Salı, Ocak 24, 2017
Etiketler Posts tagged with "Hitit"

Hitit

by -
359

Türkiye’de 2016 yılında yürütülen 554 arkeolojik kazı ve araştırmada, içlerinde Çatalhöyük’te bulunan Kadın Heykelciği ve Kınık Höyük’te bulunan Akamenid Dönemi’ne ait volkanik kayaçtan yapılmış şahin heykelciği ile beraber 2 bin 288 tarihi eser toprak altından çıkarıldı.

Türkiye’nin değişik bölgelerinde yürütülen kazılarda sikke, pişmiş toprak kap, taş eser ve heykel gibi farklı türlerde eserler gün ışığına kavuşurken, geçtiğimiz kasım ayı verileri Bakanlar Kurulu kararıyla 554 arkeolojik faaliyetin yürütüldüğünü gösteriyor. Anadolu topraklarında bulunan bu tarihi zenginlikler, yerli ve yabancı bilim insanları tarafından yapılan kazı, restorasyon ve yüzey araştırmalarıyla bilim dünyasına sunuluyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-2

“Eşsiz” Kadın Heykelciği Bulundu
Konya Çatalhöyük’te Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında gerçekleştirilen kazılarda bulunan M.Ö. 8 bin ile 5 bin 500 Neolitik Dönem’e ait kadın figürü bu kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin en önemlilerinden biri olarak gösteriliyor. Yüksek kalitede işçilikle yapılması ve vücudunun tüm parçalarının eksiksiz bulunması dolayısıyla bu heykelcik “eşsiz” olarak nitelendiriliyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-4

Niğde Kınık Höyük’te Prof. Dr. Lorenzo D’Alfonso başkanlığında gerçekleştirilen kazı çalışmalarında bulunan Akamenid Dönemi’ne ait volkanik kayaçtan (riyolit) yapılmış şahin heykelciği de diğer bir önemli eser.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-3

3 bin 500 Yıllık Mühür Bulundu
Bu yıl ki kazılarda, Hitit dönemine ait yaklaşık 3 bin 500 yıllık bir de mühür bulundu. Adana’daki Tatarlı Höyük’te Yrd. Doç. Dr. Serdar Girginer başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında açığa çıkan eserin, M.Ö 13’üncü yüzyıla, ünlü Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın da yaşadığı döneme ait olduğu tahmin ediliyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-1

Ordu Kurul Kalesi’nde 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen 110 santimetre yüksekliğinde mermerden yapılmış Ana Tanrıça Kibele heykeli de gün yüzüne çıkarılan önemli eserler arasında yer alıyor. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında sürdürülen kazıda bulunan heykel, yaklaşık 200 kilogram ağırlığında.

Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı akademisyenin başkanlığında, Bakanlığın izniyle gerçekleştirilen kazılarda, binlerce eser ortaya çıkarken, gün ışığına kavuşan bu envanter niteliğindeki eserler, tasnif çalışmalarının ardından müzelerde teşhire hazır hale getiriliyor.

19.12.2016 basin.kulturturizm.gov.tr

by -
428

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, duvarlarına renkli figürler işlenmiş kerpiçten sarayı, 5 bin 500 yıllık geçmişe sahip tapınağı, kılıç ve mızraklarıyla tarihe ışık tutuyor.

Anadolu topraklarının zengin tarihi kültürünü yansıtan, ilk şehir devletinin kurulmasına sahne olan Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, duvarlarına renkli figürler işlenmiş kerpiçten sarayı, 5 bin 500 yıllık geçmişe sahip tapınağı, kılıç ve mızraklarıyla tarihe ışık tutuyor.

Fırat Nehri’nin batı kıyısında, Malatya’ya 7 kilometre mesafedeki Arslantepe, yüksek tarım potansiyeli, sulak alanları ve nehrin taşkınlarından korunan yapısı sayesinde binlerce yıl insanoğluna kucak açmış tarihi mekanlar arasında bulunuyor. M.Ö. 5 binli yıllara dayanan Geç Kalkolitik dönemden Demir Çağı’na kadar geçen tarihsel sürecin buluntularına rastlanan Arslantepe, Hitit’lerden Roma ve Bizans’a kadar pek çok medeniyetin de izlerini saklıyor.

