Cuma, Şubat 24, 2017
Etiketler Posts tagged with "Kayseri"

Kayseri

by -
794

1. Alaeddin Keykubad tarafından Kayseri’de yaptırılan Keykubadiye Sarayı kazılarında, bugüne dek hiçbir üslupta rastlanmayan bir çini ortaya çıktı. Bahçıvan figürlü çini, saray mimarisi ve kültürü hakkında ipucu veriyor.

kayserideki-keykubadiye-sarayinda-yeni-bir-cini-turu-bulundu-1

Anadolu Selçuklu Sultanı 1.Alaeddin Keykubad tarafından Kayseri’de yaptırılan Keykubadiye Sarayı gün yüzüne çıkıyor. 1950’lerin başlarında Zeki Oral tarafından keşfedilerek ilim dünyasına ve kamuoyuna duyurulan saray için kazı çalışmaları, Prof. Dr. Ali Baş öncülüğünde yeniden başladı. Çalışmalarda arkeoloji dünyasını heyecanlandıran bir keşif yapıldı. Kobalt mavi, siyah ve turkuvaz maviye boyalı, sır altı tekniğinde yapılan, bugüne dek hiç rastlanmayan bir üslupla yapılmış çinide, elinde kürek tutan, ön ve arkada birer bitki ile sınırlandırılan bir erkek görülüyor. Sola dönük vaziyette küreğiyle toprağı bellerken betimlenen figürün, bir bahçıvanı yansıttığı tahmin ediliyor. 

Türk tipinden farklı
Anadolu Selçuklu hakkında yapılan en önemli kazının Beyşehir’deki Kubadabiye Sarayı olduğunu ve burada da çok sayıda çiniye ulaştıklarını belirten Baş, Kayseri’deki üslup ile ilk kez karşılaştıklarını söyledi. Baş şöyle konuştu: “Bu üslubun bizim geleneksel minyatür, maden sanatımızda örnekleri vardı ama çinide yoktu. Çinide Uygur geleneği dediğimiz bir tip vardır. Çekik gözlü, hokka burunlu özelliklere sahiptir. Minyatürlerde, çinilerde vardır. Ama buradaki figür öyle değil. Etnik anlamda da dini anlamda da farklı olabilir. Özetle Türk tipi diye bahsettiğimizin dışında bir figür üslubu bu. Sekiz kollu yıldızı Selçuklu’da her yerde görürsünüz. Oradaki figürlerle bu figür arasında farklılıklar var. Kayseri yöresi için de ilginç bir keşif.”

kayserideki-keykubadiye-sarayinda-yeni-bir-cini-turu-bulundu-2

Yeni keşiflere yol açacak
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle iki yıldır süren kazıların saray mimarisini keşif için bir yol açtığın kaydeden Prof. Baş, “Anadolu Selçuklu’nun cami, medrese ve han mimarisini iyi biliyoruz. Ama saray mimarisiyle çok bir bilgimiz yok. Keykubadiye Sarayı’nı biliyorduk. Fakat orası özel mülkiyetti. Gidip gezme imkanı olsa bile iki küçük kalıntıdan başka bir şey göremezdiniz. Bu kazı bize Anadolu Selçuklu döneminin saray mimarisini, saraydaki kültür ve sanatını gösterecek. El sanatlarından çok sayıda çini ve cam çıkıyor. Bunlar saray için çok önemli. Selçuklu saray mimarisini çok iyi yorumlama şansımız olacak” diye konuştu.

23.02.2017 Yeni Şafak

by -
212

Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde yer alan Selçuklu dönemine ait 881 yıllık Gülük Hamamı restore edilecek.

