Cumartesi, Mayıs 27, 2017
Etiketler Posts tagged with "Elazığ"

Elazığ

by -
3310

Elazığ’daki Harput Mahallesi’nde ağaçlandırma çalışmaları sırasında tesadüfen bulunan rölyefin 4 bin yıllık olduğu tespit edildi.

elazigda-agaclandirma-calismalarinda-2-bin-700-yillik-rolyef-bulundu

Elazığ Orman İşletme Müdürlüğünce 3 Mayıs 2016’da tarihi Harput Mahallesi Nevruz Ormanları mevkisinde yürütülen çalışma sırasında fidan dikimi için çukur kazan İshak Yurter’in kullandığı kepçe bir kaya parçasına takıldı. Bunun üzerine elleriyle toprağı kazan ve kabartma ile karşılaşan Yurter, Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müze Müdürlüğü ekiplerine haber verdi.

Müze ekipleri, yüksekliği 2 metre 72 santimetre, genişliği de 2 metre 25 santimetre olan ve 5 parçaya bölünmüş halde bulunan kabartma üzerinde restorasyon ve inceleme çalışması başlattı.

Yapılan incelemede, kabartmanın tarihinin günümüzden 4 bin yıl öncesine dayandığı belirlendi. Böylelikle daha önce milattan önce (MÖ) birinci bin yıl olarak bilinen Harput yöresinin tarihi de değişmiş oldu. Restorasyon çalışmasının ardından Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, “Harput Kabartması” adı verilen eseri teşhir salonuna yerleştirdi.

elazigda-2-bin-700-yillik-rolyefin-bulundugu-alanda-kazilar-basladi-1

İki Evreli Yerleşim Yeri
Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesinde görevli arkeolog Bülent Demir, kabartmanın bulunduğu bölgede Müze Müdürlüğü’nce yürütülen kazı çalışmalarında ağır bir yangınla son bulmuş iki evreli bir yerleşim yerinin izlerine rastlandığını anımsattı. Demir, 5 köşeli eserin burada bir duvar içerisine aplike edilerek ya da duvara yaslanarak kullanıldığını düşündüklerini söyledi.

Kabartmanın ana temasının bir kalenin fethi olduğunu ve sahnelerin alttan üste doğru savaş ile ganimetleri ve çıplak esirlerin kralın huzuruna çıkarılışı şeklinde istiflendiğine dikkati çeken Demir, sol panoda kaledeki çarpışma anlarına ve dehşet verici sahnelere yer verildiğini belirtti.

Panodaki masif tekerlekli ahşap kuşatma kulesinin bir benzerine Anadolu ve Mezopotamya’da rastlanmadığını aktaran Demir, 1. Hattuşili dönemine ait çivi yazılı bir Hitit metninde koç başı ve ahşap kuşatma kulesinden bahsedildiğini ancak bu bağlamda bulunmuş görsel bir kanıt bulunmadığını dile getirdi. 

Demir, kabartmanın bir diğer panosundaki sahnede de kent kapısı üzerinde iki çıplak düşman askerinin başına basarak yükselen sarkık kanatlı, kartal pençeli, bacakları birbirine dolanmış tanrıça figürünün elleri ile bir düşman askerini havaya kaldırışının betimlendiğini anlattı. Demir, bu savaş panosunun merkezine yerleştirilen tanrıçanın savaşın kazanılmasındaki rolünün vurgulanmak istendiğini aktardı.

Demir, kabartmanın en önemli ikonografik ögesi durumundaki tanrıça figürünün yakın benzerlerine M.Ö. 1862 Larsa Kralı Warad-Sin ve M.Ö. 1779 Hammurabi dönemine ait silindir mühür baskılarında rastlandığını ve savaşın kazanılmasında önemli bir role sahip olduğu inanılan tanrıça figürünün Akadların aşk ve savaş tanrıçası İştar ile bir bağlantısının olup olmadığının ayrı bir inceleme konusu olduğunu söyledi.

