Cuma, Haziran 23, 2017
Etiketler Posts tagged with "Neolitik"

Neolitik

by -
3

Tunceli’nin Pertek ilçesi yakınlarında Alt Paleolitik döneme tarihlenen bir milyon yıllık taş aletler bulundu.

19401827_1357929490922692_3056052726865503906_o

Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Yasemin Yılmaz, yaptığı açıklamada, 2015 yılında Mazgirt ilçesinde başlatılan arkeolojik yüzey araştırmalarına 2016 yılında ara verildiğini, çalışmaları bu yıl Pertek ilçesinde yeniden başlattıklarını anlattı. Yılmaz, çalışmayı Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünden Araştırma Görevlisi Dr. Ozan Ozbudak, arkeolog Mehmet Ali Polat, Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi Kenan Öncel ile birlikte yürüttüklerini belirtti.

Tunceli’de yapılan çalışmalarda son derece önemli keşifler yaptıklarını ifade eden Yılmaz, “Bunların en önemlisi ve ilki bizim arkeoloji literatüründe paleolitik dönem dediğimiz ve diğer literatürde eski taş çağ olarak geçen, ortalama olarak diğer yerleşmelerde bulduğumuz kalıntılardan bir milyon yıl öncesine tarihlenebilecek taş aletler bulduk. Bu bizim için önemi bir keşif” dedi.

19400646_1357929337589374_126405149066777249_o

Tunceli’de daha önceden yapılan çalışmada paleolitik dönemin bölgede varlığını bildiklerini anlatan Yılmaz, şunları söyledi: “Paleolitik dönemin bölgede bu kadar eskiye gideceğini bilmiyorduk. Bu höyükten bulduğumuz taş aletlerden yola çıkarak benzerlerinin başka yerleşmelerde mutlak tarihlerle bir milyona tarihlendiğini öğrendik. Biz de henüz emin değiliz ama bu döneme kadar gidebileceğini tahmin edebiliyoruz. Bölgede ikinci önemli keşfimiz bizim neolitik dediğimiz ilk yerleşik toplumların izlerini bulduk. Bu neden önemli? Çünkü eski toplumlar paleolitik dediğimiz dönem avcı derleyici olarak yaşıyordu. Cilalı taş devrinde, yani günümüzden 10 bin yıl öncesinde yerleşik hayata geçmeye başladılar. Bu yerleşik hayata geçmiş toplumlara biz daha güneyden Şanlıurfa’dan, Diyarbakır’dan, Gaziantep’ten biliyorduk ama kuzey sınırının bu kadar yukarıya geçebileceğini bilmiyorduk. Bu keşif Tunceli’de de ilk neolitik toplulukların olduğunu bize gösterdi. Çanak çömleksiz neolitik dönem bu. Günümüzden 10 bin yıl öncesine tarihleniyor. Bu döneme ait mimari kalıntılar yüzeyde bulduk.”

“Tunceli, ilk yerleşik toplumlarının Anadolu’da en kuzey sınırını oluşturuyor”
Arkeolojik yüzey taramalarının Tunceli için ilk sistematik çalışma olduğunu belirten Yılmaz, şunları söyledi: “Bugünki bilgilerimize göre Tunceli, ilk yerleşik toplumların Anadolu’da en kuzey sınırını oluşturuyor. Bu açıdan önemli bir keşif olduğunu düşünüyoruz” dedi.

23.06.2017 Milliyet

 

by -
431

Bursa’daki Aktopraklık Höyüğü’nde bulunan sivri uçlu taşın, 7500 yıl öncesinde matkap olarak adlandırılabilecek bir alete takılarak kullanıldığı düşünülüyor.

aktopraklik-hoyugunde-matkap-ucu-olabilecek-7500-yillik-alet-bulundu

“Arkeopark ve Açıkhava Müzesi”ne sahip Bursa’nın merkez Nilüfer ilçesindeki Aktopraklık Höyüğü’nde bulunan, çakmak taşının yontulmasıyla elde edilmiş sivri uçlu taşın, 7 bin 500 yıl öncesinde matkap olarak adlandırılabilecek bir alete takılarak kullanıldığı sanılıyor.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Grubu Başkanı Doç. Dr. Necmi Karul, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bursa’nın merkez Nilüfer ilçesinde ve 8500 yıllık tarihe ışık tutan Aktopraklık Höyüğü bölgesindeki kazıların 2004 yılında kurtarma kazısı olarak başladığını hatırlattı. Karul, 13 yıldır devam eden kazılarda gün yüzüne çıkarılan buluntuların Aktopraklık Höyüğü’nde Büyükşehir Belediyesi tarafından oluşturulan Aktopraklık Höyük Arkeopark ve Açık Hava Müzesi’ndeki kapalı mekanlarda sergilendiğini ve burayı ziyarete gelenlerin izlenimine sunulduğunu belirtti.

