Pazar, Nisan 30, 2017
Etiketler Posts tagged with "Kalkolitik Çağ"

Kalkolitik Çağ

by -
319

ABD’nin New York şehrindeki Christie’s Müzayede Evi tarafından düzenlenen açık artırmada, Türkiye’den kaçırılan 5 bin yıllık kadın heykeli “Guennol Stargazer” (Guennol Yıldız Avcısı) yaklaşık 14,5 milyon dolara satılırken, satış müzayede evi dışında toplanan Türkler tarafından protesto edildi.

turkiyeden-kacirilan-5-bin-yillik-kadin-heykeli-abdde-14-milyon-dolara-satildi

Türkiye’nin iadesi için hukuki çalışmalar başlattığı Anadolu’dan kaçırılan Guennol Yıldız Avcısı adlı tarihi eser, Christie’s Müzaye Evi’nin Rockefeller Center’daki New York merkezinde düzenlenen açık artırmada satışa sunuldu. Christie’s’in “Müstesna Satış” (The Exceptional Sale) 2017 açık artırmasında satışa sunulan Guennol Yıldız Avcısı, 12 milyon 500 bin dolarlık “çekiç fiyatı”yla tüm masraflar dahil toplam 14 milyon 471 bin 500 dolara alıcı buldu.

Türkiye’nin eserin satışı ile ilgili ihtiyati tedbir başvurusu
Christie’s Müzayede Evi Küresel Başkanı Jussi Pylkkanen’in yönettiği açık artırmanın başında Pylkkanen, Türkiye’nin ABD mahkemesine eserin satışıyla ilgili ihtiyati tedbir aldırma başvurusunda bulunduğunu bildirdi. Pylkkanen, dava nedeniyle eseri satın alacak kişiden 60 gün süresince para alınmayacağını ve eserin alıcıya bu süreden önce teslim edilmeyeceğini kaydetti.

turkiyeden-kacirilan-5-bin-yillik-kadin-heykeli-abdde-14-milyon-dolara-satildi-2

2 milyon dolardan başlatılan Guennol Yıldız Avcısı’nın açık artırması, yaklaşık 25 dakika sürerken, günün en uzun süren satışı olarak gerçekleşti. Eser 3 kişi tarafından kıyasıya yapılan arttırımda, telefonla bağlanan ve ismi açıklanmayan bir koleksiyoner tarafından satın aldı.

Christie’s Müzayede Evi Sözcüsü yaptığı açıklamada, 27 Nisan’da Türkiye tarafından eserin satışının durdurulması için yapılan ihtiyati tedbir kararı aldırma girişiminin ABD Bölge Hakimi Alison Nathan tarafından reddedildiği için açık artırmanın gerçekleştirildiğini bildirdi. Adını ilk sahibi Gallerli Guennol ailesinden alan eser, New Yorklu özel bir koleksiyoner tarafından müzayedeye kondu.

Daha önce 1966-1993 yılları arasında Guennol Koleksiyonu’ndan ödünç olarak alınan eser ilk defa New York Metropolitan Sanat Müzesi sergilenmişti. Eser, daha sonra aynı müzede 8 Mayıs-17 Ağustos tarihleri arasında “Millattan Önce 3. Milenyum’da İlk Şehirlerin Sanatı” sergisinde de gösterilirken, Avrupa ve ABD’de bir çok müzede de sergilenmişti.

turkiyeden-kacirilan-5-bin-yillik-kadin-heykeli-abdde-14-milyon-dolara-satildi-1

 “200 yıldır devam eden büyük bir soygunun bir parçası”
Arkeoloji Literatüründe “Kilya Tipi” idoller grubuna giren ve Geç Kalkolitik-Erken Tunç Çağı başlarına ait olan geometrik formlu mermer kadın heykeli, Çanakkale ili Kilya Koyu’nda bulunmuştu.