“Bilinen Sanat Tarihi Anlayışına Yeni Boyutlar Kazandırdı”
Kabartmanın son ve en üst sahnesinde ise zaferle sonuçlanan mücadelenin akabinde çıplak savaş esirlerinin kralın huzuruna çıkarılışının sahnelendiğini söyleyen Demir, “Kabartma stilistik ve ikonografik açıdan milattan önce 2 bin 300 ile 2 bin 150 yılları arasında Mezopotamya’da güçlü bir uygarlık kurmuş olan Akad ekolünün güçlü etkilerini taşır” ifadelerini kullandı.

Kabartmanın bulunduğu alanda yapılan kazı çalışmasında bulunan kalıntıların çağdaşlarına göre daha iyi durumda olduğunu ve M.Ö. 2. bin yılın başlarına tarihlendiğini dile getiren Demir, kabartmada bulunan kanatlı tanrıça ve kralın giydiği püsküllü serpuşun da Orta Tunç döneminde görülüyor olmasının eserin MÖ 2. bin yıllarına tarihlenmesine yardımcı olduğunu dile getirdi.

“Kabartma İle Harput Tarihinin Bin Yıl Kadar Geriye Gittiği Görüldü”
Demir, Akad Kralı Sargon ve torunu Naram Sin’e ait Sar Tamhari metinlerinde Anadolu’nun başta Kaniş olmak üzere birçok bağımsız krallık ve beylik tarafından paylaşıldığının kayıtlı olduğunu bildirerek, şöyle dedi: “Naram Sin, Sar Tamhari metinlerinde Kaniş Kralı Zipani ve Hatti Kralı Pampa’nın da olduğu 17 krallığa karşı savaştığını söyler. Harput’ta bulunan yerleşim yerinin Naram Sin’in Sar Tamhari metinlerinde bahsettiği bu krallıklardan biri olduğu ihtimal dahilindedir. Şu ana kadar Harput’un bilinen tarihi Urartular’a kadar uzanmaktaydı. Ancak bu kabartma ile birlikte Harput tarihinin bin yıl kadar geriye gittiği görülmektedir.”

17.03.2017 ntv.com.tr

by -
613

Elazığ Harput’taki Kızıl Kilise’de yapılan kazı çalışmalarında 165 yıllık kitabe bulundu.

Harput’un tarihi dokusunu yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla başlatılan çalışmalar kapsamında, tarihi Kızıl Kilise’de (Surpgarabet) rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerine yönelik kazı ve sondaj çalışmaları sürüyor. Birinci derecede arkeolojik sit alanı içinde yer alan 19’uncu yüzyıla ait tarihi Kızıl Kilise’de sürdürülen kazı ve hafriyat çalışmaları sırasında 80×53 ebadında 1851 tarihli, Ermenice yazılı kitabe ortaya çıktı.

elazigdaki-kizil-kilise-kazilarinda-165-yillik-kitabe-bulundu

Kazı çalışmaları sırasında ayrıca sütunçelere, sütun kaidelerine, giriş kapılarına ve mahzenlere ulaşılırken, çok sayıda da süsleme malzemesi bulundu. Gerçekleştirilecek restorasyon çalışmalarının ardından tarihi yapı eski yapısına uygun hale getirildikten sonra Harput’un yaşayan turizm değerleri arasındaki yerini alacak.

Kitabe çalışmaların tamamlanmasının ardından gerçekleştirilecek restorasyonda kullanılmak üzere Elazığ Müzesi’nde koruma altına alınacak.

09.12.2016 cnnturk.com

by -
1189

Elazığ’da bulunan tarihi Surp Kevork Manastırı koruma altına alındı.

Elazığ Belediyesi’nden yapılan açıklamada, kentin sahip olduğu binlerce yıllık tarihi mirasın yaşatılması ve geleceğe taşınması noktasında önemli bir adım daha atıldığı belirtildi.

Tarihi mirasın korunması yolunda başlatılan çalışmalar doğrultusunda merkeze bağlı Şahinkaya köyünde bulunan, 1061 yılında inşa edildiği kabul edilen Surp Kevork Manastırı ile bünyesindeki çeşme, havuz ve su kuyusunun yer aldığı alanın koruma altına alındığı ifade edilen açıklamada, Elazığ Belediyesi ile Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi işbirliğiyle gerçekleştirilen çalışma sonucu koruma altına alınan tarihi alanın çevresinin dekoratif panel çitlerle çevrilerek, geçici korumanın sağlandığı ifade edildi.

