Salı, Mart 28, 2017
Etiketler Posts tagged with "Anadolu Selçuklu Devleti"

Anadolu Selçuklu Devleti

by -
4786

1. Alaeddin Keykubad tarafından Kayseri’de yaptırılan Keykubadiye Sarayı kazılarında, bugüne dek hiçbir üslupta rastlanmayan bir çini ortaya çıktı. Bahçıvan figürlü çini, saray mimarisi ve kültürü hakkında ipucu veriyor.

kayserideki-keykubadiye-sarayinda-yeni-bir-cini-turu-bulundu-1

Anadolu Selçuklu Sultanı 1.Alaeddin Keykubad tarafından Kayseri’de yaptırılan Keykubadiye Sarayı gün yüzüne çıkıyor. 1950’lerin başlarında Zeki Oral tarafından keşfedilerek ilim dünyasına ve kamuoyuna duyurulan saray için kazı çalışmaları, Prof. Dr. Ali Baş öncülüğünde yeniden başladı. Çalışmalarda arkeoloji dünyasını heyecanlandıran bir keşif yapıldı. Kobalt mavi, siyah ve turkuvaz maviye boyalı, sır altı tekniğinde yapılan, bugüne dek hiç rastlanmayan bir üslupla yapılmış çinide, elinde kürek tutan, ön ve arkada birer bitki ile sınırlandırılan bir erkek görülüyor. Sola dönük vaziyette küreğiyle toprağı bellerken betimlenen figürün, bir bahçıvanı yansıttığı tahmin ediliyor. 

Türk tipinden farklı
Anadolu Selçuklu hakkında yapılan en önemli kazının Beyşehir’deki Kubadabiye Sarayı olduğunu ve burada da çok sayıda çiniye ulaştıklarını belirten Baş, Kayseri’deki üslup ile ilk kez karşılaştıklarını söyledi. Baş şöyle konuştu: “Bu üslubun bizim geleneksel minyatür, maden sanatımızda örnekleri vardı ama çinide yoktu. Çinide Uygur geleneği dediğimiz bir tip vardır. Çekik gözlü, hokka burunlu özelliklere sahiptir. Minyatürlerde, çinilerde vardır. Ama buradaki figür öyle değil. Etnik anlamda da dini anlamda da farklı olabilir. Özetle Türk tipi diye bahsettiğimizin dışında bir figür üslubu bu. Sekiz kollu yıldızı Selçuklu’da her yerde görürsünüz. Oradaki figürlerle bu figür arasında farklılıklar var. Kayseri yöresi için de ilginç bir keşif.”

kayserideki-keykubadiye-sarayinda-yeni-bir-cini-turu-bulundu-2

Yeni keşiflere yol açacak
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle iki yıldır süren kazıların saray mimarisini keşif için bir yol açtığın kaydeden Prof. Baş, “Anadolu Selçuklu’nun cami, medrese ve han mimarisini iyi biliyoruz. Ama saray mimarisiyle çok bir bilgimiz yok. Keykubadiye Sarayı’nı biliyorduk. Fakat orası özel mülkiyetti. Gidip gezme imkanı olsa bile iki küçük kalıntıdan başka bir şey göremezdiniz. Bu kazı bize Anadolu Selçuklu döneminin saray mimarisini, saraydaki kültür ve sanatını gösterecek. El sanatlarından çok sayıda çini ve cam çıkıyor. Bunlar saray için çok önemli. Selçuklu saray mimarisini çok iyi yorumlama şansımız olacak” diye konuştu.

23.02.2017 Yeni Şafak

by -
4892

Anadolu coğrafyası, gerek jeopolitik konumu, gerekse sahip olduğu verimli topraklar sayesinde insanoğlunun her dönemde tercih ettiği bir yerleşim alanı oldu. İnsan, doğası gereği başlattığı inancı çeşitli şekillerde toplu tapınım alanlarında sürdürdü. İşte Anadolu’nun geçirdiği inanç kronolojisinin en önde gelen mabetleri:

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi

1.Göbekli Tepe
Şanlıurfa’da yer alan Göbekli Tepe’yi artık duymayan yoktur. Ününü T biçimli sütunlarıyla, dairesel planlı yontulmuş taşlarıyla kazanan Göbekli Tepe, bilinen dünyanın en eski toplu tapınma alanı. Tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanıyor. İnsanların güncel yaşamlarını sürdürmek için çanak çömlek yapımı ya da tarımsal faaliyetlerinden daha fazlasını keşfetmeden önce, en büyüğünün 16 tondan fazla stilize insan biçimli taşlar inşa etmesi, inancın yaşamdaki önemine dikkat çekiyor. Göbekli Tepe, UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası’na aday gösterildi.

