Pazartesi, Mayıs 1, 2017
Etiketler Posts tagged with "Çanakkale"

Çanakkale

by -
473

ABD’nin New York şehrindeki Christie’s Müzayede Evi tarafından düzenlenen açık artırmada, Türkiye’den kaçırılan 5 bin yıllık kadın heykeli “Guennol Stargazer” (Guennol Yıldız Avcısı) yaklaşık 14,5 milyon dolara satılırken, satış müzayede evi dışında toplanan Türkler tarafından protesto edildi.

turkiyeden-kacirilan-5-bin-yillik-kadin-heykeli-abdde-14-milyon-dolara-satildi

Türkiye’nin iadesi için hukuki çalışmalar başlattığı Anadolu’dan kaçırılan Guennol Yıldız Avcısı adlı tarihi eser, Christie’s Müzaye Evi’nin Rockefeller Center’daki New York merkezinde düzenlenen açık artırmada satışa sunuldu. Christie’s’in “Müstesna Satış” (The Exceptional Sale) 2017 açık artırmasında satışa sunulan Guennol Yıldız Avcısı, 12 milyon 500 bin dolarlık “çekiç fiyatı”yla tüm masraflar dahil toplam 14 milyon 471 bin 500 dolara alıcı buldu.

Türkiye’nin eserin satışı ile ilgili ihtiyati tedbir başvurusu
Christie’s Müzayede Evi Küresel Başkanı Jussi Pylkkanen’in yönettiği açık artırmanın başında Pylkkanen, Türkiye’nin ABD mahkemesine eserin satışıyla ilgili ihtiyati tedbir aldırma başvurusunda bulunduğunu bildirdi. Pylkkanen, dava nedeniyle eseri satın alacak kişiden 60 gün süresince para alınmayacağını ve eserin alıcıya bu süreden önce teslim edilmeyeceğini kaydetti.

turkiyeden-kacirilan-5-bin-yillik-kadin-heykeli-abdde-14-milyon-dolara-satildi-2

2 milyon dolardan başlatılan Guennol Yıldız Avcısı’nın açık artırması, yaklaşık 25 dakika sürerken, günün en uzun süren satışı olarak gerçekleşti. Eser 3 kişi tarafından kıyasıya yapılan arttırımda, telefonla bağlanan ve ismi açıklanmayan bir koleksiyoner tarafından satın aldı.

Christie’s Müzayede Evi Sözcüsü yaptığı açıklamada, 27 Nisan’da Türkiye tarafından eserin satışının durdurulması için yapılan ihtiyati tedbir kararı aldırma girişiminin ABD Bölge Hakimi Alison Nathan tarafından reddedildiği için açık artırmanın gerçekleştirildiğini bildirdi. Adını ilk sahibi Gallerli Guennol ailesinden alan eser, New Yorklu özel bir koleksiyoner tarafından müzayedeye kondu.

Daha önce 1966-1993 yılları arasında Guennol Koleksiyonu’ndan ödünç olarak alınan eser ilk defa New York Metropolitan Sanat Müzesi sergilenmişti. Eser, daha sonra aynı müzede 8 Mayıs-17 Ağustos tarihleri arasında “Millattan Önce 3. Milenyum’da İlk Şehirlerin Sanatı” sergisinde de gösterilirken, Avrupa ve ABD’de bir çok müzede de sergilenmişti.

turkiyeden-kacirilan-5-bin-yillik-kadin-heykeli-abdde-14-milyon-dolara-satildi-1

 “200 yıldır devam eden büyük bir soygunun bir parçası”
Arkeoloji Literatüründe “Kilya Tipi” idoller grubuna giren ve Geç Kalkolitik-Erken Tunç Çağı başlarına ait olan geometrik formlu mermer kadın heykeli, Çanakkale ili Kilya Koyu’nda bulunmuştu.

Bu arada, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı da dün yaptığı açıklamada, müzayedede satışa sunulan eserin, “200 yıldır devam eden büyük bir soygunun bir parçası” olduğunu ve derhal Washington’daki Kültür ve Turizm Bakanlığı Müşavirliği, Büyükelçilik ve New York Başkonsolosluğu üzerinden hukuki girişimde bulunduklarını bildirmişti.

Yasadışı olarak yerlerinden edilmiş kültür varlıkların korunması ve bunların ait oldukları ülkelere iadesini teşvike ilişkin uluslararası mevzuatın çatısını, 1970 tarihli “Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili UNESCO Sözleşmesi” oluştururken, sözleşmenin ülkelerde hukuki bir ceza soruşturmasının yürütülmesini sağlayan bir yaptırım gücü bulunmuyor.

