Cumartesi, Mayıs 27, 2017
Etiketler Posts tagged with "Demir Çağı"

Demir Çağı

by -
80

Mardin’in Artuklu ilçesinde yapılan peyzaj çalışmaları sırasında kullanılan topraktan arkeolojik malzeme çıktı.

mardinde-peyzaj-icin-kullanilan-topraktan-arkeolojik-malzemeler-cikti

Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı’nca Artuklu ilçesinde yapılan peyzaj çalışmasında kullanılan topraktan arkeolojik malzeme çıktı. Yoldan geçerken arkeolojik malzemeleri fark eden  Yrd. Doç. Dr. Arkeolog Güner Coşkunsu, alanda etrafa saçılan çanak çömlek ve benzeri parçalarının bazılarının Roma dönemine, bazılarını da Tunç veya Demir çağlarına ait olduğunu söyledi.

mardinde-peyzaj-icin-kullanilan-topraktan-arkeolojik-malzemeler-cikti-1

“Toprak Kızıltepe’den getirildi”
Peyzaj çalışmasının mimarlığını yapan Mehmet Adem, kullanılan toprağın inşaat kazılarından elde edildiğini, SİT alanıyla uzaktan yakından alakasının olmadığını söyledi. Toprağın Kızıltepe’den getirildiğini belirten Adem, topraktan çıkan arkeolojik parçaların araştırılması gerektiğini, bu konuda bir bilgisinin olmadığını ifade etti. Genelde gübreli olan toprağı kullandıklarını, bu gibi toprağın işlerini görmediğini aktaran Adem, işlerini görmeyen toprağı ayırarak sahibine geri gönderdiklerini söyledi.

mardinde-peyzaj-icin-kullanilan-topraktan-arkeolojik-malzemeler-cikti-2

“Bir sikke de bulunmuş”
Coşkunsu, ilk bakışta dikkat çeken üç grup arkeolojik malzeme olduğunu dile getirdi. Coşkunsu, “Bunlar çanak çömlek, hayvan kemiği ve bir kaç tane çakmaktaşı. İşçiler insan kemiği gördüklerini söyledi. Hatta bu peyzaj çalışması için buraya yığılan toprakta bir tane sikke bile bulunmuş. Doğruysa sikkeyi bulanın Mardin Müzesine teslim etmesi gerekir. Tek tük cam obje parçasının emin olmamakla beraber günümüze ait olmadığını düşünüyorum. Malzemeyi dönemsel olarak değerlendirdiğimde ilk izlenimlerime göre Protohistorik ve Roma dönemi ağırlıklı. Tunç Çağı’na ve Demir Çağı’na ait oldukça ince ve özenli yapılmış kırmızı ve gri çanak çömlek parçaları dikkat çekici. Çarkta yapılmış çok zarif ustalık ürünleri. Daha eski olan Kalkolitik döneme ait iki üç tane el yapımı siyah ve gri çanak çömlek parçası da dikkatimi çekti. Çakmaktaşı aletler içinde en dikkat çekici olanı uzun bir dilgi üzerinde şekillendirilmiş olan ve tipolojik olarak ’kalem’ denilen bir alettir” diye konuştu. Coşkunsu, yetkililerin bir an önce toprağın geldiği yeri tespit ederek arkeolojik alandaki tahribatın engellemesi gerektiğini belirtti.

13.05.2017 Milliyet

by -
287

Mardin’in Dargeçit İlçesi Koçtepe köyünde 5 bin yıllık ekmek tandırı ve çömlekçi çarkı bulundu.

Ilısu Baraj Gölü Altında Kalacak Kültür Varlıklarının Korunması Projesi kapsamında, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü iş birliğiyle bazı höyüklerde 1998 yılında başlatılan kurtarma kazıları sürüyor. Bu kapsamda, Mardin’in Dargeçit ilçesi Koçtepe köyünde 6 yıldır devam eden kazı çalışmalarının bu yılki bölümü tamamlandı.

