Perşembe, Şubat 23, 2017
Etiketler Posts tagged with "Çatalhöyük"

Çatalhöyük

by -
303

Konya’da Çatalhöyük kazılarında geçtiğimiz yıl bulunan iki kadın heykelciği, ‘Ana Tanrıça’yı değil, ‘yaşlı kadınları’ sembolize ediyor. Kazı Başkanı Hodder, “Bu figürlerin ana tanrıça yerine, yaşamları boyunca toplumsal bir statü ve prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülmektedir” dedi.

catalhoyukteki-iki-kadin-heykelcigi-yasli-kadinlari-sembolize-ediyor-olabilir

Konya’nın Çumra İlçesi’ndeki Çatalhöyük’ün 1958 yılında arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilmesinin ardından kazılar, 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapıldı. Verilen aranın ardından 1993 yılında yeniden başlayan kazı çalışmaları, Stanford Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında yürütülüyor.

2 Taş Kadın Figürü Bulundu
Geçtiğimiz sezon Haziran ayında başlayıp Ağustos ayında sona eren Çatalhöyük kazı çalışmalarıyla ilgili hazırlanan ve ‘www.catalhoyuk.com’ adlı internet sitesinde yayınlanan 2016 yılı kazı raporunda, yapılan çalışmalarla ilgili bilgi veren Kazı Başkanı Prof.Dr. Ian Hodder, oldukça ilginç bulgulara rastlanıldığını söyledi. Prof.Dr. Hodder, bu yıl için hazırlanan raporda, doğu duvarı yakınlarında bulunan göbekleri, kalçaları ve göğüsleri oldukça belirgin 2 taş kadın figürünün bu sezonun en ilgi uyandıran buluntuları olduğunu söyledi.

İlk figürün de doğu duvarının yanında bir mezarın hemen sağ köşesinde bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hodder, şunları söyledi: ”Platformun yapılma süreciyle ilişkilendirilecek bu buluntu yerine objenin kasti olarak konulduğu ve üzerine yeni platformun yapıldığı düşünülmektedir. Mermerden yapılan bu figürin obsidyen bir bıçak parçasıyla yan yana bulunmuştur. Bu figürinden birkaç gün sonra büyük olan figürün hemen kuzeyinde, bir kireç öbeğinin içinde ikinci figür bulunmuştur. Kireç taşından yapılmış bu figürinin baş kısmının yakınlarında bir ayna gibi parlak ve yansıtıcı bir galen parçası ve iki adet boncuk bulunmuştur. Obje asılı bir şekilde taşınıyormuşçasına baş kısmında iki adet deliğe sahiptir.”

catalhoyukteki-iki-kadin-heykelcigi-yasli-kadinlari-sembolize-ediyor-olabilir-1

Birlikte Gömülmeleri Sıra Dışı Bir Durumdur
Bu buluntuların kasti olarak yerleştirmeyi gösterdiğini ve son derece büyük önem arz ettiğini ifade eden Prof. Dr. Hodder, ”Bulundukları yerler ve obsidyen galen gibi başka objelerle birlikte gömülmeleri sıra dışı bir durumdur. Sit alanının üst katmanlarında platformların altına mezar gömülmesi uygulaması daha eski katmanlarda olduğu gibi eşine sıklıkla rastlanan bir durum değildir. Bu da bu objelerin insan gömülerinin yerini almış olabileceğini düşündürmektedir. Kesin olan bir şey var ki o da bu gömme işlemleri platformların kapanıp açılmasının önemine işaret etmektedir.” dedi.

Ana Tanrıçayı Değil, Yaşlı Kadınları Temsil Ediyor
Figürlerin bulunduğu ve basına yansıdığı dönem medyanın büyük bir çoğunluğu bu figürinleri Çatalhöyük’ün meşhur ‘Ana Tanrıçaları’ (Kibele) olarak lanse ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Hodder, şöyle dedi: ”Ancak, araştırmacılar Lynn Meskell, Carolyn Nakamura ve Lindsay Der tarafından gerçekleştirilen araştırmalar, bu objelerdeki göğüs-kalça-göbek üçlüsünün insan figürinlerinde ön plana çıkarılmasına bir örnek olduğunu ve bu bölgelerdeki sarkmaların olgun kadın betimlemesi olduğunun altını çizmektedir. Bu figürlerin ana tanrıça yerine yaşamları boyunca toplumsal bir statü ve prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülmektedir.”

