Tags Posts tagged with "Çanakkale"

Çanakkale

1405

Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde yer alan Uğurlu / Zeytinlik Höyüğü’ndeki kazılarda 7 bin yıllık yapı kompleksi ile büyük bir çukur içinde erkek, kadın ve çocuklara ait 13 insan iskeleti bulundu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izniyle 2009 yılından bu yana Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Burçin Erdoğu başkanlığındaki ekip tarafından kazılan höyük, Ege adaları ve Batı Anadolu’daki bilinmeyen bir döneme ışık tutuyor. Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Erdoğu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2009’da başlayan kazıların Uğurlu köyünün 900 metre doğusundaki höyük ile önündeki kamulaştırılan alanda devam ettiğini belirtti.

Erdoğu, bu yılki kazılarda önemli bulgulara ulaştıklarını vurgulayarak, “Bu coğrafya, doğu Ege adalarının en erken yerleşim yeri. 2017 kazılarında 7-8 odası bulunan çok önemli bir yapı kompleksine ulaştık. Milattan önce 5 bin 500’lü yıllar Batı Anadolu’da olsun, Kuzey Batı Anadolu’da olsun hatta Balkanlara doğru giden bir süreçte, değişimin, kesintinin ve farklılaşmanın olduğu bir dönem. Bu dönemi Batı Anadolu’da her yerde göremiyoruz.” diye konuştu.

Bu geçiş sürecinin Gökçeada’da çok iyi izlenebildiğini anlatan Erdoğu, şöyle devam etti: “Bu geçiş sürecinde mimarinin, çanak çömleklerin, yerleşim düzeninin değiştiğini ve bunun gibi birçok değişikliğin yaşandığını biliyoruz. Burada, Gökçeada’da bu değişimin, biraz daha keskin bir değişim değilde biraz daha geçiş havasında olduğunu anlıyoruz buluntulardan. Bu sene bulduğumuz bina kompleksi yaklaşık 7-8 odalı. Bu döneme ait izler için alandaki kazılarımız genişleyerek sürecek. Çünkü Batı Anadolu’da da bilinmeyen bir süreç bu. Bu kazılar ile bu bilinmeyen döneme ışık tutmayı planlıyoruz.”

13.08.2017 Anadolu Ajansı

556

Çanakkale’deki Assos Antik Kenti’nde, yaklaşık 1300 yıl önce meydana gelen yıkıcı bir depremin izlerini taşıyan kalıntılar bulundu.

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyü sınırları içinde yer alan Assos Antik Kenti’nde, yaklaşık bin 300 yıl önce meydana gelen yıkıcı bir depremin izlerini taşıyan kalıntılar ortaya çıkarıldı. Aristoteles’in ilk felsefe okulunu kurduğu, antik çağın en önemli liman kentlerinden olan kent, Roma dönemi antik tiyatrosu, agora, nekropol ve surlarıyla her sene yüz binlerce ziyaretçinin uğrak noktası oluyor. 

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü ve Assos Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Nurettin Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2017 yılı dönemi kazılarının temmuz ayı itibarıyla başladığını anımsattı.

İÇDAŞ ana sponsorluğunda yürütülen çalışmaların bu yılki bölümüne, kentin batı kapısı çevresindeki alanlar ile han olarak adlandırılan yapıdaki kazılarla devam edileceğini belirten Arslan, “Geçen yıl kazılarda Roma dönemine ait büyük bir konut ortaya çıkmıştı. Bir depremle tahrip olmuştu, içinde bütün buluntuları duruyordu, burada da diğer odaların açılmasına devam edilecek. Bunların dışında bizim ‘gymnasion’ olarak adlandırdığımız alanda ve agoranın girişinde çalışmalar devam ediyor.” diye konuştu. Arslan, antik kent içinde çok farklı alanlarda kazılar yaptıklarını, ortaya çıkarılan eserlerin koruma ve restorasyon çalışmaların da kazı çalışmalarına paralel devam ettiğini belirtti.