kayseride-881-yillik-selcuklu-hamami-restore-ediliyor

Melikgazi Belediye tarafından Gülük Mahallesi’nde bulunan tarihi hamam restore edilerek tekrar hayat bulacak. 1135 yılında inşa edilen ve 1210 yılında Danişmentlilerden Yağıbasanoğlu Mahmud’un kızı Atsız Elti Hatun tarafından onarılan tarihi hamama ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başkan Memduh Büyükkılıç, Gülük Hamamı’nın, tarihi ve kültürel miras açısında önemli bir eser olduğunu belirtti. Büyükkılıç, ”İlçemizin en önemli tarihi varlıklarından birisi olan Gülük Hamamı, yaklaşık 881 yıllık geçmişe sahip. Tarihi Selçuklu eseri hamamın kısa sürede aslına uygun restorasyonunu yapıp Melikgazi’mizin ve Kayseri halkımızın hizmetine sunulması ve bu kültürel mirasımızın korunup tekrar ülkemize kaplıca turizm merkezi olarak kazandırmayı hedefliyoruz. Hamamın restorasyon projeleri çizildi, ihale süreci ve akabinde de restorasyon çalışmaları başlayacak. Bu kültürel mirasımız restorasyonu tamamlandığında ilçemize bir doğal mirası daha kazandırmış olacağız” dedi.

24.11.2016 Hürriyet

by -
906

Kayseri’deki Kültepe Höyüğü’nde bulunan kil tabletler, Anadolu kadınının 4 bin yıl önce yönetim ve ticarette aktif olduğunu gösteriyor.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi, Kültepe Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgede 1948’de başlatılan sistemli kazılarda, bugüne kadar 23 bin 500 çivi yazılı kil tabletin gün ışığına çıkarıldığını söyledi.

Bu büyük ve özel koleksiyonun 2014’te UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alındığına işaret eden Kulakoğlu, “Bu tabletlerin en önemli özellikleri, ticari, ekonomik içerikli olması.” dedi.

Bunun yanında o dönemde para eden her şeyin kayıt altına alındığını anlatan Kulakoğlu, “Bu nedenle günlük hayata, sosyal hayata ilişkin de veriler elde etmek mümkün. Örnek olarak bugün de halen bildiğimiz birçok olay tabletlerde kaydedilmiş. Evlenme, boşanma, evlat edinme, mahkeme kararları gibi birçok sosyal hayata ilişkin verileri bu tabletlerden okumak mümkün.” ifadelerini kullandı.

kultepe-tabletlerine-gore-kadinlar-4-bin-yil-once-ticarette-soz-sahibiydi

“Kraliçe yönetimde eşit”
Kil tabletlerden, 4 bin yıl önce Anadolu’da kadınların da ticaretle uğraştığının belirlendiğini vurgulayan Kulakoğlu, şunları kaydetti: “Ticaret yapan Anadolulu insanların içinde kadınların da yer alması çok önemli. Erkekler tabii ki ticaret yapıyor, Asur’dan gelen tüccarlar ticaret yapıyor ama onların dışında bir de kadınlar var. Bu kadınlar iyi ticaret yapabilen kadınlar. Hatta birinin, burada alacağını tahsil edemediği için bin kilometre mesafedeki Asur şehrine kadar gidip hakkını aradığını, mahkemeye çıktığını biliyoruz. Yani 4 bin yıl önce Anadolu kadınının, hakkını aramak için Asur’a gittiğini bu tabletlerden öğreniyoruz. Kadın, toplum içinde de etkin ve söz sahibi. Hatta kraliçeler ticarette, devlet antlaşmalarında etkin. Bir antlaşmayı onaylamak için kralın mührü yetmiyor, kraliçenin de mührü gerekiyor. Yani kraliçe de toplumda, yönetimde eşit.”

Hitit kralı 3. Hattuşili’nin eşi Puduhepa hakkında da bilgi veren Kulakoğlu, “Puduhepa, Kültepe’den 500 yıl sonra yaşamış. Puduhepa’dan 500 yıl önce Anadolu kralının eşi, yönetimde söz sahibiymiş. Yani Puduhepa’dan 500 yıl önce Anadolu kadını yönetimde, ticarette, toplumda söz sahibiymiş.” şöyle konuştu.

18.09.2016 Anadolu Ajansı

by -
2118

Günümüzde ekonomiyi güçlendirmek amacıyla uygulanan teşvik ve özelleştirme sisteminin, 4 bin yıl önce Asurlular tarafından da uygulandığı anlaşıldı.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi ve Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, 4 bin yıl önce Asur Krallığı’nın ekonomik durumunun çok da iyi olmadığını söyledi.