22.06.2016 haberler.com

by -
3852

Elazığ’ın Harput Mahallesi’nde ağaçlandırma çalışması esnasında tesadüfen bulunan 2 bin 700 yıllık rölyefin olduğu alanda kazı çalışması başladı.

Elazığ Orman Bölge Müdürülüğü’nün geçen ay tarihi Harput Mahallesi Nevruz Ormanları mevkisinde yaptığı teraslama çalışmaları esnasında bir taş kabartma bulunması üzerine harekete geçen Elazığ Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi, bölgede kazı çalışması başlattı.

Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Müdürü Bülent Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yapılan teraslama çalışmaları sırasında bir taş kabartmanın bulunduğu bilgisinin kendilerine bildirilmesi üzerine yerinde inceleme yaptıklarını anımsattı. Demir, ortaya çıkan 15-20 santimetre kalınlığındaki taş kabartmanın bakanlığın izinleri doğrultusunda 3 Mayıs’ta müzeye nakledildiğini, ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni doğrultusunda Elazığ Valiliği’nin sağladığı finansman desteğiyle kabartmanın bulunduğu alanda acil kurtarma kazılarına başladıklarını söyledi.

elazigda-2-bin-700-yillik-rolyefin-bulundugu-alanda-kazilar-basladi-1

Birçok mimari yapıya rastlandı
Kazı çalışmasının 2 arkeolog ve 5 işçiyle yürütüldüğünü bildiren Demir, bugüne kadar yapılan çalışmalarda kabartmanın bulunduğu alan ve çevresinde birçok mimarı yapı katına rastlandığını kaydetti. Demir, “Yaklaşık 150 metrekarelik bir alanda başlatılan sondaj çalışmalarımızda zaman zaman 80-90 santimetre, zaman zaman bir metre derinlikte mimari yapı kalıntılarına rastladık. Bu mimari yapı kalıntıları içerisinde özellikle zemin sal döşemeleri geniş yer kaplamaktadır. Yine sondaj kazılarımızda ortaya çıkardığımız yanmış kül tabakalarının yoğun bir şekilde alana hakim olduğunu görmekteyiz.” diye konuştu.

Yapılan kazılarda küçük seramik parçalarına da rastladıklarına değinen Demir, amaçlarının kabartmanın ve orada çıkan mimari yapının tarihlendirilmesine net veri oluşturabilecek bilgiler elde etmek olduğunu aktardı.
Bugüne kadar yapmış oldukları çalışmalarda elde edilen taşınır ve taşınmaz kültür varlığı parçaları ve kalıntılarının müdürlükleri tarafından bilimsel bir şekilde değerlendirildiğine dikkat çeken Demir, bakanlığın uygun gördüğü bilimsel bir heyet tarafından da ayrıca değerlendirileceğini kaydetti.

20.06.2016 Yeni Şafak

by -
5333

Elazığ’daki Harput Mahallesi’nde ağaçlandırma çalışmaları sırasında tesadüfen 2 bin 700 yıllık rölyef bulundu.

Elazığ’ın tarihi Harput Mahallesi’nde ağaçlandırma çalışması yürüten işçilerden İshak Yurter, üzerinde birçok figür bulunan 5 metrekarelik taş kabartma buldu.

Kentin tarihi Harput Mahallesi Nevruz Ormanı ağaçlandırma sahasında fidan dikimi için çukur kazan Yurter’in kullandığı kepçenin ağzı bir kaya parçasına takıldı. Çalışmayı durduran Yurter ve arkadaşları alanı elleriyle kazdı. Taş kabartmayla karşılaşan işçiler, Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Müdürlüğü yetkililerine ve jandarmaya durumu bildirdi. Jandarma ekipleri, olay yerinde güvenliği sağladıktan sonra müze yetkilileri alanda çalışma başlattı.

Çatlaklar oluşan ve üzerinde insan, hayvan, nehir, kale ve savaş figürleri bulunan 5 metrekarelik taş kabartma, arkeologların titiz çalışması sonucu kazı yerinden alınarak müzeye götürüldü.