“Bu tamamen depremle açıklanabilir”
Depremle tahrip olan konutun, antik kentteki ender bulgulardan biri olduğunu vurgulayan Arslan, şöyle konuştu: “Bölgede ve özellikle Midilli’deki depremlerle ilgili olarak antik kaynaklarda yer alan bilgiler var. Burada görülen surlar çok güçlü. Surların depremle yıkılma şansları pek az. Ancak depremin olduğu, Roma dönemi dediğimiz milattan önce 7. ve 8. yüzyıllardaki konutlar çamur harçlı ve taş duvarlı oldukları için bu tür depremlerde çok hızlı yıkılıyorlar. Bizim burada yaptığımız kazılarda ortaya çıkardığımız yapılar da depremle yıkılmış. Çünkü evlerin içinde bütün masası, öğütme taşları, baltalar gibi o dönem evdeki önemli alet ve edevat mekan içinde kalmış. Bu tamamen depremle açıklanabilir. Hatta evlerin içinde ölen hayvanlarla ilgili bulgulara rastladık. Buna ani bir depremin neden olduğunu tahmin ediyoruz.”

Arslan, depremde önce çatı çöktüğü için eşyaların üzerinde yoğun bir kiremit kalıntısı bulunduğunu, bunların altında da domuz ve fare kalıntılarının yanı sıra evde kullanılan eşyalar, künkler, özel büyük tahıl depoları ve mermer öğütücülere rastlandığı anlattı.

Bunların çok önemli malzemeler olduğunu vurgulayan Aslan, “Bunlar olduğu gibi kaldığı için biz bunun bir deprem ile evden aniden kaçışla olduğunu tahmin ediyoruz. Normalde insanlar evlerini terk etmiş olsa bunları almaları gerekirdi. Ani gelişen bir depremdi, belki bir odadaki eşyalarını alabildi ama diğerlerini alamadı. Belki yakın bir odadaki eşyasını aldı giderken ama içlik olarak tabir edilen odadaki eşyaların tümü konutun içinde duruyordu. Bu ani bir felaket ile açıklanabilir.” ifadelerini kullandı.

02.08.2017 Anadolu Ajansı

254

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyü sınırları içinde yer alan Assos Antik Kenti’nde, yaklaşık 1800 yıllık bronz kalem bulundu.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü ve Assos Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Nurettin Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2017 dönemi kazılarına kentin batı kapısı çevresindeki alanlar ile han olarak adlandırılan yapıdaki kazılarla devam edildiğini belirtti.

Arslan, şu ana kadar gerçekleştirilen kazılarda önemli bulgulara ulaştıklarını vurgulayarak şöyle konuştu: “Bu yılki kazılarda, arkeolojide ‘stylus’ olarak adlandırılan 1800 yıllık bronz bir kalem bulduk. Bulduğumuz kalemin bir tarafı sivri diğer tarafı biraz daha yassı. Bunlar o dönemdeki bal mumu tabletlerin üzerine yazılıp notlar alınmak ve hesaplamalar yapmak için kullanılan kalemler. Bunlara ‘stylus’ diyoruz. Kalemin arka kısmındaki yassı kısım ile düzeltme yapmak için kullanılıyor. Yani şu anda günümüzde kullanılan silgi yerine geçiyor.”

Okur yazarlar, öğrenciler ve tüccarlar kullanıyor
Kalemin o dönem bölgede yaşayan okur yazar kesim ve öğrenciler tarafından kullanıldığını anlatan Arslan şunları söyledi: “Tabii öğrenciler daha çok kuma yazmak için kullanıyorlar ya da seramik zeminler üzerine yazıyorlar. Maddi durumu biraz daha iyi olan öğrenciler hem okuma yazma öğrenmek hem de el yazısı konusunda antrenman yapmak için bal mumundan yapılmış tabletler, plakalar üzerine yazmak için kullanıyorlar. Bunların dışında da tüccarlar ve zengin kişiler, kendi muhasebesini tutanlar, gelir gider hesaplarını tutanlar da bu kalemleri kullanıyorlar. Ama bu kalemin sahiplerinin kesinlikle okur yazar olması gerekiyor. Tabii sadece özgür kişiler değil köle okur yazarlar da var o dönemde. Eğitimli köleler de sahiplerinin hesaplamaları ya da belli notları için bu kalemleri kullanabilirler.”

“Not tutmak için bal mumu tabletler kullanılmış”
Arslan, Assos bölgesinde antik dönemde not tutmak ve bazı yazıları saklamak için bal mumu ile hazırlanan tablet sayfaların kullanıldığını ifade etti. Bu nedenle de kalemlerin sert bir malzeme ile hazırlanmaları gerektiğine işaret eden Arslan, “Kalemler, yani styluslar bronz ya da kemik olarak karşımıza çıkıyor. Başka malzemelerden de yapılabilir tabii ki bu ama çizmek için elimizde daha sert bir malzemeye ihtiyacımız var. Bu nedenle bronz daha çok tercih ediliyor. Genellikle de bronz kullanılmış kalem tercihlerinde. Bazı bölgelerde kemikten yapılmışları da karşımıza çıkıyor.” değerlendirmesini yaptı.

