Çarşamba, Temmuz 26, 2017
Etiketler Posts tagged with "Akad"

Akad

by -
438

Anadolu’nun bilinen en eski yazılı belgesi, Aksaray ilindeki Acemhöyük kazılarında ele geçti. “Kaya kristalinden” bir parça üzerine kazınmış, tek satırlık bu yazıt; yalnız Anadolu’nun değil, Avrupa’nın da var olan en eski yazılı belgesi konumunda.

anadolunun-en-eski-yazisinin-acemhoyukte-bulundugu-iddia-edildi-1

Tuz Gölü’nün güney kıyısında kurulmuş olan Acemhöyük, Anadolu’nun en eski krallık merkezlerinden biridir. Bu merkez (800×700 m) boyutlarında bir tepe ve onu çevreleyen bir aşağı kentten oluşuyor. Tepe, söz konusu krallığın “akropolü” konumundaydı ve yönetici sınıf burada yaşıyordu. Tüccarların ve halkın yaşadığı aşağı şehir ise bir çeşit uluslararası pazaryeriydi. İlk kez 1962 yılında Prof. Dr. Nimet Özgüç’ün başlattığı Acemhöyük kazılarını, 1989’dan bu yana Prof. Dr. Aliye Öztan yürütüyor.

Bir Ortadoğu metropolü
Kuruluşu yaklaşık 4 bin 500 yıl önceye dayanan Acemhöyük’te, toplam 12 arkeolojik tabaka saptandı. Prof. Özgüç ve Prof. Öztan, yaptıkları kazılardan elde ettikleri sonuçları, yazılı tarihsel belgeler ile kıyaslayıp Acemhöyük’ün, antik “Puruşhattum” kenti olduğunu ortaya çıkardılar.

Kente ilişkin ilk bilgiler, Akad Devleti’nin (Güney Irak) kurucusu Sargon’un zaferlerini anlatan “Şartamhari (Savaş Kralı)” tabletlerinde geçiyor. Tabletteki anlatıma göre, Puruşhattum’da çalışan tüccarlar, kentin yerel kralını büyük kral Sargon’a şikâyet ediyorlar. Bunun üzerine Sargon, Irak’tan Toros Dağları’nı aşarak Anadolu’ya girerek, kenti ele geçiriyor.

anadolunun-en-eski-yazisinin-acemhoyukte-bulundugu-iddia-edildi

Anadolu’nun bilinen en eski yazılı belgesi
Eski Ortadoğu’da tüccarlar, değerli malların ölçümü için hassas bir biçimde hazırlanmış “ağırlıklar” kullanıyorlardı. Anadolu’nun önemli ticaret merkezlerinden biri olan Acemhöyük’te de değişik malzemelerden yapılmış, çok sayıda “ağırlık” bulundu. Ancak geçen yıl açığa çıkarılan bir örnek, kazı heyetinde ayrı bir heyecan yarattı. Çünkü bu ağırlığın üzerinde çivi yazılı bazı işaretler vardı.

“Kaya kristalinden” yapılmış olan “ağırlık”, İlk Tunç Çağı’na ait bir yapının içinde ele geçti. Bu yapının bulunduğu tabaka, “Karbon 14” ölçümlerine göre M.Ö. 2250 yıllarına tarihleniyor. Dolayısıyla, bu tabakada açığa çıkarılan bu kristal ağırlık, gerek Anadolu’nun, gerek tüm Avrupa’nın bilinen en eski yazılı belgesi durumuna geçiyor.

Prof. Öztan, yazıtın okunmasına yönelik çalışmaların, çivi yazısı uzmanlarınca hâlâ sürdürüldüğünü belirtiyor. Ağırlık üzerindeki işaretlerin yeterince okunaklı yazılamamış olması, yazıtın çözümünü zorlaştırıyor.

Bu nedenle yazıtın yerel bir Anadolu dilinde mi, yoksa dönemin uluslararası dili olan Akatça mı yazılmış olduğu henüz anlaşılabilmiş değil. Ancak her ne olursa olsun 10,4 gr. ağırlığındaki bu küçük buluntu, “Anadolu’nun bilinen en eski yazılı belgesi” unvanını şimdiden kazanmış durumda.

23.05.2017 Cumhuriyet

by -
3392

Elazığ’daki Harput Mahallesi’nde ağaçlandırma çalışmaları sırasında tesadüfen bulunan rölyefin 4 bin yıllık olduğu tespit edildi.

elazigda-agaclandirma-calismalarinda-2-bin-700-yillik-rolyef-bulundu

Elazığ Orman İşletme Müdürlüğünce 3 Mayıs 2016’da tarihi Harput Mahallesi Nevruz Ormanları mevkisinde yürütülen çalışma sırasında fidan dikimi için çukur kazan İshak Yurter’in kullandığı kepçe bir kaya parçasına takıldı. Bunun üzerine elleriyle toprağı kazan ve kabartma ile karşılaşan Yurter, Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müze Müdürlüğü ekiplerine haber verdi.

Müze ekipleri, yüksekliği 2 metre 72 santimetre, genişliği de 2 metre 25 santimetre olan ve 5 parçaya bölünmüş halde bulunan kabartma üzerinde restorasyon ve inceleme çalışması başlattı.