13.01.2017 Sabah

by -
400

Türkiye’de 2016 yılında yürütülen 554 arkeolojik kazı ve araştırmada, içlerinde Çatalhöyük’te bulunan Kadın Heykelciği ve Kınık Höyük’te bulunan Akamenid Dönemi’ne ait volkanik kayaçtan yapılmış şahin heykelciği ile beraber 2 bin 288 tarihi eser toprak altından çıkarıldı.

Türkiye’nin değişik bölgelerinde yürütülen kazılarda sikke, pişmiş toprak kap, taş eser ve heykel gibi farklı türlerde eserler gün ışığına kavuşurken, geçtiğimiz kasım ayı verileri Bakanlar Kurulu kararıyla 554 arkeolojik faaliyetin yürütüldüğünü gösteriyor. Anadolu topraklarında bulunan bu tarihi zenginlikler, yerli ve yabancı bilim insanları tarafından yapılan kazı, restorasyon ve yüzey araştırmalarıyla bilim dünyasına sunuluyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-2

“Eşsiz” Kadın Heykelciği Bulundu
Konya Çatalhöyük’te Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında gerçekleştirilen kazılarda bulunan M.Ö. 8 bin ile 5 bin 500 Neolitik Dönem’e ait kadın figürü bu kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin en önemlilerinden biri olarak gösteriliyor. Yüksek kalitede işçilikle yapılması ve vücudunun tüm parçalarının eksiksiz bulunması dolayısıyla bu heykelcik “eşsiz” olarak nitelendiriliyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-4

Niğde Kınık Höyük’te Prof. Dr. Lorenzo D’Alfonso başkanlığında gerçekleştirilen kazı çalışmalarında bulunan Akamenid Dönemi’ne ait volkanik kayaçtan (riyolit) yapılmış şahin heykelciği de diğer bir önemli eser.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-3

3 bin 500 Yıllık Mühür Bulundu
Bu yıl ki kazılarda, Hitit dönemine ait yaklaşık 3 bin 500 yıllık bir de mühür bulundu. Adana’daki Tatarlı Höyük’te Yrd. Doç. Dr. Serdar Girginer başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında açığa çıkan eserin, M.Ö 13’üncü yüzyıla, ünlü Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın da yaşadığı döneme ait olduğu tahmin ediliyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-1

Ordu Kurul Kalesi’nde 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen 110 santimetre yüksekliğinde mermerden yapılmış Ana Tanrıça Kibele heykeli de gün yüzüne çıkarılan önemli eserler arasında yer alıyor. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında sürdürülen kazıda bulunan heykel, yaklaşık 200 kilogram ağırlığında.

Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı akademisyenin başkanlığında, Bakanlığın izniyle gerçekleştirilen kazılarda, binlerce eser ortaya çıkarken, gün ışığına kavuşan bu envanter niteliğindeki eserler, tasnif çalışmalarının ardından müzelerde teşhire hazır hale getiriliyor.

19.12.2016 basin.kulturturizm.gov.tr

by -
189

Kıbrıs tarzı çömleklere Demir Çağı Anadolu’sunda ilgi hayli yoğundu. Yapılan araştırmalar göre çömleklerin hepsinin Kıbrıs’tan gelmediği ve yüksek talebin çömlek ustalarını yerli üretime yönlendirdiğine işaret ediyor.

demircagi-anadolusunda-kibris-comleklerine-ilgi-yogundu

Florida Üniversitesi’nden Steven Karacic ile Chicago Üniversitesi’nden James Osbourne Hatay çevresindeki üç yerleşimde bulunan çömleklerin kimyasal bilişimlerini analiz ettiler. Sonuçlara göre ithal ve yerli Kıbrıs çömlekleri birbirlerinden farklı kimyasal izler taşıyordu. Bu sonuçtan yola çıkan iki bilim adamı hangi çömleklerin Anadolu’da üretildiğini belirledi.

Plos One’da yayınlanan çalışmaya göre Çatalhöyük ve  sakinleri Kıbrıs’tan gelen çömlekleri kullanırken, Tell Tayinat’te yaşayanlar yerel üretim ve ithal karışımı Kıbrıs tarzı eşyalara sahipti.

Chicago Üniversitesi’nin ev sahipliğini yaptığı koleksiyon üzerinde incelemelerde bulunan Karacic ve Osbourne eşyalara yüksek enerji X-ışını tuttu. Atomlar enerjiyi emince çok az oranda radyasyon püskürttü. İkinci salımda eşyaların kimyasal oluşumu hakkında ipuçlarına ulaşılabildi. Farklı kimyasallar farklı enerji salımları çıkarmıştı.

