Pazartesi, Ocak 16, 2017
Etiketler Posts tagged with "Asur"

Asur

    by -
    155

    Irak’ın Musul kentine 30 kilometre mesafedeki 3 bin yıllık antik kent Nimrud geçtiğimiz kasım ayında IŞİD’ten kurtarıldı. IŞİD’in ele geçirdikten sonra tahrip ettiği antik kent şimdi daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya.

    isidten-kurtarilan-nimrud-antik-kenti-yagmalaniyor

    Irak ordusu geçtiğimiz kasım ayında 3 bin yıllık antik kent Nimrud’u IŞİD militanlarından kurtararak, yıkıntılardan arta kalan binalara Irak bayrağını çekmişti. Yeryüzündeki ilk imparatorluğun kurulduğuna inanıldığı Nimrud antik kenti, IŞİD militanları tarafından balyozlarla tahrip edilmişti.

    DAEŞ’ten kurtarılan Nimrud şimdi yağmalanma tehlikesiyle karşı karşıya. IŞİD’in tahribinden geriye kalan antik eserlerin kaçakçılar tarafından parça parça götürüldüğü belirtiliyor.

    isidten-kurtarilan-nimrud-antik-kenti-yagmalaniyor-1

    Musullu arkeoloji profesörü Hiba Hazım Hamad, antik kent Nimrud 2014 yılında terör örgütü IŞİD’in eline geçmeden önce öğrencilerini sık sık bölgeye götürüyordu. Hamad, “Nimrud’un IŞİD’in eline geçtiğini duyduğumda kalbim kan ağladı” dedi.

    isidten-kurtarilan-nimrud-antik-kenti-yagmalaniyor-2

    Nimrud’a sahip çıkan bir diğer arkeolog ise Leyla Salih. Antik kent IŞİD’ten kurtarıldıktan sonra Leyla Salih defalarca bölgeyi ziyaret etti. IŞİD’in Nimrud’daki birçok antik eseri tahrip ettiğini belirten arkeolog Salih, “İnsanı umutlandıran tek şey, tahrip edilen eserlerin yerinin değiştirilmemesi. Molozlar yerinde bırakılmış. Antik kentin yüzde 60’ı yeniden inşa edilebilir” dedi.

    isidten-kurtarilan-nimrud-antik-kenti-yagmalaniyor-3

    UNESCO, IŞİD’ten kurtarıldıktan sonra Nimrud’un yağmalanmasını önlemek için yetkililere çağrıda bulunmuştu. Asur döneminden kalma 3 bin yıllık antik kent Nimrud, 1800’lerin ortasında yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştı. Yeryüzünün en eski uygarlıklarından biri olan Nimrud 2014 yılında IŞİD’in eline düşmüş ve 13 Kasım 2016’da Irak ordusu tarafından kurtarılmıştı.

    02.01.2017 ntv.com.tr

    by -
    322

    Suriye’nin Haseke şehrinde bulunan Asur dönemine ait Tell Ajaja Höyüğü, IŞİD tarafından tahrip edildi. Örgüt militanları yağma için tüneller kazarak arkeolojik tabakayı yok etti.

    Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetine bağlı Tal Ajaja kasabasında IŞİD’in Asurlulardan kalma höyükte yaptığı tahribat gün ışığına çıktı.

    Geçtiğimiz şubatta Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından Tal Ajaja’dan çıkarılan IŞİD üyeleri bu alanlarda buldukları binlerce yıllık heykel, tablet gibi antik eserleri tahrip etmiş. AFP’ye konuşan Suriye Arkeoloji Koruma Derneği sorumlusu CheikhmousAli, “Tell Ajaja Höyüğü ya da antik adıyla Shadikanni, Asur’un en büyük şehirlerinden biriydi” dedi. Tell Ajaja Höyüğü’ndeki bilinen eserlerin büyük çoğu 19’uncu yüzyılda bulunmuş. Bununla beraber henüz keşfedilememiş eserlerin de pek çoğunu radikal cihatçılara ilaveten yağmacılar bulmuş. Suriye Antik Eserler Ajansı Başkanı Maamoun Abdulkarim, “Halen gömülü olan heykeller, sütunlar bulmuşlar. Pek çok şeyi kaybettik” ifadelerini kullandı.

