Salı, Ocak 24, 2017
Etiketler Posts tagged with "Neolitik"

Neolitik

by -
261

Konya’da Çatalhöyük kazılarında geçtiğimiz yıl bulunan iki kadın heykelciği, ‘Ana Tanrıça’yı değil, ‘yaşlı kadınları’ sembolize ediyor. Kazı Başkanı Hodder, “Bu figürlerin ana tanrıça yerine, yaşamları boyunca toplumsal bir statü ve prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülmektedir” dedi.

catalhoyukteki-iki-kadin-heykelcigi-yasli-kadinlari-sembolize-ediyor-olabilir

Konya’nın Çumra İlçesi’ndeki Çatalhöyük’ün 1958 yılında arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilmesinin ardından kazılar, 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapıldı. Verilen aranın ardından 1993 yılında yeniden başlayan kazı çalışmaları, Stanford Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında yürütülüyor.

2 Taş Kadın Figürü Bulundu
Geçtiğimiz sezon Haziran ayında başlayıp Ağustos ayında sona eren Çatalhöyük kazı çalışmalarıyla ilgili hazırlanan ve ‘www.catalhoyuk.com’ adlı internet sitesinde yayınlanan 2016 yılı kazı raporunda, yapılan çalışmalarla ilgili bilgi veren Kazı Başkanı Prof.Dr. Ian Hodder, oldukça ilginç bulgulara rastlanıldığını söyledi. Prof.Dr. Hodder, bu yıl için hazırlanan raporda, doğu duvarı yakınlarında bulunan göbekleri, kalçaları ve göğüsleri oldukça belirgin 2 taş kadın figürünün bu sezonun en ilgi uyandıran buluntuları olduğunu söyledi.

İlk figürün de doğu duvarının yanında bir mezarın hemen sağ köşesinde bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hodder, şunları söyledi: ”Platformun yapılma süreciyle ilişkilendirilecek bu buluntu yerine objenin kasti olarak konulduğu ve üzerine yeni platformun yapıldığı düşünülmektedir. Mermerden yapılan bu figürin obsidyen bir bıçak parçasıyla yan yana bulunmuştur. Bu figürinden birkaç gün sonra büyük olan figürün hemen kuzeyinde, bir kireç öbeğinin içinde ikinci figür bulunmuştur. Kireç taşından yapılmış bu figürinin baş kısmının yakınlarında bir ayna gibi parlak ve yansıtıcı bir galen parçası ve iki adet boncuk bulunmuştur. Obje asılı bir şekilde taşınıyormuşçasına baş kısmında iki adet deliğe sahiptir.”

catalhoyukteki-iki-kadin-heykelcigi-yasli-kadinlari-sembolize-ediyor-olabilir-1

Birlikte Gömülmeleri Sıra Dışı Bir Durumdur
Bu buluntuların kasti olarak yerleştirmeyi gösterdiğini ve son derece büyük önem arz ettiğini ifade eden Prof. Dr. Hodder, ”Bulundukları yerler ve obsidyen galen gibi başka objelerle birlikte gömülmeleri sıra dışı bir durumdur. Sit alanının üst katmanlarında platformların altına mezar gömülmesi uygulaması daha eski katmanlarda olduğu gibi eşine sıklıkla rastlanan bir durum değildir. Bu da bu objelerin insan gömülerinin yerini almış olabileceğini düşündürmektedir. Kesin olan bir şey var ki o da bu gömme işlemleri platformların kapanıp açılmasının önemine işaret etmektedir.” dedi.