Fırat Üniversitesi Tarih Bölümü Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yüksel Arslantaş, bulunan tarihi eserin, yöre açısından büyük öneme sahip olduğunu belirterek şöyle dedi: “Çıkan eser, müzeye götürüldükten sonra orada restoratörler çalışacak. Sonra üzerinde bilimsel çalışmalar yapılacak. Yöre tarihine ciddi katkılar sunacağını düşünüyoruz. Şu anda bu eser hakkında konuşmak için biraz erken. Ama eski çağlara ait olduğu kesin. Bu eserin bulunması tamamen tesadüf. Orman aracının çalışması esnasında bulunmuş bir şey. Tabi kenarında mezar sandukası kırıkları falan da çıktı. Burası Harput’un eski yerleşim yeri olarak kullanıldığı için, buranın tamamının da belki ciddi anlamda araştırılıp, ileride SİT alanı olarak koruma altına alınması icap edecektir. Ama ilk olarak çıkan bu eserin buradan müzeye götürülmesi ve koruma altına alınması ve araştırmacıların üzerinde yeterince çalışması gerekiyor.”

03.05.2016 Anadolu Ajansı

by -
1611

Elazığ’ın Ağın ilçesinde Keban Baraj Gölü altında kalan Hastek Kalesi’nde Kral Aeimaries’in ölen eşi için yazdığı yazıt yer alıyor.

Kaynaklarda hakkında pek fazla bilgi bulunmayan Hastek Kalesi, kimi araştırmacılara göre, milattan sonra 1. yüzyılda yapılmış Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırındaki bir karakolu. Bazı kaynaklara göre ise 1018’de yöre halkı tarafından Türk akınlarından ya da Bizans saldırılarından korunmak amacıyla kullanılan sığınaklar olduğu tahmin ediliyor.

Kale sınırları içerisinde bir kaya üzerine Kral Aeimaries’in, hayatını kaybeden eşi için yazdığı hüzünlü satırlar ise kalenin öyküsüne farklı bir anlam katıyor.

İlçeye bağlı Yenipayam köyü sınırları içinde bulunan ve sadece kayıklarla ulaşılabilen kale, Keban Baraj Gölü’ne dik inen kayalıkların alttan itibaren kat kat oyulmasıyla yapılmış ve birbirine gizli geçitlerle bağlantılı 3 kattan oluşuyor. Her katta geniş kullanımlı bir salonu ve bir depoyu andıran odalar ile bunları birbirine bağlayan dar galeriler, yer yer havalandırma, ışık alma ya da düşmana karşı savunma yeri olarak kullanılan mazgal delikleri yer alıyor.

AA muhabirine konuşan Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Müdürü Bülent Demir, Hastek Kalesi ile ilgili ilk araştırmayı 118 yıl önce Berlinli eskiçağ tarihçisi Haunt’un yaptığını söyledi. Haunt’un bu araştırmasının sonuçlarını bir kitabında yazdığını, ancak bu bilgilerin bugüne kadar toplumla pek paylaşılmadığını ifade eden Demir, “Hastek Kalesi kaya yerleşim alanı ve nekropolu Roma dönemi özelliklerini yansıtmaktadır. Halk arasında kaya sığınakları olarak bilinse de Roma’nın doğu sınırlarında bulunan sınır karakollarından biri olduğu bilim adamları tarafından tespit edilmiş ve söylenmiştir.” ifadelerini kullandı.

elazig-hastek-kalesinde-kralin-olen-esi-icin-yazdigi-yazit-yer-aliyor-1

Hüzünlü yazıt
Sıra dışı mimarisi ile görenlerini hayrete düşüren Hastek Kalesi ile ilgili bugüne kadar ortaya konulan en önemli ayrıntının Haunt tarafından kale içerisinde bulunan bir kaya bloku üzerine kazılmış yazıt olduğunu aktaran Demir, yazıtın Latince olduğunu ve 11 satırdan oluştuğunu dile getirdi. Yazıtı tercüme eden Haunt’un, dönemin yerel kralının, ölen eşine duyduğu sevgiyi Hastek Kalesi’nde ortaya çıkardığını vurgulayan Demir, “Bir prenses ya da kontese dair yazılmış olan bu vezinli yazıtta, prenses ya da kontesin muhtemelen orta Anadolu’dan Hastek bölgesine getirilmiş bir gelin olduğu düşünülmektedir.” dedi.