M.Ö. 1970’li yıllarda Asur Kralı Erişum’un tahtta olduğunu belirten Kulakoğlu, “Kral bakıyor ekonomi kötü, durum vahim, işler umduğu gibi yürümüyor, para yok, kanalizasyon çalışmıyor, yollar yapılmıyor, para kazanacak iş de yok; selametin ticarette olduğunu görerek özelleştirmeler yapıyor. Bizim 12 Eylül’den sonra (Turgut) Özal’ın yaptığı gibi liberalleşmeye başlıyor, ticaretten devlet tekelini kaldırıyor. Önceden bölgede yapılan tüm ticaret saray kontrolündeyken bu kral şehirdeki zenginlere imtiyaz tanıyarak ticaret yapmalarını teşvik ediyor.” diye konuştu.

Kulakoğlu, Anadolu’nun zengin gümüş yataklarına sahip olduğuna dikkati çekerek, Toros Dağları’nın milattan önce 3 bindeki adının “Gümüş Dağları” olduğunu, Bolkar Dağları’nda çok ciddi gümüş yatakları bulunduğunu anlattı. Anadolu’da ciddi altın yatakları da olduğuna işaret eden Kulakoğlu, yakın zamanda Kayseri’nin Himmetdede bölgesinde faaliyete geçen altın madeninin, Roma döneminde de işletildiğinin bilindiğini söyledi.

Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, teşvik ve özelleştirmeler sonucu Asurlu tüccarların 200-300 eşekten oluşan kervanlarla Anadolu’ya mal göndermeye başladıklarını anlatarak şöyle devam etti: “Tabii Asurlular sadece kalay değil, Babil modasına göre dokutulmuş kumaşlar da getiriyorlar. Bugün Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin bölgesinde gördüğümüz yeşilli, kırmızılı parlak kumaşlar gibi kumaşlar o dönem modaymış.”

15.05.2016 Anadolu Ajansı

by -
5088

Kayseri’deki Kültepe Höyüğü’nde beşik kertmesi geleneğini anlatan 4 bin yıllık tablet bulundu.

Kayseri’de bulunan ve 68 yıldır devam eden Kültepe Höyüğü kazılarında çıkan tabletler Anadolu’daki 4 bin yıllık uluslararası ekonomik, siyasi, toplumsal ve kişisel bilgileri aydınlatmaya devam ediyor.

Kültepe Höyüğü Kazısı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, “Bu tabletlerde ekonomik, siyasi, toplumsal ve hatta kişisel bilgiler, bugünkü Arapça’nın atası olan Akadça’nın Assur lehçesiyle ve çivi yazısıyla yazılmıştır. Şimdiye kadar bulunan 23 bin 500 tablet, eski dünyanın en büyük ve kapsamlı özel şahıs arşivlerini oluşturması ve tüm dünyanın hafızası olması nedeniyle, 2014 yılında UNESCO tarafından, ‘Dünya Belleği Kütüğü”ne’ kaydedilmiştir. Kültepe tabletleri Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, İstanbul arkeoloji Müzesi ve Kayseri Müzesi’nde korunmaktadır” dedi.

Geçtiğimiz günlerde bulunan 4 bin yıllık tablette ise beşik kertmesi geleneğinin o dönemde de olduğuna dair bilgiler elde edildi. Prof. Dr. Kulakoğlu tablette yazan mahkeme zaptı hakkında şu bilgileri verdi:

“…..Ahu-waqar ve Zuba şahit olarak bizi tuttular ve Ahu-waqar Zuba’ya şöyle dedi:
“Kız kardeşim artık büyüdü (evlilik çağına geldi), buraya gel ne Kaniş şehrinde kız kardeşimi eş olarak al (onunla evlen).
Zuba şu cevabı verdi:
“Kız kardeşin orada otursun”.
Ahu-waqar şöyle konuştu:
“Kaniş şehrinde kız kardeşim hakkında koloni mahkemesinin kararını ver. Sen uzakta bir yerde bulunuyorsun. Kız kardeşim ne zamana kadar Kaniş şehrinde beklesin?”
Zuba şöyle cevap verdi:
“Git! Kız kardeşini gönlünün istediği yere (kimseye) kocaya ver.”