Tell Tayinat’teki benzer çömlekler (Kıbrıs tarzında olmayan yerel üretim) farklı salım gösterirken Çatalhöyük ve Tell Judaidah çömlekleri bambaşka izler taşıyordu.

Yapılan teknik ve deneysel araştırmalar sonucunda Karacic ve Osbourne, Kıbrıs üretimiyle yerel üretilmiş Tell Tayinat çömlekleri arasında belirgin farklara ulaştı.

Peki o halde Tell Tayinat’te Kıbrıs çömleği üretimi varken diğer iki yerleşmede neden yoktu? Karacic ve Osbourne’a göre varlıklı Tell Tayinat’te yapılan şölenler Kıbrıs çömleklerine talebi artırmış ve yerel çömlekçilerin kopyaladıkları bir şekilde Anadolu’ya taşımaya itmişti.

01.12.2016 cosmosmagazine.com Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
4859

Anadolu coğrafyası, gerek jeopolitik konumu, gerekse sahip olduğu verimli topraklar sayesinde insanoğlunun her dönemde tercih ettiği bir yerleşim alanı oldu. İnsan, doğası gereği başlattığı inancı çeşitli şekillerde toplu tapınım alanlarında sürdürdü. İşte Anadolu’nun geçirdiği inanç kronolojisinin en önde gelen mabetleri:

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi

1.Göbekli Tepe
Şanlıurfa’da yer alan Göbekli Tepe’yi artık duymayan yoktur. Ününü T biçimli sütunlarıyla, dairesel planlı yontulmuş taşlarıyla kazanan Göbekli Tepe, bilinen dünyanın en eski toplu tapınma alanı. Tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanıyor. İnsanların güncel yaşamlarını sürdürmek için çanak çömlek yapımı ya da tarımsal faaliyetlerinden daha fazlasını keşfetmeden önce, en büyüğünün 16 tondan fazla stilize insan biçimli taşlar inşa etmesi, inancın yaşamdaki önemine dikkat çekiyor. Göbekli Tepe, UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası’na aday gösterildi.

2.Çatalhöyük
Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra ilçesinin kuzeyinde yer alan Çatalhöyük, 9 bin yıllık tarihi ile Neolitik ve Kalkolitik Dönem’de Yakındoğu’ya ait en büyük köy olarak bilinir.  Müthiş buluntuları ve neolitik dönemi aydınlatması nedeniyle oldukça önemli bir yerleşim yeri olan Çatalhöyük, Anadolu’daki en eski ana tanrıça kült merkezi olarak kabul ediliyor. Ayrıca evlerin içinde boğa başları ve boynuzları gibi bazı kabartmalar bulunuyor. Çatalhöyük’te yaşayanların inanç kültürlerine ait bulguları içinde barındıran bu kutsal mekanların duvarlarında boğa başlarının yanı sıra, boğa figürleri, insan ve diğer hayvanlara ait duvar resimleri yer almakta. Çatalhöyük, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-2

3.Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı
Çorum’un Boğazkale İlçesi’ne bağlı Hitit başkenti Hattuşa’ya 2 km mesafede yer alır. Hititlere ait Orta Anadolu’daki tapınakların en güzel örneklerindendir. Burada “Bin tanrılı” Hitit panteonunun belli tanrıları değil, çok sayıda tanrı ve tanrıça kabartması yer almaktadır.  M.Ö. 13. yy’a tarihlenir. A, B ve C olarak adlandırılan üç galeriden oluşur. Uzun koridorlardan oluşan bu galerilerde tanrılara sunumlar bırakmak için küçük nişler yer alır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-3

4.Athena Tapınağı (Assos Antik Kenti)
Çanakkale’nin, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale Köyü’nde bulunan ve Edremit Körfezi ile Midilli’ye hakim bir tepe üzerine kurulu Athena Tapınağı, M.Ö. 525 yılında inşa edildi. Tapınak baş tanrı Zeus’un çok sevdiği kızı sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiştir. Athena Assos’un koruyucu tanrısıdır. Anadolu’da bilinen ilk Arkaik Çağ Dor düzenli mimari örneğidir. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800’lü yıllarda Amerikalılar tarafından yurt dışına götürülmüştür.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-4

5.Artemis Tapınağı (Efes Antik Kenti)
Tanrıça Artemis’e adanan tapınak, İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı, Efes Antik Kenti’nde yer almaktadır. M.Ö. 5. yy’da inşa edildiği sanılan ve Dünya’nın 7 harikası arasına girmiş Artemis Tapınağı’na ait bugün sadece yerini belirlemek adına konulmuş bir adet sütun parçası bulunmaktadır. Dönemin en ünlü heykeltıraşlarının çalıştığı yapıya ait parçalar British Museum’da sergilenmekte. Tapınağın kült heykeli Artemis ise Selçuk Müzesi’nde yer alıyor.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-5