malatyadaki-arslantepe-hoyugunde-cikan-buluntular-tarihe-isik-tutuyor-1

Yapılan kazı çalışmalarıyla Geç Hitit Dönemi’ne ait, girişinde aslan heykelleri ve devrilmiş bir kral heykelinin bulunduğu höyük, yağmur drenaj hattı gibi altyapısı bulunan kerpiçten sarayı ve 2 bini aşkın mühürle ilk şehir devletinin yapılarını ortaya koyuyor. Duvarlarında gücün tasvir edildiği renkli figürler ve işlenmiş rölyef levhalarla erken devlet sisteminin izlerini barındıran Arslantepe’de Mezopotamya ile benzerlik gösteren çok sayıda çanak ve çömlekler de kazılardan çıkan eserler arasında yer alıyor. Bakır, kurşun, gümüş, altın ve alaşımlarından oluşan metal eserlerin de bulunduğu höyükte, önemli bulgular arasındaki 12 mızrak ile 3’ünün kabzası gümüş, bezemeli 9 kılıç da silah kullanımının ilk örneklerini göstermesi bakımından döneme ışık tutuyor. 

Önemli bulgulara ulaşıldı
Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Arslantepe’de geçmişten bu yana yürütülen kazı çalışmalarında önemli bulgulara ulaşıldığını belirtti. Bulunan eserlerin ve ortaya çıkan sarayın insanlık tarihindeki ilk yerleşik devlet hayatını, cilalı taş devrinden demir devrine geçişi ve demir devrinden demirin silah olarak kullanılması gibi önemli bulguları ortaya çıkardığını kaydeden Gürkan, yine ilk ambar sisteminin oluşturulması, kerpiç saray ve bürokratik yapının oluşturulmasıyla ilgili sürecin de kazılarla gün yüzüne çıktığını ifade etti.

16.11.2016 Anadolu Ajansı

by -
205

Kastamonu’nun Daday ilçesinde Hitit dönemine ait olduğu düşünülen ve 3 bin 500 yıl öncesine tarihlenen mezar yapısından 24 mezar çıktı.

Kastamonu’nun Daday ilçesi, Elmayazı köyünde yer alan bir sit alanında kaçak kazı yapıldığı ihbarı üzerine 2012 yılında başlayan arkeolojik kazılarda Hititlere ait 24 mezar bulundu. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Kazı Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Şahin Yıldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgedeki çalışmalara 2012 yılında başladıklarını söyledi. Kazının Kastamonu Müze Müdürlüğü gözetiminde Kültür ve Turizm Bakanlığı izniyle gerçekleştirildiğini bildiren Yıldırım, 10 kişilik ekiple sürdürdükleri mezar yapısındaki çalışmaların tamamlandığını belirtti.

kastamonuda-hititlere-ait-mezar-yapisinda-24-iskelet-bulundu

Mezar yapısının kurgan olabileceği üzerinde durduklarını ifade eden Yıldırım, “Kars’ta, Erzurum’da örnekleri var. Buradaki örneğimiz Orta Anadolu için önemliydi. Oldukça farklı bir durumla karşılaştık. 3 bin 500 yıl öncesine ait 24 mezar ortaya çıkarıldı. Bunlar cenin pozisyonunda doğu-batı doğrultusunda yatırılmıştı. Kadın, erkek ve çocuk iskeletleri var. Büyük ihtimalle hastalık ya da bir savaş nedeniyle ölünce buraya gömülmüşler. Anadolu’da daha önce 24 kişinin gömülü olduğu bir kurganla karşılaşılmamıştı. Bu da burada sıra dışı bir olayın olduğunu gösteriyor. Kurganın Hitit dönemine ait olduğunu sanıyoruz. Hititler’in yıkılış döneminde toplu ölüm meydana gelmiş olabilir.”

Yıldırım, iskeletler üzerinde çeşitli çalışmaların yapılacağını, kaç yaşında öldüklerinin ve ölüm nedenlerinin tespit edilmeye çalışılacağını anlattı.

kastamonuda-hititlere-ait-mezar-yapisinda-24-iskelet-bulundu-1

İskeletlerle ilgili karbon testi de yapmayı düşündüklerine işaret eden Yıldırım, “Kazı çalışmamızı 50 metrekarelik bir alanda gerçekleştirdik. Bu mezar anıtı bizim için çok önemli. Bir kişi için yapılan mezarda 24 kişinin gömülmesi, burada farklı bir olayın meydana geldiğini gösteriyor. Bu sorulara cevap bulmak için çalışmalarımız devam edecek.” ifadelerini kullandı.