    Haseke’deki Arkeoloji Ajansı Direktörü Khaled Ahmo da, “Tell Ajaja Höyüğü’nün yüzde 40’ından fazlası IŞİD tarafından tahrip edilmiş. Kazılan tüneller paha biçilmez arkeolojik tabakayı yok etmiş” dedi. Suriye ordusu 27 Mart 2016’da antik Palmira kentini IŞİD’den geri almıştı. IŞİD’in bu tarihi bölgede çok ciddi tahribat yaptığı ortaya çıkmıştı.

    08.08.2016 Hürriyet

    by -
    2092

    Günümüzde ekonomiyi güçlendirmek amacıyla uygulanan teşvik ve özelleştirme sisteminin, 4 bin yıl önce Asurlular tarafından da uygulandığı anlaşıldı.

    Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi ve Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, 4 bin yıl önce Asur Krallığı’nın ekonomik durumunun çok da iyi olmadığını söyledi.

    M.Ö. 1970’li yıllarda Asur Kralı Erişum’un tahtta olduğunu belirten Kulakoğlu, “Kral bakıyor ekonomi kötü, durum vahim, işler umduğu gibi yürümüyor, para yok, kanalizasyon çalışmıyor, yollar yapılmıyor, para kazanacak iş de yok; selametin ticarette olduğunu görerek özelleştirmeler yapıyor. Bizim 12 Eylül’den sonra (Turgut) Özal’ın yaptığı gibi liberalleşmeye başlıyor, ticaretten devlet tekelini kaldırıyor. Önceden bölgede yapılan tüm ticaret saray kontrolündeyken bu kral şehirdeki zenginlere imtiyaz tanıyarak ticaret yapmalarını teşvik ediyor.” diye konuştu.

    Kulakoğlu, Anadolu’nun zengin gümüş yataklarına sahip olduğuna dikkati çekerek, Toros Dağları’nın milattan önce 3 bindeki adının “Gümüş Dağları” olduğunu, Bolkar Dağları’nda çok ciddi gümüş yatakları bulunduğunu anlattı. Anadolu’da ciddi altın yatakları da olduğuna işaret eden Kulakoğlu, yakın zamanda Kayseri’nin Himmetdede bölgesinde faaliyete geçen altın madeninin, Roma döneminde de işletildiğinin bilindiğini söyledi.

    Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, teşvik ve özelleştirmeler sonucu Asurlu tüccarların 200-300 eşekten oluşan kervanlarla Anadolu’ya mal göndermeye başladıklarını anlatarak şöyle devam etti: “Tabii Asurlular sadece kalay değil, Babil modasına göre dokutulmuş kumaşlar da getiriyorlar. Bugün Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin bölgesinde gördüğümüz yeşilli, kırmızılı parlak kumaşlar gibi kumaşlar o dönem modaymış.”

    15.05.2016 Anadolu Ajansı

    by -
    5058

    Kayseri’deki Kültepe Höyüğü’nde beşik kertmesi geleneğini anlatan 4 bin yıllık tablet bulundu.

    Kayseri’de bulunan ve 68 yıldır devam eden Kültepe Höyüğü kazılarında çıkan tabletler Anadolu’daki 4 bin yıllık uluslararası ekonomik, siyasi, toplumsal ve kişisel bilgileri aydınlatmaya devam ediyor.

    Kültepe Höyüğü Kazısı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, “Bu tabletlerde ekonomik, siyasi, toplumsal ve hatta kişisel bilgiler, bugünkü Arapça’nın atası olan Akadça’nın Assur lehçesiyle ve çivi yazısıyla yazılmıştır. Şimdiye kadar bulunan 23 bin 500 tablet, eski dünyanın en büyük ve kapsamlı özel şahıs arşivlerini oluşturması ve tüm dünyanın hafızası olması nedeniyle, 2014 yılında UNESCO tarafından, ‘Dünya Belleği Kütüğü”ne’ kaydedilmiştir. Kültepe tabletleri Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, İstanbul arkeoloji Müzesi ve Kayseri Müzesi’nde korunmaktadır” dedi.