2.Çatalhöyük
Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra ilçesinin kuzeyinde yer alan Çatalhöyük, 9 bin yıllık tarihi ile Neolitik ve Kalkolitik Dönem’de Yakındoğu’ya ait en büyük köy olarak bilinir.  Müthiş buluntuları ve neolitik dönemi aydınlatması nedeniyle oldukça önemli bir yerleşim yeri olan Çatalhöyük, Anadolu’daki en eski ana tanrıça kült merkezi olarak kabul ediliyor. Ayrıca evlerin içinde boğa başları ve boynuzları gibi bazı kabartmalar bulunuyor. Çatalhöyük’te yaşayanların inanç kültürlerine ait bulguları içinde barındıran bu kutsal mekanların duvarlarında boğa başlarının yanı sıra, boğa figürleri, insan ve diğer hayvanlara ait duvar resimleri yer almakta. Çatalhöyük, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-2

3.Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı
Çorum’un Boğazkale İlçesi’ne bağlı Hitit başkenti Hattuşa’ya 2 km mesafede yer alır. Hititlere ait Orta Anadolu’daki tapınakların en güzel örneklerindendir. Burada “Bin tanrılı” Hitit panteonunun belli tanrıları değil, çok sayıda tanrı ve tanrıça kabartması yer almaktadır.  M.Ö. 13. yy’a tarihlenir. A, B ve C olarak adlandırılan üç galeriden oluşur. Uzun koridorlardan oluşan bu galerilerde tanrılara sunumlar bırakmak için küçük nişler yer alır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-3

4.Athena Tapınağı (Assos Antik Kenti)
Çanakkale’nin, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale Köyü’nde bulunan ve Edremit Körfezi ile Midilli’ye hakim bir tepe üzerine kurulu Athena Tapınağı, M.Ö. 525 yılında inşa edildi. Tapınak baş tanrı Zeus’un çok sevdiği kızı sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiştir. Athena Assos’un koruyucu tanrısıdır. Anadolu’da bilinen ilk Arkaik Çağ Dor düzenli mimari örneğidir. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800’lü yıllarda Amerikalılar tarafından yurt dışına götürülmüştür.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-4

5.Artemis Tapınağı (Efes Antik Kenti)
Tanrıça Artemis’e adanan tapınak, İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı, Efes Antik Kenti’nde yer almaktadır. M.Ö. 5. yy’da inşa edildiği sanılan ve Dünya’nın 7 harikası arasına girmiş Artemis Tapınağı’na ait bugün sadece yerini belirlemek adına konulmuş bir adet sütun parçası bulunmaktadır. Dönemin en ünlü heykeltıraşlarının çalıştığı yapıya ait parçalar British Museum’da sergilenmekte. Tapınağın kült heykeli Artemis ise Selçuk Müzesi’nde yer alıyor.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-5

6.Zeus Tapınağı (Aizanoi Antik Kenti)
Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi’nde yer alan Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı’dır. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Tiyatroya bitişik stadyum, mozaikli hamamları ve gymnasium, köprüler, nekropol alanları ve borsa yapısı kentin en önemli öğelerini oluşturur. Kentin tapınağı, MS 2. yy’ın 2. çeyreğinde inşa edilmeye başlanmıştır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-6

7.Ayasofya
İstanbul’un sembollerinden olan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.  Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında kubbe yüksekliği ile övünerek 3. kez inşa edilmiştir. 1453’te  İstanbul’un kuşatılması nedeniyle Aysaofya’da Kostantinapolis halkı topluca dua yapmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya dokunmayarak camiye çevirmiştir. 1 Şubat 1935 tarihinde Ayasofya müze olarak hizmete açıldı.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-8

8.Divriği Ulu Cami
Sivas’ın Divriği İlçesi’nde yer almaktadır. Cami, türbe, darüşşifadan oluşan yapılar topluluğudur. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiştir. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı kompleksinin Baş Mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’tır.  1985 yılında UNESCO Dünya miras listesine dahil edilmiştir. Üzerinde 25 farklı kubbe modeli bulunmaktadır. Kapılarında ve mimarisinde Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örnekleri işlenmiştir.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-7