Türkler açık artırmayı protesto etti
Müzayede evinin önünde toplanan bir grup Türk, Türkiye’ye ait eserin satışını protesto etti. Burada bir basın bildirisi okuyan Türkler, eserin kaynağı olan ülkeye teslim edilmesini istediler. Protestocular ayrıca, “Tarihi eserler insanlığın ortak hazinesidir” ve “Christie’s Türk eserine çifte standart uygulama” gibi ifadeler içeren pankartlar açtı.

Protestoda söz alan MÜSİAD ABD Başkanı Mustafa Tuncer burada yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Türkiye’den, Anadolu’dan çalınarak, kaçırılarak, Anadolu’ya ait olan tarihi eserlerin haraç mezat açık artırmalarda, burada New York’ta, Christie’s müzayede salonunda satılmasını protesto etmek için toplanmış bulunmaktayız. ABD’de yaşayan Türk Amerikalılar olarak bu tarihi eserlerin tekrardan ait oldukları Anadolu’ya kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda hırsızlık sonucu Anadolu’dan kaçırılan bu tarihi eserlerin tekrardan Anadolu’ya ait oldukları yere dönmesini istiyoruz. Bunu protesto etmek için buradayız.”

28.04.2017 TRT Haber

by -
250

Çanakkale Kepez’de Roma veya Bizans dönemine ait olduğu sanılan liman ile çeşitli yapılara ait kalıntılar dalgaların kıyı şeridine vurması ile ortaya çıktı.

canakkalede-dalgalar-kiyi-seridindeki-tarihi-eserleri-gun-yuzune-cikardi

Kepez’in ‘Harmanyeri’ olarak bilinen piknik alanının denize bakan kıyısında dalgaların ve toprak erozyonun ortaya çıkarttığı taş blok yapı ve eski küpler, Kepez sakinleri arasında heyecan yarattı. Kepez beldesinin 6 bin yıllık bir geçmişinin olduğuna dikkat çeken yöre sakinlerinden Necmi Aslan, maskesiyle dalış yaptığı bir gün, taş iskelenin, sahilden denizin içlerine doğru devam ettiğini saptadığını anlattı, “Büyük İskender’in, Pers Kralı Serhas’ın, Sezar’ın ve daha başka tarihin pek çok büyük şahsiyetinin yolu, bu bölgeden geçmiş. Kalıntılara bakılırsa, burada antik bir liman da olmalı. Umarım yetkililer gerekli olan çevre düzenlemesi ve koruma çalışmalarını gerçekleştirirler. Aksi takdirde ne iskele, ne de küpler ortada kalmayacak” dedi.

canakkalede-dalgalar-kiyi-seridindeki-tarihi-eserleri-gun-yuzune-cikardi-1

Antik Liman Başlangıcı Olabilir
Aslan, “Sahil yerleşimi olduğundan, buraya ait bir iskele veya küçük liman olmaması ise imkansız gibi görünmekte.  Seramik küp parçalarını bulunduğu bölge, hali hazırda taş duvarlarla inşa edilmiş ve burasının bir işlik ya da depo olma ihtimali de oldukça yüksek.  Bu büyük boylu küplerin antik dönemde depolama amaçlı kullanıldığı biliniyor. Bu nedenle, bu bölgede hem zeytinyağı üretiminin oluşu, hem de deniz ile nakliye olanağı, bu liman ve iskele görünümünü de barındıran küçük yerleşimin, bu bölge için tipik bir yağ işletmesi ya da ticarethanesi olduğunu düşündürmekte” şeklinde konuştu.

17.03.2017 Aydınlık

by -
261

Çanakkale’deki Troia Antik Kenti’nde yakınlarındaki geç Bizans dönemine ait bir mezarlıkta bulunan 800 yıllık iskeleti inceleyen araştırmacılar hamile olduğu anlaşılan kadının ölümüne sebep olan virüsu tespit etti.

troiadaki-bir-mezarda-bulunan-800-yillik-kadinin-olum-nedeni-bulundu

Homeros’un İlyada’sından geçen efsanevi şehir Troia Antik Kenti yakınlarında çalışmalarını sürdüren arkeologlar, geç Bizans dönemine ait mezarlıktaki bir kadının kaburgalarında iki adet çilek büyüklüğünde yumru olduğunu farketti. Bu sıradışı buluş araştırmacılara o döneme ait genetik ozalit veya antik bir bakterinin hamile kadınları etkilediği ve çoğunluklada tıpkı bulunan kadın iskeletinde olduğu gibi ölüme sebebiyet verdiğini belirlemelerinde yardımcı oldu. 

Salı günü eLife’ta yayınlanan makalede Caitlin Pepperell ve diğer araştırmacılar bu ölümcül enfeksiyonun moleküler yapısını açıkladı. 