Ana Tanrıçayı Değil, Yaşlı Kadınları Temsil Ediyor
Figürlerin bulunduğu ve basına yansıdığı dönem medyanın büyük bir çoğunluğu bu figürinleri Çatalhöyük’ün meşhur ‘Ana Tanrıçaları’ (Kibele) olarak lanse ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Hodder, şöyle dedi: ”Ancak, araştırmacılar Lynn Meskell, Carolyn Nakamura ve Lindsay Der tarafından gerçekleştirilen araştırmalar, bu objelerdeki göğüs-kalça-göbek üçlüsünün insan figürinlerinde ön plana çıkarılmasına bir örnek olduğunu ve bu bölgelerdeki sarkmaların olgun kadın betimlemesi olduğunun altını çizmektedir. Bu figürlerin ana tanrıça yerine yaşamları boyunca toplumsal bir statü ve prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülmektedir.”

13.01.2017 Sabah

by -
358

Türkiye’de 2016 yılında yürütülen 554 arkeolojik kazı ve araştırmada, içlerinde Çatalhöyük’te bulunan Kadın Heykelciği ve Kınık Höyük’te bulunan Akamenid Dönemi’ne ait volkanik kayaçtan yapılmış şahin heykelciği ile beraber 2 bin 288 tarihi eser toprak altından çıkarıldı.

Türkiye’nin değişik bölgelerinde yürütülen kazılarda sikke, pişmiş toprak kap, taş eser ve heykel gibi farklı türlerde eserler gün ışığına kavuşurken, geçtiğimiz kasım ayı verileri Bakanlar Kurulu kararıyla 554 arkeolojik faaliyetin yürütüldüğünü gösteriyor. Anadolu topraklarında bulunan bu tarihi zenginlikler, yerli ve yabancı bilim insanları tarafından yapılan kazı, restorasyon ve yüzey araştırmalarıyla bilim dünyasına sunuluyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-2

“Eşsiz” Kadın Heykelciği Bulundu
Konya Çatalhöyük’te Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında gerçekleştirilen kazılarda bulunan M.Ö. 8 bin ile 5 bin 500 Neolitik Dönem’e ait kadın figürü bu kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin en önemlilerinden biri olarak gösteriliyor. Yüksek kalitede işçilikle yapılması ve vücudunun tüm parçalarının eksiksiz bulunması dolayısıyla bu heykelcik “eşsiz” olarak nitelendiriliyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-4

Niğde Kınık Höyük’te Prof. Dr. Lorenzo D’Alfonso başkanlığında gerçekleştirilen kazı çalışmalarında bulunan Akamenid Dönemi’ne ait volkanik kayaçtan (riyolit) yapılmış şahin heykelciği de diğer bir önemli eser.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-3

3 bin 500 Yıllık Mühür Bulundu
Bu yıl ki kazılarda, Hitit dönemine ait yaklaşık 3 bin 500 yıllık bir de mühür bulundu. Adana’daki Tatarlı Höyük’te Yrd. Doç. Dr. Serdar Girginer başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında açığa çıkan eserin, M.Ö 13’üncü yüzyıla, ünlü Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın da yaşadığı döneme ait olduğu tahmin ediliyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-1

Ordu Kurul Kalesi’nde 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen 110 santimetre yüksekliğinde mermerden yapılmış Ana Tanrıça Kibele heykeli de gün yüzüne çıkarılan önemli eserler arasında yer alıyor. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında sürdürülen kazıda bulunan heykel, yaklaşık 200 kilogram ağırlığında.

Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı akademisyenin başkanlığında, Bakanlığın izniyle gerçekleştirilen kazılarda, binlerce eser ortaya çıkarken, gün ışığına kavuşan bu envanter niteliğindeki eserler, tasnif çalışmalarının ardından müzelerde teşhire hazır hale getiriliyor.

19.12.2016 basin.kulturturizm.gov.tr

by -
183

Mardin’in Dargeçit İlçesi Koçtepe köyünde 5 bin yıllık ekmek tandırı ve çömlekçi çarkı bulundu.

Ilısu Baraj Gölü Altında Kalacak Kültür Varlıklarının Korunması Projesi kapsamında, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü iş birliğiyle bazı höyüklerde 1998 yılında başlatılan kurtarma kazıları sürüyor. Bu kapsamda, Mardin’in Dargeçit ilçesi Koçtepe köyünde 6 yıldır devam eden kazı çalışmalarının bu yılki bölümü tamamlandı.