Yazıtın Haunt’a göre çevirisi şu şekilde:
“Burada vaktiyle evlenerek memleketime getirdiğim iyi duygular taşıyan Athenais yatıyor. Bu mezarın önünden gelip geçenlerden onu bir gül ile ya da başka bir çiçekle onurlandırana tüm göksel güçler bağışlayıcı olsun. Fakat eğer bir başkası mezara zarar vermek amacıyla gelirse tüm yer altı tanrıları ona kötülük yapsın. Bunları yazan babasıyla aynı adı taşıyan Aeimaries’tir ve kısa bir hayat sürmüş olan eşini severdi. Onun babası da benimle aynı adı taşımaktaydı ve annesi Antonia da Lucius’un kızıydı.”

26.03.2016 Anadolu Ajansı

by -
1175

Harput Kalesi Kazı Başkanı Doç. Dr. İsmail Aytaç, Harput’ta yaşayan insanların M.Ö. 8. yüzyıldan Cumhuriyet dönemine kadar kalede üretilen malzemeleri kullandığını belirterek, Avrupa’dan Harput’a, Harput’tan Halep’e ticaret bağlantısı olduğunu söyledi.

Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi ve Harput Kalesi Kazı Başkanı Doç. Dr. İsmail Aytaç, kalede günlük yaşamda kullanılan birçok buluntuya rastladıklarını dile getirdi. Harput’un iç kalesindeki kazılarda Urartu dönemine ait hayvan biçimli kuplu kaplara rastladıklarını ifade eden Doç. Dr. Aytaç, “Özellikle Roma dönemine ait kahverengi astarlı parçalar, Bizans seramiği dediğimiz sarı seramiklerden, Selçuklu döneminin sırlı seramiklerinden parçalar çıktı. Bunların yanı sıra buluntular arasında turkuaz renkli Beylikler dönemine ait mutfak eşyası, kaplarımız, kaselerimiz var. Fragmanlar halinde de olsa bize dönemi, ölçüleri hakkında fikir verebiliyor. Burada dikkatimizi çeken bir örnekte Avrupa’dan ithal edilen 18. yüzyıl malzemesi seramiklerdir. Biraz daha porselene yakın ürünler ile Çin porselenine ait parçalara rastladık” dedi.

“İthal malzeme yüksek rütbeli insanların görev yaptığını gösteriyor”
Harput’ta yaşayan insanların M.Ö. 8. yüzyıldan Cumhuriyet dönemine kadar ürettikleri ve uluslararası ticaretle gelmiş olan ithal malzemeleri kullandıklarını kaydeden Aytaç, “Özellikle ithal malzemenin varlığı burada gelir düzeyi yüksek rütbeli insanların da görev yaptığı noktasında bize bir fikir veriyor. Tabi bunlar içerisinde günlük kullanımdaki tuzluklarımızda her daim her yerde yapılabilen üretimdir. Yerleşim merkezlerinde en fazla karşılaştığımız malzeme, bulgu, pişmiş toprak seramik dediğimiz gruptur. Çünkü bunlar kolay üretiliyor, kolayda kırılıyor. Kırıldıktan sonra tekrar kullanımı dönüşü olmadığı için de bulunduğu yerde kalıyor. Bu bakımdan arkeolojik buluntular içerisinde en fazla buluntu ve bize fikir veren grubu oluşturuyor. Ebatları kullanılan hamur kaliteleri, çeşitleri bakımından çok çeşitlilik gösteriyor. Çok kaliteli ürünlerin yanında yerelde üretilen daha kalitesi düşük malzemeler de kazılarımızda ortay çıkartıldı” diye konuştu.