30’lu yaşlarında olduğu düşünülen kadının cenini çevreleyen zar, plasenta ve amniyotik sıvıdan oluşan bakteriyel enfeksiyondan hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Her ne kadar bu denli eski bir malzemeden küçüçük bir DNA kalıntısını didiklemek nadir olsada bilim insanları kadının kaburgalarındaki yumrulardan son derece iyi korunmuş bir genetik örneğin kadın daha hayattayken oluşmasından şaşkınlık duymuş. Hamile olduğu ve cenine aşırı kalsiyum akmış olduğu düşünüldüğünde bakteriyel DNA’nın kireçlenme yoluyla yumruları oluşturduğu anlaşılıyor. Bir başka deyişle Pepperell’in belirttiği gibi ‘küçük çantalar DNA’yı saklı tutmuş’.

İskelet üzerinde inceleme yapan Alman arkeolog Henrike Kiesewetter, bezeciklerin bulunduğu yerden dolayı kadını tiberküloz hastası olduğundan şüphe ettiğini ve elindeki bilgileri Wisconsin Üniversitesi’nden Troia savaşı uzmanı William Aylward’a gönderdiğini söyledi.

troiadaki-bir-mezarda-bulunan-800-yillik-kadinin-olum-nedeni-bulundu-1

İkili bezeciklerin tiberküloz veya böbrek taşı olmadığını aksine yumrulardaki hayalet hücrelerden bakteriyel virüs Staphylococcus saprophyticus ve Gardnerella vaginalis izlerine ulaşmışlar. Gardnerella vaginalis örneği günümüzdekiyle aynı iken Staphylococcus saprophyticus ise hayvancılık yoluyla 800 önce ölen kadını fazlasıyla etkilemiş.

Pepperell, ‘Hayret verici olan Staphylococcus saprophyticus’un günümüz verilerle karşılaştırıldığında çok akıcı bir organizma olduğu ve kolaylıkla idrar yolu enfeksiyonuna yol açabileceği gibi, yakın ve farklı çevrelere adapte olduğu görülüyor’ dedi. 

Bunca sıkıntı neden?
Bakteri ve virüsler gelişip insanları hasta ettikleri için bunun nedenini belirlemenin bir yolu antik bakteri örneklerini ve DNA sıralaması kullanarak günümüz eşdeğerlerinin zaman içinde onları öldürmek için yaratılan antibiyotiğe direncinin nasıl değiştiğini öğrenmek. Pepperell bakterinin virüse dönüştüğünü ve bağışıklık sistemimizi çözdüğü için hastalığa neden olduğunu söyledi. Yakın zaman örneği Zika virüsü hamile kadınların mikrosefal bebekler doğurduklarıyla bağlantılı. 

İskelete her ne kadar Helen denmesi kulağa hoş gelsede araştırmacılar onu Troia’lı kadın olarak anıyor. Araştırmalardan hamileliği esnasında yaşadığı güçlüklerden dolayı öldüğü anlaşılan kadının hayli zor bir hayatı olmuş. Bir çok dişini kaybeden Troia’lı kadın kemiklerinden de kronik bir enfeksiyon rahatsızlığı geçiriyormuş. 

Mezarlıkta bulunan iskeletlerin yarısından fazlasında muhtemelen ağır fiziksel iş nedenli omurga ve eklem bozukluğuna rastlandı.

09.01.2017 jsonline.com Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
343

Çanakkale’nin Biga İlçesi’ne bağlı Kemer Köyü yakınlarında, su borusundaki patlağı onarmak için kepçeyle yapılan kazı sırasında üç lahit ortaya çıktı. Lahitlerin bulunduğu alanda Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından kurtarma kazısı başlatıldı.

canakkalede-alt-yapi-calismalari-sirasinda-3-lahit-bulundu-1

Kemer Köyü’ne su akışını sağlayan içme suyu borusu patlayınca onarım çalışması başlatıldı. Parion Antik Kenti yakınındaki boru patlağında kepçeyle onarım çalışması yapılırken, 3 lahite rastlandı. Durum hemen Jandarma ile arkeoloji Müzesi Müdürlüğü yetkililerine bildirildi. Jandarma ve Kemer Köyü Muhtarı sabaha kadar lahitlerin başında nöbet tuttu. Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü ise olay yerine gelerek, kurtarma kazısı başlattı. Yapılan çalışma sonucunda lahitler toprak altından gün yüzüne çıkarıldı. Kepçenin, su borusunu tamir için yaptığı ilk müdahale sırasında lahitlerden ikisinin kapağı kırıldığı belirlendi.

canakkalede-alt-yapi-calismalari-sirasinda-3-lahit-bulundu-2

Köylüler çalışmaları izledi
Akşam saatlerinde lahitlerin kapaklarının açılmasını bekleyen köylülere, kazı ekibi kapağın yarın açılacağını söyledi. Köylüler lahitlerin açılmasını isterken birinde altın olduğunu ileri sürüldü. Kemer Köyü sakinlerinden 72 yaşındaki Ali Koç, “Niye açtırtmıyorlar şimdi bu mezarları? Basın burada, herkes burada. Ne varsa dühnya görsün, niye saklıyorlar. Kepçe operatörü ve muhtar lahitler bulunduğunda ilk anda içinde altın gerdanlık görmüş” dedi.

canakkalede-alt-yapi-calismalari-sirasinda-3-lahit-bulundu

Kemer Köyü Su Ürünleri Kooperatif Başkanı Mustafa Çiftçi ise yakındaki bir demir çelik fabrikasının daha önce burnadan çıkan lahitleri denize attığını ileri sürerek, “Şu anda denizde araştırma yapılsın” dedi.