Arslan, kalem konusunda her dönemin kendine ait bir modeli olduğuna dikkati çekerek şöyle devam etti: “Bronz, yapı olarak aşınması daha zor bir madde. Kırılmayan bir yapı. Kemik daha zayıf ve kırılgan olabilir. Yanımızda taşırken mesela üzerine oturduğumuzda kemik kırılabilir ama bronz daha güçlü kırılmaz. Bronz kalemi kullanmak daha sağlam olduğu için tercih ediliyor diyebiliriz.”

04.08.2017 Anadolu Ajansı

959

ABD’nin New York şehrindeki Christie’s Müzayede Evi tarafından düzenlenen açık artırmada, Türkiye’den kaçırılan 5 bin yıllık kadın heykeli “Guennol Stargazer” (Guennol Yıldız Avcısı) yaklaşık 14,5 milyon dolara satılırken, satış müzayede evi dışında toplanan Türkler tarafından protesto edildi.

turkiyeden-kacirilan-5-bin-yillik-kadin-heykeli-abdde-14-milyon-dolara-satildi

Türkiye’nin iadesi için hukuki çalışmalar başlattığı Anadolu’dan kaçırılan Guennol Yıldız Avcısı adlı tarihi eser, Christie’s Müzaye Evi’nin Rockefeller Center’daki New York merkezinde düzenlenen açık artırmada satışa sunuldu. Christie’s’in “Müstesna Satış” (The Exceptional Sale) 2017 açık artırmasında satışa sunulan Guennol Yıldız Avcısı, 12 milyon 500 bin dolarlık “çekiç fiyatı”yla tüm masraflar dahil toplam 14 milyon 471 bin 500 dolara alıcı buldu.

Türkiye’nin eserin satışı ile ilgili ihtiyati tedbir başvurusu
Christie’s Müzayede Evi Küresel Başkanı Jussi Pylkkanen’in yönettiği açık artırmanın başında Pylkkanen, Türkiye’nin ABD mahkemesine eserin satışıyla ilgili ihtiyati tedbir aldırma başvurusunda bulunduğunu bildirdi. Pylkkanen, dava nedeniyle eseri satın alacak kişiden 60 gün süresince para alınmayacağını ve eserin alıcıya bu süreden önce teslim edilmeyeceğini kaydetti.

turkiyeden-kacirilan-5-bin-yillik-kadin-heykeli-abdde-14-milyon-dolara-satildi-2

2 milyon dolardan başlatılan Guennol Yıldız Avcısı’nın açık artırması, yaklaşık 25 dakika sürerken, günün en uzun süren satışı olarak gerçekleşti. Eser 3 kişi tarafından kıyasıya yapılan arttırımda, telefonla bağlanan ve ismi açıklanmayan bir koleksiyoner tarafından satın aldı.

Christie’s Müzayede Evi Sözcüsü yaptığı açıklamada, 27 Nisan’da Türkiye tarafından eserin satışının durdurulması için yapılan ihtiyati tedbir kararı aldırma girişiminin ABD Bölge Hakimi Alison Nathan tarafından reddedildiği için açık artırmanın gerçekleştirildiğini bildirdi. Adını ilk sahibi Gallerli Guennol ailesinden alan eser, New Yorklu özel bir koleksiyoner tarafından müzayedeye kondu.

Daha önce 1966-1993 yılları arasında Guennol Koleksiyonu’ndan ödünç olarak alınan eser ilk defa New York Metropolitan Sanat Müzesi sergilenmişti. Eser, daha sonra aynı müzede 8 Mayıs-17 Ağustos tarihleri arasında “Millattan Önce 3. Milenyum’da İlk Şehirlerin Sanatı” sergisinde de gösterilirken, Avrupa ve ABD’de bir çok müzede de sergilenmişti.

turkiyeden-kacirilan-5-bin-yillik-kadin-heykeli-abdde-14-milyon-dolara-satildi-1

 “200 yıldır devam eden büyük bir soygunun bir parçası”
Arkeoloji Literatüründe “Kilya Tipi” idoller grubuna giren ve Geç Kalkolitik-Erken Tunç Çağı başlarına ait olan geometrik formlu mermer kadın heykeli, Çanakkale ili Kilya Koyu’nda bulunmuştu.