Bu arada, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı da dün yaptığı açıklamada, müzayedede satışa sunulan eserin, “200 yıldır devam eden büyük bir soygunun bir parçası” olduğunu ve derhal Washington’daki Kültür ve Turizm Bakanlığı Müşavirliği, Büyükelçilik ve New York Başkonsolosluğu üzerinden hukuki girişimde bulunduklarını bildirmişti.

Yasadışı olarak yerlerinden edilmiş kültür varlıkların korunması ve bunların ait oldukları ülkelere iadesini teşvike ilişkin uluslararası mevzuatın çatısını, 1970 tarihli “Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili UNESCO Sözleşmesi” oluştururken, sözleşmenin ülkelerde hukuki bir ceza soruşturmasının yürütülmesini sağlayan bir yaptırım gücü bulunmuyor.

Türkler açık artırmayı protesto etti
Müzayede evinin önünde toplanan bir grup Türk, Türkiye’ye ait eserin satışını protesto etti. Burada bir basın bildirisi okuyan Türkler, eserin kaynağı olan ülkeye teslim edilmesini istediler. Protestocular ayrıca, “Tarihi eserler insanlığın ortak hazinesidir” ve “Christie’s Türk eserine çifte standart uygulama” gibi ifadeler içeren pankartlar açtı.

Protestoda söz alan MÜSİAD ABD Başkanı Mustafa Tuncer burada yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Türkiye’den, Anadolu’dan çalınarak, kaçırılarak, Anadolu’ya ait olan tarihi eserlerin haraç mezat açık artırmalarda, burada New York’ta, Christie’s müzayede salonunda satılmasını protesto etmek için toplanmış bulunmaktayız. ABD’de yaşayan Türk Amerikalılar olarak bu tarihi eserlerin tekrardan ait oldukları Anadolu’ya kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda hırsızlık sonucu Anadolu’dan kaçırılan bu tarihi eserlerin tekrardan Anadolu’ya ait oldukları yere dönmesini istiyoruz. Bunu protesto etmek için buradayız.”

28.04.2017 TRT Haber

by -
278

Muğla’nın Milas ilçesindeki İncirliin Mağarası’nda yürütülen kurtarma kazılarında, insan kemikleri ve seramik parçaları bulundu.

Milas’ın Gökçeler Mahallesi’nde yer alan, önceki araştırmalarda mağara girişindeki toprak zeminde ile içinde çok sayıda prehistorik ve antik dönem arasına tarihlenen seramik parçaları bulunan İncirliin Mağarası’nda, kurtarma kazıları başladı. Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla 1’inci derece arkeolojik ve 1’inci derece doğal sit olarak tescillenen mağaradaki çalışmaları, Milas Müze Müdürlüğü yürütüyor. Mağarada, bazı kişilerce kaçak kazılar da yapılmıştı.

mugladaki-incirliin-magarasinda-insan-kemikleri-bulundu-2

Milas Kaymakamı Fuat Gürel, Uyku Vadisi’nde yer alan dev sarkıt, dikit, sütun ve damlataş havuzlarıyla kaplı olan toplam 345 metre uzunluğundaki mağarada yürütülen çalışmaları yerinde inceledi, basın mensuplarına bilgi verdi. İncirliin’deki değerleri turizme kazandırmak amacıyla Güney Ege Kalkınma Ajansı ile Milas Kaymakamlığı olarak geçen yıl çalışma başlattıklarını söyleyen Gürel, Uyku Vadisi’nde ve mağara içerisinde yürüyüş yolları yapılarak, İncirliin Mağarası’nın içinin aydınlatıldığını söyledi.