11.11.2016 Haber Türk

by -
271

İstanbul’da Küçükçekmece Gölü kıyılarında yürütülen Bathonea kazılarında ortaya çıkan 700 kadar ilaç şişesinde depresyon ve kalp ilaçları bulunduğu belirlendi.

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kocaeli Üniversitesi’nin Küçükçekmece Göl Havzası’nda 2007’de yüzey araştırmasıyla başlatılan, 2009’dan bu yana düzenli olarak yapılan Bathonea kazıları bu yıl Ağustos ve Eylül aylarını kapsadı. Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün yanı sıra Selçuk Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi ile yurt dışından pek çok bilim kuruluşundan katılan çeşitli araştırma gruplarından 100 civarında bilim insanı ve öğrenci çalışmalara katıldı.

Kazı Başkanı Doç. Dr. Şengül Aydıngün, bu sezon yaptıkları çalışmaları anlatırken ağırlıklı olarak laboratuar, depo ve analiz çalışmalarına yöneldiklerini ve çok güzel sonuçlar elde ettiklerini söyledi. Doç. Dr. Aydıngün, bu yıl binlerce parça seramiği bir araya getirdiklerini ve geçmiş yıllarda çıkardıkları malzemeleri yeniden değerlendirdiklerini, gözden kaçan pek çok nokta üzerinde çalıştıklarını belirterek şöyle dedi: “Örneğin 2013 ve 2015 yılı kazı sezonunda biz çok büyük miktarda unguentarium (Merhem, ilaç ya da koku şişesi) bulmuştuk. Bunlar antik çağ ilaç merhem şişeleri bunların sayısını 400 olarak bilirken bu yıl laboratuar çalışmalarında bir çok parçayı birleştirdik. Baktık ki bunların sayısı 700 civarında. Bu rakam antik çağ için çok yüksek. Bunlar, şu ana kadar bir arkeolojik kazıda tek bir noktada bu kadar çok ele geçen ilk unguanterium yani ilaç şişesi buluntu grubu. Bu çok güzel bir grup. Büyük bölümünü müzeye teslim ettik. Bir kısmının onarımları devam ediyor. Ama bir taraftan da bu ilaç şişelerinin hemen yakınlarında pek çok sayıda değişik boyutta havan elleri, havanlar, aynı zamanda büyük bir ocak bulduk yani ateşin yapıldığı belli ki burada bir ilaç üretim merkezi de vardı. Aynı zamanda kemikten aletler, spatulalar, tıbbi aletler çok miktarda elimize geçti. İşin ilginç tarafı kış aylarında kazı yaptığımız bu arazide bir takım bitkiler var. Bu bitkiler, pek çok ilacın da özünü oluşturuyor unguanteriumların içerisindeki kalıntıların analizleri TÜBİTAK (Gebze) tarafından yapıldı. İki ilacın özü çıktı. Methanone ve Phenanthrene olarak belirlenen iki ilaç formülü. Bunlardan bir tanesi depresyon ve sakinleştirici tarzda ilaç bir de kalp hastalıklarına iyi geliyor. Bu ilaçların özü çevredeki endemik bitkilerle karşılanıyor. Bu da bizim için çok ilginç ve güzel sonuçlar.”

istanbuldaki-bathonea-kazilarinda-bin-400-yillik-depresyon-ve-kalp-ilaci-bulundu

Doç. Dr. Şengül Aydıngün, Bathonea kazı alanında büyük bir yangın tabakası ile karşılaştıklarını, bu yangın tabakasının tüm yapılarda görüldüğünü ve karbon örneklerinin testinin Polonya’da Wroclaw Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nce yapıldığını söyledi. Doç. Dr. Aydıngün, buradaki analizlerin ardından kazı sonuçlarının İstanbul tarihine bir sayfa daha ekleyebileceğini şöyle anlattı: “Bilim heyetimizin ortaklarından Polonya Wroclaw Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü tarafından karbon örneklerinin analizlerinden yangın çıkışı ile ilgili 620 ile 640 arasında bir tarih geldi. Bu önemli bir tarih aralığı. Bu tarihlerde İstanbul’a Trakya üzerinden gelen ciddi saldırılar var. Traklar, Bulgarlar ve Avarlar saldırıyor. 626’da da ciddi bir Avar saldırısı var. Bizim bu kazı yaptığımız unguentariumların bulunduğu alanda çok büyük bir yapı grubu var. Bu yapı grubunun tamamı neredeyse bir saldırı sonucu ortaya çıkan yangınla çökmüş. Ve unguanteriumlar da bu yangın tabakasının altında kalmış. Avar saldırısına kanıt da olabilir diye düşünüyoruz. Çünkü tarihi veriler, İstanbul çevresinde, yakınlarında ki bu saldırılardan söz ederken arkeolojik kanıtları yoktu. Bu netleşirse Avar saldırısına ait ilk arkeolojik veri olarak da Bathonea kazıları İstanbul tarihine bir sayfa daha eklemiş olacak.”