6.Zeus Tapınağı (Aizanoi Antik Kenti)
Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi’nde yer alan Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı’dır. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Tiyatroya bitişik stadyum, mozaikli hamamları ve gymnasium, köprüler, nekropol alanları ve borsa yapısı kentin en önemli öğelerini oluşturur. Kentin tapınağı, MS 2. yy’ın 2. çeyreğinde inşa edilmeye başlanmıştır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-6

7.Ayasofya
İstanbul’un sembollerinden olan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.  Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında kubbe yüksekliği ile övünerek 3. kez inşa edilmiştir. 1453’te  İstanbul’un kuşatılması nedeniyle Aysaofya’da Kostantinapolis halkı topluca dua yapmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya dokunmayarak camiye çevirmiştir. 1 Şubat 1935 tarihinde Ayasofya müze olarak hizmete açıldı.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-8

8.Divriği Ulu Cami
Sivas’ın Divriği İlçesi’nde yer almaktadır. Cami, türbe, darüşşifadan oluşan yapılar topluluğudur. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiştir. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı kompleksinin Baş Mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’tır.  1985 yılında UNESCO Dünya miras listesine dahil edilmiştir. Üzerinde 25 farklı kubbe modeli bulunmaktadır. Kapılarında ve mimarisinde Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örnekleri işlenmiştir.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-7

9.Sultanahmet Cami
İstanbul’da yerli ziyaretçisi kadar yurt dışında da ün yapmış Sultanahmet Cami, içindeki 20 bin kadar mavi, yeşil ve beyaz İznik çinileri ile “Mavi Cami-Blue Mosque” olarak da bilinir. Cami, medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve türbeden oluşan külliye içinde yer almaktadır. Ahmet’in Sedefkar Mehmet Ağa’ya 1609-1616 yılları arasında yaptırdığı cami, Türkiye’nin ilk altı minareli camisidir. Osmanlı Dönemi’nin en güzel, en ihtişamlı camilerindendir. 206 pencere ile cami içi aydınlatılmaktadır. Geniş kubbesinin yükü dört fil ayağı ile yere indirilmiştir.  1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.

by -
1255

Konya’nın Çumra İlçesi’ndeki 9 bin yıllık neolitik yerleşim yeri Çatalhöyük’teki geçen yıl yapılan kazı çalışmalarında insan başına benzetilen taş bulundu.

Çatalhöyük’ün 1958 yılında arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilmesinin ardından kazılar, 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapıldı. Verilen aranın ardından 1993 yılında yeniden başlayan kazı çalışmaları Stanford Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında yürütülüyor. Geçtiğimiz sezon haziran ayında başlayıp ağustos ayında sona eren Çatalhöyük kazı çalışmalarıyla ilgili hazırlanan ve ‘www.catalhoyuk.com’ adlı internet sitesinde yayınlanan 2015 yılı kazı raporunda yapılan çalışmalarla ilgili bilgi veren Kazı Başkanı Prof. Dr. Ian Hodder, oldukça ilginç bulgulara rastlanıldığını belirterek, bunlardan en önemlisinin insan biçimli taş heykel olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ian Hodder, şöyle konuştu: “2015 sezonunda Çatalhöyük’te oldukça ilginç buluntular gün ışığına çıkarıldı. Bunlardan en dikkat çekici olanlarından biri bina 132’de bulunan, boyalı antropomorfik (insan biçimli) baş oldu. Bir hayvan ya da insan olarak yorumlanabilecek ve kasıtlı olarak belirsiz bırakılmış olabilecek bu yüzde gözlerin yerlerine obsidyen (doğal yollarla oluşan volkanik kökenli cam türü) pullar yerleştirilmiş ve yüz boyanmıştır. Bu nitelikte bir obsidyen kullanımına Çatalhöyük’te ilk kez rastlanmaktadır ve Neolitik Anadolu’da da oldukça nadir olarak gözlenmektedir.”

