Perşembe, Haziran 29, 2017
Manşet
Featured posts

by -
2034

Muğla’nın Bodrum İlçesi’nde, Helenistik Dönem’e ait iki kaya mezarının üzerine villa inşaatı yapılması tepkilere neden oldu. Peynirçiçeği Gündoğan Gönüllüleri Derneği Başkanı Sema Höcek, kaya mezarlarını önceden tespit edip, Bodrum Sualtı Arkeloji Müzesi yetkililerine bildirip, tescillenip, koruma altına alınmasını istemelerine rağmen üzerine yan yana iki villa yapıldığını ileri sürerken, Mavi Yol Girişimi Sözcüsü Ali Dizdar da ilçenin her yerinden tarih fışkırdığını ancak koruyacak yetkili olmadığını söyledi.

Gündoğan Mahallesi , Kızılburun Mevkisi’ndeki, toplam 1200 metrekarelik arazi üzerine İstanbullu tekstilci bir işadamı tarafından 200’er metrekarelik iki tripleks villa inşaatına yaptırıldı. Peynirçiçeği Gündoğan Gönüllüleri Derneği ve Mavi Yol Girişimi üyeleri, iki villanın daha önceden belirledikleri Helenistik Dönem’e ait Karyalılar’dan kalma kaya mezarının üzerine yapıldığını belirtip, kayıt ve koruma altına alınması için Bodrum Sualtı arkeoloji Müzesi’ne müracaat etti. Her iki derneğin üyeleri, çevrecilerle birlikte üzerine villa yapılan kaya mezarlarını fotoğrafladı. Peynirçiçeği Gündoğan Gönüllüleri Derneği Başkanı Sema Höcek, müze yetkililerinin ısrarları üzerine villa yapılan kaya mezarlarında inceleme yaptığını belirtip, “Başlangıçta biz bir kaya mezarının üzerine ev yapılacağını zannetmiştik. Ancak, müzeden gelen yetkili, ’bu mezarlardan yanyana iki tane olur’ dedi ve eliyle koymuş gibi diğer kaya mezarını da buldu. Bu tarihi mezarların tescil edilmesini istediğimizde ise ’Bu işin bürokrasisi ve evrağı çok fazla. O işe zamanımız yetmez. Zaten bu kaya mezarlarından bu bölgede çok sayıda var. Tescilleme işi çok uzun sürer, bu işe vakit bulamayız’ deyip, gitti. Ardından dernek olarak yine müzeye müracaat edip, ’Bu iki kaya mezarının etrafındaki otları temizleyip, düzenleyerek koruma altına alalım’ önerisinde bulunduk, ’Kesinlikle olmaz. Elinizi bile süremezsiniz. Tarihe dokunamazsınız, hakkınızda soruşturma açılır’ denildi. Ardından bir süre sonra ise baktığımızda mezarların üzerlerinin moloz doldurulduğunu villalar yapılmaya başlandığını görünce şok olduk. Ancak hala tescil edilip edilmediğini bilmiyoruz. Ancak, tescil edilseydi, mezarlar bugün bu halde olmazdı. Yöremizdeki tarihi değerler işte böyle birer birer yok oluyor. Tarih böyle korunur mu?” diyerek, tepkisini dile getirdi.

“TARİH FIŞKIRIYOR AMA KORUYACAK YETKİLİ YOK”

Kaya mezarlarının üzerine yapılan villa inşaatı fotoğraflarını sosyal paylaşım sitelerinden binlerce kişi ile paylaşan Mavi Yol Girişimi Sözcüsü Ali Dizdar ise “Son günlerde, ’Bina inşaatından tarih fışkırdı’ haberlerlerini izlerken asıl şaşırmamız gereken ’Bu tarihe ne yaptığımız’ olmalı. Bodrum antik bir kent olduğu için kazmayı vurduğunuz yerden tarih fışkırması son derece normal. Önemli olan fışkıran tarihe ne yaptığımız. Bulunan kaya mezarlarına nasıl davrandığımız. Gündoğan’da tespit ettiğimiz kaya mezarlarının villalara ve molozlara nasıl kurban ettiğimizi görüyorsunuz. Tarih fışkırıyor ama sanırım koruyacak yetkili yok” diye konuştu.

26.03.2015 Milliyet

by -
2897

Muğla’nın Milas ilçesinde özel bir firma tarafından yürütülen çalışmaların İnönü Caddesi’ndeki bölümünde görevlilerin kalıntılara rastlaması üzerine Milas Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü ekiplerine haber verildi.

Alanda devam eden çalışmalarda, üzerinde yaklaşık 120 yıl öncesine ait Osmanlıca ifadeler bulunan 5 mezar taşı ve antik döneme ait 2 mimari parça bulundu.