Bathonea’daki kazılarda geçmiş yıllarda M.Ö. 7000’li yıllara ait Avrupa’daki en eski tarımsal faaliyetlerin izleri, M.Ö. 2000’li yıllarda yaşamış Hitit izleri tespit edilmişti. Bathonea Limanlarının M.S. 9-11’inci Yüzyıllar arasında Vikingler tarafından kullanıldığı da anlaşılmıştı.

16.10.2016 Hürriyet

by -
384

Adana’daki Tatarlı Höyük’te Hitit dönemi anıtsal yapıda Pati adında bir kadına ait 3 bin 500 yıllık olduğu tahmin edilen mühür bulundu.

adanadaki-tatarli-hoyukte-hitite-ait-3-bin-500-yillik-muhur-bulundu

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Arkeolojik Araştırma ve Uygulama Merkez Müdürü Tatarlı Höyük Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Serdar Girginer, gazetecilere yaptığı açıklamada, Ceyhan ilçesinde sürdürülen kazılarda kil topağının üzerine işlenmiş bir mühür bulduklarını söyledi.

Bulunan bu mührün üzerinde Hitit dönemine ait kadın ismini okuduklarını anlatan Girginer, “Özellikle M.Ö. 2 bin yılın tüm dönemlerinde bu hususun daha ön plana çıktığını ve bu dönemlerde silindir, damga mühürlerle mühür baskı buluntularıyla höyüğün ne kadar önemli bir kent olduğunu kanıtlamıştır. Bul yıl yapılan kazı çalışmalarında ise höyük kazısının tarihini aydınlatan 3 bin 500 yıllık bir mühür bulduk” ifadelerini kullandı.

ÇÜ Tatarlı Höyük kazısı heyet üyesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Hititoloji Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Meltem Doğan Alparslan ise mühür baskısındaki ismi okuduklarında eserin M.Ö. 13’üncü yüzyıla, ünlü Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın da yaşadığı döneme tarihlendiğini tahmin ettiklerini dile getirdi. Mührün ortasında “Pati” isminin okunduğunu ifade eden Alparslan, mühür baskı alanını bir çerçeve gibi saran bezemeden yola çıkarak, bu mührün en yakın benzerinin, M.Ö. 13-14’üncü yüzyıllar arasına tarihlenen Suriye’deki Ras Shamra’da olduğuna dikkati çekti.

Alparslan, benzeri bezemeye sahip başka mühür örneklerinin Hitit imparatorluğunun başkenti Boğazköy/Hattuşa Kazısı’nda da bulunduğunun altını çizerek, şöyle devam etti: “Tatarlı Höyük’te bulunan bu kil topağı üzerinde başka mühür baskıları da tespit edildi. Muhtemelen söz konusu olan aynı mührün birden fazla baskısıdır. Biz bu adı Patti şeklinde çivi yazılı metinlerden de tanımaktayız. Ayrıca yine aynı metinlerde Pattiya şeklinde okunan benzer formlar da bilinmektedir. Söz konusu mühür, Pati adını taşıyan bu kadının, bölgede nüfuslu biri olduğunu ya da mevki sahibi bir görevli olabileceğini düşündürüyor.”

09.09.2016 Haber Türk

by -
461

İstanbul’un Küçükçekmece Gölü havzasında bulunan Bathonea Antik Kenti’nde 2016 yılı kazı sezonu başladı.

istanbulda-bathonea-antik-kentinde-calismalar-suruyor

M.Ö. 2 bin yılına ait izleri taşıması nedeniyle İstanbul’un tarihi kronolojisindeki boşlukları dolduran Küçükçekmece Gölü havzasındaki antik kent Bathonea’da kazı sezonu başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) işbirliğiyle gerçekleştirilen kazılar, bu yıl da KOÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında yürütülüyor. Bilim Heyetinde KOÜ Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Tuba Ökse, Prof. Dr. Ayşe Çalık Ross ve Yrd. Doç. Dr. Erdal Ünal’ın yer aldığı kazılara Selçuk Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi ile çeşitli araştırma gruplarından 100 civarında bilim insanı ve öğrenci katılıyor.

