roma İmparatorluğu döneminde çok az şehrin sahip olduğu zenginliğin bir göstergesi olarak para basma yetkisine sahip olduğu ifade edilen Sebastapolis’in, büyük savaşlar, yıkımlar, afetler ve geçiş yollarının değişmesi sonucu eski önemini kaybettiği, zamanla unutulduğu kaydediliyor.

16.03.2015 Radikal

by -
3062

Türkiye ‘nin önemli turizm merkezlerinden Kapadokya bölgesindeki Derinkuyu ilçesinde, Veli (55) ve Durmuş Ali Demir (53) kardeşler, altında tarihi yer altı şehri bulunan 700 metrekare alana sahip evlerini 900 bin liraya satışa çıkarttı.

İlçede çiftçilikle uğraşan Durmuş Ali Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bayramlı Mahallesi’ndeki satmak istedikleri arsa ve evin dedelerinden miras kaldığını, paraya ihtiyaçları olduğu için satmaya karar verdiklerini söyledi.

– Derinkuyu Yer Altı Şehri ile bağlantısı var

Satılığa çıkarttıkları evi alacak kişinin evle bağlantılı tarihi yer altı şehrinin de sahibi olacağını aktaran Demir, “Burası 30 metre derinliğinde 75 metre uzunluğunda bir yer altı şehri ve evin de bir parçası. Derinkuyu yer altı şehrine de bağlantısı var ancak zamanla yaşanan çökmeler nedeniyle bağlantı yolu kapalı. İçerisindeki kilisede sütunlar, mermerler ve işaretler mevcut” diye konuştu.

Yer altı şehrinin evin altındaki girişinin taşlarla döşeli olduğunu aktaran Demir, girişi ve içerisinin geniş olması nedeniyle oldukça rahat gezilebildiğini kaydetti.

Demir, yer altı şehrinin kapısındaki tahta kapının orijinal olduğunu öne sürerek, “Kalınlığı 5 santimetredir. Kapıdan girdiğimizde yaklaşık 50 metrekarelik alana sahip bir bölüm var. Bu odadan koridorla diğer bölümlere geçiliyor. Birisi dedelerimizin peynirlik olarak kullandığı diğeri de 20 metrekarelik başka bir oda. Bu odanın hemen yanında bir kilise mevcut ve içerisinde mezarlar bulunuyor” şeklinde konuştu.

Demir, evlerinin altındaki yaşam alanlarının tünelle 50 metre uzaktaki ünlü Derinkuyu Yer Altı Şehri’ne bağlandığını belirterek, şöyle devam etti:

“Derinkuyu Yer Altı Şehri’nin ziyarete açık olan bölümlerinde kilise yok. Bu nedenle bizim evin altındaki bölüm ayrı bir öneme sahip. Zamanla yaşanan çökmeler nedeniyle yeraltı şehrine olan bağlantının bir bölümü kapalı durumda. İçeriye iş makinesi giremeyeceği için tamamen insan gücüyle açılması gerekiyor.”

– Yer altı şehri turizme kazandırılsın

Yer altı şehrinde, Bizans, Roma ve Hitit dönemlerinden kalan eserlere rastlamanın mümkün olduğunu ileri süren Demir, “Biz burayı ilçeden ya da bölgeden birine satarsak evi yıkıp yeni bina yapacağından yani tarihi yok edeceğinden korkuyoruz. Alacak kişinin burayı tarihi dokusunu koruyarak değerlendirmesini istiyoruz. Ben buranın turizme kazandırılmasından yanayım. Yıkılmadan değerlendirilmesini istiyorum” diye konuştu.

Demir, başka girişlerden yer altı şehrindeki kiliseye ulaşan bazı kaçakçıların buradaki taşlara ve yazıtlara zarar verdiğini sözlerine ekledi.

05.03.2015 Radikal

by -
1537

Binlerce yıllık geçmiş kömüre kurban gidiyor. Seyitömer höyüğünün altındaki kömür rezervlerine gözünü diken Termik santrali işleten şirket arkeolojik kazıları durdurmak istiyor.

Kütahya Seyitömer Höyüğü kazıları 35 yıl sonra durdu. Anadolu Neolitik dönemin en önemli verilerinin elde edildiği arkeolojik kazılar, arkeolojik katmanların altındaki kömür rezerv alanına kurban ediliyor. Kömür havzası ve termik santral 2013 yılında Türkiye Kömür İşletmeleri’nden özelleştirilerek Çelikler Holding’e geçmişti. TKİ arkeolojik kazılara sponsor olurken Çelikler Holding kazılara sponsor olmayı kabul etmediği gibi höyüğün alındaki kömür rezervine de gözünü dikmiş durumda. Kazı Başkanı Prof. Dr. Nejat Bilgen kazıların devam etmesi için şirkete adeta yalvarıyor. 20 binden fazla eser çıkaran kazı ekibi höyüğün son evresinin de bilim dünyasına kazandırmak istiyor.