aktopraklik-hoyugunde-matkap-ucu-olabilecek-7500-yillik-alet-bulundu-1

Geçen yıl yapılan kazılarda çakmak taşlarının yontulmasıyla elde edilmiş bir ucu sivri uçlar bulduklarını aktaran Karul, tarih öncesi dönemlerde çakmak taşının Anadolu’nun her yerinde yoğun olarak kullanıldığını vurguladı. Çakmak taşlarının yatağından (bulunduğu yerden) belirli büyüklüklere getirilerek taşındığını anlatan Karul, daha sonra bu taşların farklı boyutlarda mermi biçimli çekirdek formuna dönüştürüldüğünü belirtti.

“Bir alete takılarak kullanıldığını düşünüyoruz”
Karul, çakmak taşından, baskı yöntemiyle aletlerde kullanılmak üzere daha küçük parçalar elde edildiğini dile getirerek, şöyle devam etti: “Çakmak taşının yontulmasıyla elde edilmiş sivri uçlu taşın, matkap olarak adlandırdığımız bir alete takılarak kullanıldığını düşünüyoruz. Ucu sivri olan taşın ahşap sapa ve bir mekanizmaya bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bunu etnografik örnekler de destekliyor. Arkeolojik kazılarda çoğu kez organik malzemeleri bulma şansımız yok ama etnografik örnekler bu tür aletlerin nasıl üretildiği konusunda bize fikir veriyor. Uç, onu sapa sabitlemek için organik ip ve ahşap mekanizmayla döndürüldüğünde çok rahatlıkla matkap gibi kullanıldığını söyleyebiliriz.”

aktopraklik-hoyugunde-matkap-ucu-olabilecek-7500-yillik-alet-bulundu-2

“7000, 7500 yıl öncesi”
Karul, çakmak taşından yontularak elde edilmiş taşların tek başına kullanma ihtimalinin bulunmadığına işaret ederek, “Bu parçaların işlevine göre bir sapa takılması gerekiyor. Çakmak taşından yapılmış bulduğumuz bir ucun da matkap olarak kullanıldığını düşünüyoruz. Aktopraklık’tan yola çıkarsak günümüzden 7000-7500 yıl öncesinde de buna benzer aletlerin olduğunu söyleyebiliriz. Matkap olarak adlandırdığımız aletin ahşap ve ip kısmı günümüze ulaşmıyor. Ucundaki taş kısmı ulaşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Bu matkap ucunun nasıl kullanıldığını etnografik örneklerle test ettiklerini belirten Karul, “Sert bir taş olduğu için ahşap, başka bir taşı gibi her şeyi delme şansları var. Aktopraklık’ta bulunduğumuz bazı boncuklar gibi süs eşyalarının yapımında bu tür matkapların kullanıldığını söyleyebiliriz” dedi.

11.06.2017 Anadolu Ajansı

by -
94

Osmaniye’nin 12 kilometre kuzeybatısında, Ceyhan nehri yakınlarında yer alan Kastabala Antik Kenti’nde kazı çalışmaları devam ediyor.

osmaniyedeki-kastabala-antik-kentinde-kazi-calismalari-devam-ediyor

Osmaniye’de bulunan ve sütunlu caddesi, tiyatrosu, hamamı, kilise kalıntıları ve Ortaçağdan kalma kalesi ile Kesmeburun, Bahçe ve Kazmaca köylerinin ortasında, Ceyhan nehrinin yakınlarında küçük bir ovaya hâkim kaya çıkıntısı üzerinde yükselen Kastabala Antik Kenti’ndeki arkeolojik kazı çalışmaları, kentin bugüne kadar bilinen tarihçesini değiştirdi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Garip Yıl, Kastabala’da ki arkeolojik kazı çalışmalarının, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turgut Hacı Zeyrek başkanlığında sürdürülmekte olduğunu belirterek, “Antik kentte gerçekleştirilen çalışmalardan sonra kentin bugüne kadar bilinen tarihçesi değişmiştir. Kazı buluntuları Geç Neolitik-İlk Kalkolitik, M.Ö. 5. yüzyıl, M.Ö. 1-M.S. 1. yüzyıl, M.S. 2. yüzyıl, M..S 4-6. yüzyıl, M.S. 13-15. yüzyıla tarihlenmiştir. Bilinen tarihten daha eski döneme ait bulgular elde edilmiştir. Yapılan kazı çalışmaları devam etmektedir.” dedi.