Mardin Müze Müdürü Nihat Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Koçtepe köyünde yapılan kazı çalışmalarında ilk yerleşik hayatın başladığı dönemden Osmanlı dönemine kadar kesintisiz yaşam izlerine rastladıklarını söyledi. Kuzey Mezopotamya olarak tabir edilen Dicle ve Fırat nehirleri çevresinde çok sayıda yerleşim alanı ve höyüğün bulunduğunu dile getiren Erdoğan, bu alanlarda Neolitik, Tunç ve Demir çağlar ile avcı toplayıcı yaşamdan tarım kültürüne geçişin izlerinin bulunduğunu aktardı. Kazılarda Neolitik çağdan Osmanlı dönemine kadar geçen dönemlere ait objeler çıktığını ifade eden Erdoğan, “Çok sayıda kap Kaçak, ok, mızrak, ev, ocak, boncuk, süs eşyası, para, sikke, kandil, çömlek ve çömlekçi çarkı parçaları bulundu. Kazı çalışmalarında çıkan eserler Mardin Müzesinde Ilısu Barajı Kurtama Kazıları Salonunda sergileniyor.” dedi.

Erdoğan, ölü gömme geleneklerinde çömleğin kullanıldığına dikkat çekerek, “Çömleğin içi, ana rahmi gibi düşünülüp ölen kişi buraya gömülmüş. Yeniden öbür dünyada doğabilme ile ilgili bir inanç sistemi hakim olmuş. Demir Çağı’na geçişle birlikte burada demir atölyelerinin olduğunu tespit ettik.” diye konuştu.

“100 sene sonra bir daha açığa çıkabilecek şekilde korumaya alıyoruz”
Kazılarda 5 bin yıl öncesine ait çömlekçi çarkı bulduklarını belirten Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu: “Kazı alanına yakın bir köyde hala aynı yöntemle çömlek üretiliyor. Yine bölge de yaygın olan ekmek tandırları da bulduk. Bu kültür, hala bölgedeki köylerde devam ettiriliyor. 5 bin yıllık ekmek tandırı taşınmayacak şekilde yapılmış. Mimarinin bir parçası olduğundan dolayı taşınamıyor. Taşınmaz eserlerin dokümantasyonu alındıktan sonra üzeri jeotekstil ile kapatılarak koruma altına alınacak. Koordinatları alınıyor. Bu şekilde 100 sene sonra bir daha açığa çıkabilecek şekilde korumaya alıyoruz.”

Erdoğan, çalışmalar neticesinde bölge tarihini aydınlatacak verilere sahip olduklarını vurgulayarak, “2017 yılında da kazımız sürecek. Barajda su tutulmaya başlansa dahi su seviyesi kazı alanına ulaşana kadar çalışmalarımıza devam edeceğiz.” sözlerine yer verdi.

14.12.2016 Milliyet

by -
193

Muğla’nın Milas ilçesindeki İncirliin Mağarası’nda yürütülen kurtarma kazılarında, insan kemikleri ve seramik parçaları bulundu.

Milas’ın Gökçeler Mahallesi’nde yer alan, önceki araştırmalarda mağara girişindeki toprak zeminde ile içinde çok sayıda prehistorik ve antik dönem arasına tarihlenen seramik parçaları bulunan İncirliin Mağarası’nda, kurtarma kazıları başladı. Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla 1’inci derece arkeolojik ve 1’inci derece doğal sit olarak tescillenen mağaradaki çalışmaları, Milas Müze Müdürlüğü yürütüyor. Mağarada, bazı kişilerce kaçak kazılar da yapılmıştı.