catalhoyukte-insan-basi-bicimli-tas-heykel-bulundu-1

Prof. Dr. Hodder, raporda ‘TPC’ olarak adlandırılan başka bir bölümde de kafası bedenden ayrılmış bir taş figürün bulunduğunu belirtti. Prof. Dr. Hodder, “TPC alanında, geç döneme ait bir binanın moloz yığını arasında şimdiye kadar bulunan figürler arasında en iyisi olan bir taş figür bulunmuştur. Birçok örnekte olduğu gibi, gömülmeden bir süre öncesinde kafası bedenden ayrılmış ancak vücudunun biçimi düzgün bir durumdadır. Bu tarzdaki figürlerin arazinin daha üst seviyelerinde bulunmuş olması, vahşi hayvanlarla ilişkilendirilen ritüellerden ziyade, evsel üretime işaret eden toplumsal değişimleri destekleyen diğer kanıtlarla örtüşmektedir” dedi.

catalhoyukte-insan-basi-bicimli-tas-heykel-bulundu-2

ÇATALHÖYÜK HAVADAN GÖRÜNTÜLENDİ
İnsansız hava araçlarıyla Çatalhöyük’ün görüntülerinin de çekildiğini ifade eden Prof. Dr. Hodder, “İnsansız Hava Aracı incelemesi 2015 kazı sezonu boyunca Duke ve UC Merced Üniversitelerinden ekipler Çatalhöyük’te uzaktan kumandalı küçük hava araçlarının kullanımını deneyimlediler. Alçak irtifa uçuşları kazı yapılan alanları kayıt altına alırken; yüksek irtifa uçuşları Çatalhöyük’ün Konya Ovası’ndaki diğer neolitik yerleşim yerleri ile olan ilişkisini daha iyi anlamak amacıyla Çatalhöyük ve çevresinin genel çevresel özelliklerini kayıt altına almıştır. Bu hava incelemesi ile bütün bir SİT alanının 2 santimetrelik bir doğruluk mertebesinde dijital olarak referanslandırılmış foto planı, dijital yüzey modeli, SİT alanı ve çevresinin dijital arazi modeli çıkarılmıştır. Bunlara ek olarak, Çatalhöyük’ün kuzey ve güney koruganlarının içerisinde de çevresel koşullara maruz kalan kazılmış neolitik mimari öğelerin uzun vadeli korunma durumlarını izlemek için konservasyon ekibi ile birlikte detaylı uçuşlar ve belgelemeler gerçekleştirilmiştir” diye konuştu.

19.01.2016 Radikal

by -
3599

Volkanik taşlar üzerinde yapılan tarihlendirme, Çatalhöyük’teki 8 bin 600 yıllık duvar resmi üzerindeki tartışmayı noktalıyor.

Amerikalı ve Türk arkeologların, Konya yakınlarındaki Hasan Dağı’nın zirvesindeki volkanik döküntüler üzerinde yaptıkları tarihlendirme çalışması, dünyanın en eski neolitik yerleşme yerlerinden olan Çatalhöyük’te bulunan bir duvar resminin patlamayı temsil edip etmediği yolundaki tartışmaya sonuç getirmiş görünüyor. İkili zirvesiyle tanınan Hasan Dağı, Çatalhöyük bir toplu yerleşim merkezi olarak ortaya çıktıktan sonra patlamış.

catalhoyukte-yanardag-patlamasinin-resmedildigi-kesinlesti-2

Konya yakınlarındaki Çatalhöyük’te yapılan kazılarda yerleşkenin VII katındaki bir evin kalıntılarında bulunup günümüzün 8 bin 600 yıl öncesine tarihlendirilen ve üzerinde noktalar bulunan bir şekille altındaki bir yerleşim krokisini andıran geometrik şekillerin neyi temsil ettikleri uzun süredir arkeologlar arasında tartışma konusuydu. İngiliz arkeolog James Mellaart ve sonraki bazı arkeologlar, Çatalhöyük’te sıkça rastlanan leopar motiflerine işaret ederek duvar resmini bir leopar derisi, altındakileri de geometrik desenler biçiminde yorumlamışlardı. Başkalarına göreyse, Hasan Dağı gibi iki tepeli resim, yanardağ patlamasını ve fırlayan “volkan bombaları” ya da yarı katı lav parçalarını, alttaki şekillerse yerleşkeyi temsil ediyordu.