Arkeologlar, mezar taşı ve diğer kalıntıların önceki yıllarda yürütülen altyapı kazısı sırasında kanalizasyon sistemine kapak olarak kullanıldığını belirledi. Kalıntılar, arkeologların incelemesinin ardından Milas Arkeoloji Müzesine götürüldü.

mezar-taslari-kanalizasyonda-kapak-olarak-kullanilmis-1

Milas Kaymakamı Fuat Gürel, gazetecilere yaptığı açıklamada, kalıntıların altyapı çalışması sırasında ortaya çıkarıldığını söyledi. Kaymakam Gürel, “Altyapıda çalışan ekipler kalıntılara rastlayınca müze ekiplerimize haber verildi. Kalıntıları arkeolog, restoratör ve sanat tarihçilerimiz inceliyor” dedi.

Milas Müze Müdürlüğünün, kalıntıların kanalizasyon sisteminde kullanılmasıyla ilgili Milas Belediye Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulunacağı kaydedildi.

25.03.2015 Cumhuriyet Fotoğraf: gunaydinmilas.com

by -
2458

Bu kağıt bir zamanlar Homer’in İlyada’sının antik bir yorumunu içeren güzel bir papirüs rulosuydu.  M.Ö. 3. yy’a ait bu papirüs antik Mısır kenti Oxyrhynchus’un çöp yığınları arasında bulundu. Papirüs güzel el yazısı ile yazılmış iki sütun yazı içeriyor. Ancak bu papirüsün makus talihi gerçek manasıyla kötü. Papirüs editörü Joseph Spooner  “Bu papirüs tuvalet kağıdı olarak kullanılarak kötü kadere mahkum olmuş” diyor.

Kağıt üzerindeki kahverengi lekeler Londra Arkeoloji Enstitüsü’nden bir arkeobotanist tarafından incelendi ve içinde buğday kabukları bulundu. Kalıntının rengi ve organik yapısına bakılırsa birisi bu papirüsu tuvalet kağıdı olarak kullanmış.

homerin-parsomeni-tuvalet-kagidi-olarak-kullanıilmis

Bu kalıntının hala olduğu gibi kokup kokmadığını merak edenler olabilir. Ancak parşömen parçası resimde görüldüğü gibi düzgün halde değil kırıştırılmış ve ufalanmış halde bulundu. Liflerinin gevşemesi düzleştirebilmek için biraz nem uygulandı. Homer’in İlyada’sı antik dünyada oldukça popülerdi. Bu belki de lüks bir tuvalet kağıdıydı.

Bu papirüs parçası ilginç sosyolojik sorulara yol açıyor. Bu soruların cevaplarını bilmesek bile şundan eminiz ki Homer antik insanların zor zamanlarında oldukça işe yaramış görünüyor.

23.03.2015 bricecjones.com Çeviri: Cüneyt Acar

by -
695

Mart 2009 tarihinde güncel arkeoloji haberlerini ilgililerine ulaştırmak için çıktığımız yolda altıncı yılı doldurduk. Bu altı yıl boyunca Türkiye’nin farklı farklı yerlerinden ve yayın kuruluşlarından yararlanarak 5 bin 191 haber yayınladık. Yayınladığımız haberler yaklaşık 1 milyon 42 bin tekil ziyaretçiyle buluştu.

6. yılımızda siz değerli okurlarımızın karşısında Dünya’nın çeşitli coğrafyalarından derlediğimiz arkeoloji haberleri ile de yer alacağız. arkeolojihaber.net her geçen gün okuyucularımızdan aldığımız görüş ve yorumlar sayesinde gelişmeye devam etmekte. Yolu arkeolojiden geçen ve bizlerin yanında yer alan okurlarımıza çok teşekkür ediyoruz. Sizlerden aldığımız güç ve destek ile yayın akışımızı sürdürmeye devam edeceğiz.

Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerle…

arkeolojihaber.net ekibi

by -
2142

Kültür ve Turizm Bakanlığı, yurtdışına kaçırılan tarihî eserleri getirmek için son yıllarda çaba gösteriyor, bu uğurda milyonlarca dolar harcıyor. Fakat yine de eser kaçakçılığının önüne geçilemedi. Bakanlık verilerine göre son üç yılda 154 koleksiyonerin belgesi ‘kaçakçılık’ yaptıkları gerekçesiyle iptal edildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, yurtdışına kaçırılan eserleri geri alabilmek için son yıllarda milyonlarca dolar harcadı. Kaçakçılığın önlenememesinin en önemli nedenlerinden biri, ‘2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’ ve buna bağlı yönetmeliklerdeki eksiklikler. 2005 yılında yasada yapılan değişiklik ile eserlerin yurtiçinde kalmasını sağlayan koleksiyonerlerin eli kolu adeta bağlandı. Değişiklikle, eserler ‘taşınır’ ve ‘taşınmaz’ diye ikiye ayrıldı. Böylece yeri belli olmayan, hangi parçadan koptuğu anlaşılmayan eserler bile ‘taşınmaz’ statüsüne alındığı için koleksiyonerler tarafından alınamıyor. Koleksiyonerlerin alamadığı bu parçalar, kaçakçılar tarafından yurtdışına çıkarılıyor.