mugladaki-incirliin-magarasinda-insan-kemikleri-bulundu-2

Milas Kaymakamı Fuat Gürel, Uyku Vadisi’nde yer alan dev sarkıt, dikit, sütun ve damlataş havuzlarıyla kaplı olan toplam 345 metre uzunluğundaki mağarada yürütülen çalışmaları yerinde inceledi, basın mensuplarına bilgi verdi. İncirliin’deki değerleri turizme kazandırmak amacıyla Güney Ege Kalkınma Ajansı ile Milas Kaymakamlığı olarak geçen yıl çalışma başlattıklarını söyleyen Gürel, Uyku Vadisi’nde ve mağara içerisinde yürüyüş yolları yapılarak, İncirliin Mağarası’nın içinin aydınlatıldığını söyledi.

mugladaki-incirliin-magarasinda-insan-kemikleri-bulundu-1

İncirliin Mağarası’ndaki arkeolojik kazı ve sondaj çalışmalarının bilimsel açıdan çok önemli olduğuna değinen Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Diler de şunları söyledi: İncirliin Mağarası’ndaki kazılarda insan ve hayvan kemikleri bulundu “İncirliin’deki çalışmalar bilimsel anlamda çok önemli. Karia bölgesinde, özellikle bu kıyıya yakın kesimlerdeki dip tarihle ilgili bilgilerimiz son derece yetersiz. Bu bölgedeki gerek kömür havzasında yapılan kazılar, gerekse yürütülen yüzey araştırmaları sonucunda hem kıyı hem iç kesimlerde Tunç Çağı’nda, yani M.Ö. 3100 ve 1200 yılları arasında zengin bir yerleşme olduğunu biliyoruz. Ama bundan önceki süreçte yani Neolitik ve Kalkolitik çağ ile ilgi bilgilerimiz son derece yetersiz. Bu tür malzemelerin de İncirliin gibi yerlerden gelmesi çok yüksek. Zaten buradaki çalışmaların bir gerekçesi de o. Çalışmalarımızın amacı hem buradaki tahribatı önlemek, hem de bilgilerin kurtarılarak zenginleştirilmesini sağlamak. Şuna kadar elde edilen bulgu ve bilgiler doğrultusunda raporlar yayınlanmadı ama buradaki buluntulardan Geç Kalkolitik döneme ait bir yerleşme olduğu belli oluyor. Bu olasılıkla daha da erkene gidecek. Ve Karia’nın dip tarihi ile ilgili bilinmezlere bir ışık tutacaktır. Bu bakımdan çalışmalar önemli.”

01.12.2016 CNN TURK

by -
260

Kırklareli’de 24 yıldır devam eden Aşağı Pınar Höyüğü kazılarında, Avrupa’nın ilk çiftçilik hayatının temellerinin Trakya’da atıldığı tespit edildi.

avrupanin-ciftciliginin-temeli-anadolu-ve-trakyada-atilmis

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan başkanlığında, Pınar Mahallesi Asilbeyli köyü yolu üzerinde gerçekleştirilen kazılarda, Avrupa’nın ilk çiftçilik hayatının Kırklareli’de geliştiğine ilişkin önemli bilgilere ulaşıldı. 

Kazı çalışmalarının 24 yıldır sürdürüldüğünü belirten Prof. Dr. Özdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aşağı Pınar Höyüğü kazılarının bilim dünyası açısından son derece önemli olduğunu söyledi. Kazı çalışmalarında Anadolu’da gelişen ilk tarımın bölgeye gelişini ve Avrupa’nın ilk çiftçilik hayatının temellerinin atılmasını gün yüzüne çıkardıklarını vurgulayan Özdoğan, bölgedeki ilk tarım ve hayvancılığı incelediklerini kaydetti.