Mardin Müze Müdürü Nihat Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Koçtepe köyünde yapılan kazı çalışmalarında ilk yerleşik hayatın başladığı dönemden Osmanlı dönemine kadar kesintisiz yaşam izlerine rastladıklarını söyledi. Kuzey Mezopotamya olarak tabir edilen Dicle ve Fırat nehirleri çevresinde çok sayıda yerleşim alanı ve höyüğün bulunduğunu dile getiren Erdoğan, bu alanlarda Neolitik, Tunç ve Demir çağlar ile avcı toplayıcı yaşamdan tarım kültürüne geçişin izlerinin bulunduğunu aktardı. Kazılarda Neolitik çağdan Osmanlı dönemine kadar geçen dönemlere ait objeler çıktığını ifade eden Erdoğan, “Çok sayıda kap Kaçak, ok, mızrak, ev, ocak, boncuk, süs eşyası, para, sikke, kandil, çömlek ve çömlekçi çarkı parçaları bulundu. Kazı çalışmalarında çıkan eserler Mardin Müzesinde Ilısu Barajı Kurtama Kazıları Salonunda sergileniyor.” dedi.

Erdoğan, ölü gömme geleneklerinde çömleğin kullanıldığına dikkat çekerek, “Çömleğin içi, ana rahmi gibi düşünülüp ölen kişi buraya gömülmüş. Yeniden öbür dünyada doğabilme ile ilgili bir inanç sistemi hakim olmuş. Demir Çağı’na geçişle birlikte burada demir atölyelerinin olduğunu tespit ettik.” diye konuştu.

“100 sene sonra bir daha açığa çıkabilecek şekilde korumaya alıyoruz”
Kazılarda 5 bin yıl öncesine ait çömlekçi çarkı bulduklarını belirten Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu: “Kazı alanına yakın bir köyde hala aynı yöntemle çömlek üretiliyor. Yine bölge de yaygın olan ekmek tandırları da bulduk. Bu kültür, hala bölgedeki köylerde devam ettiriliyor. 5 bin yıllık ekmek tandırı taşınmayacak şekilde yapılmış. Mimarinin bir parçası olduğundan dolayı taşınamıyor. Taşınmaz eserlerin dokümantasyonu alındıktan sonra üzeri jeotekstil ile kapatılarak koruma altına alınacak. Koordinatları alınıyor. Bu şekilde 100 sene sonra bir daha açığa çıkabilecek şekilde korumaya alıyoruz.”

Erdoğan, çalışmalar neticesinde bölge tarihini aydınlatacak verilere sahip olduklarını vurgulayarak, “2017 yılında da kazımız sürecek. Barajda su tutulmaya başlansa dahi su seviyesi kazı alanına ulaşana kadar çalışmalarımıza devam edeceğiz.” sözlerine yer verdi.

14.12.2016 Milliyet

by -
243

Kıbrıs tarzı çömleklere Demir Çağı Anadolu’sunda ilgi hayli yoğundu. Yapılan araştırmalar göre çömleklerin hepsinin Kıbrıs’tan gelmediği ve yüksek talebin çömlek ustalarını yerli üretime yönlendirdiğine işaret ediyor.

demircagi-anadolusunda-kibris-comleklerine-ilgi-yogundu

Florida Üniversitesi’nden Steven Karacic ile Chicago Üniversitesi’nden James Osbourne Hatay çevresindeki üç yerleşimde bulunan çömleklerin kimyasal bilişimlerini analiz ettiler. Sonuçlara göre ithal ve yerli Kıbrıs çömlekleri birbirlerinden farklı kimyasal izler taşıyordu. Bu sonuçtan yola çıkan iki bilim adamı hangi çömleklerin Anadolu’da üretildiğini belirledi.

Plos One’da yayınlanan çalışmaya göre Çatalhöyük ve  sakinleri Kıbrıs’tan gelen çömlekleri kullanırken, Tell Tayinat’te yaşayanlar yerel üretim ve ithal karışımı Kıbrıs tarzı eşyalara sahipti.

Chicago Üniversitesi’nin ev sahipliğini yaptığı koleksiyon üzerinde incelemelerde bulunan Karacic ve Osbourne eşyalara yüksek enerji X-ışını tuttu. Atomlar enerjiyi emince çok az oranda radyasyon püskürttü. İkinci salımda eşyaların kimyasal oluşumu hakkında ipuçlarına ulaşılabildi. Farklı kimyasallar farklı enerji salımları çıkarmıştı.

Tell Tayinat’teki benzer çömlekler (Kıbrıs tarzında olmayan yerel üretim) farklı salım gösterirken Çatalhöyük ve Tell Judaidah çömlekleri bambaşka izler taşıyordu.

Yapılan teknik ve deneysel araştırmalar sonucunda Karacic ve Osbourne, Kıbrıs üretimiyle yerel üretilmiş Tell Tayinat çömlekleri arasında belirgin farklara ulaştı.