Eser kaçakçılığından Türkiye Koleksiyoner Derneği de muzdarip. Dernek Başkan Yardımcısı Turgut Tokuş, ‘2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’ ve buna bağlı yönetmeliklerin özel müze ve koleksiyoncuların çalışmasını zorlaştırdığını belirtiyor. Tokuş, “Özel müzeler ve koleksiyonerler teşvik edilseydi yurtdışına kaçırılan eserler yurtiçinde kalacak, müzelerin denetimindeki envanter defterine kaydedilerek korunacak ve belgelenecekti. Bu arada yurtdışına kaçırılan eserlerin geri getirilmesi için bir sürü uğraş, temas, masraf da yapılmamış olacaktı.” diyor.

154-koleksiyonerin-belgesi-kacakcilik-yaptiklari-gerekcesiyle-iptal-edildi-1

Yasal zorluklardan dolayı birçok koleksiyonerin eser almayı durdurduğunu ya da koleksiyonculuktan vazgeçtiğini kaydeden Tokuş, “1973 yılında yayınlanan 1710 sayılı ‘Eski Eserler Kanunu’nda ‘Taşınır ve taşınmaz her çeşit eski eserden koleksiyon meydana getirilebilir’ ve ‘Özel kişiler yönetmeliğine göre her türlü eşyadan müteşekkil koleksiyonlar meydana getirebilirler’ hükmü bulunuyordu. Buna rağmen 2863 sayılı kanunda müzelerin denetimindeki koleksiyonerler tarafından alınıp korunabilecek eserler ‘taşınır’ ve ‘taşınmaz’ diye iki gruba ayrıldı. Nereye ait olduğu bilinmeyen, bugüne kadar yeri birçok defa değişmiş ve yerlerinden taşınmış olan birçok eser özel müze ve koleksiyoncular tarafından 2005 yılından beri alınamıyor.” şeklinde konuşuyor.

Ayrıca devlet müzelerinin de eserleri sadece bağış yoluyla aldığını hatırlatan Tokuş, bu nedenle eserlerin müzeye getirilmediğini, değerli olanların yurtdışına kaçırıldığını, daha az değerli olanlarınsa yerinde tahrip edildiğini vurguluyor. Kaçırılan veya tahrip edilen eserler arasında üstü yazılı veya kabartmalı mezar stelleri ile yazılı taşlar da bulunduğunu anlatan Tokuş, 2005 yılındaki yasal değişiklikten önce alınıp tescil edilmiş, yasadan sonra ‘taşınmaz’ olarak nitelenen eserlerle müze kurmanın da zorlaştırıldığını belirtiyor.

Yasal zorlaştırmalar nedeniyle özel müzecilikte Türkiye’nin geri kaldığını söyleyen Turgut Tokuş, Ege’de küçük bir Yunan adasında 3 müze olmasına karşın, Türkiye’de toplam 206 özel müze bulunduğunu belirtiyor. Tokuş, bunlardan çok azının arkeoloji müzesi olduğuna dikkat çekiyor. Tokuş şöyle devam ediyor: “Eserlerin koleksiyonerler tarafından alınıp, satılmasına ve korunmasına imkan verilmeli. Gönüllü bir uğraş olan koleksiyonerlik kolaylaştırılmalı ve özel müzeler teşvik edilmeli.”

154 koleksiyonerin belgesi iptal edildi
Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, son üç yılda 154 kişinin koleksiyonerlik belgesi iptal edildi. Bu sayı, 2012’de 52, 2013’te 46 ve 2014 yılında ise 56. İptal gerekçeleri arasında, kaçakçılığın yanı sıra, satın alınan veya bulunan eserin zamanında müzeye bildirilmemesi, denetim sırasında envanterdeki eserin yerinde olmaması da bulunuyor. Türkiye’de şu an 1567 belgeli koleksiyoner mevcut. Son üç yılda 194 kişiye de yeni koleksiyonerlik belgesi verilmiş.

Ofisi müze gibi
Turgut Tokuş, Türkiye Koleksiyonerler Derneği Başkan Yardımcılığı’nın yanı sıra Anadolu Kültür Akademisi (AKA) Başkanlığı da yapan   tarihi eser koleksiyoneri. Türkiye onu 2003’te dönemin Kültür Bakanı Erkan Mumcu’nun katıldığı törende, elindeki Aphrodisias’ın ‘Tiberius Portiği’ne ait friz bloğunu Aydın’daki Aphrodisias Müzesi’ne bağışlamasıyla tanıdı. (Bakanlık, Friz bloğunun birini 2006’da New York Fortuna Fine Arts Gallery’den yaklaşık 1 milyon TL’ye satın alarak Türkiye’ye getirebilmişti.) Elli yıldır eser alan Tokuş’un koleksiyonu özel bir müze kuracak sayıya ulaşmış. Koleksiyonunda 800’ü aşkın eser bulunuyor. Çankaya’daki ofisi mini bir müze gibi.  Eserleri, müze kurmak için AKA’ya devretmek isteyen Tokuş, yasadan kaynaklı ‘taşınır-taşınmaz’ ayrımı nedeniyle bunu yapamadığını söylüyor.