kultepede-besik-kertmesi-gelenegini-anlatan-tablet-bulundu-1

Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, “Bu mahkeme zaptına göre genç kızın erkek kardeşi, herhalde ağabeyi Ahu-waqar, davalı olan Zuba’yı kız kardeşi ile mahkeme huzurunda evlenmeye davet etmiştir. Çünkü genç kız artık büyümüş, evlilik çağına ulaşmıştır. Kızın erkek kardeşinin bu zorlaması, genç kızın davalıya, daha küçük yaşta iken, herhalde çocukluk çağında, söz verilip nişanlandığını açık olarak ortaya koymaktadır. Genç kızla nişanlanmış olan erkek de herhalde çok genç bir kişi idi. Şimdi onun evlenmekten çekinmesi, zorlanınca da evlenmekten vazgeçmesi böyle yorumlanabilir. Anılan mahkeme zaptında erkeğin mahkeme huzurunda sözlü bir beyanı başka bir deyimle evlenmekten vazgeçmesi aradaki nişanın bozulmasına yeterli olmuştur. Tabletlerde geçen ‘kız büyüdü’ ifadesi, küçük yaştaki kız ve erkeklerin evlenmelerine müsaade edilmediğini, diğer taraftan Anadolu’da bazı bölgelerde hala yaşamakta olan beşik kertmesi adetini akla getirmektedir” diye konuştu.

26.04.2016 Milliyet

by -
7912

Arkeolojihaber.net ekibi olarak 2015 yılı Türkiye’sinden vandalizm içeren önemli gördüğümüz 10 haber sizler için derledik.

“Vandalizm”
Vandallık veya akım olarak Vandalizm, bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eylemi.

1-İznik’te 2 Bin 200 Yıllık Berberkaya Lahdi’ne Sprey Boya ile İsimler Yazıldı
Bursa’nın İznik İlçesi’nde, M.Ö. 149 yılında yekpare bazalt kayadan yapılan ve Bithynia uygarlığından kalan lahit mezara, sprey boyalarla sevgililerin isimlerini yazması, kalp resimleri yapması çirkin görüntülere neden oluyor.
Haberin devamı içiniznikte-2-bin-200-yillik-berberkaya-lahdine-sprey-boya-ile-isimler-yazildi-1

2-Kayseri’de Selçuklu’ya Ait Kümbetin Duvarına Sprey Boya İle Yazı Yazıldı
Kent merkezinden Erciyes’e çıkan Seyyid Burhanettin Bulvarı üzerinde yer alan 14. yüzyıl Selçuklu eseri Döner Kümbet’inin duvarına sprey boya ile yazı yazıldı.
Haberin devamı için
kayseride-selcukluya-ait-kumbetin-duvarina-sprey-boya-ile-yazi-yazildi

3-İznik’te Bulunan Herkül Kaya Kabartması Defineciler Tarafından Tahrip Edildi
Bursa’nın İznik ilçesinde bulunan Roma dönemine ait bin 800 yaşında olan Herkül kaya kabartması tahrip ediliyor. Bakımsız kalan ve çevresinde defineciler tarafından kaçak kazılar yapılan tarihi eser yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Haberin devamı için
iznikte-bulunan-herkul-kaya-kabartmasi-gunden-gune-yok-oluyor

4-Diyarbakır’daki Osmanlı’nın İlk Eseri Fatihpaşa Camisi’nde Yangın Çıktı
Diyarbakır’ın Sur ilçesinde PKK’lı teröristlerce gerçekleştirilen saldırı, kentin ilk Osmanlı eseri Fatihpaşa Camii’nde yangına neden oldu. Teröristlerce atılan el yapımı patlayıcı nedeniyle çıktığı tahmin edilen ve kısa sürede büyüyen yangına müdahale için bölgeye gönderilen itfaiye ve polis ekiplerine örgüt mensuplarınca ateş açıldı.
Haberin devamı için
diyarbakirdaki-osmanlinin-ilk-eseri-fatihpasa-camisinde-yangin-cikti
5-Bursa’da Söylemiş Höyük’te İş Makinesiyle Kazı Yapanlar Yakalandı
Bursa’da Söylemiş Höyük’te izinsiz kazı yapan 5 kişi jandarma ekipleri tarafından suç üstü olarak yakalandı. Ele geçirilen 1 adet iş makinesi Cumhuriyet Savcısı’nın talimatıyla muhafaza altına alındı. Şüpheliler sevk edildikleri adli makamlarca tutuklanarak Yenişehir Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.
Haberin devamı için
bursada-soylemis-hoyukte-kacak-kazi-yapanlar-yakalandi