Peki o halde Tell Tayinat’te Kıbrıs çömleği üretimi varken diğer iki yerleşmede neden yoktu? Karacic ve Osbourne’a göre varlıklı Tell Tayinat’te yapılan şölenler Kıbrıs çömleklerine talebi artırmış ve yerel çömlekçilerin kopyaladıkları bir şekilde Anadolu’ya taşımaya itmişti.

01.12.2016 cosmosmagazine.com Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
510

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, duvarlarına renkli figürler işlenmiş kerpiçten sarayı, 5 bin 500 yıllık geçmişe sahip tapınağı, kılıç ve mızraklarıyla tarihe ışık tutuyor.

Anadolu topraklarının zengin tarihi kültürünü yansıtan, ilk şehir devletinin kurulmasına sahne olan Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, duvarlarına renkli figürler işlenmiş kerpiçten sarayı, 5 bin 500 yıllık geçmişe sahip tapınağı, kılıç ve mızraklarıyla tarihe ışık tutuyor.

Fırat Nehri’nin batı kıyısında, Malatya’ya 7 kilometre mesafedeki Arslantepe, yüksek tarım potansiyeli, sulak alanları ve nehrin taşkınlarından korunan yapısı sayesinde binlerce yıl insanoğluna kucak açmış tarihi mekanlar arasında bulunuyor. M.Ö. 5 binli yıllara dayanan Geç Kalkolitik dönemden Demir Çağı’na kadar geçen tarihsel sürecin buluntularına rastlanan Arslantepe, Hitit’lerden Roma ve Bizans’a kadar pek çok medeniyetin de izlerini saklıyor.

malatyadaki-arslantepe-hoyugunde-cikan-buluntular-tarihe-isik-tutuyor-1

Yapılan kazı çalışmalarıyla Geç Hitit Dönemi’ne ait, girişinde aslan heykelleri ve devrilmiş bir kral heykelinin bulunduğu höyük, yağmur drenaj hattı gibi altyapısı bulunan kerpiçten sarayı ve 2 bini aşkın mühürle ilk şehir devletinin yapılarını ortaya koyuyor. Duvarlarında gücün tasvir edildiği renkli figürler ve işlenmiş rölyef levhalarla erken devlet sisteminin izlerini barındıran Arslantepe’de Mezopotamya ile benzerlik gösteren çok sayıda çanak ve çömlekler de kazılardan çıkan eserler arasında yer alıyor. Bakır, kurşun, gümüş, altın ve alaşımlarından oluşan metal eserlerin de bulunduğu höyükte, önemli bulgular arasındaki 12 mızrak ile 3’ünün kabzası gümüş, bezemeli 9 kılıç da silah kullanımının ilk örneklerini göstermesi bakımından döneme ışık tutuyor. 

Önemli bulgulara ulaşıldı
Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Arslantepe’de geçmişten bu yana yürütülen kazı çalışmalarında önemli bulgulara ulaşıldığını belirtti. Bulunan eserlerin ve ortaya çıkan sarayın insanlık tarihindeki ilk yerleşik devlet hayatını, cilalı taş devrinden demir devrine geçişi ve demir devrinden demirin silah olarak kullanılması gibi önemli bulguları ortaya çıkardığını kaydeden Gürkan, yine ilk ambar sisteminin oluşturulması, kerpiç saray ve bürokratik yapının oluşturulmasıyla ilgili sürecin de kazılarla gün yüzüne çıktığını ifade etti.

16.11.2016 Anadolu Ajansı

by -
913

Amasya’da Fatih Sultan Mehmet ile Şehzade Mustafa’nın da aralarında olduğu Osmanlı şehzadelerinin kaldığı saraylar gün yüzüne çıkıyor.

İstanbul Üniversitesi’nde görevli öğretim üyesi Doç. Dr. E. Emine Dönmez’in başkanlığını yaptığı Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı sistematik arkeolojik kazılarında 8. yıla gelindi. Doç. Dr. E. Emine Dönmez, “Yürüttüğümüz kazılarda Kızlar Sarayı mevkisinde ortaya çıkan buluntularda burada yer alan Osmanlı saraylarına ait izler açığa çıkmaya başlamıştır. Bu da varlığı tarihsel kaynaklardan bilinen söz konusu sarayların ilk kez mimari veriler ve buluntularla kimliğini kanıtlamıştır” dedi.