    Geçtiğimiz günlerde bulunan 4 bin yıllık tablette ise beşik kertmesi geleneğinin o dönemde de olduğuna dair bilgiler elde edildi. Prof. Dr. Kulakoğlu tablette yazan mahkeme zaptı hakkında şu bilgileri verdi:

    “…..Ahu-waqar ve Zuba şahit olarak bizi tuttular ve Ahu-waqar Zuba’ya şöyle dedi:
    “Kız kardeşim artık büyüdü (evlilik çağına geldi), buraya gel ne Kaniş şehrinde kız kardeşimi eş olarak al (onunla evlen).
    Zuba şu cevabı verdi:
    “Kız kardeşin orada otursun”.
    Ahu-waqar şöyle konuştu:
    “Kaniş şehrinde kız kardeşim hakkında koloni mahkemesinin kararını ver. Sen uzakta bir yerde bulunuyorsun. Kız kardeşim ne zamana kadar Kaniş şehrinde beklesin?”
    Zuba şöyle cevap verdi:
    “Git! Kız kardeşini gönlünün istediği yere (kimseye) kocaya ver.”

    kultepede-besik-kertmesi-gelenegini-anlatan-tablet-bulundu-1

    Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, “Bu mahkeme zaptına göre genç kızın erkek kardeşi, herhalde ağabeyi Ahu-waqar, davalı olan Zuba’yı kız kardeşi ile mahkeme huzurunda evlenmeye davet etmiştir. Çünkü genç kız artık büyümüş, evlilik çağına ulaşmıştır. Kızın erkek kardeşinin bu zorlaması, genç kızın davalıya, daha küçük yaşta iken, herhalde çocukluk çağında, söz verilip nişanlandığını açık olarak ortaya koymaktadır. Genç kızla nişanlanmış olan erkek de herhalde çok genç bir kişi idi. Şimdi onun evlenmekten çekinmesi, zorlanınca da evlenmekten vazgeçmesi böyle yorumlanabilir. Anılan mahkeme zaptında erkeğin mahkeme huzurunda sözlü bir beyanı başka bir deyimle evlenmekten vazgeçmesi aradaki nişanın bozulmasına yeterli olmuştur. Tabletlerde geçen ‘kız büyüdü’ ifadesi, küçük yaştaki kız ve erkeklerin evlenmelerine müsaade edilmediğini, diğer taraftan Anadolu’da bazı bölgelerde hala yaşamakta olan beşik kertmesi adetini akla getirmektedir” diye konuştu.

    26.04.2016 Milliyet

    by -
    1063

    Gümüşhane’nin Kelkit ilçesindeki Roma İmparatorluğu döneminde askeri karargah amacıyla kurulan Satala Antik Kenti’nin keşfedilmesi amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yüzey araştırması başvurusu yapıldı.

    Tarihi kaynaklara göre, ilçe merkezine 28 kilometre uzaklıkta bulunan ve Roma İmparatorluğu döneminde 15. Lejyon Lego Apollinares tarafından kurulan kent, antik dönemde garnizon olarak kullanılmasının yanı sıra Anadolu ve Kapadokya’dan Karadeniz’e geçen askeri yolların birleştiği nokta görevini üstlendi.

    Roma’nın Stratejik Karakolu
    Roma İmparatorluğu’nun stratejik karakol olma görevini üstlenen kent, tarihte Asur, Madekonya, Roma ve Bizans medeniyetlerinin hakimiyetinde kaldı. Roma İmparatorları Trajan ve Hodrian tarafından da ziyaret edilen Satala Antik Kenti’ne, 15. yüzyılda su getirmek için 47 gözlü su kemeri inşa edilmesine rağmen, bugün sadece 1 kemerin ayakta kaldığı görülüyor.