23.03.2015 Zaman Fotoğraf: Arşiv

by -
10293

Türkiye arkeoloji konusunda oldukça zengin. Sahip olduğu coğrafi konumu nedeniyle pek çok medeniyete ev saipliği yaptı. Baharın gelmesiyle birlikte arkeolojik çalışmalarda başlıyor. Sizin için Türkiye’de tüm zamanları kapsayan en iyi 10 arkeolojik yeri seçtik. Gidin, bu mirası siz de görün…

* Doç. Dr. Necmi Karul – İstanbul Ü. – Tarih öncesi ABD/ * Prof. Dr. Kutalmış Görkay – Ankara Ü. – Klasik Arkeoloji ABD / * Doç. Dr. Meltem Alpaslan Doğan – İstanbul Ü. – Hititoloji ABD / * Prof. Dr. Rüstem Aslan – Çanakkale Onsekiz Mart Ü. Arkeoloji / * Serhan Güngör – Profesyonel rehber/ * Prof. Dr. M. Sacit Pekak – Hacettepe Ü. Sanat Tarihi / * Prof. Dr. Ersin Doğer – Ege Ü. Klasik Arkeoloji ABD * Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur – Ege Ü. Protohistorya ABD / * Ahmet Yeşiltepe – Belgesel Yapımcısı / * Bünyad Dinç – Fest Travel kültür turları grup lideri – Tarih yazarı

1) Dünyanın en eski tapınağı: Göbeklitepe – Şanlıurfa

12 bin yıl önce Fırat ve Dicle nehirlerinin olduğu bölge, insanlık tarihinin en önemli değişimlerinden birine şahitlik etti. Bu dönemde insanoğlu avcı ve toplayıcı yaşam ekonomisiden yerleşik hayata geçme aşamasındaydı. İşte böylesine eski ve farklı bir dönemde, o dönem insanlarının yarattıkları eserler arkeoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Dünyanın en eski tapınağı olarak kabul edilen Göbeklitepe’deki bu yapılar, heykeller ve kabartmaların teknik ve estetik özellikleri bakımından eşsiz. Kutsallığın, inanç ve estettiğin nasıl başlayıp, devam ettiğini anlamak isteyenlerin mutlaka göremesi gereken bir yer. UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Liste’sinde olan Göbeklitepe ve o dönemlerle ilgili diğer eserleri yakında açılması planlanan Şanlıurfa Müzesi’nde görebileceğiz.

troiada-klasik-ve-roma-kenti-tamamiyla-toprak-altinda-duruyor

2) 10 farklı kent kuruldu: Troya – Çanakkele

Homeros’un 2.700 yıl önce yazdığı İlyada Destanı, uğruna 10 yıl savaşılan Troya kenti ve çevresini anlatır. 1863’ten itibaren yapılan kazılarda günümüzden 5 bin yıl önce başlayan yerleşim tarihinde 10 farklı kentin varlığı tespit edildi. Kazı tarihçesi açısından modern arkeolojinin doğduğu yer olarak kabul edilen kent, mitolojisi ve arkeolojisiyle Çanakkale Boğazı’nda neden bin yıllardır savaşların olduğu sorusunun cevabını veriyor. UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’nde.

catalhoyuk-kazi-calismalarinda-sona-mi-yaklasiliyor
3) Anatanrıça kültü: Çatalhöyük – Konya

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne 2013’te girdi. 1960’ın başlarındaki kazılarla o dönemde büyük ilgi uyandırdı. Burası insanoğlunun toplayıcılıktan, ortak yerleşik hayata geçişin olduğu en büyük yerleşim yeri. Duvar resimleri ve ünlü anatanrıça heykelçikleri, bu döneme özgü, kültürel ve sanatsal geleneklerin en güçlü olduğu yer. Anadolu tarih öncesi döneminde din, öteki dünya ve anatanrıça kültü gibi fenomenleri öğrenmek için en önemli çıkış noktasıdır.