harput-tarihin-her-doneminde-ticaretin-merkezi-olmus

“Yerli ve Avrupa üretimi malzemeler var”
Aydınlatmada kullanılan kandillerin sırlı ve sırsız örnekleri olduğunun altını çizen Aytaç, şöyle devam etti;
“Kandiller, özellikle gaz yağından önceki dönemler için vazgeçilmez aydınlatma aletleriydi. Hele hele sarnıçlarda kandil yerlerini tespit etmemiz ve yine sarnıçlarda, zindanlarda bunları elde etmemiz bunların oralarda kullanıldığını rahatlıkla bize gösteriyor. Kaldı ki gravürlerde tasvirleri ve görüntülerine de rastlıyoruz. Mutfak eşyası olarak bizim özellikle fincan ve zarfı 17. yüzyıldan sonra çok Moda olan Avrupa üretimi bir porselen. Kazılarda fincan ve tenekeden zarfıyla beraber çıkan bir örneğimiz var. Ayrıca bakır kahve cezve bulduk. Bunların yerli üretim olduğunu düşünüyoruz. Çünkü vazgeçilmez üretimi olarak geçen sene de Harput’ta çok sayıda atölyelerde potolar, maden cürüfleri materyalleri çıkmıştı. Dolayısıyla bunların burada üretildiğini tahmin ediyoruz. Diğer kısımda bizim günlük mutfakta kullandığımız örnekler, sırlı seramikler var. Bu yeşil seramikler aslında M.S. 11. yüzyıldan 1940’lara kadar bu bölgede üretilmiştir. Üzerinde motifler olduğu zaman dönemi belirleniyor. Yoksa genel bir değerlendirmesi yapılması gerekiyor. Ayrıca bizim sarnıçta bulduğumuz ve Bizans dönemini tariflendirdiğimiz bakır tunç bir sağan gibi büyük bir kasemiz var. Bunun içindeki bazı motifler Bizans sanatında karşımıza çıkıyor. Bu unutulmuş kalmıştı. Sağlam sayabileceğimiz ender sayıdaki bakır ve tunç malzemeden örneklerimizi oluşturuyor.”

”Avrupa’dan Harput’a, Harput’tan Halep’e ticaret bağlantısı var”
Türkler’in gelişiyle beraber Akdeniz ve Karadeniz ticaretinin Anadolu üzerinden devam ettiğini vurgulayan Aytaç, “Böyle bir durumda özellikle Uzak Doğu’dan, Asya’dan gelen malzemelerin alıcısı var. Tabi ki bu ithal malzemeler bu bölgelerde üretilemeyen ürünler açısından daha pahalı olduğu için getirilmiştir. Alıcısı da olmuştur. Avrupa’ya gelince, 1650-1700’lere kadar hep buralardan Avrupa’ya doğru bir şeyler gitti. 1700’lerden sonra Avrupa kaliteyi bizden biraz ileri götürünce oradan bu tarafa doğru mal ithali söz konusu oldu. Buradakilerin talebine göre doğal olarak da bu ürünleri aldılar. Avrupa ürünleri deniz yoluyla Samsun’a, Samsun’dan karayoluyla Harput’a gelen bir güzergahımız var. Yine buradan Diyarbakır üzeri Halep’e giden ya da Malatya, Gaziantep üzeri Halep’e giden bir ticaret bağlantısı var. İpek Yolu bağlantısı var. O yolla gelen ürünler bulunuyor. bugün insana ait ne varsa geçmiş dönemlerde de vardı. İletişimin hızına göre daha geç oluşuyordu, daha az oluyordu ama hep aynı kavram vardı” dedi.

18.01.2016 Milliyet

by -
771

Elazığ’da Harput Kalesi Hamamının Rölöve-Restitüsyon Restorasyonu projeleri kapsamında arkeolojik kazı, temizlik ve sondaj çalışmaları devam ediyor.

 

Artukoğulları dönemine ait olduğu bilinen ve Harput Kalesi’nin kuzeyinde yer alan kale hamamında, Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Aytaç’ın bilimsel danışmanlığında başlatılan kazı, hafriyat ve sondaj çalışmaları sürdürülüyor.

Elazığ Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu bünyesinde 5 ekibin katılımıyla sürdürülen çalışmalarda, yapının mevcut planı ortaya çıkarılırken, hamam içinde sondaj çalışmaları yapılarak, zemine ulaşılmaya çalışılıyor.