    Geniş bir alanı kapsadığı ön görülen tarihi kent üzerinde sadece su kemerlerinin görülmesine rağmen çıkarılan eserlerden kandiller, yüzük taşları, armalar, testiler, madeni parça ve paralar İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde, bronzdan yapılmış Afrodit büstü ise Londra British Müzesi’nde sergileniyor.

    Yüzey Araştırması Başvurusunda Bulundu
    Kelkit Belediye Başkanı Ünal Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Arkeolojik Sit Alanı olarak koruma altında bulunan Satala Antik Kenti’nde, bir süre önce Necmettin Erbakan Üniversitesinden gelen akademisyenler tarafından incelemede bulunulduğunu söyledi.

    Yılmaz, yapılan incelemenin ardından Gümüşhane Valiliği, Kelkit Belediyesi ve akademisyenler tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yüzey araştırması başvurusunda bulunulduğunu ifade etti.

    10.03.2016 ajanshaber.com

    by -
    1074

    Kültepe Kaniş/Karum Höyüğü’nde yapılan 2015 yılı kazılarında, Anadolu’dan Suriye ve Mezopotamya’ya yapılan resmi belgeli ticaretin 4 bin 500 yıl öncesine dayandığı ortaya çıktı.

    Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kültepe Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kültepe’de 5,5 ay süren 2015 yılı kazı çalışmalarını sonlandırdıklarını söyledi.

    Çalışmalarda Türk bilim adamlarının yanı sıra Amerikan, Alman ve Fransız bilim heyetinden oluşan 50 kişilik ekibin de görev aldığını ve Asurlu tüccarların Anadolu’ya gelmesinden yaklaşık 500 yıl kadar önceki döneme ait büyük saray yapısının araştırıldığını belirten Kulakoğlu, ayrıca ilk defa sarayın dışına çıkılarak halkın yaşadığı alanlarda da küçük çaplı kazı çalışmaları başlattıklarını, önümüzdeki yıllarda bu alanları genişleteceklerini ifade etti. Kulakoğlu, halkın yaşadığı alanlarda yaptıkları çalışmalarla Kültepe’nin en erken hangi dönemde iskan edildiğini belirlemeye çalışacaklarını vurguladı.

    Özellikle saray içinde bulunan arkeolojik eserlerde Anadolu’nun 4 bin 500 yıl öncesinden itibaren Suriye ve Mezopotamya ile çok kuvvetli ve sistemli bir ticari ilişki içinde olduğunu tespit ettiklerine dikkati çeken Kulakoğlu, şunları kaydetti: “4 bin 500 yıl önce Anadolu insanı Suriyeli tüccarlara altın, bakır, gümüş gibi madenler satıp karşılığında işlenmiş takı, mücevherat, kap kacak, tekstil ürünleri almış. Bu ticaret at pazarlığı şeklinde değil, kayıtlı, resmi bir şekilde yapılmış. Ticaret genel itibarıyla takas şeklinde yürütülmüş. O nedenle de Suriye ve Mezopotamya bölgesiyle resmi ticaretimizin 4 bin 500 yıl öncesine dayandığını rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Çıkardığımız tabletlerde ve diğer arkeolojik eserlerden bunları görebiliyoruz.” 

    anadolu-ve-suriye-arasinda-ticaret-4-bin-500-yil-onceye-dayaniyor-1

    Anadolu 4 bin 500 yıl önce de güvenliydi
    Kültepe’den çıkan tabletlerin üzerindeki yazılarda tüccarların veya alışveriş yapan insanların duygularının da yansıtılması nedeniyle dünyada eşi olmayan nitelikte olduğuna dikkati çeken Kulakoğlu, bu tabletlerden Kültepe Kaniş/Karum’un yani Anadolu’nun güvenlik konusunda sıkıntı yaşanmaması nedeniyle tüccarlar tarafından tercih edildiğini de belirlediklerini belirtti.