9.Sultanahmet Cami
İstanbul’da yerli ziyaretçisi kadar yurt dışında da ün yapmış Sultanahmet Cami, içindeki 20 bin kadar mavi, yeşil ve beyaz İznik çinileri ile “Mavi Cami-Blue Mosque” olarak da bilinir. Cami, medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve türbeden oluşan külliye içinde yer almaktadır. Ahmet’in Sedefkar Mehmet Ağa’ya 1609-1616 yılları arasında yaptırdığı cami, Türkiye’nin ilk altı minareli camisidir. Osmanlı Dönemi’nin en güzel, en ihtişamlı camilerindendir. 206 pencere ile cami içi aydınlatılmaktadır. Geniş kubbesinin yükü dört fil ayağı ile yere indirilmiştir.  1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.

by -
1537

Erzurum’un simgesi olan Anadolu Selçuklu eserlerinden Çifte Minareli Medrese’nin duvarlarına boru döşenmesi tartışmalara neden oldu.

Erzurum’un simgesi olan Anadolu’daki en önemli Selçuklu eserlerinden Çifte Minareli Medrese’de yaklaşık 4.5 yıl süren restorasyonda sona gelindi. Yaklaşık 7 milyon lira harcanarak aslına uygun şekilde restore edilen ve Mayıs ayında turizme açılacak olan Çifte Minareli Medrese’nin dört bir yanında kar ve yağmur sularının tahliyesi için duvarlar üzerine döşenen borular ise tartışma konusu oldu.

Anadolu Selçuklu Sultanı 1’İnci Alaeddin Keykubad’ın kızı Hüdavent Hatun tarafından 1253 yılında yaptırılan Çifte Minareli Medrese, 15 Ağustos 2011’de restorasyona alındı. Dış dünyaya kapıtılan medresenin restorasyonu için 6 milyon 22 bin lira ihale bedeline karşın ilave işler ve keşif artışlarıyla 7 milyon lira dolayında harcama yapıldı. 15 Ocak 2015 tarihinde restorasyonun bitmesi planlanırken uygulamada ortaya çıkan yeni durumlar nedeniyle 10 farklı revize proje hazırlandı. Önümüzdeki Mayıs ayına kadar yeniden turizme açılması beklenen ve müze olarak hizmet vermesi gündemde olan Çifte Minareli Medrese’nin çatı kısmında yapılan çalışmadaki yeni uygulamalar eleştirilere hedef oldu. Önce havalandırma için medresenin arka bölümünü çelik bir yapı konuldu. Ardından, arka tarafa yapılan merdiven için cam bölme inşa edildi. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun onayıyla yapılan restorasyonda, son olarak tarihi yapının çatısındaki kar ve yağmur sularını taşıyacak olan 15 ayrı çelik boru monte edildi. Çifte Minareli Medrese’nin yanı başındaki tarihi Ulu Cami’de de restorasyon sırasında benzer tahliye boruları yaptırıldığı dikkat çekti.

Çifte Minareli Medrese’deki borularla ilgili Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü yetkilileri, konuyla ilgili açıklama yapamayacaklarını bildirdi. Yöneticiler, projelerin Kültür ve Tabiat Varlıkları’nı Koruma Kurulu onayladığını ancak uygulayıcıların Vakıflar Bölge Müdürlüğü olduğunu belirttiler. Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkilileri ise konuyla ilgili sorular karşısında sessiz kalmayı tercih etti.

erzurumda-cifte-minareli-medresenin-duvarlarina-boru-dosendi-1

Vali Altıparmak: Görüntüden ben de rahatsız oldum
Restorasyonun ve boruların Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun onayıyla yapıldığını söyleyen Vali Ahmet Altıparmak ise, “Tabi her şey usulüne göre, kuruldan alınmış onay doğrultusunda restore edildi. Ancak o dışarda görülen borular da kuruldan onay alınarak restore edilmiş. Görüntüden ben de rahatsız oldum. Doğrusu ve arkadaşlarla görüştük revize bir proje ile yenileme, daha aslına uygun, görüldüğü zaman göz estetiğini olumlu etkileyecek, olumsuz etkilemeycek bir hale dönüştürmeye çalışacağız” diye konuştu.