Yapılan incelemede, kabartmanın tarihinin günümüzden 4 bin yıl öncesine dayandığı belirlendi. Böylelikle daha önce milattan önce (MÖ) birinci bin yıl olarak bilinen Harput yöresinin tarihi de değişmiş oldu. Restorasyon çalışmasının ardından Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, “Harput Kabartması” adı verilen eseri teşhir salonuna yerleştirdi.

elazigda-2-bin-700-yillik-rolyefin-bulundugu-alanda-kazilar-basladi-1

İki Evreli Yerleşim Yeri
Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesinde görevli arkeolog Bülent Demir, kabartmanın bulunduğu bölgede Müze Müdürlüğü’nce yürütülen kazı çalışmalarında ağır bir yangınla son bulmuş iki evreli bir yerleşim yerinin izlerine rastlandığını anımsattı. Demir, 5 köşeli eserin burada bir duvar içerisine aplike edilerek ya da duvara yaslanarak kullanıldığını düşündüklerini söyledi.

Kabartmanın ana temasının bir kalenin fethi olduğunu ve sahnelerin alttan üste doğru savaş ile ganimetleri ve çıplak esirlerin kralın huzuruna çıkarılışı şeklinde istiflendiğine dikkati çeken Demir, sol panoda kaledeki çarpışma anlarına ve dehşet verici sahnelere yer verildiğini belirtti.

Panodaki masif tekerlekli ahşap kuşatma kulesinin bir benzerine Anadolu ve Mezopotamya’da rastlanmadığını aktaran Demir, 1. Hattuşili dönemine ait çivi yazılı bir Hitit metninde koç başı ve ahşap kuşatma kulesinden bahsedildiğini ancak bu bağlamda bulunmuş görsel bir kanıt bulunmadığını dile getirdi. 

Demir, kabartmanın bir diğer panosundaki sahnede de kent kapısı üzerinde iki çıplak düşman askerinin başına basarak yükselen sarkık kanatlı, kartal pençeli, bacakları birbirine dolanmış tanrıça figürünün elleri ile bir düşman askerini havaya kaldırışının betimlendiğini anlattı. Demir, bu savaş panosunun merkezine yerleştirilen tanrıçanın savaşın kazanılmasındaki rolünün vurgulanmak istendiğini aktardı.

Demir, kabartmanın en önemli ikonografik ögesi durumundaki tanrıça figürünün yakın benzerlerine M.Ö. 1862 Larsa Kralı Warad-Sin ve M.Ö. 1779 Hammurabi dönemine ait silindir mühür baskılarında rastlandığını ve savaşın kazanılmasında önemli bir role sahip olduğu inanılan tanrıça figürünün Akadların aşk ve savaş tanrıçası İştar ile bir bağlantısının olup olmadığının ayrı bir inceleme konusu olduğunu söyledi.

“Bilinen Sanat Tarihi Anlayışına Yeni Boyutlar Kazandırdı”
Kabartmanın son ve en üst sahnesinde ise zaferle sonuçlanan mücadelenin akabinde çıplak savaş esirlerinin kralın huzuruna çıkarılışının sahnelendiğini söyleyen Demir, “Kabartma stilistik ve ikonografik açıdan milattan önce 2 bin 300 ile 2 bin 150 yılları arasında Mezopotamya’da güçlü bir uygarlık kurmuş olan Akad ekolünün güçlü etkilerini taşır” ifadelerini kullandı.

Kabartmanın bulunduğu alanda yapılan kazı çalışmasında bulunan kalıntıların çağdaşlarına göre daha iyi durumda olduğunu ve M.Ö. 2. bin yılın başlarına tarihlendiğini dile getiren Demir, kabartmada bulunan kanatlı tanrıça ve kralın giydiği püsküllü serpuşun da Orta Tunç döneminde görülüyor olmasının eserin MÖ 2. bin yıllarına tarihlenmesine yardımcı olduğunu dile getirdi.

“Kabartma İle Harput Tarihinin Bin Yıl Kadar Geriye Gittiği Görüldü”
Demir, Akad Kralı Sargon ve torunu Naram Sin’e ait Sar Tamhari metinlerinde Anadolu’nun başta Kaniş olmak üzere birçok bağımsız krallık ve beylik tarafından paylaşıldığının kayıtlı olduğunu bildirerek, şöyle dedi: “Naram Sin, Sar Tamhari metinlerinde Kaniş Kralı Zipani ve Hatti Kralı Pampa’nın da olduğu 17 krallığa karşı savaştığını söyler. Harput’ta bulunan yerleşim yerinin Naram Sin’in Sar Tamhari metinlerinde bahsettiği bu krallıklardan biri olduğu ihtimal dahilindedir. Şu ana kadar Harput’un bilinen tarihi Urartular’a kadar uzanmaktaydı. Ancak bu kabartma ile birlikte Harput tarihinin bin yıl kadar geriye gittiği görülmektedir.”

17.03.2017 ntv.com.tr

by -
425

Aksaray’a bağlı Yeşilova beldesinde belediyenin kanalizasyon kazıları sırasında tarihi 3800 yıla kadar uzanan çok sayıda esere rastlandı.

Acemhöyük Kazı Başkanı Prof. Dr. Aliye Öztan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yeşilova sınırları içinde yer alan Acemhöyük’te kazı çalışmalarının devam ettiğini söyledi.