6-İstanbul’da 537 Yıllık Tarihi Camiyi Pimapenle Kapladılar!
İstanbul’da Sadrazam İbrahim Paşa’nın 1478’te inşa ettirdiği tarihi caminin son cemaat mahfili olarak bilinen kısmı ile iç kısımdaki pencerelerin tamamı pimapen (PVC) ile kaplandı.
Haberin devamı için
istanbulda-537-yillik-tarihi-camiyi-pimapenle-kapladilar
7-Assos Antik Kenti’nde ‘Aristoteles’e Saldırı
Çanakkale’nin Ayvacık İlçesi’nde günümüzdeki adı “Behramkale” olan Assos Antik Kenti girişinde ziyaretçileri karşılayan ünlü filozof Aristoteles’in heykeli, kimliği belirsiz kişilerce tahrip edildi.

Haberin devamı için
assos-antik-kentinde-aristotelese-saldiri
8-Bursa’da Sinan Paşa Külliyesi’nin Duvarına Kamyon Girişi İçin Kapı Açtılar
Bursa’nın Yenişehir ilçesinde 435 yıllık tarihi Sadrazam Sinan Paşa Külliyesi’nin belediye tarafından yaptırılan restorasyon çalışmaları sırasında yüklenici firma tarafından tarihi duvarının yıkılması tepkiye sebep oldu. Yüklenici firma yetkilisi, duvarın yıkılması için Anıtlar Kurulu’ndan iznin alındığını belirtirken, Bursa Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi ve Plan-Bütçe Komisyonu Üyesi Ercan Özel, Anıtlar Kurulu’nun böyle bir izin vermediğini söylediklerini, bununla ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın soruşturma başlattığını belirtti.

Haberin devamı için
kultur-ve-turizm-bakanligi-sinan-pasa-medresesinin-duvari-bilgimiz-disinda-yikildi

9-Milas’ta 1800 Yıllık Baltalı Kapı Üzerine Sprey Boyayla İşaretleme Yapıldı
Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen altyapı çalışmalarının tamamlanmasının ardından işçiler, sprey boya ile Baltalı Kapı’nın sağ ve soldaki iki sütununa su ve altyapı hattının kodlarını gösteren işaretleme yaptı.
Haberin devamı için

milasta-1800-yillik-baltali-kapi-uzerine-sprey-boya-ile-isaretleme-yapildi

10-Bin 400 Yıllık Mermer Plakayı Çaldılar
Bursa’nın İznik İlçesi’nde bulunan ve yapılacak arkeolojik çalışmayla Hıristiyanlık için öneminin ortaya çıkması beklenen, vatandaşların ‘Böcek Ayazması’ olarak adlandırdığı vaftizhanenin girişindeki mermer plakası çalındı.
Haberin devamı için
bin-400-yillik-mermer-plakayi-caldilar

by -
1055

Kayseri’de 736 yıldır ayakta duran Döner Kümbet’in üzerine sprey boya ile “Ölmek var, dönmek yok gülüm” yazıldı.

Cihan Haber Ajansı’dan (CHA) İsmail Yıldız’ın haberine göre  Kent merkezinden Erciyes’e çıkan Seyyid Burhanettin Bulvarı üzerinde yer alan 14. yüzyıl Selçuklu eseri Döner Kümbet’inin duvarına sprey boya ile yazı yazıldı. 

7 asirlik kumbet duvarina sprey boya ile yazi yazdilar

Bezemelerindeki hayat ağacı, çift başlı kartal ve arslan motifleriyle ünlü eserin bu hali duyarlı vatandaşların tepkisine neden oldu. Sokaklar gibi yadigarlarında temizliğinin de önemli olduğunu vurgulayan vatandaşlar, tepkilerini “Tarihi eserlerin duvarlarını yazı tahtasına çevirmek çok geride kalmış, ilkel bir yöntem. Gençlerimizi tarihi eserlere saygılı olmaya davet ediyoruz” sözleriyle dile getirdi.