Öte yandan Çifte Minareli Medrese’nin dört bir yanına yapılan su tahliye borularını vatandaşlar da eleştirdi. İstanbul’dan gelen Ali Aksoy, “Restorasyon çalışmaları yapılmış ama borular tarihi dokuya görsel olarak uygun düşmemiş. Bu konularda daha dikkatli olunması gerekir” dedi.

06.04.2016 Doğan Haber Ajansı

by -
907

Konya’daki kültür varlıklarını ayağa kaldıran önemli çalışmalar yürüten KUDEP, çalışmalarında ileri teknolojiyi kullanıyor. Uygulanan Lazer Tarama Teknolojisi ile kültür varlıklarının 3D verileri dijital ortama aktarılıyor.

Konya Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı, Tarihi Mekânlar ve Kentsel İyileştirme Şube Müdürlüğü bünyesinde 2007 yılında kurulan Koruma, Uygulama ve Denetim Bürosu (KUDEB) Konya tarihinin ve kültürel mirasının yeniden ayağa kalkmasında önemli çalışmalar gerçekleştiriyor. KUDEB, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında yapılacak tadilat ve tamirat uygulamaları öncesinde yapıyı inceleyerek, ortaya çıkan sonuca göre yol haritası belirliyor ve bu sayede yapılan çalışmalarla tarihi yapı yeniden ayağa kaldırılıyor.

KUDEB, tarihi eserlerin korunması, kültürel mirasın kayıt altına alınması ve gelecek kuşaklara aktarılması için ileri teknolojiden de faydalanıyor. Lazer Tarama Teknolojisi ile kültürel mirasın 3 boyutlu (3D) verileri elde ediliyor. Lazer tarama sonucu elde edilen nokta bulutu verileri sayesinde yapının birebir, 3 boyutlu modellenmesinin yanında, rölöve projeleri için gerekli olan cephe, plan ve kesit çizimi için altlık olacak veriler sağlanıyor. Bu teknolojik uygulama kültür varlıkları açısından bir çok fayda sağlıyor. Kültür varlıklarının alınan 3 boyutlu modellerinin oluşturulması, bu modellerin yüksek oranda detay içermesi ve yüksek çözünürlüklü eşleşme, değişim izleme ile sunum imkânına sahip olması nedeniyle yapılan 3D çalışmaları kültürel mirasa ve arkeolojik alanlara yönelik yapılan çalışmalarda farklı amaçlar için kullanılabiliyor.

Bu çalışmalardan en önemlileri arasında Alaaddin Tepesi II. Kılıçaslan Köşkü yer alıyor. Bu alanda Müze Müdürlüğü tarafından yapılan kazı sırasında KUDEB tarafından yapılan lazer tarama ile arkeolojik bulguların her aşaması kayıt altına alındı. Bu yolla saklanan veriler Müze Müdürlüğü ile paylaşılarak çalışmalara yön verildi. Lazer tarama ile elde edilen veriler aynı zamanda II. Kılıçaslan Köşkü Arkeolojik kazı alanı ve Kentsel Tasarım Projesi’nin şekillenmesine de yardımcı oldu.  Ayrıca Beyşehir’de yer alan Selçuklu döneminin en önemli yapıları arasında gösterilen Kubadabad Sarayı, Orta Anadolu’nun Efes’i sayılabilecek nitelikte arkeolojik materyali bünyesinde barındıran Zengibar Kalesi, Konya’nın Kapadokyası olarak nitelendirilen Kilistra (Gökyurt) Antik Kenti de KUDEP tarafından Lazer Tarama Teknolojisi ile taranarak elde edilen verilen ışığında çalışmalar gerçekleştirildi. Konya Tarihi Kent Merkezinde yapılacak olan müze binası kazısında ortaya çıkan Selçuklu Dönemi yapısı, Alaaddin tramvay hattı kazısında ortaya çıkan kuyu, mezar ve iç sur, Beyşehir İsmail Ağa Medresesi, Akşehir İplikçi Camii, İnce Minare Müzesi vb. önemli yapılar da Lazer Tarama Teknolojisi ile kayıt altına alındı.

23.03.2016 yenimeram.com.tr

by -
1169

Konya’da bulunan Anadolu Selçuklu dönemine ait eserlerden bazılarında “taş kanseri” adı verilen, rutubete bağlı erimelerin meydana geldiği bildirildi.
 