“İlk tarım hayatının Anadolu’dan geldiğini biliyoruz”
İlk yerleşimi anlamaya çalıştıklarını aktaran Özdoğan, şunları kaydetti: “Elimizdeki verilerde, buradaki ilk yerleşim M.Ö. 6 bin 200’lü yıllar civarı. Yani günümüzden 8 bin 200 yıl evveli. İlk tarım hayatının buraya Anadolu’dan geldiğini biliyoruz. Anadolu’dan buraya evcil koyun, keçi, domuz ve sığırı da beraberinde getiriyorlar. Buğday ve mercimeği de yanlarında getirdiklerini gördük. Getirdikleri buğday ve mercimeğin tarımını yaparken, evcil hayvanları da yetiştiriyorlar. Kısa bir süre sonra domuz, ala geyik ve karaca gibi hayvanları avlayarak beslendiklerini gördük. Anadolu’da başlayan tarımın, Kırklareli’nde temelleri atılan ilk çiftçiliğin Avrupa’ya hızla yayıldığını tespit ettik. Tarımın, Aşağı Pınar’a gelerek Avrupa’nın ilk çiftçi yaşamının burada geliştiğini görüyoruz. İngiltere’ye, İskandinavya’ya kadar giden çiftçi yaşamının, burada oluşum sürecini aşama aşama görüyoruz.”

Prof. Dr. Özdoğan, Anadolu’nun Avrupa kültürüne çok şey kattığını aktararak, Anadolu ile Avrupa’nın temas noktasının Aşağı Pınar olduğuna işaret etti.

İlk çiftçilik hayatını gün yüzüne çıkarmanın mutluluğunu yaşadığını aktaran Özdoğan, buraya yerleşen ilk insanların geniş doğa, avlanma ve elverişli tarım nedeniyle mutlu olduklarını ve hiç bir savunma tertibatının bulunmadığını gördüklerini vurguladı.

20.10.2016 Anadolu Ajansı

by -
262

İzmir’in Bornova ilçesinde bulunan Yassıtepe Höyüğü’ndeki kazılarda Bornova Misket Üzümü’ne ait olduğu tahmin edilen 5 bin yıllık üzüm çekirdekleri bulundu.

Bornova ilçesindeki Yeşilova Höyüğü yakınları yer alan Yassıtepe Höyüğü’nde Ege kültürü için yeni ve önemli bulgular ortaya çıktı. Ege Üniversitesi tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Bornova Belediyesi’nin desteğiyle yürütülen kazılarda, bugüne kadar Neolitik ve İlk Tunç dönemlerine ait 300’den fazla eser çıkarıldı. Bölgede devam eden kazılarda ünlü Bornova Misket Üzümü’ne ait olduğu tahmin edilen 5 bin yıllık üzüm çekirdekleri ve taneleri bulundu.

İzmir’in en eski üzüm kalıntıları
Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Zafer Derin, genellikle küp ve çömlek tipi kapların dibinde kuruyarak karbonlaşmış durumda buldukları üzüm çekirdekleri ve tanelerinin sadece Bornova’nın değil, İzmir’in en eski üzüm kalıntıları olabileceğini belirterek “Bölgede yaptığımız kazılarla Batı Anadolu kültür tarihine yeni bulgular kazandırmaya devam edeceğiz” dedi.

Buluntular, düzenlenen törenle Bornova Belediyesi Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde tanıtıldı.

09.10.2016 Anadolu Ajansı

by -
543

Eskişehir’in İnönü ilçesi yakınlarındaki Kanlıtaş Höyüğü’nde gerçekleştirilen kazılarda, kara burçak, ekmeklik buğday, kaplıca buğdayı, arpa, yoğurt otu gibi Anadolu’nun en eski tahıl örnekleri bulundu.

Kazı Grubu Başkanı ve Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, höyükteki çalışmalara 2008-2009 yılında yüzey araştırmasıyla başladıklarını söyledi. Kültür ve Turizm Bakanlığından 2008’de aldıkları izinle Kanlıtaş Höyüğü ve çevresinin daha iyi anlaşılabilmesi için İnönü Ovası’nın büyük bölümünü taradıklarını kaydeden Türkcan, şu bilgileri aktardı: “Eskişehir Arkeoloji Müzesinin desteğiyle 2013’te bölgede kazıya başladık. Kanlıtaş Höyüğü kazılarına alanın tepe kısmından başladık. Batı Anadolu’daki nadir höyüklerden Kanlıtaş, dik, 25 metrelik bağımsız bir kaya blokuna dayanıyor. Söz konusu yer, Marmara Bölgesi ile Orta Anadolu’nun kesişim alanlarından biri. Kazı çalışmalarımız kapsamındaki bulgular ışığında bölgedeki yerleşimin, günümüzden 300 bin yıl öncesine kadar gidebildiğini tespit ettik.”