Kazı başkanı Doç. Dr. Şengül Aydıngün yaptığı açıklamada, Bathonea’daki kazı sonuçlarının şimdiye kadar tarih ve arkeoloji biliminin yanı sıra tıp tarihi ile farmakoloji ve yer bilimlerine pek çok yeni bilgi sunduğunu vurguladı. Bathonea kazıları ile bugüne kadar antik liman yapıları, İmparator Büyük Konstantin tarafından yaptırıldığı düşünülen dev bir açık sarnıç, bir kale kalıntısı ve tabanları mozaik kaplı büyük bir saray-manastır kompleksi, yer altı su kanalları ile antik yolların gün yüzüne çıkarıldığı bilgisini veren Aydıngün, “Bu yapıların içlerinde ele geçen küçük objeler, seramikler, amforalar yüzyıllar boyu Akdeniz’in batısından doğusuna kadar İspanya, İtalya, Sicilya, Fas, Mısır, Lübnan, Fenike, Suriye, Ege adaları gibi pek çok antik merkezle Karadeniz arasında yapılan yoğun bir deniz ticaretinin varlığını ortaya koydu.” ifadelerini kullandı.

Aydıngün, Kültür ve Turizm Bakanlığının bu sezonki kazılarda büyük liman ve su altı çalışmaları için izin verdiğini, bu nedenle çalışmaların su altı ağırlıklı gerçekleştirileceğini aktararak, Selçuk Üniversitesi Su Altı Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Yrd. Doç. Dr. Hakan Öniz başkanlığındaki ekibin büyük limanda kazı çalışmalarına başladığını kaydetti.

Bathonea kazılarının geçen yıllarda Trakya’da ilk kez Hitit izlerini sunan bölge olması açısından da bilim dünyasında oldukça heyecan yarattığına dikkat çeken Aydıngün, “2016 yılı kazıları, Kocaeli Üniversitesinin de içinde bulunduğu Marmara Bölgesi’nin tarihsel kronolojisindeki boşlukları dolduracak kanıtlar sunacak proje olma yolunda ilerlemektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

22.08.2016 Haber Türk

by -
510

Servis edilen haberdeki tarihlendirmede değişiklik yapılmıştır.

***

Hitit medeniyetinin önemli merkezlerinden, Türkiye’nin ilk milli kazı alanı unvanına sahip Alacahöyük’teki arkeolojik kazı çalışmalarında, yaklaşık 4 bin 300 yıllık gizli geçit bulundu.

alacahoyukte-4-bin-300-yillik-gizli-gecit-bulundu

Ankara Üniversitesince yürütülen Alacahöyük’teki kazı çalışmalarına başkanlık yapan Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu, AA muhabirine, Hititlerin dini başkenti olarak bilinen Alacahöyük’te, ilk kez 1907 yılında Osmanlı arkeoloğu Makridi Bey tarafından kazı çalışması gerçekleştirildiğini söyledi. Çınaroğlu, Alacahöyük’te 1935’te Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve verdiği bir miktar parayla yeniden başlatılan kazıların yıllardır devam ettiğini belirtti.

Bu sezon kazı çalışmalarına yaklaşık 1 ay önce başladıklarını ifade eden Çınaroğlu, 8’i arkeolog 24 kişilik heyetle yürütülen çalışmayı eylül sonuna kadar sürdürmeyi planladıklarını dile getirdi. Kazılarda bu sezon 2014’te açığa çıkarılan bir mabette yoğunlaştıklarını anlatan Çınaroğlu, çalışmalarda mabede açılan gizli bir tünelin ortaya çıkarıldığını bildirdi.