bogazkale-hattusa-oluyor
4) Batılı gezginlerin favorisi: Hattuşa – Çorum

Çorum Boğazkale’deki Hattuşa, M.Ö. 1.650 – 1.200 yılları arasında Anadolu’nun büyük bir bölümünde ve zaman zaman da Kuzey Suriye’ye kadar uzanan geniş bölgede hüküm süren Hitit İmparatorluğu’nun başkentiydi. Kenti ziyaret ettiğinizde göreceğiniz şehir suru, kapılar, tapınak ve saray kalıntıları şehrin en parlak dönemini yansıtan arkeolojik yapılar. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. Batılı gezginler tarafından merak ediliyor. Eserler Boğazkale ve Çorum müzelerinde yer alıyor

sagalassosa-ziyaretci-akini
5) Roma ihtişamı: Sagalassos – Burdur

Ağlasun ilçesinin arkasında yükselen Akdağ’ın yamacına giderseniz sizi bu antik kent karşılar. Son yıllarda yapılan arkeolojik kazılarla ayrı bir kimlik kazandı. Gezerken sadece eski yapılar görmessiniz. “Bir arkeolojik kazı nasıl yapılır?”, “Eski yapıların restorasyonu nasıl yapılır?” çok iyi gözlemliyebilirsiniz. Bu yüzden Sagalassos ayrıcalıklıdır. Yerleşimin tarihi çok daha eskilere gitse de şu anda toprak üstünde gözükenler Roma İmparatorluğu Dönemi’nin ihtişamını yansıtıyor.

hasankeyf-yaklasik-1-yil-sonra-sular-altina-gomulecek
6) Sular altında kalacak: Hasankeyf – Batman

Komşu ülkelerde arkeolojik alanların ve eserlerin nasıl tahrip edildiğini düşününce baraj sularına gömülmeden görülmesi gereken yerler yani Hasankeyf geliyor akla. Ortaçağ’ın bu önemli kenti çevresiyle bir bütün. Kayaların içine oyulu konut örüntüsünün arasından geçerek ulaşılan zirvede Hasankeyf ile Dicle’nin nasıl bütünleştiği daha iyi anlaşılıyor. Buraya ilk M.Ö. 10’uncu bin yılda Neolitik Dönem’de yerleşilmiş, Artuklu dönemindeyse bölgenin en gözde yerlerinden biri haline gelmiştir.

bergamada-unesco-sevinci
7) Hellenistik şehircilik :Pergamon – İzmir/Bergama

Bakırçay Ovası’na hakim bir tepe üzerinde kurulu Pergamon, Hellenistik Dönem Krallıkları’ndan Attalid Hanedanlığı’nın başkenti. Hellenistik dünyanın en önemli kültür ve eğitim merkezlerinin başında gelen şehir, Hellenistik Dönem Heykeltıraşlığı ve mimarisinin en özgün yapılarını barındırır. M.Ö. 133’te vasiyet yoluyla Roma’ya bağlanan kent, Roma’nın Asia Eyaleti’nin başkentliğini üstlendi. Bizans ve Osmanlı’ya kadar varlığını barındıran Pergamon, 2014’te UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

zeugmada-son-donemde-bulunan-mozaikler-ilgi-cekiyor-1
8) Doğu batı buluşması: Zeugma Antik Kenti ve Müzesi (Gaziantep)

Fırat kıyısında yer alan Antik Zeugma Kenti, medeniyetlerin buluştuğu bir noktada. Hellenistik dönemde, Doğu ve Batı kültürlerinin kaynaşması için kurulmuş önemi bir kent. 90’ların sonlarında Birecik Barajı’nın yapımıyla gündeme geldi. Hellenistik ve Greko-Romen kültüre ait Roma Konutları’nda çıkarılan benzersiz mozaikler, fresk ve buluntularıyla tanınıyor. Eserler Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergileniyor. Zeugma da UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde.

efes-gecmisini-ariyor
9) Yedi harikadan biri :Efes – İzmir

Küçük Menderes Deltası üzerine kurul Efes, ilk çağın en ünlü antik kenti. Türkiye’de de geçen yıl en çok ziyaret edilen kültür varlığı oldu. Dünyanın yedi harikasından biri Artemis Tapınağı şehrin gurur kaynağı. Roma döneminde hem kütüphane hem mezar anıtı görevini üstlenmiş olan Celsus Kütüphanesi şehrin göbeğinde yer alıyor. İsa’nın annesinin yaşadığı Meryem Ana Evi turistlerin ilgi odağı. Antik Kent’in UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesi için 1994’te başvuruda bulunuldu.

anavarza-binlerce-yillik-uykusundan-uyaniyor
10) Zamanın gemisi: Anavarza – Adana

Tarihin topografya ile böylesine uyumlu ve görkemli bir fotoğrafını bulmak kolay değil. Çukurova’da, adeta bir masal kalesinin dibinde, baş döndürücü bir zaman yolculuğu vadediyor. Keza hemen yanıbaşında, Hemite’de doğan Yaşar Kemal ondan; “Zaman gemisinde usulca ilerleyen bir gemi” diye bahsediyor İnce Memed’inde. Kale yapısı dışında fazla bir kalıntı yok gibi ama yanılmayın! Asıl Roma kenti aşağıda, bu yüzden her evin bahçesinde sütun başlıkları, lahitler, mozaikler var. Bahar aylarında giderseniz Çukurova nebatının Dioskorides ile hemşehrisi Yaşar Kemal’e nasıl ilham verdiğine tanık olacaksınız.