eskisehirdeki-kanlitas-hoyugunde-8-bin-yillik-tahillar-bulundu-1

“Kanlıtaş, tarımın yaygınlaştığı zamana denk geliyor”
Türkcan, Kanlıtaş Höyüğü’nün içinde bulunduğu Kuzfındık Vadisi’nde paleolitik dönemden Osmanlı’ya kadar kesintisiz bir insan yaşamı gördüklerini bildirdi.

Höyükte yapılan çalışmalarda çeşitli tahıl örneklerine rastladıklarını anlatan Türkcan, şunları söyledi: “Tahılın evcilleştirilmesi 10-11 bin yıl arasında oldu. Anadolu tarıma geçişi 9 bin yıl önce yaşadı. Kanlıtaş Höyüğü ise tarımın artık yaygın olarak kullanılmaya başladığı zamana denk geliyor. Kara burçak, ekmeklik buğday, kaplıca buğdayı, arpa, yoğurt otu gibi örnekleri depolarda ve mekan için dolgularda net olarak gördük. Baklagilleri de kullanmışlar. 8 bin yıllık tahılları yeniden gün yüzüne çıkarttık. Batı Anadolu’nun bilinen en eski tahıl örneklerine sahip olduk.”

14.09.2016 Anadolu Ajansı

by -
293

Bursa’nın Nilüfer ilçesi Akçalar Beldesi’nde yer alan Aktopraklık Höyüğü’nün de içerisinde yer aldığı Arkeoparka’a Doğa Tarihi ve Arkeoloji Müzesi açılacak.

Tarih başkenti Bursa’yı, müzecilik anlamında da öncü bir kent haline getiren Büyükşehir Belediyesi, Akçalar’daki Arkeopark’a da Doğa Tarihi ve Arkeoloji Müzesi kazandırıyor. Yaklaşık 3 bin metrekare inşaat alanına sahip müzede, bölgede yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen bulgularla 8 bin 500 yıl öncesine uzanan yaşamın izleri en güzel şekilde sunulacak. Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, üç ayrı toplantı salonu bulunan Doğa Tarihi ve Arkeoloji Müzesi’nin aynı zamanda bir okul gibi çocukların ve gençlerin eğitimine de önemi bir katkı sağlayacağını söyledi.

bursaya-doga-tarihi-ve-arkeoloji-muzesi-acilacak-1

Yaşamın tüm izleri sergilenecek
Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, beraberindeki Akçalar Aktopraklık Arkeopark Kazı Başkanı Doç.Dr. Necmi Karul ile birlikte Doğa Tarihi ve Arkeoloji Müzesi inşaatında incelemelerde bulundu. Bursa’nın 8500 yıl öncesine dayanan medeniyetlere ev sahipliği yapan birikimli bir şehir olduğunun altını çizen Başkan Altepe, İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümünün yaptığı kazılarla, dünyanın ilk çiftçi topluklarına ait yaşam izlerinin gün yüzüne çıkarıldığını hatırlattı. Başkan Altepe, neolitik ve kalkolitik dönemden 300 yıl öncesi Osmanlı Köyü’ne kadar oluşturulan zaman tünelinde ziyaretçilere tüm bu dönemleri anlama imkanı sunan Arkeopark’a kazandırılan Müzenin aynı zamanda bir okul vazifesi göreceğini ifade etti. Başkan Altepe, “Bu bölgedeki kazılardan elde edilen bulgular ile doğa tarihine yönelik olaylar 3 aynı toplantı salonda sergilenecek. İnşaatı hızla toparlanıyor ve yılsonuna doğru açılışını gerçekleştirmek istiyoruz. Buraya gelen ziyaretçilere, 8500 yıl öncesine dayanan o günkü yaşamın izleri, yaşam tarzları, toplumsal olaylar ve geçirilen evreler en güzel şekilde sunulacak. Doğa tarihi müzesi de burada olacak. Kelebeklerden her türlü canlıya kadar burada sergilenecek. Buraya gelenler bir okul gibi eğitim alacaklar. Küçücük bulgulardan ne kadar önemli sonuçlar çıktığını görecekler” diye konuştu.