Kazı, sondaj ve araştırma çalışmaları sonrasında kentin sınırlarının güneyde Ceyhan nehri, kuzeyde Karatepe, batıda Kırmıtlı Kuş Cenneti arasında genişleyen verimli ovayı kapsadığının belgelediğini kaydeden Yıl şöyle dedi: “Sur ile çevrili kent merkezi, Roma İmparatorluk döneminde (M.S. 2. yüzyıl) sur duvarı ile çevrili olmadığı, ilk savunma sisteminin M.S. 4. yüzyıl sonlarında inşa edildiği düşünülmektedir. Kent planlama ilkelerinin geliştirildiği Anadolu’nun Batı ve Güney kıyı merkezlerindeki uygulamalara paralel planlı şehirciliğin en üst seviyeye ulaştığı yerlerden Kastabala’nın Artemis Perasia kült merkezi olması kentte dinsel, siyasal, toplumsal ve ekonomik koşullar oluşturmuştur. Şehir plancılığı açısından sütunlu cadde yerleşmenin ana aksını belirlemektedir. Tiyatro, hamam, dükkanlar, kuzey ve güney kiliseler uygun parsellerde inşa edilmiştir. Orta Çağ kalesi ise savunmaya elverişli kayalık bir tepe üzerinde yükselmektedir. Sur ile çevrili kent merkezi, Roma İmparatorluk döneminde (M.S. 2. yüzyıl) sur duvarı ile çevrili olmadığı, ilk savunma sisteminin M.S. 4. yüzyıl sonlarında inşa edildiği düşünülmektedir.Kale tepesinin güney eteğinde batı-doğu yönünde uzanan sütunlu caddenin doğu ucunda bir propylona ait kalıntılar bulunmaktadır. Sütunlu cadde batı-doğu yönünde eğimli araziye uygun biçimde basamaklandırılarak uzanmaktadır. İki yanda kaldırımlı, tabanı taş döşeli sütunlu caddenin doğu ucunda bir propylon mevcuttur.”

04.07.2017 Başak Gazetesi

by -
123

Bursa’nın Nilüfer ilçesinde yer alan Aktopraklık Höyüğü’nde küçük boy canlıları avlamak için kullanılan 8500 yıllık sapan taşları bulundu.

bursadaki-aktopraklik-hoyugunde-8500-yillik-sapan-taslari-bulundu

Bursa’nın merkez Nilüfer ilçesindeki Aktopraklık Höyüğü’nde, bugün ‘Filistin sapanı’ olarak bilinen fırlatma düzeneğine benzer av aletlerinde kullanıldığı düşünülen, aerodinamik özelliğe sahip 8500 yıllık sapan taneleri bulundu. 

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Grubu Başkanı Doç. Dr. Necmi Karul, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 8500 yıllık tarihe ışık tutan Aktopraklık Höyüğü bölgesindeki kazıların 2004’te kurtarma kazısı olarak başladığını hatırlattı. Karul, Akçalar Mahallesi Hasanağa Sanayi Bölgesi’nin içinde kalan höyükteki arkeolojik kazıların biraz aşarak alanın arkeoloji okuluna ve açık hava müzesine dönüştüğünü belirtti.

Aktopraklık’ta M.Ö. 6500 yıllarından M.Ö. 5500 yıllarına kadar geçen sürede ile ilgili beslenme, avlanma ve boncuk gibi materyaller bulduklarını aktaran Karul, “Kazı yaptığımız alanda, bugünle karşılaştırdığınızda yaşadıkları mekanlar, kullandıkları eşyalar, yapıların içindeki birtakım ögeler, çevrelerinden nasıl faydalandıklarını gösteren kalıntılar bize iyi ya da kötü durumda korunmuş şekilde ulaştı.” dedi. Karul, farklı uzmanları bir araya getirerek tarih öncesinden kalan buluntuların bazılarını arkeometrik yöntemlerle, bazılarını kazı yöntemleriyle bazılarını da ilgili laboratuvarda inceleyerek onları kurgulamaya, tarih öncesini yeniden canlandırmaya çalıştıklarını ifade etti.