KTO Karatay Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Haşim Karpuz, Konya’nın şehir merkezinde bulunan Sırçalı ve Karatay medreseleri ile Sahip Ata Külliyesi’nin en fazla bilinen Selçuklu eserleri olduğuna dikkati çekerek, bu eserlerdeki taş süslemeler ve ayetlerde bozulmalar görüldüğünü kaydetti.

Restorasyonu yakın zamanda yapılan eserlerde de rutubetlenmenin etkisinin görüldüğünü dile getiren Karpuz, şöyle konuştu: “Temelden gelen nem, yapılan drenajlarla ya da restorasyonlarla çözülemedi. Bu, Selçuklu eserlerinin en büyük sorunlarından birisidir. Çatıdan, kubbelerden gelen yağmurun temele sızması, yahut zemindeki suyun yükselmesi gibi sebeplerden, bu sorunla karşı karşıyayız. Zemindeki nemli tabaka ve su, yapının temellerine sızarak duvarlara zarar veriyor. Rutubetin duvar boyu yükselmesiyle taş süslemeler eriyor. Buna taş kanseri deniliyor. İnce Minareli Medrese’deki süslemelerde ve kenar bordürlerinde kanseri görebiliyoruz. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, zeminde betonlaşma ve asfalt. Toprak, suyu aşağıya doğru çekmiyor. Nefes alamayınca su yukarıya yükseliyor. Selçuklular döneminde bu böyle değildi. Su bir şekilde temellere zarar vermeden topraktan süzülüp gidiyordu.”

23.02.2016 Sabah

by -
1621

Denizli’de polis, tarihi eser kaçakçılığına yönelik gerçekleştirdiği operasyonda, Anadolu Selçuklu dönemine ait aslan betimli 1480 tarihi sikke ele geçirdi.

Tarihi eser kaçakçılığı ihbarı üzerine geçen pazartesi günü harekete geçen polis, Denizli’de yaşayan iki kişinin evlerine operasyon düzenledi. Aramada, 1480 tarihi sikke ele geçirildi. Aslan betimli bronz sikkelerin Anadolu Selçuklu dönemine ait olduğu, 1240-1260 yıllarında basıldığı ve kültür varlığı orijinal eser olduğu tespit edildi. Sikkeler Müze Müdürlüğü’ne teslim edildi. Gözaltına alınan iki kişi, sevk edildiği adliyede tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

25.11.2015 Hürriyet

by -
1073

Bitlis’in Ahlat ilçesindeki Selçuklu Meydan Mezarlığında yürütülen arkeolojik çalışmalarda “Esma-ül Hüsna” işlemeli mezar taşı tespit edildi.

Bitlis’in Ahlat ilçesinde, “Anadolu’nun Orhun Abideleri” olarak nitelendirilen, boyları 4,5 metreye varan, üzerindeki yazı ve motiflerle her biri büyük önem taşıyan mezar taşlarını bünyesinde barındıran Selçuklu Meydan Mezarlığındaki arkeolojik çalışmalarda, üzerinde “Esma-ül Hüsna” bulunan mezar taşı ortaya çıktı.
İlçede 8 bin mezar taşının bulunduğu Selçuklu Meydan Mezarlığında Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Sanat Tarihi Bölümünce yürütülen arkeolojik çalışmalarda tarihe ışık tutacak önemli bulgular elde edildi.

Eski Kazı Şehri Kazıları Başkanı ve YYÜ Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Recai Karahan, bugüne kadar 383 taşın yosun ve likenlerden (mantarla su yosununun ortak yaşamasıyla ortaya çıkan bitkilerin genel adı) temizlendiğini söyledi.

16.12.2015 Yeni Şafak

by -
846

Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı 1. İzzeddin Keykavus’un Sivas’taki türbesindeki restorasyon tartışma yarattı.

selcuklu-sultani-keykavusin-turbesinde-tartismali-cini-restorasyonu

Tarihi Şifahiye Medresesi, 1217’de Keykavus tarafından “Darüşşifa” olarak yaptırılmış ve Osmanlı döneminde medrese olarak kullanılmıştı. İçinde 1220’de veremden ölen Keykavus’un türbesinin bulunduğu Tarihi Şifahiye Medresesi, tarihte 5 kez restorasyon geçirdi. Son onarımda türbede, orijinaliyle restore edilen bölümü arasında uyumsuzluk oluştu. Bu durumu gösteren fotoğraflar, arkeofili.com sitesinde paylaşıldı. Sitede yayımlanan ve onarımın taş oyma ustası Necdet Çekmen tarafından yapıldığı belirtilen haberde, sandukaların orijinal bölümleriyle, restore edilmiş bölümler arasındaki uyumsuzluğu gösteren fotoğraflar, arkeologlar arasında tartışma yarattı. Bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan medrese, Birinci Dünya Savaşı’nda ordu ambarı olarak kullanılmıştı. Savaşta harap olan medrese, 1937’de Türk Tarih Kurumu’nca restore edilmiş, 1939, 1962, 2008 ve 2011’de ise onarım geçirmişti.