13.08.2016 Bursa Büyükşehir Belediyesi

by -
770

Eskişehir’in İnönü ilçesi yer alan Kanlıtaş Höyüğü’nde bulunan atölyelerde manyezitten el aletleriyle mermer bilezikler üretildiği belirlendi.

İnönü ilçesi yakınlarındaki M.Ö. 6 bin yılına tarihlenen Kanlıtaş Höyüğü’nde bulunan Anadolu’nun en eski atölyelerinde manyezitten el aletleriyle mermer bilezikler imal edildiği keşfedildi. Kazı Grubu Başkanı ve Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, höyükteki çalışmalara 2008-2009 yılında yüzey araştırmasıyla başladıklarını hatırlattı. Türkcan, Eskişehir Arkeoloji Müzesi’nin desteğiyle 2013’te bölgede kazı yapmak için Kültür ve Turizm Bakanlığına başvurup çalışmalara devam ettiklerini belirtti.

Höyükte çok malzeme olduğunu dile getiren Türkcan, şöyle devam etti: “Milattan önce 6 bine ait yerleşmeleri, Batı Anadolu’da bulmak nadirdir. Anadolu’da bilinen birçok höyükten çok farklı. Kaya üstü bir yerleşme görüyoruz. Dünyanın en eski merkezlerinden birisi. Kanlıtaş Höyüğü’nün içinde bulunduğu ve Eskişehir’e ait bu kültüre ‘Porsuk kültürü’ deniliyor. Bu kültürün, eski Yugoslavya topraklarından çok gelişkin ve büyük olan Vinça kültürünün öncüsü olduğu ortaya atılmıştı. Yaptığımız çalışmalar, tarihlendirmeler ve burada bulduğumuz malzemeler arasındaki benzerlikler, Kanlıtaş Höyüğü’nün Balkanlardaki Vinça kültürünün öncüsü olduğunu gösteriyor.”

“Bilezikler adeta tornadan çıkmış”
Höyüğün içinde birçok ocak bulduklarına işaret eden Türkcan, Kanlıtaş Höyüğü’nün mermer bilezik üretim merkezi olarak da kullanıldığını söyledi. Türkcan, “Mermer bilezik ticaretinin de yapıldığını tahmin ediyoruz. Atölyeler ve mermer bilezik yapmakta kullanılan alet setlerini bulduk. Söz konusu alet setlerinin örneklerine Anadolu’da rastlamak çok zor. Anadolu coğrafyasında böyle bir mermer bilezik atölyesi örneği yok. Burası Batı Anadolu’nun bilinen en eski yerleşmesi ve Anadolu’nun en eski atölyelerinden biri. Burada ciddi bir üretim ve zanaatkarlık görülüyor. Bilezikler adeta tornadan çıkmış kalitede. Buradaki üretimin Batı Anadolu’da başka yerleşmelere de taşındığını gördük. Kanlıtaş Höyüğü’ndeki atölyelerde çalışan insanlar, üretim için bölgede 6 kilometre çapındaki bütün kaynakları adeta sömürmüş. Ciddi taş kaynaklarını bulunması yerleşimin önemli göstergelerinden. Manyezitten yapılmış taş aletler var. Mermer bilezikleri özellikle manyezit aletlerle yapmışlar” şeklinde konuştu.