27.09.2016 Hürriyet

 

by -
580

Çanakkale’nin Ezine ilçesi sınırları içerisinde yer alan Alexandria Troas Antik Kenti ‘deki granit ocakları tamamlanamayan 2 bin yıllık dev sütunlara ev sahipliği yapıyor. Her biri yaklaşık 12 metre uzunluğunda ve 55 ton ağırlığındaki 11 granit sütun, ziyaretçilerden ilgi görüyor.

Çanakkale’nin Ezine ilçesine bağlı Koçali köyünde, dönemin en önemli granit ocaklarının bulunduğu antik Yunan kenti “Alexandria Troas”, ihraç edilmek üzere hazırlanan ancak bilinmeyen nedenle gönderilemeyen ve bozulmadan bugüne ulaşan yaklaşık 2 bin yıllık dev granit sütunlara ev sahipliği yapıyor. Yaklaşık 400 hektarlık alana yayılan antik kentte, her biri 11-12 metre uzunluğunda ve yaklaşık 55 ton ağırlığındaki 11 granit sütun, ziyaretçilerden ilgi görüyor.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurettin Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dönemin en önemli granit ocaklarının Alexandria Troas bölgesinde kurulduğunu belirtti. Arslan, bölgenin Roma dönemindeki en büyük liman kentlerinden birisi olduğunu hatırlatarak, buradaki yaklaşık 2 bin yıllık sütunların granit ocaklarında üretilen en önemli ekonomik kaynaklar olduğunu bildirdi.

Sütunların her birinin 11-12 metre uzunluğunda ve yaklaşık 55 ton ağırlında olduğunu kaydeden Arslan, “Bu bölgedeki ocaklarda büyük sütunlar hazırlanmış. Genelde ocaktan çıkan sütunlar kabaca bırakılır. Üzerinde sadece kama izleri görülebilir ancak bu sütunlar parlatılmış, düzeltilmiş, satışa hazır hale getirilmiş. Yani bunların ihracata yönelik olarak hazırlandığını düşünüyoruz.” diye konuştu.

“Tahminen İtalya’ya götürülüyordu”
Arslan, dev 9 sütunun Koçali köyünde, benzer iki sütunun ise Alexandria Troas Limanı’nda denize düşmüş şekilde kıyıya paralel halde durduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Bu durum gösteriyor ki söz konusu devasa sütunlar muhtemelen gemiye yüklenip yurt dışına bir ülkeye götürülecekti. Tahminen İtalya’ya götürülüyordu. Büyük bir kentte yine büyük bir yapı için hazırlandıklarını tahmin ediyoruz çünkü elimizde bu yapı ile ilgili bir kaynak mevcut değil. O dönemlerde bu büyüklükteki sütunları hazırlayacak kabiliyette sadece bir ya da iki ocak bulunuyor. Sütunların bulunduğu bölgeden yola çıkarak bunların taşıma evrelerine, geçirdikleri safhalara bakacak olursak, gemilere yüklenip yurt dışına diğer ülkelere götürülmüşler. Tabii büyüklükleri, ağırlıkları çok fazla. Süreç nasıl işlemiş o dönemdeki teknolojiyle gerçekten çok önemli bunlar. Koçali köyünde kalanlar niye burada bırakıldı, niye götürülmekten vazgeçildi? Kesin olarak bilinmiyor. Muhtemelen burada bırakılan sütunların kullanılacağı yapıyla ilgili bir değişiklik söz konusu oldu. Bu ekonomik bir kriz olabilir, siyasi değişiklikler olabilir. Yazılı kaynaklar olmadığı için bunları söylemek zor. Ancak sütunların boyutsal olarak karşılaştırmaları sonucunda bunların M.S. 3 ya da 4’üncü yüzyılda hazırlanmış olduklarını söyleyebiliriz.”

20.08.2016 Anadolu Ajansı

by -
827

Çanakkale’nin Eceabat ilçesinde yer alan Maydos Kilisetepe Höyüğü’nde yapılan 2016 yılı kazı çalışmalarında yapı kalıntılarıyla birlikte kemik, seramik, taştan aletler, taş baltalar ve rölyef parçalarının yanı sıra Tunç Çağı’na ait kemikten bir kemer parçası bulundu.