Bu dönem İstanbul ve Mimar Sinan Üniversitelerinden katılan uzman akademisyenlerle öğrencilerin katkılarıyla süren ve Tekirdağ Müzesi’nden Zeynep Göçer’in de bakanlık temsilciliğini üstlendiği kazıları değerlendiren Doç. Dr. Dönmez, “Harşena Kalesi’nin yukarı kale bölümünde devam etmekte olan kazı çalışmalarında Osmanlı dönemi taş döşemeli sokak ve kalıntılarıyla karakterize olan mimari yapılar saptanmıştır. Anakaya üzerine Roma İmparatorluk Dönemi’nde inşa edildiği anlaşılan bir tapınak ya da sur temeli olduğu düşünülen önemli bir yapının sonraki yerleşimciler tarafından tahrip edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. 2015 çalışmaları sırasında anıtsal bir duvar üzerinde saptanan dört adet altın Memluk sikkesi hem Anadolu hem de Osmanlı arkeolojisine önemli katkılar yapmış, hem de 15. yüzyıla ait mimari kalıntıların doğru saptanmasına yardımcı olmuştur. 2016 dönemi çalışmaları sırasında ele geçen çok sayıda İznik üretimi Haliç işi çini seramiğin yanı sıra Osmanlı dönemine ait altın bir sikke dikkat çekicidir. Bunlara ek olarak metal kemer tokaları ile zırh süsleri ele geçmiştir. Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı sistematik arkeolojik kazıları bugüne kadar açığa çıkan kalıntı ve buluntuları ile Demir Çağı, Danişmend, Selçuklu ve Osmanlı arkeolojisinin yakın geçmişe oranla çok daha iyi algılanmasını sağlamıştır” diye konuştu.

Dönmez, Şehzade Mustafa’nın da aralarında olduğu tahta çıkamayan 5 şehzadenin yanı sıra padişah olan Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed, II. Murad, Fatih Sultan Mehmed ile II. Bayezid’ın Amasya’da valilik yaptığını, Yavuz Sultan Selim’in bu şehirde doğduğunu ayrıca Kanuni Sultan Süleyman’ın da devleti bir kış boyunca Amasya’dan yönettiğine değindi.

25.08.2016 İhlas Haber Ajansı

by -
1590

Van’da Urartu Kralı II. Sardur tarafından inşa edilen Çavuştepe Kalesi’nde yapılan kazı çalışmalarında, 2 bin 800 yıl öncesine ait kızıl geyik iskeleti bulundu.

Kente 26 kilometre uzaklıktaki Çavuştepe köyünde inşa edilen, surları, su sarnıçları, dünyadaki ilk kanalizasyon sistemi, tapınakları ve saray yapılarıyla günümüze kadar ulaşan kalede, 2014’te başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor. Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Rafet Çavuşoğlu başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarında önemli bulgular gün ışığına çıkarılıyor. Büyük bir titizlikle sürdürülen kazılarda bulunan hayvan iskeletleri de yaş belirlemesi için inceleniyor.

Çavuştepe Kalesi’ndeki çalışmalara ilişkin AA muhabirine bilgi veren kazı başkanı Doç. Dr. Çavuşoğlu, geçtiğimiz sezon kalede yaptıkları kazı sırasında birçok eserin yanı sıra kemik parçalarının da bulunduğunu söyledi.

“Çok farklı yaban hayvanlarına ait iskeletler bulundu”
Kazılarda ortaya çıkan yaban hayvanlarına ait kemiklerin kendilerini şaşırttığını dile getiren Çavuşoğlu, şöyle konuştu: “Çok farklı yaban hayvanlarına ait iskeletler bulundu. Bunların arasından en dikkat çekici olanı kızıl geyiklere ait olan kemikler. Çavuştepe Kalesi’nde yaptığımız kazılarda, Van havzasında ilk kez demir çağına ait kızıl geyik kemik ve boynuz kalıntılarına rastladık. Kızıl geyik boynuzlarının içi dolu olduğu için genellikle alet yapımında ve süs eşyası olarak kullanılmış.”

Kemiklerin günümüzden 2 bin 800 yıl öncesine ait olmasının önem arz ettiğini kaydeden Çavuşoğlu, “Kalıntılar sayesinde Urartu coğrafyasında hangi yaban hayvanlarının yaşadığını tespit ediyoruz. O dönemde bölgede yaşayan hayvanların bir çoğunun bugün olmadığını görüyoruz. Çalışmaları bu yıl da devam ettireceğiz ve buluntuları tasnif edip kaleyi turizme kazandırmak için çaba göstereceğiz.” diye konuştu.