mugladaki-incirliin-magarasinda-insan-kemikleri-bulundu-1

İncirliin Mağarası’ndaki arkeolojik kazı ve sondaj çalışmalarının bilimsel açıdan çok önemli olduğuna değinen Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Diler de şunları söyledi: İncirliin Mağarası’ndaki kazılarda insan ve hayvan kemikleri bulundu “İncirliin’deki çalışmalar bilimsel anlamda çok önemli. Karia bölgesinde, özellikle bu kıyıya yakın kesimlerdeki dip tarihle ilgili bilgilerimiz son derece yetersiz. Bu bölgedeki gerek kömür havzasında yapılan kazılar, gerekse yürütülen yüzey araştırmaları sonucunda hem kıyı hem iç kesimlerde Tunç Çağı’nda, yani M.Ö. 3100 ve 1200 yılları arasında zengin bir yerleşme olduğunu biliyoruz. Ama bundan önceki süreçte yani Neolitik ve Kalkolitik çağ ile ilgi bilgilerimiz son derece yetersiz. Bu tür malzemelerin de İncirliin gibi yerlerden gelmesi çok yüksek. Zaten buradaki çalışmaların bir gerekçesi de o. Çalışmalarımızın amacı hem buradaki tahribatı önlemek, hem de bilgilerin kurtarılarak zenginleştirilmesini sağlamak. Şuna kadar elde edilen bulgu ve bilgiler doğrultusunda raporlar yayınlanmadı ama buradaki buluntulardan Geç Kalkolitik döneme ait bir yerleşme olduğu belli oluyor. Bu olasılıkla daha da erkene gidecek. Ve Karia’nın dip tarihi ile ilgili bilinmezlere bir ışık tutacaktır. Bu bakımdan çalışmalar önemli.”

01.12.2016 CNN TURK

by -
491

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, duvarlarına renkli figürler işlenmiş kerpiçten sarayı, 5 bin 500 yıllık geçmişe sahip tapınağı, kılıç ve mızraklarıyla tarihe ışık tutuyor.

Anadolu topraklarının zengin tarihi kültürünü yansıtan, ilk şehir devletinin kurulmasına sahne olan Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, duvarlarına renkli figürler işlenmiş kerpiçten sarayı, 5 bin 500 yıllık geçmişe sahip tapınağı, kılıç ve mızraklarıyla tarihe ışık tutuyor.

Fırat Nehri’nin batı kıyısında, Malatya’ya 7 kilometre mesafedeki Arslantepe, yüksek tarım potansiyeli, sulak alanları ve nehrin taşkınlarından korunan yapısı sayesinde binlerce yıl insanoğluna kucak açmış tarihi mekanlar arasında bulunuyor. M.Ö. 5 binli yıllara dayanan Geç Kalkolitik dönemden Demir Çağı’na kadar geçen tarihsel sürecin buluntularına rastlanan Arslantepe, Hitit’lerden Roma ve Bizans’a kadar pek çok medeniyetin de izlerini saklıyor.

malatyadaki-arslantepe-hoyugunde-cikan-buluntular-tarihe-isik-tutuyor-1

Yapılan kazı çalışmalarıyla Geç Hitit Dönemi’ne ait, girişinde aslan heykelleri ve devrilmiş bir kral heykelinin bulunduğu höyük, yağmur drenaj hattı gibi altyapısı bulunan kerpiçten sarayı ve 2 bini aşkın mühürle ilk şehir devletinin yapılarını ortaya koyuyor. Duvarlarında gücün tasvir edildiği renkli figürler ve işlenmiş rölyef levhalarla erken devlet sisteminin izlerini barındıran Arslantepe’de Mezopotamya ile benzerlik gösteren çok sayıda çanak ve çömlekler de kazılardan çıkan eserler arasında yer alıyor. Bakır, kurşun, gümüş, altın ve alaşımlarından oluşan metal eserlerin de bulunduğu höyükte, önemli bulgular arasındaki 12 mızrak ile 3’ünün kabzası gümüş, bezemeli 9 kılıç da silah kullanımının ilk örneklerini göstermesi bakımından döneme ışık tutuyor. 