catalhoyukte-yanardag-patlamasinin-resmedildigi-kesinlesti

California Üniversitesi’nden (Los Angeles) Alex K. Schmitt yönetiminde, aynı üniversiteden Oscar M. Lovera, Ankara’da ATERRA R&D kurumundan Erkan Aydar, Hacettepe Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Erdal Şen ve İnan Ulusoy ile Yeni Zelanda’daki Waikato Üniversitesi’nden Martin Danışık’tan oluşan ekip, resimdeki şekli en çok andıran ve Çatalhöyük’ün 130 km kuzeydoğusunda bulunan çift zirveli Hasan Dağı’ndaki krater ağzı ve tabanından örnekler toplayarak incelemişler. Örneklerdeki zirkon kristalleri içinde uranyumun, alfa bozunumuyla toryuma dönüşme hızını temel alan araştırmaların açık erişimli “Public Library of Science” adlı sitede yayımlanan bulgularına göre, Hasan Dağı  640 yıllık hata payıyla 8900 yıl önce geniş bir çevreden izlenebilecek bir patlama yapmış. Araştırmalar ayrıca  tabanında 29.000 yıl önce de bir patlamanın meydana gelmiş olduğu Hasan Dağı’nın altındaki mağma faaliyetinin devam ettiğini göstermiş.

23.12.2015 kurious.ku.edu.tr

by -
919

İngiltere’deki Bristol Üniversitesi uzmanlarınca yürütülen bir çalışma, insanların arıları Taş Devri’nde de kullandığını ortaya çıkardı. Buna göre, Türkiye topraklarındaki insanlar, bal arılarından en az 8 bin 500 yıl önce de faydalanıyordu.

Nature Dergisi’nde yayınlanan araştırmanın sonuçlarına yönelik makele, Konya Çatalhöyük’te bulunan ve milattan önce 7’nci milenyumla tarihlenen çömleklerde balmumu kullanıldığını ortaya koydu. Bu da Neolitik dönem çiftçilerinin arı ürünlerini kullandığına dair en eski kanıt olarak kayıtlara geçti. Avrupa’daki birçok başkaca Neolitik alandan çıkarılan çömleklerde de ayırıcı kimyasal balmumu izlerine rastlandı. 

Kimya Profesörü Richard Evershed liderliğinde yürütülen ve 20 yıllık bir araştırmanın ürünü olan makalede, 150’den fazla arkeoloji alanında bulunan 6 bini aşkın parçadaki kimyasal bileşimler incelendi.

SERAMİKLERİ SU GEÇİRMEZ HALE GETİRMEK İÇİN
Makalenin Başyazarı Dr. Melanie Roffet-Salque, “Bal arısının kullanılmasının en açık nedeni bal. Çünkü bu, tarih öncesi insanlar için nadir bir tatlandırıcı. Fakat balmumu, kendi içinde çeşitli teknik, ritüel, kozmetik ve tıbbi amaçlarla, örneğin gözenekli seramik araçları su geçirmez hale getirmek için kullanılmış olabilir” dedi.

ABD’deki Mounth St. Joseph Üniversitesi’nden Biyoloji Profesörü Gene Kritsky makaleye ilişkin değerlendirmesinde, çömleklerdeki balmumu varlığının, tarih öncesi dönem çiftçilerinin arıcılık yaptığını değil, balmumu ve baldan faydalandıklarını gösterdiğini söyledi. Kritsky, araştırmanın insanların arı ürünlerini kullanmasının tarihini bilinenden en az 2 bin yıl geri götürdüğünü belirtti.

dunyanin-en-eski-balmumu-kalintisi-turkiyede-bulundu-1

İLK TARIMCI TOPLULUKLARDAN BİRİ
Dünya’nın en eski yerleşimlerinden biri olan Çatalhöyük’te yaşayan insanlar, ilk tarımcı topluluklardan da biridir. Çatalhöyük, bu özelliklerinin bir sonucu olarak 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklendi. UNESCO tarafından 2012 yılında Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmesine karar verildi.

12.11.2015 Hürriyet

by -
836

Yapı Kredi’nin ana sponsorlarından olduğu, 2012 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren Çatalhöyük kazıları 22. yılını tamamladı. Sonuçları ve buluntularıyla Anadolu Neolitik tarihine büyük katkılar sağlayan kazıları Stanford Üniversitesi adına Prof. Ian Hodder yürütüyor. Önümüzdeki yıl arkeolojik kazıları sonlandıracağını ve 2 yıl da araştırma yürütüp Çatalhöyük kazı başkanlığı görevini bırakacağını söyledi.