Geçidin 23 metresine ulaşıldı
Hititlerin başkenti Hattuşaş’ta birden fazla gizli geçidin bulunduğuna dikkati çeken Çınaroğlu, şunları kaydetti: “Bulduğumuz bu yeni poternle, Alacahöyük’te de birden fazla poternin varlığı ortaya çıktı. Şu anda kazı çalışmalarımızı sürdürüyoruz ancak henüz sonuna ulaşamadık. Mabede açılan kapıdan başladık, surların sonuna doğru şehrin dışına çıkacak şekilde açmaya çalışıyoruz. Yaklaşık 4 bin 300 yıllık bir potern. Şu ana kadar 23 metre uzunluğa ulaştık. Uzunluğun daha da artacağını düşünüyoruz. Burada daha önce ortaya çıkarılan potern gibi uzun bir geçide benziyor. Hem kazı ve hem temizlik çalışmalarımız devam ediyor. Sonunda ne çıkacak göreceğiz. Potern, hiç şüphe yok ki şehrin kalesinin üzerine oturmuş ve içine doğru girmiş. Buradaki mabette önceki yıllarda çivi yazılı bir tablet bulmuştuk. Tablette, kral, rahiplere bir törende ne yapacaklarını sırasıyla anlatıyordu. Mabede açılan bu gizli tünelin de belki bir kutsal işlevi olabilir.”

“Heyecanlandıran bir buluş”
Gizli geçidi “heyecanlandıran bir buluş” olarak nitelendiren Çınaroğlu, “Bu sezon ağırlığımızı buraya verdik. Bu geçit, Hitit mimarlığı açısından büyük bir keşif” dedi.

Alacahöyük’te, İlk Tunç Çağı’nın çok güçlü bir iskanı bulunduğuna dikkati çeken Çınaroğlu, “Bu iskanın en güzel eserleri, sözde Hitit güneş kurslarının çıktığı, Hititlerden 350-400 yıl öncesine ait Hatti dönemidir. Buradan sonra o tabakada çalışmaya başlayacağız çünkü bu topraklarda İlk Tunç Çağı’nın aydınlatılması gereken birçok problemi var. İlk Tunç Çağı’nın üzerine Hitit şehri gelip yerleştiği için bugüne kadar çok kısıtlı alanlarda kazılar yapıldı. Biz bunu geliştirmeye ve daha bilimsel metotlarla o döneme ulaşmaya çalışacağız.” ifadelerini kullandı.

18.08.2016 Anadolu Ajansı

by -
4812

Anadolu coğrafyası, gerek jeopolitik konumu, gerekse sahip olduğu verimli topraklar sayesinde insanoğlunun her dönemde tercih ettiği bir yerleşim alanı oldu. İnsan, doğası gereği başlattığı inancı çeşitli şekillerde toplu tapınım alanlarında sürdürdü. İşte Anadolu’nun geçirdiği inanç kronolojisinin en önde gelen mabetleri:

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi

1.Göbekli Tepe
Şanlıurfa’da yer alan Göbekli Tepe’yi artık duymayan yoktur. Ününü T biçimli sütunlarıyla, dairesel planlı yontulmuş taşlarıyla kazanan Göbekli Tepe, bilinen dünyanın en eski toplu tapınma alanı. Tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanıyor. İnsanların güncel yaşamlarını sürdürmek için çanak çömlek yapımı ya da tarımsal faaliyetlerinden daha fazlasını keşfetmeden önce, en büyüğünün 16 tondan fazla stilize insan biçimli taşlar inşa etmesi, inancın yaşamdaki önemine dikkat çekiyor. Göbekli Tepe, UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası’na aday gösterildi.

2.Çatalhöyük
Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra ilçesinin kuzeyinde yer alan Çatalhöyük, 9 bin yıllık tarihi ile Neolitik ve Kalkolitik Dönem’de Yakındoğu’ya ait en büyük köy olarak bilinir.  Müthiş buluntuları ve neolitik dönemi aydınlatması nedeniyle oldukça önemli bir yerleşim yeri olan Çatalhöyük, Anadolu’daki en eski ana tanrıça kült merkezi olarak kabul ediliyor. Ayrıca evlerin içinde boğa başları ve boynuzları gibi bazı kabartmalar bulunuyor. Çatalhöyük’te yaşayanların inanç kültürlerine ait bulguları içinde barındıran bu kutsal mekanların duvarlarında boğa başlarının yanı sıra, boğa figürleri, insan ve diğer hayvanlara ait duvar resimleri yer almakta. Çatalhöyük, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-2

3.Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı
Çorum’un Boğazkale İlçesi’ne bağlı Hitit başkenti Hattuşa’ya 2 km mesafede yer alır. Hititlere ait Orta Anadolu’daki tapınakların en güzel örneklerindendir. Burada “Bin tanrılı” Hitit panteonunun belli tanrıları değil, çok sayıda tanrı ve tanrıça kabartması yer almaktadır.  M.Ö. 13. yy’a tarihlenir. A, B ve C olarak adlandırılan üç galeriden oluşur. Uzun koridorlardan oluşan bu galerilerde tanrılara sunumlar bırakmak için küçük nişler yer alır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-3