22.03.2015 Hürriyet Fotoğraflar: Arşiv

by -
2061

Latmos Dağı’ndaki 8 bin yıllık kaya resimlerinin bulunduğu bölgeye, bazı kayaların üzerine sprey boyayla bir gezgin grubunun adının yazıldı, fotoğraf ve görüntüler de sosyal medyada paylaşıldı.

Muğla ve Aydın il sınırları içerisindeki doğa harikası Bafa Gölü’nü çevreleyen Beşparmak (Latmos) Dağı’ndaki 8 bin yıllık kaya resimlerinin bulunduğu bölgeye, bazı kayaların üzerine sprey boyayla bir gezgin grubunun adının yazılıp, fotoğraf ve görüntülerinin sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılması, tepkilere neden oldu. Bodrum Kent Konseyi Kültür ve Sanat Meclisi Başkanı Ayşe Temiz, yapılanı ‘çirkinlik’ olarak nitelendirirken; Assos Doğa Gezginleri Grubu, tepkiler üzerine fotoğraf ve görüntüleri sayfadan kaldırıp, özür diledi.

8-bin-yillik-latmos-kaya-resimlerine-spreyle-adlarini-yazdilar

Merkezi İzmir’de bulunan Assos Doğa Gezginleri Grubu’nun, iki hafta önce Bafa Gölü’ne düzenlenen doğa tarih ve kültür turuna 40 gezgin katıldı. Çadır kurarak bölgedeki tarihi ve kültürel kaya mezarlarını, mağaraları gezen grup, bol bol fotoğraf çekti.
İki gün süren gezi sırasında bazı gezginlerin Beşparmak Dağı’ndaki 8 bin yıllık tarihi geçmişe sahip kaya resimleri bulunan kayalara sprey boyayla gezi grubunun ismini yazıp, fotoğraf ve videolarını sosyal paylaşım sitelerinde paylaşması tepkilere neden oldu. Doğa ve tarih tutkunları ile arkeologların yoğun tepkileri üzerine grup, dün görüntü ve fotoğrafları sayfadan kaldırdı.

Gezginlere eleştiri

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi eski Müdürü ve arkeolog Ayşe Temiz, başkanı olduğu Bodrum Kent Konseyi Kültür ve Sanat Meclisi binasındaki basın açıklamasıyla Latmos’taki tarih kaya resimlerine sprey boyalı tahribat nedeniyle gezginleri eleştirdi. Temiz, “Biz, Bafa Gölü ve etrafını biz taş ocakları ve cehalete karşı korurken, gezginlerin (Assos Doğa Gezginleri) korunması gerekli kayalara kırmızı sprey boya ile verdikleri zarar ve çirkinlik olacak iş değil. Filmin 2.53. dakikasına bakınız. Bir bölümü Aydın bir bölümü Muğla il sınırları içinde bulunan, antik dönemde ‘Latmos’ adını taşıyan Beşparmak Dağı, insanoğlunun göçebelikten yerleşik düzene geçmesine koşut olarak gelişmiş, değişen yaşam biçiminin ifadesi olarak yorumlanan ve şimdiye dek tüm kaya resmi sanatı içinde, konu ve resim dili açısından tek olma özelliğine sahip tarih öncesi kaya resimlerini bünyesinde bulundurmaktadır. En erken dönemlerden itibaren Latmos kutsal dağlar arasında yerini almıştır. Zirvesinde eski Anadolulu ‘Fırtına Tanrısı’ ile yerel bir dağ tanrısı kutsanmaktaydı. Burası aynı zamanda bir yağmur ve bereket kültünün merkezi olarak görev görüyordu. Sosyo-kültürel değişimlere rağmen bu kült geleneği Osmanlı Dönemi’ne kadar devam etmiştir. 1970’li yıllardan bu yana, Latmos Dağı’nın vahşi coğrafyasında köylülerden, çobanlardan ve avcılardan almış olduğu bilgilerle, 1994 yılından beri tarih araştırması yapan Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsü araştırmacılarından arkeolog Dr. Anneliese Peschlow, burada tarihi açıdan birçok bulgulara rastlamıştır. Bugüne kadar bulunan resimler 170’den fazladır. Araştırma sürdükçe de daha çıkacaktır. Peschlow, bölgenin, arkeolojik SİT olarak korunması ve milli park olarak belirlenmesi için uğras vermektedir. Bulunan kaya resimleri bölgenin tarihini günümüzden 8 bin sene öncesine aittir” dedi.

“Kayaları boyayanların taş devri kafasından farkı var mı?”