Hodder Çatalhöyük’te yaşayan toplumla ilgili önemli sonuçlar elde ettiklerini, barış ve eşit şartlarda yaşayan halkların savaş ve kavga etmeksizin yaşadıklarını mezarlardan çıkan buluntularda görmenin mümkün olduğunu kaydetti. Mızrak, balta gibi kesici aletlerle yaralanan ve ölen insan iskeletlerine ulaşılmamış olmasının bu tezi güçlendirdiğini anlatan Hodder, Prof. Mehmet Özdoğan’ınAvrupa kültürünün temeli Çatalhöyük’tür tezine katılıyor musunuz sorumuza da şöyle cevap verdi; ‘’Özdoğan haklı. Nüfus Çatalhöyük’te büyüyor. Dolayısıyla evlerin yoğunluğu da artıyor. 8 bin kişi artık yaşayamaz duruma geliyor ve salgın hastalıklar baş gösteriyor. M.Ö. 6500 yıllarından sonra çevreye bir yayılma başlıyor. Binlerce yılı alıyor bu yayılma. Alman genlerinde Orta Anadolu gen yapısının özelliklerini görüyoruz. “

Çatalhöyük kazılarında Göbeklitepe’deki gibi bir tapınak bulgusuna rastlamadıklarını belirten Prof. Hodder, “Jeoradar yöntemi ile tarama yaptık. Sadece ev yapıları bulduk. Çatalhöyük’te tapınakların evler olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bir tapınak alanı olması çok düşük ihtimal. “

Yapı Kredi Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik Yöneticisi Nurcan Erhan, Çatalhöyük kazılarını 19 yıldır desteklediklerinin altını çizerek, “Çatalhöyük kazılarında her yıl insanlık tarihine ışık tutan bulgular ortaya çıkarılıyor. Uzun yıllardır destek verdiğimiz Çatalhöyük neolitik kentinin, 2012 Temmuz ayında UNESCO Dünya Miras Komitesi tarafından Dünya Mirası Listesine kaydedilmesi ise ülkemiz için ayrı bir gurur kaynağı. Bu kültür abidesinin ortaya çıkarılmasına, korunmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunan bir kurum olmanın mutluluğunu yaşadığımızı belirtmek isteriz” şeklinde konuştu.

Kazılar arasında çıkarılan önemli bulgular arasında 9000 yıllık bir duvar resmi, bir obsidyen ayna, yer altının yapı planları, el izleri, nadir görülen dekoratif amaçlı kullanılan çakıl taşından yapılmış hançerler, çamurdan ya da taştan yapılan insan ya da hayvan figürleri dünyanın ilk kendirden dokunmuş kumaş parçalarından biri, alçılanmış kafatası, 2 insan 2 de boğa başı kazınmış demlik, yaşam döngüsünü temsil eden kafası olmayan kadın heykelciği bulunuyor.

09.08.2015 Radikal Haber: Ömer Erbil

by -
1121

Diyarbakır Surları, Hevsel Bahçeleri ve Efes Antik Kenti’nin “Dünya Miras” listesine alınması kararıyla Türkiye’nin listedeki kültür varlığı sayısı 15’e çıktı.

Türkiye’nin, BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) “Dünya Miras” listesindeki kültür varlığı sayısı, Diyarbakır Surları, Hevsel Bahçeleri ve Efes Antik Kenti’nin eklenmesiyle 15’e yükseldi.

AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen Dünya Miras Komitesi 39. Dönem Toplantısı’nda Cumartesi günü Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, Pazar günü de Efes Antik Kenti listeye alındı. Böylece Türkiye’nin listedeki kültür varlığı sayısı 15’e çıktı.

Türkiye’nin listedeki diğer kültür varlıkları
Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılması ortaya çıkan Kapadokya ve Göreme Milli Parkı 1985’te listeye girdi. Hristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan Kapadokya, her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor.

Aynı yıl listeye girmeye hak kazanan Sivas’taki Divriği Ulu Cami’deki güneşin konumuna göre ortaya çıkan “namaz kılan insan” siluetleri ile diğer gölgeler, ziyaretçilerin ilgi odağı oluyor.

Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük imparatorluklara başkentlik yapan İstanbul’daki tarihi mekanlar ise 1985’te Dünya Miras listesine dahil edildi.

Bugünkü Çorum’un Sungurlu ilçesinin güneydoğusunda yer alan Hitit Devleti’nin başkenti Hattutaş ise listeye 1986’da alındı. Kent, sanat ve mimarlık alanında gelişmiş bir bölge olarak biliniyor. 

Dünyanın 8 harikasından biri olan ve Adıyaman sınırlarında bulunan Nemrut Dağı ise 1987’de listeye girmeye hak kazandı.

Safranbolu’dan Truva’ya

Pamukkale ve Hierapolis Milli Parkı ve Antik Çağ’da Likya’nın en büyük idari merkezi olan Fethiye’nin Kınık köyü yakınlarındaki Xanthos ile dini merkez konumundaki Letoon 1988 yılında UNESCO Dünya Miras listesine alındı.