    Anadolu’da o dönem için en büyük krallık olan Kaniş Krallığı’nın ticaret sisteminin en önemli aktörlerinden birisi olduğunu dile getiren Kulakoğlu, şöyle devam etti: “Tabletlerden Kaniş Kralı’nın Suriyeli tüccarların emniyetini sağlama ve huzurlu bir şekilde ticaret yapmalarına imkan tanıdığını görüyoruz. Günümüzde olduğu gibi 4 bin 500 yıl önce de Ortadoğu’nun en güvenli bölgesi Anadolu’ydu. Bundan dolayı da tüccarlar eşek kervanlarıyla güvenli gördükleri Anadolu’ya gelip ticaretini yapmış ve hiçbir sorun yaşamadan yol güvenlikleri sağlanarak tekrar ülkelerine dönmüşler. Ticaret her dönem yapılmış ama bu işler yapılırken günümüzde nasıl ki güven ve istikrar ön plana çıkıyorsa o zamanlar da bu konu ticaretin ilk önceliği olmuş. Suriyeli tüccarların ticaret için Anadolu’yu tercih etmesinin en önemli nedenleri arasında güvenlik konusunun geldiğini çıkardığımız arkeolojik eserlerden anlayabiliyoruz.” 

    Kulakoğlu, bu yılki kazılarda dev küplerin yanı sıra ev ve mutfak aletleri, saray malzemeleri gibi eserlerin çıkarıldığını ve incelemesi tamamlandıktan sonra arkeoloji müzesine teslim edileceğini söyledi.

    14.12.2015 haberler.com

    by -
    4976

    Arapça’dan Türkçe’ye geçmiş kelimelerin kökeninin Kültepe olduğunu söyleyen kazı başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu’nun verdiği bilgilere göre şemsiye, kira, akraba, müzakere ve lisan, 5 bin yıllık sözcüklerden  bazıları.

    Günlük hayatta kullandığımız kelimelerin tarihi merak konusudur. ‘Acaba, sözcükleri ilk kim, ne zaman kullanmıştır?’ sorularına cevap bulmak isteriz. Çoğu kere bu sorular cevapsız kalsa da şemsiye, tercüman, kira, akraba, haram, müzakere, lisan, emlak ve vekil gibi 300 kelimenin 5 bin yıl önce yaşayan insanlar tarafından kullanıldığını biliyoruz artık. Bu bilginin kaynağı ise Kayseri’de Kültepe Kaniş Karum höyüğünde yapılan kazılar. Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, sadece Anadolu değil, Mezopotamya, Suriye’nin de 5 bin yıllık tarihine ışık tutacak bilgilere Külte Kaniş Karum höyüğündeki kazılarda ulaştıklarını söyledi. Bugüne kadar 25 bin çivi yazılı kil tablet bulduklarını belirten Kulakoğlu, “Bu tabletler bugün bizim Kayseri’deki gibi özel tüccarların arşivleridir. Tüccar arşivinde ne olur? Alacak, borç, kredi, ödemeler bazen de cezalar.” dedi. Anadolu insanının 5 bin yıl önce ilk kez okuma yazmayı öğrendiğinin de kayıtları olduğunu dile getiren Kulakoğlu, “Bugün olduğu gibi o gün de bilgi en büyük güç. Bu tabletlerle bilgiyi kayıt ediyoruz. Anadolu insanının o dönemde en iyi çağını yaşadığını görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Çivi yazısıyla yazıldı
    Tabletlerin Akadça denilen 5 bin yıllık dilin genç versiyonu olduğunu aktaran Kulakoğlu, “Akadçanın Asurca versiyonu ile yazıldığını görüyoruz. Çivi yazısıyla yazıldı. Asurca şöyle bir dil. Günümüzdeki kadim dillerin atası. Asurca ve Akadça. Arapça en kadim dillerden birisidir. Asurcada Arapçaya geçmiş günümüzde bizim Türkçe konuştuğumuz birçok kelime var.” diye konuştu.  Arapçadan Türkçeye geçmiş kelimelerin kökeninin Kültepe olduğunu söyleyen Kulakoğlu’nun verdiği bilgilere göre tarihi 5 bin yıl öncesine dayanan kelimelerden bazıları şöyle: şemsiye, tercüman, kira, gebermek, emlak, beleş, akraba, esir, siftah, hata, hınzır, garb, erbab, haram, öşür, icar, ahize, akşam, neccar (marangoz), kabir, nadas, kese (para çantası), mevta (ölmek), müzakere, lisan, reis (baş-kafa), şakül, vekil, zikir, zürriyet, mahrem, ispat, mazbata.