Önemli bulgulara ulaşıldı
Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Arslantepe’de geçmişten bu yana yürütülen kazı çalışmalarında önemli bulgulara ulaşıldığını belirtti. Bulunan eserlerin ve ortaya çıkan sarayın insanlık tarihindeki ilk yerleşik devlet hayatını, cilalı taş devrinden demir devrine geçişi ve demir devrinden demirin silah olarak kullanılması gibi önemli bulguları ortaya çıkardığını kaydeden Gürkan, yine ilk ambar sisteminin oluşturulması, kerpiç saray ve bürokratik yapının oluşturulmasıyla ilgili sürecin de kazılarla gün yüzüne çıktığını ifade etti.

16.11.2016 Anadolu Ajansı

by -
349

Bursa’nın Nilüfer ilçesi Akçalar Beldesi’nde yer alan Aktopraklık Höyüğü’nün de içerisinde yer aldığı Arkeoparka’a Doğa Tarihi ve Arkeoloji Müzesi açılacak.

Tarih başkenti Bursa’yı, müzecilik anlamında da öncü bir kent haline getiren Büyükşehir Belediyesi, Akçalar’daki Arkeopark’a da Doğa Tarihi ve Arkeoloji Müzesi kazandırıyor. Yaklaşık 3 bin metrekare inşaat alanına sahip müzede, bölgede yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen bulgularla 8 bin 500 yıl öncesine uzanan yaşamın izleri en güzel şekilde sunulacak. Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, üç ayrı toplantı salonu bulunan Doğa Tarihi ve Arkeoloji Müzesi’nin aynı zamanda bir okul gibi çocukların ve gençlerin eğitimine de önemi bir katkı sağlayacağını söyledi.

bursaya-doga-tarihi-ve-arkeoloji-muzesi-acilacak-1

Yaşamın tüm izleri sergilenecek
Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, beraberindeki Akçalar Aktopraklık Arkeopark Kazı Başkanı Doç.Dr. Necmi Karul ile birlikte Doğa Tarihi ve Arkeoloji Müzesi inşaatında incelemelerde bulundu. Bursa’nın 8500 yıl öncesine dayanan medeniyetlere ev sahipliği yapan birikimli bir şehir olduğunun altını çizen Başkan Altepe, İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümünün yaptığı kazılarla, dünyanın ilk çiftçi topluklarına ait yaşam izlerinin gün yüzüne çıkarıldığını hatırlattı. Başkan Altepe, neolitik ve kalkolitik dönemden 300 yıl öncesi Osmanlı Köyü’ne kadar oluşturulan zaman tünelinde ziyaretçilere tüm bu dönemleri anlama imkanı sunan Arkeopark’a kazandırılan Müzenin aynı zamanda bir okul vazifesi göreceğini ifade etti. Başkan Altepe, “Bu bölgedeki kazılardan elde edilen bulgular ile doğa tarihine yönelik olaylar 3 aynı toplantı salonda sergilenecek. İnşaatı hızla toparlanıyor ve yılsonuna doğru açılışını gerçekleştirmek istiyoruz. Buraya gelen ziyaretçilere, 8500 yıl öncesine dayanan o günkü yaşamın izleri, yaşam tarzları, toplumsal olaylar ve geçirilen evreler en güzel şekilde sunulacak. Doğa tarihi müzesi de burada olacak. Kelebeklerden her türlü canlıya kadar burada sergilenecek. Buraya gelenler bir okul gibi eğitim alacaklar. Küçücük bulgulardan ne kadar önemli sonuçlar çıktığını görecekler” diye konuştu.

13.08.2016 Bursa Büyükşehir Belediyesi

by -
4941

Anadolu coğrafyası, gerek jeopolitik konumu, gerekse sahip olduğu verimli topraklar sayesinde insanoğlunun her dönemde tercih ettiği bir yerleşim alanı oldu. İnsan, doğası gereği başlattığı inancı çeşitli şekillerde toplu tapınım alanlarında sürdürdü. İşte Anadolu’nun geçirdiği inanç kronolojisinin en önde gelen mabetleri:

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi

1.Göbekli Tepe
Şanlıurfa’da yer alan Göbekli Tepe’yi artık duymayan yoktur. Ününü T biçimli sütunlarıyla, dairesel planlı yontulmuş taşlarıyla kazanan Göbekli Tepe, bilinen dünyanın en eski toplu tapınma alanı. Tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanıyor. İnsanların güncel yaşamlarını sürdürmek için çanak çömlek yapımı ya da tarımsal faaliyetlerinden daha fazlasını keşfetmeden önce, en büyüğünün 16 tondan fazla stilize insan biçimli taşlar inşa etmesi, inancın yaşamdaki önemine dikkat çekiyor. Göbekli Tepe, UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası’na aday gösterildi.