Geleneksel kent dokusu, ahşap yığma evleri ve anıtsal yapılarıyla bütünü sit ilan edilmiş ender kentlerden biri olarak Safranbolu ise 1994’te listeye girdi.

Dünyadaki en ünlü antik kentlerden biri olan Truva ise 1998’de Dünya Mirasları listesine girmeyi başardı.

İstanbul’un fethinden önce Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan Edirne’nin en önemli anıtsal eseri olan ve şehrin siluetini taçlandıran Selimiye Cami ve Külliyesi, UNESCO Dünya Miras Komitesi’nce 2011’de listeye eklendi.

İnsanlığın gelişiminde önemli bir evre olan yerleşik toplumsal hayata geçişle birlikte, tarımın başlangıcı ve avcılık gibi önemli sosyal değişim ve gelişmelere tanıklık eden Konya sınırlarındaki Çatalhöyük Neolitik Kenti de aynı listeye 2012’de alındı.

Listeye son eklenen Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri ile Efes

Helenistik, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı Dönemlerine ait katmanları içerisinde barındıran Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı geçen yıl listeye alındı.

Erken dönem Osmanlı kentine istisnai bir örnek olan ve kentleşme modeli, daha sonra kurulan Osmanlı-Türk kentlerine örnek teşkil eden “Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu” Dünya Miras alanı da 2014’te listeye girdi.

Diyarbakır’ın simgesi olan, üzerindeki yazıtlar, kitabeler ve kabartma figürlerle tanıklık ettiği tarihin izlerini yansıtan, yaklaşık 5 bin 700 metre uzunluğunda, 12 metre yüksekliğinde, 4 metre genişliğindeki surları ile özgün işlevini binlerce yıldır koruyan Hevsel Bahçeleri de Cumartesi günü, kuruluşu Neolitik Çağ’a (Cilalı Taş Devri) kadar uzanan İzmir’in Selçuk ilçesi sınırlarındaki Efes Antik Kent’i ise dün Dünya Miras listesine alındı.

Dünya Mirası listesi nasıl belirleniyor

Dünya Mirasları, UNESCO tarafından belirlenen kültürel ve doğal varlıklardan oluşuyor. UNESCO’nun 1972’de Genel Konferansı’nda hazırlanan 38 maddelik Dünya Doğal ve Kültürel Mirası Koruma Antlaşması’nı imzalayan 175’ten fazla ülkenin korumayı garanti ettikleri anıt ve sit arasından Dünya Mirası kıstaslarına uygun görülenler listede olmaya hak kazanıyor.

Antlaşmayı imzalayan ülkeler tarafından seçilen 21 ülke temsilcisinden oluşan Dünya Miras Komitesi, aday gösterilen değerler arasından seçim yapıyor ve listeyi belirliyor.

UNESCO Dünya Kültür Mirası Kalıcı Listesi’nde yer alan tarihi yerler;

*Efes Antik Kenti (İzmir)
*Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçesi
*İstanbul’un Tarihi Alanları
*Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas)
*Hattuşaş (Boğazköy)
*Nemrut Dağı (Adıyaman)
*Xanthos-Letoon (Antalya)
*Safranbolu (Karabük)
*Troia Antik Kenti (Çanakkale)
*Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne)
*Çatalhöyük (Konya)
*Bergama (İzmir)
*Cumalıkızık (Bursa)
*Pamukkale (Denizli)
*Kapadokya (Nevşehir)

06.07.2015 Anadolu Ajansı

by -
1095

Dünya’nın en önemli arkeolojik alanlarından Konya Çumra’ya bağlı Çatalhöyük’te 2003’ten bu yana düzenlenen “Shell Çatalhöyük Arkeoloji Yaz Atölyesi” bu yıl 27 Haziran-30 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Çatalhöyük çevresinde yaşayan çocuklara Çatalhöyük’ü tanıtmak amacıyla başlatılan proje, yetişkinler ve Türkiye’nin her yerinden ulaşan ziyaretçilerin de katılımıyla sürdürülüyor. Bugüne kadar 6 bin kişinin başvurduğu atölye sonucunda katılımcılara ‘kültürel emanetlerin koruyucusu’ sertifikası veriliyor. Cuma hariç haftanın 6 günü, 10.00-15.00 saatleri arasında açık olan Çatalhöyük Arkeoloji Atölyesi ücretsiz gerçekleştiriliyor fakat rezervasyon şart. Shell Türkiye, 2012’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen Çatalhöyük kazılarını 1995’ten beri destekliyor.

24.06.2015 Zaman