    Eserler dönem halkına ait
    Kayseri’de Kültepe kazılarında gün yüzüne çıkarılan 5 bin yıllık çivi yazılı kil tabletler UNESCO Dünya Belleği Kütüğü’ne kabul edilmişti. Kulakoğlu, tarihi eserlerin, ne bir saraya ne de bir krala ait olmadığını, tamamen o dönemde yaşayan insanların kendi arasındaki işlemlerle ilgili olduğunun altını çizdi. Kulakoğlu’na göre tabletlerin UNESCO listesine girmesindeki en önemli sebep de herhangi bir sarayın, kralın arşivleri olmamaları.

    20.11.2015 Zaman

    by -
    623

    Uluslararası ticaretin sistematik olarak ilk yapıldığı merkez bilinen Kültepe Kaniş/Karum Höyüğü’nde ticaretin ilk dönemini aydınlatacak yeni bir kazı çalışması başlatıldı.

    Japon arkeolog Prof. Dr. Ryoichi Kontani’nin koordinatörlüğünde yürütülen kazıda uluslararası ticaretin ilk dönemine ait bulgulara ulaşılması hedefleniyor.

    Kontani, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kültepe’de kazı çalışmalarının başladığı 1948’den beri saray olarak bilinen bölgede çalışma yapıldığını, ilk defa bu alanın yaklaşık 300 metre kuzeyinde halkın yaşadığı bölgede çalışma başlattıklarını söyledi. Kontani, “Başlattığımız çalışmayla Kültepe’de ticaretin 6 bin 500 – 7 bin yıl öncesine yani ticaretin ilk başladığı dönemlere, temeline inmek istiyoruz. Şu ana kadar günümüzden 4 bin 500 yıl öncesine ulaştık. Burası halkın yaşadığı yerleşim yerinin bodrum katını oluşturuyor. İlk çalışmalarda 4 bin 500 yıl öncesine ait tandır ortaya çıkardık ve korumaya aldık. Geçiş dönemlerine ait mermerden yapılmış Kültepe İdolü olarak da bilinen idol parçaları bulduk. Bizim için ilginç olan, bu idoller saray ve saray alanındaki mabetlerin içinde çıkmıştı. Saray alanından 300 metre uzaklıkta halkın yaşadığı bölgede de bunların ortaya çıkması Kültepe İdolü’nün sadece üst tabaka için değil alt tabakadaki insanlar için de dini önem taşıdığının göstergesi oldu” dedi.

    Kültepe Orta Doğu’nun ticaret merkezi
    Kültepe’de ticaretin 6 bin yıl öncesine dayandığına dair rivayetler olduğunu ancak bunun ispatlanmadığını belirten Kontani yaptıkları kazılarda bu delillere ulaşmaya çalışacaklarını ifade etti. 

    Kültepe’nin tarihte Orta Doğu’nun ticaret merkezi olduğuna işaret eden Kontani, “Burası medeniyetlerin geçiş bölgesi olduğu için tahminimizden çok daha eskiye gidilebilir. İlk etapta günümüzden 6 bin 500 – 7 bin yıl öncesine inmeyi hedefliyoruz ama bu aşamaya ulaştıktan sonra da çalışmalarımız devam edecek. Çünkü burada çok fazla medeniyet kurulmuş, tabaka tabaka medeniyetler oluşmuş. Her katmanda farklı bir medeniyetin izlerine rastlıyoruz. Bu da Kültepe’nin sadece Anadolu’nun değil, Orta Doğu’nun ticaret merkezi olduğunu gösteriyor” şeklinde konuştu. 

    Bu aşamada 4 kişilik ekiple yaklaşık 30 metrekarelik bir alanda kazı çalışması yaptıklarını anlatan Kontani, alanı küçük tutarak daha kısa sürede eski çağlara ulaşmayı hedeflediklerini fakat önümüzdeki yıllarda daha kalabalık ekiple geniş bir alanda kazı çalışması yapacaklarını bildirdi.