25.12.2015 t24.com.tr

by -
1093

Kültepe Kaniş/Karum Höyüğü’nde yapılan 2015 yılı kazılarında, Anadolu’dan Suriye ve Mezopotamya’ya yapılan resmi belgeli ticaretin 4 bin 500 yıl öncesine dayandığı ortaya çıktı.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kültepe Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kültepe’de 5,5 ay süren 2015 yılı kazı çalışmalarını sonlandırdıklarını söyledi.

Çalışmalarda Türk bilim adamlarının yanı sıra Amerikan, Alman ve Fransız bilim heyetinden oluşan 50 kişilik ekibin de görev aldığını ve Asurlu tüccarların Anadolu’ya gelmesinden yaklaşık 500 yıl kadar önceki döneme ait büyük saray yapısının araştırıldığını belirten Kulakoğlu, ayrıca ilk defa sarayın dışına çıkılarak halkın yaşadığı alanlarda da küçük çaplı kazı çalışmaları başlattıklarını, önümüzdeki yıllarda bu alanları genişleteceklerini ifade etti. Kulakoğlu, halkın yaşadığı alanlarda yaptıkları çalışmalarla Kültepe’nin en erken hangi dönemde iskan edildiğini belirlemeye çalışacaklarını vurguladı.

Özellikle saray içinde bulunan arkeolojik eserlerde Anadolu’nun 4 bin 500 yıl öncesinden itibaren Suriye ve Mezopotamya ile çok kuvvetli ve sistemli bir ticari ilişki içinde olduğunu tespit ettiklerine dikkati çeken Kulakoğlu, şunları kaydetti: “4 bin 500 yıl önce Anadolu insanı Suriyeli tüccarlara altın, bakır, gümüş gibi madenler satıp karşılığında işlenmiş takı, mücevherat, kap kacak, tekstil ürünleri almış. Bu ticaret at pazarlığı şeklinde değil, kayıtlı, resmi bir şekilde yapılmış. Ticaret genel itibarıyla takas şeklinde yürütülmüş. O nedenle de Suriye ve Mezopotamya bölgesiyle resmi ticaretimizin 4 bin 500 yıl öncesine dayandığını rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Çıkardığımız tabletlerde ve diğer arkeolojik eserlerden bunları görebiliyoruz.” 

anadolu-ve-suriye-arasinda-ticaret-4-bin-500-yil-onceye-dayaniyor-1

Anadolu 4 bin 500 yıl önce de güvenliydi
Kültepe’den çıkan tabletlerin üzerindeki yazılarda tüccarların veya alışveriş yapan insanların duygularının da yansıtılması nedeniyle dünyada eşi olmayan nitelikte olduğuna dikkati çeken Kulakoğlu, bu tabletlerden Kültepe Kaniş/Karum’un yani Anadolu’nun güvenlik konusunda sıkıntı yaşanmaması nedeniyle tüccarlar tarafından tercih edildiğini de belirlediklerini belirtti.

Anadolu’da o dönem için en büyük krallık olan Kaniş Krallığı’nın ticaret sisteminin en önemli aktörlerinden birisi olduğunu dile getiren Kulakoğlu, şöyle devam etti: “Tabletlerden Kaniş Kralı’nın Suriyeli tüccarların emniyetini sağlama ve huzurlu bir şekilde ticaret yapmalarına imkan tanıdığını görüyoruz. Günümüzde olduğu gibi 4 bin 500 yıl önce de Ortadoğu’nun en güvenli bölgesi Anadolu’ydu. Bundan dolayı da tüccarlar eşek kervanlarıyla güvenli gördükleri Anadolu’ya gelip ticaretini yapmış ve hiçbir sorun yaşamadan yol güvenlikleri sağlanarak tekrar ülkelerine dönmüşler. Ticaret her dönem yapılmış ama bu işler yapılırken günümüzde nasıl ki güven ve istikrar ön plana çıkıyorsa o zamanlar da bu konu ticaretin ilk önceliği olmuş. Suriyeli tüccarların ticaret için Anadolu’yu tercih etmesinin en önemli nedenleri arasında güvenlik konusunun geldiğini çıkardığımız arkeolojik eserlerden anlayabiliyoruz.” 