15.08.2016 Anadolu Ajansı

by -
1563

Kırklareli’deki Aşağı Pınar Höyüğü’nde gün yüzüne çıkarılan 8 bin 200 yıl öncesine ait yaşam, tarım ve çiftçilik konuları maketlerle anlatılacak.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistorik Bölümü Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan başkanlığında, 23 yıldır Pınar Mahallesi Asilbeyli köyü yolu üzerinde sürdürülen kazı alanında gün yüzüne çıkan bulguların sergileneceği “Tarih Öncesi Açık Hava Müzesi” çalışmaları devam ediyor.

Proje kapsamında, bölgede 8 bin 200 yıl öncesine ait ilk köy yaşamını, çiftçilik ve tarımı anlatan maket ve modellerin montaj çalışmaları sürüyor.

Türkiye’nin ilk “Tarih Öncesi Açık Hava Müzesi” oluşturulacak
Kazı Başkanı Prof. Dr. Özdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 23 yıldır devam eden kazı çalışmalarından elde ettikleri bilgiler doğrultusunda, 8 bin 200 yıl öncesini maket ve modellerle topluma aktaracaklarını söyledi. Aşağı Pınar kazı alanının, bilim dünyası açısından önemli olduğuna işaret eden Özdoğan, Avrupa’ya ilk tarımın, çiftçiliğin ve köy yaşamının bu bölgeden aktarıldığını kaydetti. Gün yüzüne çıkardıkları bilgi ve bulgulara göre, Trakya’daki ilk yaşamın günümüzden 8 bin 200 yıl öncesinde başladığını tespit ettiklerini aktaran Özdoğan, bu bilgileri de toplumun anlayabileceği şekilde anlatmak istediklerini dile getirdi.

Özdoğan, kazı çalışmalarında elde ettikleri bilgi ve bulguları bir müzede sergilemek için yaklaşık 5 senedir devam eden projeleri hayata geçirmeye başladıklarını anlatarak, şöyle devam etti: “Tarih Öncesi Açık Hava Müzesi, Türkiye’de ilk olarak Kırklareli’de kurulmaya başlandı. 8 bi̇n 200 yıl öncesi̇ i̇lk köy yaşamını, tarımı ve çi̇ftçi̇li̇ği̇ maket ve modellerle anlatmaya çalışıyoruz. Bu Türkiye’de ilk, dünyada ise en kapsamlı ‘Tarih Öncesi Açık Hava Müzesi’ olacak. Çalışmalarımızı tüm hızımızla sürüdürüyoruz. Projenin en kısa sürede tamamlanması maddi imkanlara bağlı. Bütün projelerimizi hazırladık. Destek konusunda ciddi sıkıntılar var. Ama her şeye rağmen müzemizi hizmete açmak için sabırsızlanıyoruz. Hazırladığımız bazı maket ve modellerin montaj çalışmalarını sürdürüyoruz. Türkiye’de ilk tarım, geleneksel tarım ve ustalıkları şu an sergileniyor.”

Özdoğan, sona yaklaştıklarını belirttiği kazı çalışmalarında ilk yerleşime indiklerini dile getirdi.

“Avrupa uygarlığının çekirdeği burada gelişiyor”
Trakya’nın, Anadolu ve Avrupa’yı bir birine bağlayan bir köprü özelliğinde olduğuna işaret eden Özdoğan, “8 bin 200 yıl kadar önceki insanlar, Anadolu’dan buğdayı, arpayı, tahılları ve evcil hayvanları getirerek burada yeni bir yaşam başlatmışlar. Anadolu’dan gelen çiftçilerin kurduğu, Avrupa topraklarındaki en eski yerleşimlerden biri burasıdır. Burada yeniden bir hayat biçimleniyor ve Trakya’nın ortamına uyuluyor. Buradan da çiftçi yaşamı ve tarım, Avrupa’ya yayılıyor. Avrupa uygarlığınn çekirdeği burada gelişiyor.” diye konuştu.

09.08.2016 Haber Türk