Temiz, şöyle devam etti:
“Latmos kaya resimlerinde çok sayıda insan figürünün çiftler ve gruplar halinde betimlenmesi, araştırmacının yorumuna göre bereketlilik ve ilkbahar törenleri, geçiş ritüelleri veya düğün törenlerini yansıtmaktadır. Batı Anadolu’nun erken dönemlerine ait bu resimler, tüm dünyada örnekleri bulunan kaya resim sanatı içerisinde benzersiz olarak bilinmektedir. Latmos Dağı ve hemen eteklerindeki Bafa Gölü ve Latmos Dağları’nı meydana getiren içinde feldspat bulunan gnays (granitin metamorfize olan çeşidi) kayaları ile bir bütün olarak hem tarihsel açıdan, hem de doğa açısından bir bütündür ve dünya da ender bulunan bir yapı ve güzelliktedir. Bizler buranın milli park olması için tüm hazırlıklarımızı sürdürürken bir grup gezgin, gezeceğiz diye bölgeye gitmiş ve on bin yıllık antik resimlerin bulunduğu kayalıklara marifetmiş gibi sprey boya ile grubun adını yazmışlar yetmemiş fotoğraf ve video çekip facebookta paylaşmışlar. Yetmemiş bir de ‘İşte biz her yerde böyle adımızı yazarız iz bırakırız’ diyorlar. Lanet olsun sizin bıraktığınız ize. Bu ayıptır, cehalet diyemeyeceğim çünkü grubun çoğu kültürlü insanlardan oluşuyor. Bizler Bafa Gölü ve etrafındaki on binlerce yıllık tarih ve kültürü, taş ocakları ve cehalete karşı korumaya çalışırken, ‘Gezeceğiz’ diye bölgeye gidenlerin ve kayaları boyayanların taş devri kafasından farkı var mı?”

“Özür dileriz”

Assos Doğa Gezginleri Grubu Kurucusu ve Sözcüsü Gökhan Çapkın ise tepkilere üzerine DHA muhabirine yaptığı açıklamada, “Durumu Bafa gezisinden sonra fark ettik. Gruptan bazıları kayalara boya ile yazı yazmışlar. Bunu affetmek mümkün değil. Gösterilen tepkilere biz de tamamen katılıyoruz ve bugün sabah Bafa gölündeki dostlarımıza telefon ederek boyanan kayanın hemen temizlenmesi konusunda istekte bulundum. Kaya, bugün temizlenecek. Böyle bir hatayı kabul etmemiz ve tasvip etmemiz söz konusu değil. Tepki gösteren değerli arkeologumuz ve tarih severlerden çok çok özür diliyoruz. Doğa ve tarihe zarar veren bir grup olarak bilinmek istemiyoruz. Çünkü gerçekten böyle değiliz. Sadece bölgedeki değerlerimizi tanımak, korumak ve tanıtmak için sık sık geziler düzenliyoruz. Böyle bir hata için ne kadar özür dilense azdır. Grup liderleri olarak bu tür tarihe zarar verenlere müdahale etmek öncelikle bizim görevimizdir. Bu bilinci taşıyoruz ancak alan çok büyük olduğu için bunu fark edemedik” dedi.

21.03.2015 CNN TURK

by -
2262

İtalya’nın Napoli şehri yakınlarındaki tarihi Pompei’de iki yıldır süren restorasyon çalışmaları sona erdi. 105 milyon Euro bütçeli projeye Avrupa Birliği de maddi destek sağladı.

İtalya Kültür Bakanı Dario Franceschini, antik Roma kentinde yapılacak yeni çalışmaların olabileceğini söyledi: “Pompei için harika bir gün. Çünkü buradaki en güzel villayı dünyaya geri kazandırdık. Buradaki bütün işimiz bitti mi diye sorarsanız henüz bitmediğini söyleyebilirim.”

Bölgedeki Vezüv yanardağınının yaklaşık 2 bin yıl önce patlamasıyla yerle bir olan şehir, 18. yüzyılda yeniden keşfedildi. Volkanik küller binaların bugüne kadar bozulmadan kalmasını sağladı.

Kent İtalya’da en çok turist çeken yerlerin başında geliyor.

21.03.2015 tr.euronews.com

by -
2448

Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Üyesi Hititolog Prof. Dr. Belkıs Dinçol, Hititlerin ülkenin geleceğini ve devlet yönetiminde oluşabilecek değişiklikleri öğrenmek için karaciğer falı, talih falı, su yılanı falına ve kuş uçuşlarına baktıklarını söyledi.

Dinçol, Hitit Üniversitesi Hitit Uygarlığı Uygulama ve Araştırma Merkezince Fen-Edebiyat Fakültesi konferans salonunda düzenlenen “M.Ö. 2’nci Bin Yılda Anadolu’daki Büyük Uygarlık: Hititler” konulu konferansta yaptığı konuşmada, Hititlerin, Milattan Önce 2 binli yıllarda Anadolu’da hüküm süren en büyük imparatorluklardan biri olduğunu belirtti. Türkiye’nin yanı sıra Yunanistan ve Suriye gibi komşu ülkelerde halen izlerinin bulunduğunu belirten Dinçol, Hititlerin yaşantısı, dini inançları, siyasi iradesi ile sosyal ve kültürel etkinliklerinin halen araştırıldığını söyledi.