4.Athena Tapınağı (Assos Antik Kenti)
Çanakkale’nin, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale Köyü’nde bulunan ve Edremit Körfezi ile Midilli’ye hakim bir tepe üzerine kurulu Athena Tapınağı, M.Ö. 525 yılında inşa edildi. Tapınak baş tanrı Zeus’un çok sevdiği kızı sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiştir. Athena Assos’un koruyucu tanrısıdır. Anadolu’da bilinen ilk Arkaik Çağ Dor düzenli mimari örneğidir. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800’lü yıllarda Amerikalılar tarafından yurt dışına götürülmüştür.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-4

5.Artemis Tapınağı (Efes Antik Kenti)
Tanrıça Artemis’e adanan tapınak, İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı, Efes Antik Kenti’nde yer almaktadır. M.Ö. 5. yy’da inşa edildiği sanılan ve Dünya’nın 7 harikası arasına girmiş Artemis Tapınağı’na ait bugün sadece yerini belirlemek adına konulmuş bir adet sütun parçası bulunmaktadır. Dönemin en ünlü heykeltıraşlarının çalıştığı yapıya ait parçalar British Museum’da sergilenmekte. Tapınağın kült heykeli Artemis ise Selçuk Müzesi’nde yer alıyor.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-5

6.Zeus Tapınağı (Aizanoi Antik Kenti)
Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi’nde yer alan Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı’dır. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Tiyatroya bitişik stadyum, mozaikli hamamları ve gymnasium, köprüler, nekropol alanları ve borsa yapısı kentin en önemli öğelerini oluşturur. Kentin tapınağı, MS 2. yy’ın 2. çeyreğinde inşa edilmeye başlanmıştır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-6

7.Ayasofya
İstanbul’un sembollerinden olan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.  Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında kubbe yüksekliği ile övünerek 3. kez inşa edilmiştir. 1453’te  İstanbul’un kuşatılması nedeniyle Aysaofya’da Kostantinapolis halkı topluca dua yapmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya dokunmayarak camiye çevirmiştir. 1 Şubat 1935 tarihinde Ayasofya müze olarak hizmete açıldı.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-8

8.Divriği Ulu Cami
Sivas’ın Divriği İlçesi’nde yer almaktadır. Cami, türbe, darüşşifadan oluşan yapılar topluluğudur. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiştir. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı kompleksinin Baş Mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’tır.  1985 yılında UNESCO Dünya miras listesine dahil edilmiştir. Üzerinde 25 farklı kubbe modeli bulunmaktadır. Kapılarında ve mimarisinde Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örnekleri işlenmiştir.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-7

9.Sultanahmet Cami
İstanbul’da yerli ziyaretçisi kadar yurt dışında da ün yapmış Sultanahmet Cami, içindeki 20 bin kadar mavi, yeşil ve beyaz İznik çinileri ile “Mavi Cami-Blue Mosque” olarak da bilinir. Cami, medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve türbeden oluşan külliye içinde yer almaktadır. Ahmet’in Sedefkar Mehmet Ağa’ya 1609-1616 yılları arasında yaptırdığı cami, Türkiye’nin ilk altı minareli camisidir. Osmanlı Dönemi’nin en güzel, en ihtişamlı camilerindendir. 206 pencere ile cami içi aydınlatılmaktadır. Geniş kubbesinin yükü dört fil ayağı ile yere indirilmiştir.  1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.

by -
3413

Yozgat’ın Sorgun İlçesi, Büyük Taşlık Köyü sınırları içerisinde yer alan Uşaklı Höyük’te (Kuşaklı), bu yıl yapılan kazılarda tapınak ve kale olduğu tahmin edilen iki yapı gün yüzüne çıkarıldı. Uşaklı Höyük, Hitit yazıtlarında bahsi geçen dini merkez Zippalanda olabilir.

Sorgun İlçesi, Büyük Taşlık köyü yakınlarındaki Uşaklı Höyük’te, 2008 yılında Floransa Üniversitesinden Prof. Dr. Stefania Mazzoni başkanlığındaki ekip tarafından yürütülen kazılarda önemli bulgular ortaya çıkarılıyor. Hitit Uygarlığının etki alanında yer aldığı belirtilen ve geçen yıl yapılan kazılarda 4 bin yıllık çivi yazılı tablet bulunan bölgede, bu yıl aşağı ve yukarı şehir olarak adlandırılan kalıntılar arasında birisi tapınak, diğeri kale olduğu tahmin edilen iki yapıya rastlandı.