Kulakoğlu, bu yılki kazılarda dev küplerin yanı sıra ev ve mutfak aletleri, saray malzemeleri gibi eserlerin çıkarıldığını ve incelemesi tamamlandıktan sonra arkeoloji müzesine teslim edileceğini söyledi.

14.12.2015 haberler.com

by -
22508

Kayseri’deki Kültepe-Kaniş Karum ören yerinde yapılan kazılar Anadolu’da 4 bin yıl önce kadınların birtakım haklarının yazılı olarak varlığını ortaya koydu. Bulanan tabletlerde kadının evlenme, boşanma, miras ve nafaka konularındaki hakları yazıyor.

Kayseri’deki Kültepe-Kaniş Karum ören yerinde Ankara Üniversitesi öğretim görevlileri humalı bir çalışma yürütüyor. 67 yıldır süren kazı çalışmaları sonucunda elde edilen bulgular, tam 4 bin yıl öncesinde kadın hakları, hukuk ya da ticaretin nasıl olduğuna ışık tutuyor. Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu’nun yönetimindeki kazı çalışmalarında görev yapan Asuriyolog Yard. Doç. Dr. Hakan Erol ve Yard. Doç. Dr. Murat Çayır’la iletişime geçtik. Akademisyenlerin verdiği bilgiye göre, MÖ 1950-MÖ 1750 yıllarında okuma yazmanın Batı’ya oranla gelişmiş olduğu Anadolu topraklarında, 23 binin üzerinde ticari anlaşma ve hukuksal belge bulunuyor. Bugünkü şirketlerin muhasebe kayıtlarını aratmayacak tabletler, UNESCO dünya bellek listesi tarafından koruma altına alınmayı bekliyor.

MÖ 1950 – MÖ 1750 yıllarında Anadolu’nun göbeğinde yazılan Kültepe tabletleri arasında evlenme, boşanma, miras, nafaka ve evlat alma gibi aile içi hukukuyla alakalı belgeler bulunuyor. İşte hukuksal anlamda büyük önem taşıyan belgelerin içerikleri:

  • O yıllarda Asurlularla Anadolu halkının evlilikleri sonlanırsa, boşanma mukaveleleri karşılıklı anlaşma esasına dayanıyor.
  • Tabletlerde ikinci bir eş almanın yasak olduğu, alındığı takdirde de erkeklerin para cezasına çarptırılacağı bilgisi yer alıyor.
  • Belgelerde, boşanma durumunda her iki tarafın da hukuki hakları olduğu bilgisi yer alıyor.
  • Boşanma sonrası tarafların din veya ırk fark etmeden gönlü kimi isterse onunla evlenebileceği, herhangi bir kısıtlamanın olmadığı belirtiliyor.
  • Tabletlerde yer alan boşanma belgelerinde mal paylaşımı, miras ve nafaka konularına değiniliyor. Evli bir çiftin boşanması durumunda, evin her ikisinin olduğu, öldükleri zaman evlerinin çocuklarına kalacağı gibi bilgiler buunuyor.
  • Günümüzde de boşanmaların en önemli sorunları arasında gösterilen ‘nafaka’, o yıllarda ‘hukuk çerçevesinde’ işleniyor.
  • Eşlerinden boşanan kadınların ileride geçim sorunu yaşamaması için ‘nafaka’ aldığı bilgisi tabletlerde yer alıyor.
  • Bir çiftin boşanma belgesinde, erkeğin kadına ekonomik yardım sağlayacağı sözünün verilmesi, kadın erkek eşitliğinin o yıllarda da varlığını gösteriyor.
  • Günümüzde Anadolu’nun bazı yörelerinde yaygın olan, kocası ölen kadının kayınpederi veya kayınbiraderi ile evlendirilmesi geleneğinin o yıllarda var olduğuna dair hiçbir iz olmaması ise eski Anadolu’nun hukuksal gücünü ortaya koyuyor.
  • Miras konusunda ise, ‘çocukların anne ve babalarına bakma yükümlülüğü olduğu ve mirasın anca anne ve baba öldükten sonra paylaşılabileceği’ bilgileri yer alıyor.
  • Miras yüzünden çıkan kardeş kavgalarıyla ilgili hukuksal düzenlemeler mahkemeye taşınıyor. Durum, o dönemin hukuksal gücünü ortaya koyuyor.