2.Çatalhöyük
Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra ilçesinin kuzeyinde yer alan Çatalhöyük, 9 bin yıllık tarihi ile Neolitik ve Kalkolitik Dönem’de Yakındoğu’ya ait en büyük köy olarak bilinir.  Müthiş buluntuları ve neolitik dönemi aydınlatması nedeniyle oldukça önemli bir yerleşim yeri olan Çatalhöyük, Anadolu’daki en eski ana tanrıça kült merkezi olarak kabul ediliyor. Ayrıca evlerin içinde boğa başları ve boynuzları gibi bazı kabartmalar bulunuyor. Çatalhöyük’te yaşayanların inanç kültürlerine ait bulguları içinde barındıran bu kutsal mekanların duvarlarında boğa başlarının yanı sıra, boğa figürleri, insan ve diğer hayvanlara ait duvar resimleri yer almakta. Çatalhöyük, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-2

3.Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı
Çorum’un Boğazkale İlçesi’ne bağlı Hitit başkenti Hattuşa’ya 2 km mesafede yer alır. Hititlere ait Orta Anadolu’daki tapınakların en güzel örneklerindendir. Burada “Bin tanrılı” Hitit panteonunun belli tanrıları değil, çok sayıda tanrı ve tanrıça kabartması yer almaktadır.  M.Ö. 13. yy’a tarihlenir. A, B ve C olarak adlandırılan üç galeriden oluşur. Uzun koridorlardan oluşan bu galerilerde tanrılara sunumlar bırakmak için küçük nişler yer alır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-3

4.Athena Tapınağı (Assos Antik Kenti)
Çanakkale’nin, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale Köyü’nde bulunan ve Edremit Körfezi ile Midilli’ye hakim bir tepe üzerine kurulu Athena Tapınağı, M.Ö. 525 yılında inşa edildi. Tapınak baş tanrı Zeus’un çok sevdiği kızı sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiştir. Athena Assos’un koruyucu tanrısıdır. Anadolu’da bilinen ilk Arkaik Çağ Dor düzenli mimari örneğidir. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800’lü yıllarda Amerikalılar tarafından yurt dışına götürülmüştür.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-4

5.Artemis Tapınağı (Efes Antik Kenti)
Tanrıça Artemis’e adanan tapınak, İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı, Efes Antik Kenti’nde yer almaktadır. M.Ö. 5. yy’da inşa edildiği sanılan ve Dünya’nın 7 harikası arasına girmiş Artemis Tapınağı’na ait bugün sadece yerini belirlemek adına konulmuş bir adet sütun parçası bulunmaktadır. Dönemin en ünlü heykeltıraşlarının çalıştığı yapıya ait parçalar British Museum’da sergilenmekte. Tapınağın kült heykeli Artemis ise Selçuk Müzesi’nde yer alıyor.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-5

6.Zeus Tapınağı (Aizanoi Antik Kenti)
Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi’nde yer alan Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı’dır. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Tiyatroya bitişik stadyum, mozaikli hamamları ve gymnasium, köprüler, nekropol alanları ve borsa yapısı kentin en önemli öğelerini oluşturur. Kentin tapınağı, MS 2. yy’ın 2. çeyreğinde inşa edilmeye başlanmıştır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-6