15 Temmuz 2016 tarihinde başlatılan kazı çalışmaların bu yılki bölümünün sona erdiğini belirten Kazı Başkanı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Göksel Sazcı bu yıl ağırlıklı olarak önceki yıllarda ortaya çıkartılan malzemelerin detaylı çalışmalarını yaptıklarını; bunun yanı sıra tarihleme, yerleşim planı ve höyük tabakalaşmasıyla ilgili sondajlarda bulunduklarını belirtti.

“Tunç Çağına ait eserler bulduk”
Buluntu olarak yeni yapı kalıntılarıyla birlikte, tüm kaplar, kemik, seramik ve taştan aletler, taş baltalar, rölyef parçaları bulduklarını ifade eden Sazcı ilginç sayılabilecek buluntular arasında ise Tunç Çağı’na tarihlenen kemikten bir kemer parçası bulduklarını söyledi. Ayrıca hayvan kemiklerinin de bu yıl detaylı incelendiğini, antik Maydosluların besin ekonomisinde koyun, keçi, domuz ve sığırın yanı sıra balıkçılığın da çok önemli yer tuttuğunu, orkinos, lüfer, palamut, çipura ve hatta yunus balığı ile birlikte çok sayıda midye türü ve yengeç kalıntılarının ele geçtiğini ifade etti.

Buluntular arasında Balkan kökenli eserler var
Çanakkale Boğazı’nın Avrupa kıyısında yer alan Maydos Kilisetepe Höyüğü kazılarında ele geçen buluntuların arasında çok sayıda Balkan kökenli eser olduğunu ifade eden Sazcı, ‘Tunç Çağı buluntularının Balkan Ülkeleri’nde tarihleme sorunları olduğunu ve Maydos Kilisetepe Höyüğü’nün bulunduğu konum itibarı ile, Balkan buluntularının Ege ve Anadolu kültürü buluntularına bağlanmasında önemli rol üstlendiğini’ söyledi.

Günümüze kadar höyüğün batı kısmında çalışma yaptıklarını, höyüğün tarihlenmesi ve tabakalanması konusunda çok önemli ilerleme sağladıklarını ifade eden Sazcı, önümüzdeki yıllarda kazı ödeneklerinin iyileşmesini umduklarını ve bu sayede höyüğün merkezinde ve denize bakan doğu kısmında gerçekleştirecekleri çalışmalarla özellikle Tunç Çağı arkeolojisi için çok daha önemli sonuçların elde edileceğini belirtti.

02.09.2016 canakkaletravel.com Haber: Ayhan Öncü

by -
700

Çanakkale’nin Biga ilçesinde yer alan Parion Antik Kenti’ndeki 2 bin 800 yıllık gümrük merkezi gün yüzüne çıkıyor.

parion-antik-kentinde-2-bin-800-yillik-gumruk-merkezi-ortaya-cikiyor (2)

Çanakkale’nin Biga ilçesinde Kemer Köyü sınırlarında yer alan 2 bin 800 yıllık bir geçmişe sahip Parion Antik Kenti’ndeki arkeolojik kazılar Temmuz ayında başladı. İlk arkeolojik kazıların 2005 yılında başlatıldığı Parion antik kentinde bu sezon 60 kişilik bilimsel ekip tarihi değerlerin gün yüzüne çıkarılması ve korunması amacıyla çalışıyor.

Roma İmparatorluğu’nun gümrük işlemlerinin yapıldığı zengin bir liman kenti olan Parion kazılarında tarihi değerlerin gün yüzüne çıkarılmasına Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vedat Keleş başkanlık ediyor. İÇDAŞ A.Ş. tarihi kazılara 2005 yılından bu yana sponsorluk desteği veriyor. Bu sezon kazılarda 16 arkeolog, 1 Epigraf, 2 mimar, 1 mimar-restoratör, 7 konservatör-restoratör ve ülkemizin 10 farklı üniversitesinden 32 öğrenciden oluşan ekip görev yapıyor.

parion-antik-kentinde-2-bin-800-yillik-gumruk-merkezi-ortaya-cikiyor

Prof. Dr. Vedat Keleş, 2016 kazı sezonunda çalışmalarının geçen sezonlarda başlanılan Roma tiyatrosu, Roma hamamı, yamaç hamamı, agora ve dükkanlar, odeion, güney nekropolü, sondaj 8 ve aquadukt alanlarında sürdürülmesinin planlandığını söyledi. Ayrıca Keleş, “Bunların yanında yine daha önce ortaya çıkarılan oda mezarlarda da bir takım çalışmalar gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Kazı çalışmalarının yanında restorasyon ve konservasyon çalışmalarına da büyük ağırlık vereceğiz. Konservasyon laboratuvarında taşınabilir arkeolojik buluntuların aktif ve pasif konservasyonları gerçekleştirilecek. Arazide ise tüm yapılarda restorasyon ve sağlıklaştırma çalışmaları yapacağız” dedi.