Bu arada, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı da dün yaptığı açıklamada, müzayedede satışa sunulan eserin, “200 yıldır devam eden büyük bir soygunun bir parçası” olduğunu ve derhal Washington’daki Kültür ve Turizm Bakanlığı Müşavirliği, Büyükelçilik ve New York Başkonsolosluğu üzerinden hukuki girişimde bulunduklarını bildirmişti.

Yasadışı olarak yerlerinden edilmiş kültür varlıkların korunması ve bunların ait oldukları ülkelere iadesini teşvike ilişkin uluslararası mevzuatın çatısını, 1970 tarihli “Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili UNESCO Sözleşmesi” oluştururken, sözleşmenin ülkelerde hukuki bir ceza soruşturmasının yürütülmesini sağlayan bir yaptırım gücü bulunmuyor.

Türkler açık artırmayı protesto etti
Müzayede evinin önünde toplanan bir grup Türk, Türkiye’ye ait eserin satışını protesto etti. Burada bir basın bildirisi okuyan Türkler, eserin kaynağı olan ülkeye teslim edilmesini istediler. Protestocular ayrıca, “Tarihi eserler insanlığın ortak hazinesidir” ve “Christie’s Türk eserine çifte standart uygulama” gibi ifadeler içeren pankartlar açtı.

Protestoda söz alan MÜSİAD ABD Başkanı Mustafa Tuncer burada yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Türkiye’den, Anadolu’dan çalınarak, kaçırılarak, Anadolu’ya ait olan tarihi eserlerin haraç mezat açık artırmalarda, burada New York’ta, Christie’s müzayede salonunda satılmasını protesto etmek için toplanmış bulunmaktayız. ABD’de yaşayan Türk Amerikalılar olarak bu tarihi eserlerin tekrardan ait oldukları Anadolu’ya kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda hırsızlık sonucu Anadolu’dan kaçırılan bu tarihi eserlerin tekrardan Anadolu’ya ait oldukları yere dönmesini istiyoruz. Bunu protesto etmek için buradayız.”

28.04.2017 TRT Haber

366

Çanakkale Kepez’de Roma veya Bizans dönemine ait olduğu sanılan liman ile çeşitli yapılara ait kalıntılar dalgaların kıyı şeridine vurması ile ortaya çıktı.

canakkalede-dalgalar-kiyi-seridindeki-tarihi-eserleri-gun-yuzune-cikardi

Kepez’in ‘Harmanyeri’ olarak bilinen piknik alanının denize bakan kıyısında dalgaların ve toprak erozyonun ortaya çıkarttığı taş blok yapı ve eski küpler, Kepez sakinleri arasında heyecan yarattı. Kepez beldesinin 6 bin yıllık bir geçmişinin olduğuna dikkat çeken yöre sakinlerinden Necmi Aslan, maskesiyle dalış yaptığı bir gün, taş iskelenin, sahilden denizin içlerine doğru devam ettiğini saptadığını anlattı, “Büyük İskender’in, Pers Kralı Serhas’ın, Sezar’ın ve daha başka tarihin pek çok büyük şahsiyetinin yolu, bu bölgeden geçmiş. Kalıntılara bakılırsa, burada antik bir liman da olmalı. Umarım yetkililer gerekli olan çevre düzenlemesi ve koruma çalışmalarını gerçekleştirirler. Aksi takdirde ne iskele, ne de küpler ortada kalmayacak” dedi.

canakkalede-dalgalar-kiyi-seridindeki-tarihi-eserleri-gun-yuzune-cikardi-1

Antik Liman Başlangıcı Olabilir
Aslan, “Sahil yerleşimi olduğundan, buraya ait bir iskele veya küçük liman olmaması ise imkansız gibi görünmekte.  Seramik küp parçalarını bulunduğu bölge, hali hazırda taş duvarlarla inşa edilmiş ve burasının bir işlik ya da depo olma ihtimali de oldukça yüksek.  Bu büyük boylu küplerin antik dönemde depolama amaçlı kullanıldığı biliniyor. Bu nedenle, bu bölgede hem zeytinyağı üretiminin oluşu, hem de deniz ile nakliye olanağı, bu liman ve iskele görünümünü de barındıran küçük yerleşimin, bu bölge için tipik bir yağ işletmesi ya da ticarethanesi olduğunu düşündürmekte” şeklinde konuştu.