7.Ayasofya
İstanbul’un sembollerinden olan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.  Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında kubbe yüksekliği ile övünerek 3. kez inşa edilmiştir. 1453’te  İstanbul’un kuşatılması nedeniyle Aysaofya’da Kostantinapolis halkı topluca dua yapmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya dokunmayarak camiye çevirmiştir. 1 Şubat 1935 tarihinde Ayasofya müze olarak hizmete açıldı.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-8

8.Divriği Ulu Cami
Sivas’ın Divriği İlçesi’nde yer almaktadır. Cami, türbe, darüşşifadan oluşan yapılar topluluğudur. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiştir. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı kompleksinin Baş Mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’tır.  1985 yılında UNESCO Dünya miras listesine dahil edilmiştir. Üzerinde 25 farklı kubbe modeli bulunmaktadır. Kapılarında ve mimarisinde Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örnekleri işlenmiştir.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-7

9.Sultanahmet Cami
İstanbul’da yerli ziyaretçisi kadar yurt dışında da ün yapmış Sultanahmet Cami, içindeki 20 bin kadar mavi, yeşil ve beyaz İznik çinileri ile “Mavi Cami-Blue Mosque” olarak da bilinir. Cami, medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve türbeden oluşan külliye içinde yer almaktadır. Ahmet’in Sedefkar Mehmet Ağa’ya 1609-1616 yılları arasında yaptırdığı cami, Türkiye’nin ilk altı minareli camisidir. Osmanlı Dönemi’nin en güzel, en ihtişamlı camilerindendir. 206 pencere ile cami içi aydınlatılmaktadır. Geniş kubbesinin yükü dört fil ayağı ile yere indirilmiştir.  1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.

by -
2843

İzmir’in merkezinde bulunan Yeşilova Höyüğü’ndeki kazılarda elde edilen buluntular, 8 bin 500 yıl önce en gözde rengin hematitten elde edilen “kırmızı” olduğunu ortaya koydu.

Yeşilova Höyüğü Kazı Başkanı Prof. Dr. Zafer Derin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yeşilova Höyüğü’nde İzmir kentinin 8 bin 500 yıl öncesinden başlayarak 5 bin yıl öncesine kadar iki farklı sürecine, yani hem savaş hem de barış sürecine ilişkin bulgular elde ettiklerini belirtti. 

“Kaplar ve takılardan moda anlaşılıyor”
Modayı daha çok kaplar ve takılardan anladıklarını ifade eden Derin, elbiselerden ve dokumalardan ancak “iz” halinde kalıntılar bulunduğunu söyledi.

Derin, çanak ve çömlek ile takının bugün olduğu gibi o gün de modayı yansıttığını kaydederek, şu bilgileri aktardı: “8 bin 500 yıl önce evlerde kullanılan kaplar modadır, takılar modadır. Bunu anlamaya çalışıyoruz. Doğal taşları kullanarak, nesneleri kullanarak takı yapıyorlar. Bu takılar kadınların beğenisini kazanıyor. Çanak çömlek üretirken kullandıkları modeller, formlar da modadır. Çünkü bakıyoruz, çok uzak noktalarda da aynı formlar kullanılıyor. Renkler açısından da öyle. Nasıl bir ara çelik tencere modaydı, o dönemde birbirlerinin evinde çelik tencere gören kadınların beğendikleri nesneleri kendi evleri için de ürettiklerini görüyoruz. Özellikle kırmızı ve pembeyi çok seviyorlardı.”

18.05.2016 Anadolu Ajansı

by -
3540

Aydın’ın Meşrutiyet Köyü’nde bulunan Deştepe Höyüğü imara açıldı.

Aydın’ın merkez ilçesine bağlı Meşrutiyet Köyü’nde bulunan ve yaklaşık 10 yıl önce çevresindeki zeytin ağaçlarının kesilerek villaların yapılmaya başlandığı Deştepe Höyüğü, şimdi de Amerikan Kültür Koleji’nin yapılaşmasına açıldı. Daha önce de höyüğün tam tepesine yüksek gerilim hattının için direk dikilmişti.