    06.10.2015 Radikal

    by -
    455

    Harran Ören Yeri Kazı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal, bölgede gün yüzüne çıkaracakları tarihi eserlerin, “Harran ve Şanlıurfa Yerleşimleri”nin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmasına katkı sağlayacağını belirtti.

    Prof. Dr. Önal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, nisanda başladıkları kazı çalışmalarının halen Ulu Cami, İç Kale ve Harran Höyük’te sürdüğünü bildirdi. Kazının,  Kültür ve Turizm Bakanlığınca finanse edildiğini söyleyen Önal, Harran Üniversitesi, Şanlıurfa Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Harran Kaymakamlığı ile Belediyesinin kendilerine destek verdiğini dile getirdi.  Çalışmalara arkeolog, restoratör, akademisyen, sanat tarihçisi,  öğrenci ve işçilerden oluşan ekibin katıldığını anlatan Önal, şunları kaydetti: “Harran hem Asur hem de Emeviler döneminde başkentlik yapmış bir kent. Dolayısıyla buranın öneminin farkındayız ve çalışmalarımızı da bu yönde yürütüyoruz. Burada okul, hamam ve tapınak gibi eserlerin varlığını biliyoruz ama şu an somut olarak gösteremiyoruz. Tarihi varlıklara ulaşabilmemiz için kazı çalışmalarını yıl içinde uzun süreli yapabilmemiz gerekiyor. İnşallah kazı ve koruma çalışmalarıyla okul, tapınak, kubbeli caddeleri tespit edeceğiz. Böylece gün yüzüne çıkaracağımız tarihi eserler, UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde yer alan ‘Harran ve Şanlıurfa Yerleşimleri’nin asıl listeye alınmasına katkı sağlayacaktır.”

    04.08.2015 Radikal

    by -
    1025

    Amasya Oluz Höyük’te 8 yıldır sürdürülen arkeolojik kazılarda yaklaşık bin civarında eser bulunup müze yetkililerine teslim edildi.

    Kazı başkanı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevket Dönmez, “8 yıllık çalışma sürecinde yaklaşık bin civarında müzelik değerde çok önemli eser Amasya Müzesi’ne teslim edildi. Bunların içinde çanaklar, çömlekler, metal eserler, miğferler, silahlar, takılar, boncuklar, bilezikler ve dinsel objeler var. Bu eser çeşitliliği Amasya Oluz Höyük’ün ne denli köklü bir kültüre sahip olduğunu gösteriyor” dedi.

    oluz-hoyukte-8-yilda-bin-eser-bulundu-2Şu ana kadar 10 katman saptanan höyükte M.Ö. 3500’lü yıllardan Helenistik döneme kadar 4 bin yılık bir kesintisiz yerleşimin olduğunu, Asur, Hitit, Frig, Pers, Helenistik ve Kuzey Kapadokya Krallığı dönemine ait unsurların görüldüğünü belirten Prof. Dr. Dönmez, “Öncü Türkler’e ait 115 mezar açığa çıkartıldı. Bunların bazıları çok önemliydi. İçinde buluntular olan 6 yaşındaki küçük bir kız çocuğunu yeniden yüzlendirme, etlendirme çalışması yapıldı. Bunun kemikleri üzerinde yaş tayini yapıldı. 1020 ile 1077 yılları arasında öldükleri ve Türklerin Malazgirt Savaşı’ndan önce Anadolu’ya girdikleri anlaşıldı” diye konuştu.
    Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile müze yetkililerinin de kazılara önem verdiğini anlatan Şevket Dönmez, 100 yıl kadar sürmesi planlanan kazılar için kendisinden sonra rol alacak ekibinde hazırlığını yaptığını söyledi.

    oluz-hoyukte-8-yilda-bin-eser-bulundu-1
    Dönmez ve ekibi bu yılki çalışmalara başlamak üzere Gözlek köyündeki kazı evine yerleşti.

    24.07.2015 Milliyet