17.03.2017 Aydınlık

358

Çanakkale’deki Troia Antik Kenti’nde yakınlarındaki geç Bizans dönemine ait bir mezarlıkta bulunan 800 yıllık iskeleti inceleyen araştırmacılar hamile olduğu anlaşılan kadının ölümüne sebep olan virüsu tespit etti.

troiadaki-bir-mezarda-bulunan-800-yillik-kadinin-olum-nedeni-bulundu

Homeros’un İlyada’sından geçen efsanevi şehir Troia Antik Kenti yakınlarında çalışmalarını sürdüren arkeologlar, geç Bizans dönemine ait mezarlıktaki bir kadının kaburgalarında iki adet çilek büyüklüğünde yumru olduğunu farketti. Bu sıradışı buluş araştırmacılara o döneme ait genetik ozalit veya antik bir bakterinin hamile kadınları etkilediği ve çoğunluklada tıpkı bulunan kadın iskeletinde olduğu gibi ölüme sebebiyet verdiğini belirlemelerinde yardımcı oldu. 

Salı günü eLife’ta yayınlanan makalede Caitlin Pepperell ve diğer araştırmacılar bu ölümcül enfeksiyonun moleküler yapısını açıkladı. 

30’lu yaşlarında olduğu düşünülen kadının cenini çevreleyen zar, plasenta ve amniyotik sıvıdan oluşan bakteriyel enfeksiyondan hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Her ne kadar bu denli eski bir malzemeden küçüçük bir DNA kalıntısını didiklemek nadir olsada bilim insanları kadının kaburgalarındaki yumrulardan son derece iyi korunmuş bir genetik örneğin kadın daha hayattayken oluşmasından şaşkınlık duymuş. Hamile olduğu ve cenine aşırı kalsiyum akmış olduğu düşünüldüğünde bakteriyel DNA’nın kireçlenme yoluyla yumruları oluşturduğu anlaşılıyor. Bir başka deyişle Pepperell’in belirttiği gibi ‘küçük çantalar DNA’yı saklı tutmuş’.

İskelet üzerinde inceleme yapan Alman arkeolog Henrike Kiesewetter, bezeciklerin bulunduğu yerden dolayı kadını tiberküloz hastası olduğundan şüphe ettiğini ve elindeki bilgileri Wisconsin Üniversitesi’nden Troia savaşı uzmanı William Aylward’a gönderdiğini söyledi.

troiadaki-bir-mezarda-bulunan-800-yillik-kadinin-olum-nedeni-bulundu-1

İkili bezeciklerin tiberküloz veya böbrek taşı olmadığını aksine yumrulardaki hayalet hücrelerden bakteriyel virüs Staphylococcus saprophyticus ve Gardnerella vaginalis izlerine ulaşmışlar. Gardnerella vaginalis örneği günümüzdekiyle aynı iken Staphylococcus saprophyticus ise hayvancılık yoluyla 800 önce ölen kadını fazlasıyla etkilemiş.

Pepperell, ‘Hayret verici olan Staphylococcus saprophyticus’un günümüz verilerle karşılaştırıldığında çok akıcı bir organizma olduğu ve kolaylıkla idrar yolu enfeksiyonuna yol açabileceği gibi, yakın ve farklı çevrelere adapte olduğu görülüyor’ dedi. 

Bunca sıkıntı neden?
Bakteri ve virüsler gelişip insanları hasta ettikleri için bunun nedenini belirlemenin bir yolu antik bakteri örneklerini ve DNA sıralaması kullanarak günümüz eşdeğerlerinin zaman içinde onları öldürmek için yaratılan antibiyotiğe direncinin nasıl değiştiğini öğrenmek. Pepperell bakterinin virüse dönüştüğünü ve bağışıklık sistemimizi çözdüğü için hastalığa neden olduğunu söyledi. Yakın zaman örneği Zika virüsü hamile kadınların mikrosefal bebekler doğurduklarıyla bağlantılı. 

İskelete her ne kadar Helen denmesi kulağa hoş gelsede araştırmacılar onu Troia’lı kadın olarak anıyor. Araştırmalardan hamileliği esnasında yaşadığı güçlüklerden dolayı öldüğü anlaşılan kadının hayli zor bir hayatı olmuş. Bir çok dişini kaybeden Troia’lı kadın kemiklerinden de kronik bir enfeksiyon rahatsızlığı geçiriyormuş. 