Hamam bünyesinde -1 metrede yer alan soğukluk bölümü zeminine ulaşan ekipler, ılıklık bölümü zeminine ulaşmak için çalışmalarına devam ediyor. Yapılan sondaj çalışmalarıyla -2 metrede sıcaklık bölümü zeminine ulaşan ekipler, hava koşullarının uygunluğu ölçüsünde çalışmalara devam edecek.

Kazı çalışmaları doğrultusunda çok miktarda sırlı, sırsız seramik kalıntılarına, künk, dolap ve kapı aksanı metal parçalarıyla az miktarda sikke elde edilirken, çalışmaların tamamlanmasının ardından Kale Hamamı, Kent Müzesi olarak kullanılacak.

28.12.2015 ilkha.com

by -
2189

Elazığ’da jandarma ekipleri, Suriye’den çalındığı iddia edilen “Çölün Gelini” heykeli ile Roma Kralı Tiberius’a ait “kadehi” satmaya çalışan 3 kişiyi yakaladı.

Edinilen bilgiye göre, Elazığ İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, tarihi eser kaçakçılığı ile ilgili çalışma yaptı. Yapılan çalışmada Harput’ta Balakgazi Parkı içerisinde tarihi heykel ve şarap kadehini satmaya çalışan şüpheliler İ.L. (39), İ.A. (22) ve V.Y.’yi (37) operasyonla yakaladı. Yakalanan şüpheliler gözaltına alınırken, tarihi eserlere de el konuldu.

palmiradan-kacirilan-eserler-elazigda-bulundu-1
Ele geçirilen tarihi eserlerin Suriye’nin Palmira Müzesi’nden çalınan “Çölün Gelini” heykeli ile Roma Kralı Tiberius’a ait olan zifaf gecesi “kadehi” olduğunun değerlendirildiği öğrenildi. Ele geçirilen tarihi eserler müze müdürlüğüne teslim edildi. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.

24.11.2015 Milliyet

by -
957

Harput Kalesi’nde bu yıl iki noktada kazı çalışmaları devam ediyor. Kazı Başkanı Doç. Dr. İsmail Aytaç, 8-10 yıl sonra Harput’u Dünya Kültür Mirası Listesi’nde görmek istediklerini söyledi.

Elazığ’ın en eski yerleşim yeri olan tarihi Harput Mahallesi’ndeki Harput Kalesi’nde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle Fırat Üniversitesi eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü ve Kazı Başkanı Doç. Dr. İsmail Aytaç’ın sorumluluğunda 2015 yılının Harput iç kale kazıları 10 gün önce başladı. Elazığ Vali Yardımcısı Üzeyir Yılmaz, Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kutbettin Demirdağ, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Nazif Bilginoğlu, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rifat Çolak kazı alanında incelemelerde bulundu. Ziyarette protokol üyeleri kazıyla ilgili Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Bölüm ve Kazı Başkanı Doç. Dr. İsmail Aytaç’tan bilgiler aldı.
Harput iç kalesinin M.Ö. 800 yıllardan M.S.1930’lara kadar yerleşim görmüş yaklaşık 3 bin yıllık kesintisiz yerleşim gösteren ender alanlardan biri olduğunu ifade eden Doç. Dr. İsmail Aytaç, bundan önceki zamanlarda 5 sezonluk bir çalışma gerçekleştirildiğini söyledi. Aradan geçen 5 yıl süreden sonra kendilerinin çalışma başlattığını aktaran Doç. Dr. Aytaç, “Geçen sene yaklaşık bin metrekarelik bir alanı kazdık. Bunun buluntularını çeşitli platformlarda bilimsel bilim dünyasıyla da paylaştık. Bu sene geçen seneden kalan bölümlerden devam etmek üzere iki bölgede açmalara devam edeceğiz. Geçen sene açtığımız yerlerdeki tamamladığımız yerlerin sezon sonunda restorasyon projelerini gerçekleştirmeye çalışacağız. Seneye baharda da burada inşallah restorasyon uygulamalarına başlamış olacağız. Bu süreç içerisinde jeo radar taramasını gerçekleştirdik. Böylece doğal kütleyle yerleşim katmanlarının ön bilgilerini elde etmiş olduk. Bununla ilgili olarak geçen sene kazı belgeselini gerçekleştirmiştik. Bu senede aynı çalışmayı sürdüreceğimizi belirtmek istiyorum. Bu çalışmaları geçen senekilere ek olarak yeni bölgelerle gerçekleştireceğiz. En önemlisi saray dediğimiz, Artuklu Sarayı’nın önündeki işçiler için belirli bir güvenlik önlem aldıktan sonra açmaları yapıp oradaki 3 katlı yapı kompleksinin projelerini hazırlamaya çalışacağız. Taşınabilir kültür varlıkları açısından elde ettiğimiz buluntuların ilk restorasyon çalışmalarını yaptık. Bundan sonra da ekibimize yeni katılan restaratör uzmanlarla da daha disiplinli daha çok eserin restorasyonu gerçekleştirmek istiyoruz” dedi.