seyitomer-hoyugu-altindaki-komur-rezerv-alanina-kurban-ediliyor-1

KAZILAR 35 YIL ÖNCE BAŞLADI

Seyitömer Höyüğü’nde ilk kazılar 1989 yılında Eskişehir Müzesi tarafından başlatıldı. 1990 – 1995 yılları arasında kazılar Afyon Müze Müdürlüğü’nce sürdürüldü. 2006 yılından itibaren Dumlupınar Üniversitesi ile TKİ arasında imzalanan protokolle bilimsel kazılar Prof. Dr. Nejat Bilgen başkanlığında devam etti. 2012 yılı sonunda TKİ’den özelleştirme ile kömür havzası ve Termik santral Çeliker Holding’e geçti. 2013 yılında arkeolojik kazılar aralıksız devam etti. Ancak 2014 yılı ile birlikte kazılar durdu. Çeliker Holding protokolü yenilemedi. Höyüğün altındaki kömür rezervlerine göz diken şirket arkeolojik kazıların sonlandırılmasını ve bir an önce kömürü çıkarmak istedi. Bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığı’na da baskı yapmaya başladı.

20 BİN ESER MÜZEYE TESLİM EDİLDİ

Seyitömer Höyüğü, antik dönemde Phrygia diye anılan bölgenin güneyinde, Batı ile İç Anadolu’yu birbirine bağlayan önemli bir yol ağı ve kesişme noktası üzerindedir. 150 x 140 metre ölçülerinde, 24 metre yüksekliğindeki höyüğün en üst katmanı Roma dönemine tarihlenir. İlk Tunç çağına kadar tarihlenebilen höyükten bu güne kadar yaklaşık 20 binden fazla eser müze envanterine kaydedilmiştir. Buradan çıkan eserlerle Dumlupınar Üniversitesin’de ilk üniversite müzesi oluşturuldu. Arkeoloji bilim dünyasının gözü kulağı bu kazıdan gelecek sonuçlara kitlenmişti. Kazıların durması diğer ülke bilim adamlarınca da şaşkınlıkla izleniyor.

DÜNYANIN GÖZÜ BU KAZILARDA

Seyirömer Höyüğü’nde son yıllardaki kazılarda özellikle bölgenin Tunç Çağlarında Anadolu’daki yerinin anlaşılması, Anadolu ve Mezopotamya bölgesi ile olan siyasi, ticari ve sosyal ilişkilerini göstermesi açısından şaşırtıcı sonuçlar elde ediliyor. Roma döneminden başlayarak, ilk Tunç Çağı’na kadar kazılabilen ve devam etmesi gereken kazıların altındaki kömür rezervleri için feda edilmesi Anadolu arkeolojisi için büyük bir ihanet olarak nitelendiriliyor. Daha alt katmanlara inmek isteyen kazı ekibine kazı izninin ve TKİ’de olduğu gibi sponsorluk desteğinin sürmesi isteniyor. Bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bilimsel kazıların devamı için şirketin özelleştirme şartlarına uygun davranmasını istemesi gerekiyor. Arkeolojik kazılar birkaç yıl içinde sonuçlandıktan sonra zaten kömür yine şirketin kullanımına terk edileceği belirtiliyor.

16.03.2015 Radikal Haber: Ömer Erbil

by -
3039

Irak ve Suriye’de IŞİD’in yağmaladığı müzelerden çalınan bazı tarihi eserlerin Ebay internet sitesinde satışa çıkartıldığı ortaya çıktı. Suriye’nin batısındaki Apamea antik kentinden iki sikkenin sitede 108 ve 85 dolara satıldığı görüldü.

İngiliz Times gazetesi tarihi eser satışının terör örgütü için önemli bir gelir kaynağı olduğunu belirtti ve IŞİD’in şimdiye dek yağmaladığı müzelerden çaldığı eserleri yasadışı yollardan satarak milyonlarca dolar gelir elde ettiğine inanıldığını söyledi.

IŞİD yönetiminin militanların buldukları eserleri satmasına izin verdiği ancak bu tip satışlardan elde edilen kişisel gelirleri vergiye tabi tuttuğu belirtildi. Örgütün vergi sistemi sayesinde tüm tarihi eser satışlarından önemli miktarda gelir elde ettiği açıklandı.

Uzmanlar, IŞİD’in satışa çıkardığı yüksek sayıdaki tarihi eser nedeniyle piyasanın doyduğunu ve Orta Doğu’ya ait tarihi eserlerin fiyatlarının düşmeye başladığını söyledi.

IŞİD militanlarının Suriye ve Irak’a ait tarihi eserleri kaçakçı rotalarını kullanarak Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e götürdüğü de iddia edildi.

İngiliz basınına konuşan uzmanlar özellikle sikke gibi küçük parçaları  komşu ülkelere sokup piyasaya sürmenin IŞİD için kolay bir işlem olduğunu belirtti.

Ebay yetkilileri konu ile ilgili Times gazetesine yaptıkları açıklamada sorundan haberdar olduklarını ve yetkililerle birlikte çalıştıklarını söyledi.

Şirket sözcüsü “Yetkililerin önerileri dahilinde şüpheli bulunan ilanları siteden kaldırıyoruz, güvenlik güçlerinin araştırmalarına tam destek veriyoruz ve şüpheli bulduğumuz ilanları biz de araştırıyoruz” dedi.

15.03.2015 Hürriyet