Mezarlıkta bulunan iskeletlerin yarısından fazlasında muhtemelen ağır fiziksel iş nedenli omurga ve eklem bozukluğuna rastlandı.

09.01.2017 jsonline.com Çeviri: Ayşen Yolcu

427

Çanakkale’nin Biga İlçesi’ne bağlı Kemer Köyü yakınlarında, su borusundaki patlağı onarmak için kepçeyle yapılan kazı sırasında üç lahit ortaya çıktı. Lahitlerin bulunduğu alanda Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından kurtarma kazısı başlatıldı.

canakkalede-alt-yapi-calismalari-sirasinda-3-lahit-bulundu-1

Kemer Köyü’ne su akışını sağlayan içme suyu borusu patlayınca onarım çalışması başlatıldı. Parion Antik Kenti yakınındaki boru patlağında kepçeyle onarım çalışması yapılırken, 3 lahite rastlandı. Durum hemen Jandarma ile arkeoloji Müzesi Müdürlüğü yetkililerine bildirildi. Jandarma ve Kemer Köyü Muhtarı sabaha kadar lahitlerin başında nöbet tuttu. Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü ise olay yerine gelerek, kurtarma kazısı başlattı. Yapılan çalışma sonucunda lahitler toprak altından gün yüzüne çıkarıldı. Kepçenin, su borusunu tamir için yaptığı ilk müdahale sırasında lahitlerden ikisinin kapağı kırıldığı belirlendi.

canakkalede-alt-yapi-calismalari-sirasinda-3-lahit-bulundu-2

Köylüler çalışmaları izledi
Akşam saatlerinde lahitlerin kapaklarının açılmasını bekleyen köylülere, kazı ekibi kapağın yarın açılacağını söyledi. Köylüler lahitlerin açılmasını isterken birinde altın olduğunu ileri sürüldü. Kemer Köyü sakinlerinden 72 yaşındaki Ali Koç, “Niye açtırtmıyorlar şimdi bu mezarları? Basın burada, herkes burada. Ne varsa dühnya görsün, niye saklıyorlar. Kepçe operatörü ve muhtar lahitler bulunduğunda ilk anda içinde altın gerdanlık görmüş” dedi.

canakkalede-alt-yapi-calismalari-sirasinda-3-lahit-bulundu

Kemer Köyü Su Ürünleri Kooperatif Başkanı Mustafa Çiftçi ise yakındaki bir demir çelik fabrikasının daha önce burnadan çıkan lahitleri denize attığını ileri sürerek, “Şu anda denizde araştırma yapılsın” dedi.

27.09.2016 Hürriyet

 

664

Çanakkale’nin Ezine ilçesi sınırları içerisinde yer alan Alexandria Troas Antik Kenti ‘deki granit ocakları tamamlanamayan 2 bin yıllık dev sütunlara ev sahipliği yapıyor. Her biri yaklaşık 12 metre uzunluğunda ve 55 ton ağırlığındaki 11 granit sütun, ziyaretçilerden ilgi görüyor.

Çanakkale’nin Ezine ilçesine bağlı Koçali köyünde, dönemin en önemli granit ocaklarının bulunduğu antik Yunan kenti “Alexandria Troas”, ihraç edilmek üzere hazırlanan ancak bilinmeyen nedenle gönderilemeyen ve bozulmadan bugüne ulaşan yaklaşık 2 bin yıllık dev granit sütunlara ev sahipliği yapıyor. Yaklaşık 400 hektarlık alana yayılan antik kentte, her biri 11-12 metre uzunluğunda ve yaklaşık 55 ton ağırlığındaki 11 granit sütun, ziyaretçilerden ilgi görüyor.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurettin Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dönemin en önemli granit ocaklarının Alexandria Troas bölgesinde kurulduğunu belirtti. Arslan, bölgenin Roma dönemindeki en büyük liman kentlerinden birisi olduğunu hatırlatarak, buradaki yaklaşık 2 bin yıllık sütunların granit ocaklarında üretilen en önemli ekonomik kaynaklar olduğunu bildirdi.