Kazıdaki amacın hafızalarda var olan Harput’u mümkün olduğunca ortaya çıkarmak olduğunu belirten Doç. Dr. Aytaç, “Mekanlarını belirlemek. Su sarnıçlarından tutun mescidine, burçlardaki yapılarına, surlarına, sarayına, gizli geçitlerine kadar bütün bunları ortaya çıkarmak. Bunu önce Dünya Kültür Mirası’nın yedek listesine yerleştirmek. Mümkünse yaklaşık 8-10 yıl sonra da Harput Kalesi’ni Dünya Kültür Mirası’nın asıl listesinde görmektir. Hem kültür dünyasına katmış olacağız hem de bir anlamda turizme katkı sağlamış olacağız. Kültür ve Turizm Bakanlığı bir ay önce buralarda bir çalışma yaptı. Çevre düzenlemesiyle beraber kale içindeki gezi güzergahını belirlemeye çalışıyor. Bizlerde restorasyonları belirli bir yaşama geçirdikten sonra burası dünyada en çok ziyaret edilen kaleler gibi bir işleve sahip olacaktır” diye konuştu.

“HARPUT, TÜRKİYE VE DÜNYA İÇİN ÖNEMLİ BİR KÜLTÜR VARLIĞIDIR”
2015 yılı kazısına 10 gün önce başladıklarını kaydeden Fırat Üniversitesi Rektörü Kutbettin Demirdağ ise, “Geçen yıl da yine Fırat Üniversitesi ile birlikte başta valiliğimiz olmak üzere, İl Özel İdaresi başta olmak üzere Elazığ Belediyesi diğer paydaşlarla birlikte kazılar yapılmıştı. Bu senede gecikmiş olmakla beraber 10 gün önce başlamış olması bizi mutlu etmektedir. Harput gerçekten sadece Elazığ için değil, Türkiye için bence dünya için önemli kültür varlıklarından biridir. Özelikle Harput Kalesi 3 bin yıldan fazla insanların yaşadığı bir kale ve gerçekten birçok kültürü bir asılı bünyesinde barındıran bir mekandır. Çocukluğumuzdan beri hep böyle yığıntı şeklinde, taş yığını şeklindeydi. İçinde ne var bilmiyoruz. Bunların açığa çıkarılması açısından önemli, dünya kültürüne bunların kazandırılması lazım. Elazığ’ın hem kültür varlıklarına hem de turizmine büyük katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Birkaç yıl içinde Dünya Kültür Mirası’na Harput’u, Harput’un kalesini de kaydetmiş olacağız” şeklinde konuştu.

“KAZI İŞİ UZUN SOLUKLU SABIR İSTEYEN BİR İŞ”
Kazı alanında incelemelerde bulunan Vali Yardımcısı Üzeyir Yılmaz ise, önceki yıllarda da Elazığ Müzesi başkanlığında valilik ve vakfın maddi katkılarıyla kazı çalışmaları gerçekleştirildiğini söyledi. Yılmaz, “Bu kazı çalışmaları sonunda önemli arkeolojik bulgular gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu yılki kazı çalışmaları Bakanlar Kurulu kararının alınmasıyla daha resmi bir boyut kazandı. Bu yıl da Kültür Bakanlığı’ndan ödenek temin etme gibi imkanımız doğdu. Hepinizin bildiği gibi kazı işi uzun soluklu ve sabır isteyen bir iş” dedi.

11.09.2015 Milliyet