23.11.2015 Milliyet Fotoğraf: Arşiv

by -
5006

Arapça’dan Türkçe’ye geçmiş kelimelerin kökeninin Kültepe olduğunu söyleyen kazı başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu’nun verdiği bilgilere göre şemsiye, kira, akraba, müzakere ve lisan, 5 bin yıllık sözcüklerden  bazıları.

Günlük hayatta kullandığımız kelimelerin tarihi merak konusudur. ‘Acaba, sözcükleri ilk kim, ne zaman kullanmıştır?’ sorularına cevap bulmak isteriz. Çoğu kere bu sorular cevapsız kalsa da şemsiye, tercüman, kira, akraba, haram, müzakere, lisan, emlak ve vekil gibi 300 kelimenin 5 bin yıl önce yaşayan insanlar tarafından kullanıldığını biliyoruz artık. Bu bilginin kaynağı ise Kayseri’de Kültepe Kaniş Karum höyüğünde yapılan kazılar. Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, sadece Anadolu değil, Mezopotamya, Suriye’nin de 5 bin yıllık tarihine ışık tutacak bilgilere Külte Kaniş Karum höyüğündeki kazılarda ulaştıklarını söyledi. Bugüne kadar 25 bin çivi yazılı kil tablet bulduklarını belirten Kulakoğlu, “Bu tabletler bugün bizim Kayseri’deki gibi özel tüccarların arşivleridir. Tüccar arşivinde ne olur? Alacak, borç, kredi, ödemeler bazen de cezalar.” dedi. Anadolu insanının 5 bin yıl önce ilk kez okuma yazmayı öğrendiğinin de kayıtları olduğunu dile getiren Kulakoğlu, “Bugün olduğu gibi o gün de bilgi en büyük güç. Bu tabletlerle bilgiyi kayıt ediyoruz. Anadolu insanının o dönemde en iyi çağını yaşadığını görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Çivi yazısıyla yazıldı
Tabletlerin Akadça denilen 5 bin yıllık dilin genç versiyonu olduğunu aktaran Kulakoğlu, “Akadçanın Asurca versiyonu ile yazıldığını görüyoruz. Çivi yazısıyla yazıldı. Asurca şöyle bir dil. Günümüzdeki kadim dillerin atası. Asurca ve Akadça. Arapça en kadim dillerden birisidir. Asurcada Arapçaya geçmiş günümüzde bizim Türkçe konuştuğumuz birçok kelime var.” diye konuştu.  Arapçadan Türkçeye geçmiş kelimelerin kökeninin Kültepe olduğunu söyleyen Kulakoğlu’nun verdiği bilgilere göre tarihi 5 bin yıl öncesine dayanan kelimelerden bazıları şöyle: şemsiye, tercüman, kira, gebermek, emlak, beleş, akraba, esir, siftah, hata, hınzır, garb, erbab, haram, öşür, icar, ahize, akşam, neccar (marangoz), kabir, nadas, kese (para çantası), mevta (ölmek), müzakere, lisan, reis (baş-kafa), şakül, vekil, zikir, zürriyet, mahrem, ispat, mazbata.

Eserler dönem halkına ait
Kayseri’de Kültepe kazılarında gün yüzüne çıkarılan 5 bin yıllık çivi yazılı kil tabletler UNESCO Dünya Belleği Kütüğü’ne kabul edilmişti. Kulakoğlu, tarihi eserlerin, ne bir saraya ne de bir krala ait olmadığını, tamamen o dönemde yaşayan insanların kendi arasındaki işlemlerle ilgili olduğunun altını çizdi. Kulakoğlu’na göre tabletlerin UNESCO listesine girmesindeki en önemli sebep de herhangi bir sarayın, kralın arşivleri olmamaları.

20.11.2015 Zaman