Vedat Keleş, “Bir Medeniyet Uyanıyor: Parion” başlığında değerlendirilen tarihi antik kentin ören yeri olarak tanıtımının aktif yapılmasının da hedeflendiğini belirtti. Keleş projeyi şu sözlerle anlattı: “Biga Kaymakamlığı bünyesinde yapılan, Güney Marmara Kalkınma Ajansı ve bir kısmı da Parion Kazıları Ana Sponsoru  İÇDAŞ A.Ş. tarafından finanse ediliyor. Ören yerinin aktif tanıtımının yapılmasını hedefliyoruz. İçerisinde Roma Hamamı geçici üst örtüsü, Geç Bizans Şapeli (Sevgililer Şapeli) geçici üst örtüsü ve çevre düzenlemesi, tanıtım broşürleri, afişler, tanıtım CD leri, bilgilendirme levhaları, aydınlatma projeleri, kiosk ve maket gibi bir çok çalışma bulunuyor.”

Parion antik kenti kazılarında bu sezon üçüncü kez ‘minik arkeologlar’ projesi gerçekleştirilecek. Ayrıca köy toplantıları gibi kültürel değerlere sahip çıkılması noktasında toplantılar yapılması da planlanıyor. Vedat Keleş, Roma tiyatrosunda yapılan çalışmaları içeren bilimsel kitabın da tamamlandığını yayına hazır olduğu söyledi.

by -
436

Çanakkale’nin Eceabat ilçesinde yer alan “Maydos Kilisetepe Höyüğü”nde 2016 yılı kazı çalışmalarına başlandı.

Bu yılki kazı çalışmaları ile ilgili açıklamalarda bulunan Kazı Heyeti Başkanı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Göksel Sazcı, “Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle gerçekleştirilen kazıda bu yıl yaklaşık 20 kişilik ekip görev yapacak. Ödenek azlığından dolayı bu yıl kazı çalışmalarında B planını uygulayacağız. Bu sene ödeneğimiz biraz kısıtlı olduğu için iki farklı seçeneğimiz vardı. Beklediğimiz ödenek geldiği takdirde ya planladığımız şekilde kazılara devam edecektik fakat beklediğimizin çok altında bir ödenek geldiği için B planını bu sene işleme koymak zorunda kaldık. B planımız: kazı olarak çözemediğimiz anlayamadığımız bir takım yerler vardı. Oraların çözümüne yönelik sondajlar gerçekleştireceğiz. Fakat bu sene ağırlıklı olarak malzeme çalışacağız. Ve bu yılın sonunda da çalıştığımız, değerlendirdiğimiz malzemeleri 2010 yılından itibaren yaptığımız çalışmaları kapsayan bir yayın hazırlığı içerisinde olacağız. Bu çalışmaları bir kitapta derlemeyi düşünüyoruz. Bu yıl ki kazı çalışmalarımız bu şekilde olacak” dedi.

“Çanakkale’deki Kazılar İçin Ortak Bir Havuz Oluşturulmalı”
Çanakkale’de kazısı yapılan arkeolojik alanlar için ortak bir havuz oluşturulması gerektiğini de söyleyen Doç. Dr. Göksel Sazcı, “Çanakkale’deki kazıların bazıları sponsorlu, bazıları sadece Bakanlık desteği ile yapılıyor. Bu tabi ki “Sponsoru olan kazılarda daha güzel buluntular çıkıyor, Bakanlık destekli olan kazılarda daha az güzel buluntular çıkıyor” demek değildir. Bu düşünce kesinlikle doğru değil. Yani her kazıda eşit derecede güzel buluntular çıkabiliyor. Bu kazıların her biri de Çanakkale Bölgesi’ndeki kültür mozaiğinin oluşturulmasına bir katkı da bulunuyor. Dolaysı ile Çanakkale’de bulunan bütün kazılar buranın kültürünü ve tarihini aydınlatması bakımından önem arz ediyor. Bu yüzden kişisel, bölgesel, yöresel sponsorluklar değil de kazılar için bir havuz oluşturulması gerekir. Bağış yapacak sponsorlar bu havuza bağışlarını yaparsa bölgedeki diğer kazıların büyüklüğüne, kapasitesine göre eşit miktarda dağıtılabilir” dedi.

“Kazı Alanı Okul Gibi”
Bu sene yapılacak kazı çalışmalarında ekibin çoğunluğunu Yüksek Lisans öğrencilerinin oluşturduğunu söyleyen Sazcı; “Maydos Kilisetepe Höyüğü Kazısı konum olarak Çanakkale’ye en yakın olan kazı. Yani Çanakkale’nin içerisinde diyebiliriz. Burası aynı zamanda bir okul. Biz bu okulda öğrencilerimizi yetiştiriyoruz. Bu sene kazıya katılan öğrencilerimizin büyük bir çoğunluğunu Yüksek Lisans öğrencileri oluşturuyor. Öğrencilerin akademik kariyerleri için de burası bir basamak sayılıyor. Öğrenciler burada hem kendi kendilerini geliştiriyorlar hem yaptıkları çalışmalarla Yüksek Lisans öğrencilerimiz bölge tarihine katkıda bulunuyorlar. Hem de kendi akademik hayatları için zemin oluşturuyorlar. Burası açık uygulama okulu olması açısından da son derece önemli” dedi.