Sütunların her birinin 11-12 metre uzunluğunda ve yaklaşık 55 ton ağırlında olduğunu kaydeden Arslan, “Bu bölgedeki ocaklarda büyük sütunlar hazırlanmış. Genelde ocaktan çıkan sütunlar kabaca bırakılır. Üzerinde sadece kama izleri görülebilir ancak bu sütunlar parlatılmış, düzeltilmiş, satışa hazır hale getirilmiş. Yani bunların ihracata yönelik olarak hazırlandığını düşünüyoruz.” diye konuştu.

“Tahminen İtalya’ya götürülüyordu”
Arslan, dev 9 sütunun Koçali köyünde, benzer iki sütunun ise Alexandria Troas Limanı’nda denize düşmüş şekilde kıyıya paralel halde durduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Bu durum gösteriyor ki söz konusu devasa sütunlar muhtemelen gemiye yüklenip yurt dışına bir ülkeye götürülecekti. Tahminen İtalya’ya götürülüyordu. Büyük bir kentte yine büyük bir yapı için hazırlandıklarını tahmin ediyoruz çünkü elimizde bu yapı ile ilgili bir kaynak mevcut değil. O dönemlerde bu büyüklükteki sütunları hazırlayacak kabiliyette sadece bir ya da iki ocak bulunuyor. Sütunların bulunduğu bölgeden yola çıkarak bunların taşıma evrelerine, geçirdikleri safhalara bakacak olursak, gemilere yüklenip yurt dışına diğer ülkelere götürülmüşler. Tabii büyüklükleri, ağırlıkları çok fazla. Süreç nasıl işlemiş o dönemdeki teknolojiyle gerçekten çok önemli bunlar. Koçali köyünde kalanlar niye burada bırakıldı, niye götürülmekten vazgeçildi? Kesin olarak bilinmiyor. Muhtemelen burada bırakılan sütunların kullanılacağı yapıyla ilgili bir değişiklik söz konusu oldu. Bu ekonomik bir kriz olabilir, siyasi değişiklikler olabilir. Yazılı kaynaklar olmadığı için bunları söylemek zor. Ancak sütunların boyutsal olarak karşılaştırmaları sonucunda bunların M.S. 3 ya da 4’üncü yüzyılda hazırlanmış olduklarını söyleyebiliriz.”

20.08.2016 Anadolu Ajansı

901

Çanakkale’nin Eceabat ilçesinde yer alan Maydos Kilisetepe Höyüğü’nde yapılan 2016 yılı kazı çalışmalarında yapı kalıntılarıyla birlikte kemik, seramik, taştan aletler, taş baltalar ve rölyef parçalarının yanı sıra Tunç Çağı’na ait kemikten bir kemer parçası bulundu.

15 Temmuz 2016 tarihinde başlatılan kazı çalışmaların bu yılki bölümünün sona erdiğini belirten Kazı Başkanı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Göksel Sazcı bu yıl ağırlıklı olarak önceki yıllarda ortaya çıkartılan malzemelerin detaylı çalışmalarını yaptıklarını; bunun yanı sıra tarihleme, yerleşim planı ve höyük tabakalaşmasıyla ilgili sondajlarda bulunduklarını belirtti.

“Tunç Çağına ait eserler bulduk”
Buluntu olarak yeni yapı kalıntılarıyla birlikte, tüm kaplar, kemik, seramik ve taştan aletler, taş baltalar, rölyef parçaları bulduklarını ifade eden Sazcı ilginç sayılabilecek buluntular arasında ise Tunç Çağı’na tarihlenen kemikten bir kemer parçası bulduklarını söyledi. Ayrıca hayvan kemiklerinin de bu yıl detaylı incelendiğini, antik Maydosluların besin ekonomisinde koyun, keçi, domuz ve sığırın yanı sıra balıkçılığın da çok önemli yer tuttuğunu, orkinos, lüfer, palamut, çipura ve hatta yunus balığı ile birlikte çok sayıda midye türü ve yengeç kalıntılarının ele geçtiğini ifade etti.

Buluntular arasında Balkan kökenli eserler var
Çanakkale Boğazı’nın Avrupa kıyısında yer alan Maydos Kilisetepe Höyüğü kazılarında ele geçen buluntuların arasında çok sayıda Balkan kökenli eser olduğunu ifade eden Sazcı, ‘Tunç Çağı buluntularının Balkan Ülkeleri’nde tarihleme sorunları olduğunu ve Maydos Kilisetepe Höyüğü’nün bulunduğu konum itibarı ile, Balkan buluntularının Ege ve Anadolu kültürü buluntularına bağlanmasında önemli rol üstlendiğini’ söyledi.