İzmir 2. Koruma Kurulu, 1995’te kent merkezine 1.5 kilometre uzaktaki bu höyüğü 1. derece arkeolojik sit alanı ilan etmişti. Ancak sonraki yıllarda Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un Aydın’da yeni kurduğu koruma kurulunun bir kararı ile 3. derece sit alanına çevrilmişti. Bu değişiklik üzerine Aydın Belediyesi de yöreyi iskâna açmış ve höyük çevresinde lüks villalar inşa edilmişti.

Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Profesörü Sevinç Günel, höyükte yaptığı yüzey araştırması sonucu, burada bulunan seramiklerin Kalkolitik Çağ ve İlk Tunç Çağına ait olduğunu belirtmişti.

09.05.2016 Cumhuriyet / Arkeofili

by -
2935

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Havva İşkan Işık, taş ocaklarında çalışma izni alanların sit alanı engeline takılmamak için kaya resimlerini arap sabunuyla, süngerle ve zımparayla yok ettiğini söyledi.

Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (ANSİAD) 2016 faaliyet yılı 5. olağan toplantısının konuğu, Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Havva İşkan Işık, bu tarih öncesi kaya resimlerinin taş ocaklarının sahipleri tarafından silindiğini söyledi.

Bafa Gölü’nün kenarında Latmos dağlarında M.Ö. 6 binli yıllara tarihlenen kaya resimlerinin bulunduğu çok büyük bir alanda taş ocaklarına izin verildiğini belirten Arkeolog Prof. Dr. Havva İşkan Işık, “Kaya resimlerinde muhtemelen ya bahar aylarında yapmış oldukları şölenler ya da daha büyük olasılıkla evlilik törenleri resmediliyor. Bu görülen grupların pek çoğunun elleri havada ve dans ediyorlar. Ama ne oldu? Uzun bir zamandan beri bu dünyada eşi benzeri olmayan varlığımızı kaybetmeye başladık. Şu nedenle; Bafa dağlarında inanılmaz büyüklükteki alanlara taş ocağı izni verildi. Bu taş ocaklarında çalışma izni alanlar ‘sit, koruma alanı’ denilen o probleme takılmamak için bu görünen kaya resimlerini arap sabunuyla, süngerle ve zımparayla yok ediyorlar. Bence bunlara kesinlikle idam cezası verilmeli. Ben bundan yanayım. Çocuk tecavüzcülerine, kadına şiddete ve kültür varlıklarına bu boyutta zarar verenler için bu cezanın çok açık ve net söylüyorum geri dönmesinden yanayım. Hümanizm kötülerin elinde çok tehlikeli bir silah olabiliyor çünkü. İsyanım çok büyük belki biraz sert konuştum ama beni anladığınızı biliyorum” diye tepki gösterdi.

Latmos Kaya Resimleri
Beşparmak Dağları olarak adlandırılan Latmos dağlarında 1994 yılında Alman arkeolog Anneliese Peshlow-Bindokat tarafından bulunan kaya resimleri, Anadolu’da son yılların en büyük tarih öncesi arkeolojik buluntuları arasında kabul ediliyor. Kaya resimleri Neolitik dönemden (Yeni Taş Devri’nden) Kalkolitik döneme (Bakır Çağı’na) kadar (M.Ö. 6000-5000) süren bir zaman içerisinde tarihlendiriliyor.

11.03.2016 ayyildizgazetesi.com

 

by -
1706

Bir yol inşaatı sırasında keşfedilen 7 bin yıllık taş evler ve eserlerle birlikte Kudüs’teki yaşamın en eski izleri ortaya çıkarılmış oldu.

İsrail Tarihi Eserler Kurumu, yol inşaatından önce kuzey Kudüs’te bir kurtarma kazısı gerçekleştirdi ve kalkolitik (Bakır Çağ) dönemde inşa edildiklerine inanılan iki taş ev keşfetti. 7 bin yıl öncesine dayanan bu dönemde insanlar, taştan yaptıkları araç gereçleri güçlendirmek için onlara bakır (Yunanca chalcos) eklemeye başlamışlardı.