Kazı çalışmalarının yaklaşık 2 ay sürmesi planlanıyor.

17.07.2016 canakkaletravel.com

by -
4941

Anadolu coğrafyası, gerek jeopolitik konumu, gerekse sahip olduğu verimli topraklar sayesinde insanoğlunun her dönemde tercih ettiği bir yerleşim alanı oldu. İnsan, doğası gereği başlattığı inancı çeşitli şekillerde toplu tapınım alanlarında sürdürdü. İşte Anadolu’nun geçirdiği inanç kronolojisinin en önde gelen mabetleri:

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi

1.Göbekli Tepe
Şanlıurfa’da yer alan Göbekli Tepe’yi artık duymayan yoktur. Ününü T biçimli sütunlarıyla, dairesel planlı yontulmuş taşlarıyla kazanan Göbekli Tepe, bilinen dünyanın en eski toplu tapınma alanı. Tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanıyor. İnsanların güncel yaşamlarını sürdürmek için çanak çömlek yapımı ya da tarımsal faaliyetlerinden daha fazlasını keşfetmeden önce, en büyüğünün 16 tondan fazla stilize insan biçimli taşlar inşa etmesi, inancın yaşamdaki önemine dikkat çekiyor. Göbekli Tepe, UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası’na aday gösterildi.

2.Çatalhöyük
Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra ilçesinin kuzeyinde yer alan Çatalhöyük, 9 bin yıllık tarihi ile Neolitik ve Kalkolitik Dönem’de Yakındoğu’ya ait en büyük köy olarak bilinir.  Müthiş buluntuları ve neolitik dönemi aydınlatması nedeniyle oldukça önemli bir yerleşim yeri olan Çatalhöyük, Anadolu’daki en eski ana tanrıça kült merkezi olarak kabul ediliyor. Ayrıca evlerin içinde boğa başları ve boynuzları gibi bazı kabartmalar bulunuyor. Çatalhöyük’te yaşayanların inanç kültürlerine ait bulguları içinde barındıran bu kutsal mekanların duvarlarında boğa başlarının yanı sıra, boğa figürleri, insan ve diğer hayvanlara ait duvar resimleri yer almakta. Çatalhöyük, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-2

3.Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı
Çorum’un Boğazkale İlçesi’ne bağlı Hitit başkenti Hattuşa’ya 2 km mesafede yer alır. Hititlere ait Orta Anadolu’daki tapınakların en güzel örneklerindendir. Burada “Bin tanrılı” Hitit panteonunun belli tanrıları değil, çok sayıda tanrı ve tanrıça kabartması yer almaktadır.  M.Ö. 13. yy’a tarihlenir. A, B ve C olarak adlandırılan üç galeriden oluşur. Uzun koridorlardan oluşan bu galerilerde tanrılara sunumlar bırakmak için küçük nişler yer alır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-3

4.Athena Tapınağı (Assos Antik Kenti)
Çanakkale’nin, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale Köyü’nde bulunan ve Edremit Körfezi ile Midilli’ye hakim bir tepe üzerine kurulu Athena Tapınağı, M.Ö. 525 yılında inşa edildi. Tapınak baş tanrı Zeus’un çok sevdiği kızı sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiştir. Athena Assos’un koruyucu tanrısıdır. Anadolu’da bilinen ilk Arkaik Çağ Dor düzenli mimari örneğidir. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800’lü yıllarda Amerikalılar tarafından yurt dışına götürülmüştür.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-4

5.Artemis Tapınağı (Efes Antik Kenti)
Tanrıça Artemis’e adanan tapınak, İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı, Efes Antik Kenti’nde yer almaktadır. M.Ö. 5. yy’da inşa edildiği sanılan ve Dünya’nın 7 harikası arasına girmiş Artemis Tapınağı’na ait bugün sadece yerini belirlemek adına konulmuş bir adet sütun parçası bulunmaktadır. Dönemin en ünlü heykeltıraşlarının çalıştığı yapıya ait parçalar British Museum’da sergilenmekte. Tapınağın kült heykeli Artemis ise Selçuk Müzesi’nde yer alıyor.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-5