27.09.2015 Sabah Fotoğraf: arkeofili.com

by -
1260

Anadolu Selçuklu başkenti Konya’da birçok medeniyete beşiklik eden ve efsanelere konu olan 5 bin yıllık sur ile sarnıçların bulunduğu Takkeli Dağ’daki kalede Fatih Sultan Mehmet’in gülleleri gün yüzüne çıkarıldı.

Merkez Selçuklu ilçesi sınırlarında bulunan Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı’ya kadar binlerce yıldır birçok medeniyetin izlerini taşıyan dağdaki Gevele Kalesi’nde yürütülen kazılarda önemli bulgulara ulaşıldı. Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Çaycı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kazının Selçuklu Belediyesi, KonyaMüzeler Müdürlüğü ve üniversitenin işbirliğinde yürütüldüğünü söyledi. Kalenin yapısı ve konumundan dolayı tarih boyunca doğal bir gözetleme kulesi olarak kullanıldığını vurgulayan Çaycı, kentin savunması açısından önemli rol üstlendiğini kaydetti. Kazı çalışmalarına yüzey araştırmasıyla başladıklarını dile getiren Çaycı, çalışmaların uzun soluklu olacağını ifade etti. Kazılarda üçüncü yılın geride kaldığına dikkati çeken Çaycı, “İlk yıl buradaki tarihi buluntuları inceledik. Takkeli Dağ’ın eteklerinde Roma eserleri var. Biraz aşağılarda Roma ve Bizans dönemine kadar uzanan kaya mezarları tespit ettik. Bütün bunlar bu bölgenin tarih boyunca ne kadar yoğun şekilde ilgi gördüğünün göstergesi” dedi.

DÖNEMİN KÜRECİK’İ

Gevele Kalesi Çaycı, Selçuklu döneminde de önemli rol üstlenen Gevele Kalesi’nin geçmişte Konya’nın kilidi olduğunu anlattı. Gevele’yi ele geçirenin şehri de ele geçirebileceğine işaret eden Çaycı, şunları söyledi: “Buluntulara ve yüzey araştırmalarına göre kalenin savunma amaçlı inşa edildiği görülüyor. İçindeki yapılar da bunu destekliyor. Ortaçağ’da sultanların, umera ve zümeranın sığındığı önemli bir yer. Günümüz tabiriyle Türkiye ‘deki Kürecik gibi radar üssü pozisyonundadır. Bin 700 metre yüksekliğindeki bir alanda 360 derecelik gözlem yapılan, çevreye hakim bir nokta.”

Kazılarda çok sayıda “temren” adı verilen ok uçları bulunduğunu bildiren Çaycı, bunun kalenin birçok kez saldırıya uğradığının işareti olduğunu belirtti. Osmanlı dönemine ait eserleri de gün yüzüne çıkardıklarının altını çizen Çaycı, şunları kaydetti: “Çok sayıda gülle bulduk. Fatih’in gülleleri olduğunu düşünüyoruz. Zira kale en büyük darbeyi Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusundan görmüştü. Karaman Beyliği uzun süre Osmanlı’yı meşgul etti. Fatih Sultan Mehmet, Gedik Ahmet Paşa’ya Karamanoğulları tehlikesini bertaraf etmesi emrini veriyor. Gedik Ahmet de öncelikle Konya’nın kilidi olan Gevele Kalesi’ni kullanılamaz hale getiriyor. Sonra da Larende’deki (Karaman) ikinci kaleyi bertaraf ediyor. Böylece Karamanoğulları’nın gücü kırılmış oluyor. Fatih Sultan Mehmet’in güllelerini kazı sırasında etrafa dağılmış vaziyette bulduk. Sayımları yapıldı ve müzeye teslim edildi. Ortaçağ savaş teknolojisinin en önemli unsurları olarak bunları bilim tarihine kazandırdık.”

13.04.2015 Radikal