İsrail Tarihi Eserler Kurumu, Newsweek’e yaptığı açıklamada, evlerin günümüze dek oldukça iyi bir şekilde korunduğunu ve çeşitli tesisatlar kurulmuş zeminlere sahip olduklarını dolayısıyla da uzun süreliğine kullanıldıklarını belirtti. Bu evlerin yanı sıra, kurumun “dönemin tipik eşyaları” olarak tanımladığı çanak çömlek kalıntıları, çakmak taşından araçlar ve bazalttan yapılmış bir kase de keşfedildi.

kuduste-7-bin-yil-oncesine-dayanan-yasam-izleri-bulundu-1

İsrail Tarihi Eserler Kurumu, yeni arkeolojik buluntuların, M.Ö. 5000 yılı civarında Kudüs’te köklü bir yerleşik hayatın varlığını kanıtladığını belirtti. Daha önce de Kudüs’te kalkolitik döneme ait çömlek parçaları keşfedilmiş ancak şimdiye kadar herhangi bir yerleşim alanı keşfedilmemişti.

Ronit Lupo: “Bu keşif, şehir ve civarı hakkındaki araştırmalarımıza çok büyük katkı sağlayacak.”
İsrail Tarihi Eserler Kurumu adına kazı çalışması yapan ekibin başkanı Ronit Lupo, önceleri Kudüs’ün 5 bin yıllık bir geçmişi olduğu düşünülürken bu keşifle birlikte düşünülenden çok daha eskiye uzandığını söyledi.

kuduste-7-bin-yil-oncesine-dayanan-yasam-izleri-bulundu-2

“Gün yüzüne çıkarılan yapılar, Kudüs’ün standart mimarisine aykırı bir şekilde inşa edilmemiş” diyor Lupo. “Bu keşif, şehir ve civarı hakkındaki araştırmalarımıza çok büyük katkı sağlayacak.”

“Hasat için kullanılan küçük orak benzeri bıçaklar, bina yapmak için kullanılan keskiler ve baltalar, delgi ve tığ gibi taştan yapılmış araç gereçler sayesinde bu yerleşim bölgesindeki halkın geçim kaynağını anlayabiliyoruz” diye ekliyor Lupo. “Akik taşından (değerli bir taş) yapılma bir boncuk ise mücevher imalatını ya da ithalatını gösteriyor.” Lupo, kurumun bir sonraki amacının, 7 bin yıl önce o topraklarda yaşamış insanların “beslenme alışkanlıklarını” öğrenmek için bölgede bulunan koyun ve keçi kemiklerini incelemek olduğunu belirtiyor son olarak.

23.02.2016 gaiadergi.com

by -
1279

Burdur’da, bugüne kadar gün yüzüne çıkarılması adına hiçbir çalışmanın yapılmadığı ‘İstasyon Höyük’ ilgi bekliyor.

Burdur Tren İstasyonu’nun yanında bulunmasından dolayı ismini buradan alan ‘İstasyon Höyük’ gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Burdur Ajansı’nın hemen yanı başında bulunan 10 bin metrekarelik alan üzerine oturan höyüğün hemen yanında hangi döneme ait olduğu belirtilen boyaları kazınmış, paslı bir levha bulunuyor. Höyük önündeki levhanın yazıları, ancak yakınlaşınca güçlükle okunabiliyor. Yüzeyinde Kalkolitik Dönem’den Roma Dönemi’ne kadar uzanan, bu dönemlere ait bol miktarda çanak çömlek parçasının görüldüğü höyüğün yüksekliği 20 metre civarında, tepe görümünde ve üzeri toprakla kaplı durumda. Yaz aylarında sık sık ot yangınlarının meydana geldiği, zaman zaman ‘şarapçı’ tabir edilen mekansızların mesken tuttuğu höyüğün gün yüzüne çıkarılarak turizme kazandırılması ve çehresinin değiştirilmesi talep ediliyor.

08.01.2016 Sabah