Kazı Başkan Yardımcısı Floransa Üniversitesinden Dr. Valantina Orsi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, daha önce gerçekleştirdikleri yüzey araştırması ile bölgeyi tanımaya çalıştıklarını, höyüğün önemli tarihi özellikler taşıdığını söyledi. Yüzeyinde bulunan çanak, çömlek ve Hititçe çivi yazılı 4 tablet parçasının, höyüğün Hitit döneminde geliştiğini gösterdiğini aktaran Orsi, “Uşaklı Höyük’ün Hitit metinlerinde bahsi geçen Zippalanda olma ihtimali var. Uşaklı Höyük’ün Hitit başkentinden Alişar’a giden yol üzerinde olması, coğrafi konumu ve Kerkenes Dağı’na yakınlığı bu saptamaya uymaktadır. 2013 senesinde Yozgat Müzesi ve Floransa Üniversitesi tarafından yapılan kazılar, 250 metrekare bir alanda büyük bir kamusal yapıyı meydana çıkarmıştır. Binanın derin ve sağlam temelleri vardır.” diye konuştu.

Tanrıça İştar adı geçtiği tespit edildi
2015 yılı çalışmaları sırasında ortaya çıkan M.Ö. 2 binin ilk yarısına ait olduğu düşünülen tablette, daha önce alanda bulunan tabletlerden farklı olarak ‘Tanrıça İştar’ adın çok net olarak kullanıldığına dikkat çekildi.

27.06.2016 Anadolu Ajansı

by -
9729

Konya’nın Ereğli ilçesinde geçtiğimiz mart ayında bulunan Hititlere ait 2 bin 700 yıllık stel ortadan kayboldu. Bir inşaatın temel kazısında çıktığı iddia edilen yaklaşık stelin Adana’da 6 milyon liraya satıldığı iddia edildi. Ereğli Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayla ilgili gizlilik kararı aldı.

Ereğli Anafartalar Caddesi üzerinde GSM Özel Hastanesi’nin karşısındaki inşaatın temel hafriyat çalışmaları sırasında geç Hitit dönemi (M.Ö. 7-8. Yüzyıl) stel bulunduğu ileri sürüldü. Hafriyat sırasında çalışan işçiler tarafından da görülen paha biçilmez eser daha sonra ortadan kayboldu.

Ereğli’nin 15 kilometre güneydoğusunda yer alan meşhur İvriz kabartması ile benzer özellikler taşıyan stelin akıbeti tam olarak bilinmiyor. İddiaya göre stel bir hafta önce Adana’da 6 milyon liraya satıldı. Ereğli’de pek çok kişinin elinde stelin fotoğrafları var. Herkes stelin nerede olduğunu merak ediyor.

konyada-bulunan-2-bin-700-yillik-hitit-steli-ortadan-kayboldu

Gizlilik Kararı
İnşaat hafriyatında bulunan eserin satışı ile ilgili anlaşmazlıktan kaynaklı suç duyurusu yapıldığı ileri sürüldü. Ereğli Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili soruşturma başlattı. Soruşturma dosyasına gizlilik kararı konuldu. Ereğli’de pek çok kişinin adının karıştığı eser kaçakçılığında henüz bir gözaltı ya da tutuklama yapılmadı. Ereğli Müze Müdürlüğü’nden stelle ilgili soruşturmanın devam ettiği, bu aşamada bilgi verilmeyeceği belirtildi. 

Ambarderesi Kabartmalarına Benziyor
Eşsiz güzellikteki stel fotoğrafının üzerinde 01.03.2016 tarihi yazılmış bir kâğıt bulunuyor. Fotoğrafta 2 metreden daha büyük olduğu görülüyor. Arkeolog Nezih Başgelen’e göre elinde buğday başağı ve üzüm salkımı ile Tuwana Kralı Warpalava’nın tanrı Tarhunza’ya tapınması resmedilmiş. Tanrı ve kral figürlerinin başlık stilleri farklı da olsa İvriz kaya kabartmaları ve Toros dağları eteklerindeki Ambarderesi kaya kabartmaları ile benzer özellikler taşıyor.

01.06.2016 Hürriyet