Günümüze kadar höyüğün batı kısmında çalışma yaptıklarını, höyüğün tarihlenmesi ve tabakalanması konusunda çok önemli ilerleme sağladıklarını ifade eden Sazcı, önümüzdeki yıllarda kazı ödeneklerinin iyileşmesini umduklarını ve bu sayede höyüğün merkezinde ve denize bakan doğu kısmında gerçekleştirecekleri çalışmalarla özellikle Tunç Çağı arkeolojisi için çok daha önemli sonuçların elde edileceğini belirtti.

02.09.2016 canakkaletravel.com Haber: Ayhan Öncü

801

Çanakkale’nin Biga ilçesinde yer alan Parion Antik Kenti’ndeki 2 bin 800 yıllık gümrük merkezi gün yüzüne çıkıyor.

parion-antik-kentinde-2-bin-800-yillik-gumruk-merkezi-ortaya-cikiyor (2)

Çanakkale’nin Biga ilçesinde Kemer Köyü sınırlarında yer alan 2 bin 800 yıllık bir geçmişe sahip Parion Antik Kenti’ndeki arkeolojik kazılar Temmuz ayında başladı. İlk arkeolojik kazıların 2005 yılında başlatıldığı Parion antik kentinde bu sezon 60 kişilik bilimsel ekip tarihi değerlerin gün yüzüne çıkarılması ve korunması amacıyla çalışıyor.

Roma İmparatorluğu’nun gümrük işlemlerinin yapıldığı zengin bir liman kenti olan Parion kazılarında tarihi değerlerin gün yüzüne çıkarılmasına Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vedat Keleş başkanlık ediyor. İÇDAŞ A.Ş. tarihi kazılara 2005 yılından bu yana sponsorluk desteği veriyor. Bu sezon kazılarda 16 arkeolog, 1 Epigraf, 2 mimar, 1 mimar-restoratör, 7 konservatör-restoratör ve ülkemizin 10 farklı üniversitesinden 32 öğrenciden oluşan ekip görev yapıyor.

parion-antik-kentinde-2-bin-800-yillik-gumruk-merkezi-ortaya-cikiyor

Prof. Dr. Vedat Keleş, 2016 kazı sezonunda çalışmalarının geçen sezonlarda başlanılan Roma tiyatrosu, Roma hamamı, yamaç hamamı, agora ve dükkanlar, odeion, güney nekropolü, sondaj 8 ve aquadukt alanlarında sürdürülmesinin planlandığını söyledi. Ayrıca Keleş, “Bunların yanında yine daha önce ortaya çıkarılan oda mezarlarda da bir takım çalışmalar gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Kazı çalışmalarının yanında restorasyon ve konservasyon çalışmalarına da büyük ağırlık vereceğiz. Konservasyon laboratuvarında taşınabilir arkeolojik buluntuların aktif ve pasif konservasyonları gerçekleştirilecek. Arazide ise tüm yapılarda restorasyon ve sağlıklaştırma çalışmaları yapacağız” dedi.

Vedat Keleş, “Bir Medeniyet Uyanıyor: Parion” başlığında değerlendirilen tarihi antik kentin ören yeri olarak tanıtımının aktif yapılmasının da hedeflendiğini belirtti. Keleş projeyi şu sözlerle anlattı: “Biga Kaymakamlığı bünyesinde yapılan, Güney Marmara Kalkınma Ajansı ve bir kısmı da Parion Kazıları Ana Sponsoru  İÇDAŞ A.Ş. tarafından finanse ediliyor. Ören yerinin aktif tanıtımının yapılmasını hedefliyoruz. İçerisinde Roma Hamamı geçici üst örtüsü, Geç Bizans Şapeli (Sevgililer Şapeli) geçici üst örtüsü ve çevre düzenlemesi, tanıtım broşürleri, afişler, tanıtım CD leri, bilgilendirme levhaları, aydınlatma projeleri, kiosk ve maket gibi bir çok çalışma bulunuyor.”

Parion antik kenti kazılarında bu sezon üçüncü kez ‘minik arkeologlar’ projesi gerçekleştirilecek. Ayrıca köy toplantıları gibi kültürel değerlere sahip çıkılması noktasında toplantılar yapılması da planlanıyor. Vedat Keleş, Roma tiyatrosunda yapılan çalışmaları içeren bilimsel kitabın da tamamlandığını yayına hazır olduğu söyledi.