6.Zeus Tapınağı (Aizanoi Antik Kenti)
Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi’nde yer alan Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı’dır. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Tiyatroya bitişik stadyum, mozaikli hamamları ve gymnasium, köprüler, nekropol alanları ve borsa yapısı kentin en önemli öğelerini oluşturur. Kentin tapınağı, MS 2. yy’ın 2. çeyreğinde inşa edilmeye başlanmıştır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-6

7.Ayasofya
İstanbul’un sembollerinden olan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.  Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında kubbe yüksekliği ile övünerek 3. kez inşa edilmiştir. 1453’te  İstanbul’un kuşatılması nedeniyle Aysaofya’da Kostantinapolis halkı topluca dua yapmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya dokunmayarak camiye çevirmiştir. 1 Şubat 1935 tarihinde Ayasofya müze olarak hizmete açıldı.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-8

8.Divriği Ulu Cami
Sivas’ın Divriği İlçesi’nde yer almaktadır. Cami, türbe, darüşşifadan oluşan yapılar topluluğudur. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiştir. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı kompleksinin Baş Mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’tır.  1985 yılında UNESCO Dünya miras listesine dahil edilmiştir. Üzerinde 25 farklı kubbe modeli bulunmaktadır. Kapılarında ve mimarisinde Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örnekleri işlenmiştir.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-7

9.Sultanahmet Cami
İstanbul’da yerli ziyaretçisi kadar yurt dışında da ün yapmış Sultanahmet Cami, içindeki 20 bin kadar mavi, yeşil ve beyaz İznik çinileri ile “Mavi Cami-Blue Mosque” olarak da bilinir. Cami, medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve türbeden oluşan külliye içinde yer almaktadır. Ahmet’in Sedefkar Mehmet Ağa’ya 1609-1616 yılları arasında yaptırdığı cami, Türkiye’nin ilk altı minareli camisidir. Osmanlı Dönemi’nin en güzel, en ihtişamlı camilerindendir. 206 pencere ile cami içi aydınlatılmaktadır. Geniş kubbesinin yükü dört fil ayağı ile yere indirilmiştir.  1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.

by -
7993

Çanakkale’nin Karabiga ilçesi kıyılarında amatör dalış yapan bir dalgıç grubu Priapos ve Parion antik kentlerine yakın, denizden 20-25 metre açıkta devasa sütunlar ve lahitler ile kalıntıları görüntüledi.

Karabigalı amatör balıkçı ve dalgıç Fatih Kayrak, daha önce de bölgede balık avlamak amaçlı daldıkları yerde birkaç ay önce amforalar ve gemi iskeleti tespit etti. Karaburun Feneri kıyılarında antik döneme ait olduğu düşünülen gemi kalıntısına rastlandı. Gemiden etrafa saçılan amforaların Roma dönemine ait olabileceği tahmin ediliyor. Dalgıçlar çevrede araştırma yaparken batığın yakınlarında Fırıncık Koyu mevkisinde batık kent olduğu düşünülen buluntuları da görüntülediler. Devasa sütunlar, lahitler, bilinmeyen bir batık kent görüntüsünü andırıyor.

canakkaleli-dalgiclar-marmarada-hic-bilinmeyen-bir-antik-kenti-goruntulemis-olabilir

Tapınak da Olabilir
Suyun 8-10 metre altındaki buluntuların yakınlardaki Priapos ve Parion antik kentlerine ait bir tapınağa işaret ediyor. Batıklara yakın mesafede 2 bin 400 yıl öncesine kadar uzanan Priapos ve Parion antik kent kalıntıları bulunuyor. Tarihçiler, Parion antik kentinin Roma İmparatorluğu’na ait bir liman kenti olduğunu belirtiyor. Parion Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Vedat Keleş, “Roma döneminde bu bölgede yoğun bir deniz ticareti yapıldığını ileri sürüyorduk, bu yeni buluntular bu tezimizi doğrulamış oldu” dedi. Keleş, lahit ve sütunların Marmara Adası’ndan ticaret yapan bir geminin yükü olabileceğini belirtirken, “Bilinmeyen bir antik kentle de karşı karşıya kalabiliriz. Görüntülerden sadece tahmin yürütebiliyoruz. Sualtı arkeologlarının bilimsel araştırmasından sonra netlik kazanır” şeklinde konuştu.

canakkaleli-dalgiclar-marmarada-hic-bilinmeyen-bir-antik-kenti-goruntulemis-olabilir-1

Sualtı Arkeologları Bekleniyor
Bölge son yıllarda termik santral projeleri ile sıkça gündeme geliyor. Yeni batıkların bulunduğu alan ise liman yapılma tehlikesi ile karşı karşıya. Kalıntıların incelenmeden üzerinin doldurulması endişesi üzerine batıklarını koordinatları Bodrum SualtıArkeoloji Müze Müdürlüğü’ne görüntülerle birlikte gönderildi. Buluntular üzerinde araştırma yapılması ve bölgenin koruma altına alınması isteniyor.

23.06.2016 Hürriyet