Kazılarda bulunan kemikleri inceleyen YYÜ Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hakan Yılmaz, kazılarda elde edilen en dikkat çekici bulgunun, günümüzde bölgede yaşamayan kızıl geyik kemikleri olduğunu kaydetti.

18.06.2016 Anadolu Ajansı

by -
1496

Pamukkale’nin Kuzey Kapı girişinde yapılan ziyaretçi karşılama merkezi inşaatı sırasında, dolgu toprak altında açılan yaklaşık 1 metre derinlikte mekanların temel seviyesinde M.Ö. 7-8. yüzyıla tarihlenen pişmiş toprak kaplar bulundu.

Denizli Müze Müdürü Hasan Hüseyin Baysal, alanda yaptıkları inceleme sırasında yaklaşık 1 metre genişliğinde, 10 santimetre kalınlığında yanmış bir tabaka tespit edildiğini söyleyerek, “Alanın çevresi basit taş sırası ile çevrelenmiş. Taşların ve çıkan kapların yanık olması sebebiyle ilk bakışta bir ocak izlenimi ortaya çıkıyor. Alanda yapılan temizlik sırasında çömlek formlu pişmiş toprak bir kabın taşın altında olduğunu tespit ettik. Alanın inşaat sahası olması sebebiyle kültür varlığının zarar görmemesi amacıyla pişmiş toprak çömleğin etrafı açılarak çıkarıldı. Üzerindeki taşın baskısıyla kırılmış olan çömleğin içinden de iki adet pişmiş toprak kap çıkarıldı. Bu nedenle gerek alanın inşaat alanı olması gerekse kültür varlıklarının Antik Kentin tarihi açısından önemi göz önüne alınarak durum Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bildirildi” dedi.

Alanda kazı çalışmalarında genel olarak Demir Çağ mimarisini yansıtan duvar kalıntılarına ve mekan içinde sıkıştırılmış toprak taban üzerinde 11 adet taş ve tuğla ile oluşturulmuş ocak yapılarının tespit edildiğini anlatan Baysal, “Ocak yapılarından iki tanesinin içinde çömlek bulundu. Günlük kullanıma yönelik olduğu anlaşılan çömlekler içerisinde kemik parçalarına da rastlanıldı. Tek bir ocak içerisinden iki adet bronz obje bulundu. Mekanlara genel olarak bakıldığında mimarinin yuvarlak formda olduğu göze çarpmaktadır. Ocakların sığ ve birbirine yakın olması adak ya da sunuya yönelik bir Kült Alanını çağrıştırmaktadır. Bu çalışmalar sırasında kazı alanının batı yönünde yuvarlak mekan oluşturan duvarın yıkıntı temizliği sırasında taşların kaldırılması sonucu dört tarafı taşlarla çevrilerek özel bir mekan oluşturulan alanda pişmiş toprak çömlek ele geçirilmiştir. Bu çömlek tama yakın olup, az miktarda kırık ve eksiklikler mevcuttur. Kazı çalışmaları doğu batı yönünde devam etmekte olup, çalışmalar sırasında halen mekanların devamlılığı görülmektedir. Genel olarak pişmiş toprak kaplara ve ortaya çıkan seramik parçalarına bakıldığında M.Ö. 7-8 yüzyıla tarihlenmektedir. Gerek mimari kalıntılar gerekse ortaya çıkan kültür varlıkları, Hierapolis Antik Kenti’nin bugüne kadar ortaya çıkmamış bir dönemini yansıtması bakımından büyük önem arz etmektedir” ifadelerini kaydetti.

03.03.2016 İhlas Haber Ajansı

by -
1430

Adana’da Tepebağ Höyük Kazısının tamamlanmasıyla kentin tarih ve arkeolojisinin yeniden şekilleneceği bildirildi.

ÇÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Dr. Fatma Şahin, son yıllarda kimliklerini kanıtlama çabası içine girmiş bazı Avrupa kentlerinde kentsel arkeoloji çalışmalarının hız kazandığını, “Urban Archaeology” olarak adlandırılan bu kavramın, bir kentin kökeni ve daha eski dönemlerini aydınlatmasına yönelik bilimsel bir çalışma olduğunu belirtti.

Adana’nın tarih ve arkeolojisini ortaya koymanın bu anlamda büyük önem taşıdığına dikkat çeken Şahin, kent merkezinde yer alan Tepebağ Höyüğünün bu tür araştırmalar için ideal bir başlangıç olduğunu kaydetti.