Türkiye’nin birçok bölgesinde Hititlerle ilgili arkeolojik kazı çalışmalarının yürütüldüğünü anlatan Dinçol, Hitit Medeniyeti’nin başkenti Hattuşa’nın bulunduğu Çorum’un Boğazkale ilçesi ile Alacahöyük ve Şapinuva ören yerlerindeki arkeolojik kazı çalışmalarının da büyük bir titizlikle devam ettiğini dile getirdi.

İstanbul Üniversitesi Hititoloji Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevinden emekli olduğunu belirten Dinçol, merhum eşi Hititolog Prof. Dr. Ali Dinçol ile beraber Hititler üzerine çok sayıda araştırma yaptıklarını söyledi.

Hitit çivi yazılı tabletleri tercüme ederek, arkeoloji dünyasını etkileyecek önemli bulguları ortaya çıkardıklarını ifade eden Dinçol, bu alandaki çalışmalarına devam ettiğini aktardı.

– Ülkenin geleceğini faldan öğreniyorlarmış

Hititlerin yaşantısını anlatan Dinçol, yönetimde söz sahibi olan kralların, ülkenin geleceğini ve devlet yönetiminde oluşabilecek değişiklikleri öğrenmek için karaciğer falı, talih falı, su yılanı falına ve kuş uçuşlarına baktıklarını söyledi.

Hititlerin bin tanrılı bir dine mensup olduğunu dile getiren Dinçol, kralların, tanrıların gazabından çok korktuklarını, hangi tanrının kızdığını öğrenmek için de fal baktırdıklarını söyledi.
hititler-ulkenin-gelecegini-fala-bakarak-ogreniyordu-1

Falın yanı sıra kehanetin de Hititler’de önemli bir “merak giderme” aracı olduğunu dile getiren Dinçol, şunları kaydetti:

“Hititler hem ülkenin geleceği ve devlet yönetimindeki değişiklikleri öğrenebilmek hem de hangi tanrının kızdığını bulabilmek için çeşitli yöntemlere başvururlardı. Bunlardan bir tanesi kehanette bulunmaktı. Doğa olaylarına göre hangi tanrının kızdığını öğrenmeye çalışıyorlardı ancak esas öğrenme aracı fal baktırmaktı. Hititler’de fal konusu biraz farklı. ‘Üç vakte kadar ne olacak’ gibi şeyler soramıyorlar sadece belirli sorular yöneltebiliyorlardı. Soruların cevabı da olumlu ya da olumsuz olarak geliyordu. Buna göre de sordukları sorunun cevabını aldıklarını düşünüyorlar. Her tanrının tapınağında bunu yapıyorlar. Bunun için de ya kuş uçuşlarına bakılıyor ya da kurban edilen hayvanların, özellikle de koyunların karaciğerindeki birtakım özelliklere bakılıyordu. Ayrıca talih falı ve su yılanı falına da bakıyorlardı.”

Konferansa, Çorum Müze Müdürü Önder İpek, fakültenin bazı öğretim görevlileri ile öğrenciler katıldı.

20.03.2015 Radikal

by -
1646

Bursa’nın İznik ilçesinde bin 800 yıl önce taş ocağında çalışan işçilerin hem korunması, hem de dini ibadetlerini yapabilmesi için kaya üzerine işlenen Herkül kabartması defineciler tarafından tahrip ediliyor.

Gündüz saatlerinde bir ihbarı değerlendiren İznik Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Hisardere köyü yolu üzeri Deliktaş mevkiinde bulunan Herkül kaya kabartması çevresinde 7 kişiyi kazma ve küreklerle kazı yaparken suçüstü yakaladı. Polis, şüphelileri İlçe Jandarma Komutanlığı’na teslim etti. Kaçak kazı yaptıkları iddia edilen 7 kişinin alınan ifadelerinin ardından savcılığa sevk edildiği öğrenildi.

tas-iscilerini-koruyan-bin-800-yillik-herkul-kabartmasi-1

“Bin 800 yıllık Herkül kabartması”

M.S. 3. yüzyılda taş ocağında bulunan doğal kaya parçasına işlenen ve Yunan mitolojisinde göre Herakles olarak anılan Herkül, Zeus ile Miken Kralının kızı Alkmene’nin oğludur. Heykellerinin ve kabartmalarının o dönemde kötülükleri defettiğine inanılan Herkül, Delikkaya taş ocaklarında çalışan işçilere manevi ve bedensel güç aşılamak ve korumak amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Kabartmada resmedilen Herkül’ün sağ elinde gücünü temsil eden asası, sol elinde ise öldürdüğü yedi başlı yılan bulunuyor.

20.03.2015 arkeolojihaber.net Fotoğraf: Arşiv