Tepebağ Höyük Kazısının tamamlanmasıyla kentin tarih ve arkeolojisinin yeniden şekilleneceği ifade eden Şahin, şunları belirtti: “Höyükte şimdiye kadar yapılan çalışmalarda yüzeyden yaklaşık 5 metre derinliğe kadar inilmiş ve bu çalışmalarda 6 kültür tabakası saptanmıştır. Buna göre inilen derinlikte, günümüzden yaklaşık 3 bin 500 yıl öncesine yani Geç Tunç Çağı’na kadar kesintisiz iskanın olduğu anlaşılıyor. Gerek Osmanlı, Ortaçağ, Bizans, Roma, Hellenistik, Demir Çağ ve Geç Tunç Çağ’larına ait tabakalarda her dönemin sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yaşamına ışık tutan mimarinin yanı sıra önemli parçalar ele geçirildi. Titizlikle sürdürülen kazıların devam etmesi halinde, bundan sonra kazılması planlanan 10 metre dolgudan elde edilecek bulguların Adana ve Çukurova Bölgesi’nin tarihinin yeniden yazılmasına katkıda bulunacağı aşikardır.”

14.12.2015 Radikal

by -
1550

Gaziantep Müze Müdürlüğü Başkanlığında, Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü bilimsel danışmanlığında sürdürülen Doğanpınar Barajı Yenice Höyük Kurtarma Kazılarının 2015 yılı çalışmalarında 4. ay tamamlandı.

Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Rifat Ergeç, Gaziantep İli Oğuzeli ilçesi Doğanpınar Köyünde 2013 yılında yapımına başlanan Doğanpınar Barajının suları altıda kalacak olan Yenice Höyük’te 19 Temmuz 2015 tarihinde başlayan kazı çalışmalarında şimdiye kadar İlk ve Orta Tunç Çağları, Geç Demir Çağı, Helenistik, Roma ve Orta Çağ kültürleri tespit edildiğini söyledi.

yenice-hoyukte-kazi-calismalari-devam-ediyor

Sacır Suyu üzerinde yer alan arkeolojik alanlar üzerine geçekleştirilen az sayıda arkeolojik çalışmadan biri olması dolayısıyla Gaziantep’in Tunç Çağları bakımından önem arz eden Yenice Höyük Kurtarma Kazısının, dört farklı alandaki tranşelerde sürdürüldüğünü belirten Yrd. Doç. Dr. Ergeç, kazı çalışmaları ile paralel bir şekilde belgelemeye yönelik fotoğraflama, çizim, envanter ve restorasyon çalışmalarının da kazı evinde yürütüldüğünü, kışın ara verilmeden yeni kazı sezonuna kadar devam edeceğini ifade etti.

Kazı ve araştırma çalışmalarının Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim elemanları Yrd. Doç. Dr. Rifat Ergeç, Yrd. Doç. Dr. Makbule Ekici ve Arş. Gör. Dr. Timur Demir’in katılımları ile Doğanpınar Barajı su tutana değin sürdürülmesi planlanıyor. Çalışmalar sona erdiğinde, Gaziantep’in Sacır Suyu boyundaki en erken yerleşimleri hakkında önemli bilgilere ulaşılacağı bekleniyor.

23.11.2015 hakimiyetgazetesi.com

    by -
    638

    Kopenhag’ın kuzeyinde Demir Çağ’dan kalmış bir sit alanının yakınındaki bataklıkta kazı yapan Moesgaard Müzesi’nden bir grup arkeolog, 20’li yaşlarında bir kadın kemikleriyle birlikte 8 köpek iskeleti buldu.

    danimarkada-demir-cagindan-kalma-kurban-cukuru-bulundu-1

    Araştırmacılar köyde insan ve hayvanların tanrılara kurban edilmek için öldürüldüklerini ve bataklık olan alana açtıkları çukurlara yerleştirildiklerine inanıyor.  Kazı başkanı Per Mandrup, Skodstrup’taki kazılarla Demir Çağ toplumunun ve ortak yaşantının iç yüzünü gün ışığına çıkartacak buluşlar yaptıklarını söyledi. Mandrup, “Skodstrup yakınlarında bulunan Demir Çağ’a ait köyde, katlı evler, taş döşemeli yol, gömü alanı ve kurbanlık çukurlar bulunmakta. İnsan kurban etme geleneği Antik Mısır, Antik Yunan ve Aztek uygarlıklarında sıkça görülmüştür” dedi.

    14.10.2015 archaeology.org Çeviri: Ayşen Yolcu