bursada-aktopraklik-hoyuk-arkeopark-ve-acikhava-muzesi-acildi

“Bu tür aletlerin kullanımına yönelik en eski örnekler”
Buluntular arasında bugün “Filistin sapanı” olarak bilinen av malzemelerine benzer materyallerde kullanıldığını düşündükleri taş türlerinin yer aldığına değinen Karul, şöyle devam etti: “Aktopraklık örneğinden gidersek burada bulduğumuz materyaller, bu tür aletlerin kullanımına yönelik en eski örnekler arasında yer alıyor. Yaklaşık olarak M.Ö. 6000’li yıllardan itibaren bu bölgede av silahı olarak yoğun olarak bu sapan tanelerinin kullanıldığını biliyoruz. Bu sapan tanelerini insanlar arasında kavga aracı olarak değerlendirenler de var ama başka veriler bunu desteklemiyor. O dönemde yaşayan insanların, bu sapan taşlarını özellikle orta boy, küçük veya hızlı hareket eden kuş ve tavşan gibi canlıları avlamada, yani beslenmelerini sağlamaları için av silahı olarak kullandığını düşünüyoruz.”

Ağırlığını kaybetmemesi için fırınlanmamış
Karul, bulunan sapan tanelerinin çift konik şeklinde yapıldığını ve aerodinamik özelliğe sahip olduğuna işaret ederek şunları söyledi: “Fırlatmanın isabetli olabilmesi, fırlatılan nesnenin yalpalamaması ve istenilen hedefe ulaşması için bir aerodinamik özelliğinin olması lazım. Tanelerin de bu şekilde şekillendirilmesi gerekiyor. Bulduğumuz sapan taneleri de aerodinamik özelliğe sahip. O dönemdeki insanların bu teknolojiyi, bu aerodinamik özelliği çözdüklerini gösteriyor. Bulduğumuz sapan taneleri kilden yapılmışlar. Çoğu kez armut biçiminde tek tarafı konik, alt tarafı yuvarlatılmış şekilde yada çift konik biçiminde şekillendirilmişler. Bu taşlar avucun içine sığabilecek boyuttalar. Bunlar fırınlanmamış. Büyük bir olasılıkla hafif kurutuyorlar. Çoğu kez fırınların yanında toplu halde bulduk bu taşları. Fırınlandığında içindeki suyu kaybedecektir. Bünyesindeki suyu kaybetmemesi ama yeterli sertliğe ulaşması için belirli bir miktarda ısıttıklarını düşünüyoruz. Bu sayede ağırlığını koruyan çarptığı yerde de parçalanarak etkisi artan bugünkü silahlarda saçma gibi bir silaha dönüştüklerini görüyoruz.”

bursadaki-aktopraklik-hoyugunde-8500-yillik-sapan-taslari-bulundu-1

“200 metreye kadar istenilen hedefe atılabiliyor”
Bu tanelerin etnografik örneklerden yola çıkarak fırlatma aracıyla avlanmada kullanıldığını düşündüklerine dikkati çeken Karul, “Bu sapan tanelerini kullanmak için bugün ‘Filistin sapanı’ olarak adlandırdığımız büyük bir olasılıkla bir ipe bağlı olan derinin içine konup çevrilerek atıldığını düşünüyoruz. O tür malzemeler organik olduğu için günümüze ulaşmıyor ama içine kullandıkları kilden yapılmış taneleri bulabiliyoruz.” dedi.

Deneysel çalışmalarda bu tür av malzemelerinin 200 metreye kadar istenilen hedefe atılabildiğini ve 200 metrede etkili olduğunu bildiklerini vurgulayan Karul, şunları kaydetti: “Bu sapan tanesi, fırlatma aracının içine konulduktan sonra çevriliyor. İstenilen hıza ulaştıktan sonra iplerden birinin serbest bırakılarak içindeki sapan taşı, hedefe fırlatılıyor. Etnografik örnekler bunu destekliyor. Bu sapan taneleri, çoğu kez bir arada bulunan buluntular. Ağırlıklı olarak fırınların yanında bulduk. Bine yakın sapan tanesi bulduk. Zaten kullanıldığında bir yere çarptıkları için veya ava gidilen yerde fırlatıldığında orada kaldığı için bulunma şansları yok çünkü yerleşmenin dışında olan durumlar. Burada bulduklarımız da ava gitmeden önce hazırlanan toplu buluntular şeklinde.”

29.05.2017 haberler.com

by -
159

Adana’da yer alan 8 bin yıllık Tepebağ Höyüğü’nde 2017 yılı çalışmaları başladı.

adanadaki-tepebag-hoyugunde-kazi-calismalari-basladi

Tepebağ Höyüğü kazı alanında yeni bir çalışma alanına ilk kazmayı Adana Valisi Mahmut Demirtaş, Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Bern Üniversitesi’nde görevli Kazı Danışmanı Dr. Deniz Yaşin birlikte vurdu. 2013’te başlayan çalışmaların devam ettiğini söyleyen Vali Mahmut Demirtaş, “8 bin yıllık bir tarihi ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bunu turizmle buluşturmak istiyoruz. Adana’nın tarihi dokusunu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz” dedi.

Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü ise Tepebağ Höyüğü’nün turizm açısından bir cazibe merkezi haline geleceğini söyledi. Sözlü “Tepebağ’ın her alanı kazılmaya değer. İnsanlık tarihi burada yatıyor. İnsanlığın kazanımlarına ev sahipliği yapmış bir alan burası. Buradaki kültürel zenginliğimizin ortaya çıkması için çalışıyoruz. Benim gönlüm arzu ediyor ki, tarihi niteliği olmayan tüm binalar burada yıkılmalı. Tepebağ’da kazı bittikten sonra bu alan bir cazibe merkezi olacaktır” diye konuştu.

Kazının 9 ay süreceğini açıklayan Dr. Deniz Yaşin ise Neolitik döneme kadar ulaşacaklarını düşündüğünü vurgulayarak şu bilgileri verdi: “Höyüğün nehre bakan kısmına kazma vuruldu. Burada alanımız çok kısıtlı. Gönül isterdi ki bir yamaçta açalım. Buranın kronolojisini daha iyi çıkarabilirdik. Tepebağ Höyüğü’nün kronolojisini çıkarmaya çalışıyoruz. Burası şu ana kadar ulaştığımız bilgilere göre Son Tunç Çağı’na kadar yani M.Ö. 1500 yılına kadar gidiyor. 3 bin 500 öncesine kadar ulaşmış durumdayız. Çevredeki arkeolojik buluntularla burada bulduğumuz parçaları karşılaştıracağız. Tahminlerimize göre burası Adaniya ise M.Ö. 6 bin yıl öncesine kadar geriye gideceğini, hatta daha eskiye gideceğini düşünüyorum. Neolitik döneme kadar gideceğini düşünüyorum. Burada bir arkeopark yapılması düşünülüyor.”

17.04.2017 Hürriyet

by -
396

Konya’da Çatalhöyük kazılarında geçtiğimiz yıl bulunan iki kadın heykelciği, ‘Ana Tanrıça’yı değil, ‘yaşlı kadınları’ sembolize ediyor. Kazı Başkanı Hodder, “Bu figürlerin ana tanrıça yerine, yaşamları boyunca toplumsal bir statü ve prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülmektedir” dedi.

catalhoyukteki-iki-kadin-heykelcigi-yasli-kadinlari-sembolize-ediyor-olabilir

Konya’nın Çumra İlçesi’ndeki Çatalhöyük’ün 1958 yılında arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilmesinin ardından kazılar, 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapıldı. Verilen aranın ardından 1993 yılında yeniden başlayan kazı çalışmaları, Stanford Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında yürütülüyor.

2 Taş Kadın Figürü Bulundu
Geçtiğimiz sezon Haziran ayında başlayıp Ağustos ayında sona eren Çatalhöyük kazı çalışmalarıyla ilgili hazırlanan ve ‘www.catalhoyuk.com’ adlı internet sitesinde yayınlanan 2016 yılı kazı raporunda, yapılan çalışmalarla ilgili bilgi veren Kazı Başkanı Prof.Dr. Ian Hodder, oldukça ilginç bulgulara rastlanıldığını söyledi. Prof.Dr. Hodder, bu yıl için hazırlanan raporda, doğu duvarı yakınlarında bulunan göbekleri, kalçaları ve göğüsleri oldukça belirgin 2 taş kadın figürünün bu sezonun en ilgi uyandıran buluntuları olduğunu söyledi.

İlk figürün de doğu duvarının yanında bir mezarın hemen sağ köşesinde bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hodder, şunları söyledi: ”Platformun yapılma süreciyle ilişkilendirilecek bu buluntu yerine objenin kasti olarak konulduğu ve üzerine yeni platformun yapıldığı düşünülmektedir. Mermerden yapılan bu figürin obsidyen bir bıçak parçasıyla yan yana bulunmuştur. Bu figürinden birkaç gün sonra büyük olan figürün hemen kuzeyinde, bir kireç öbeğinin içinde ikinci figür bulunmuştur. Kireç taşından yapılmış bu figürinin baş kısmının yakınlarında bir ayna gibi parlak ve yansıtıcı bir galen parçası ve iki adet boncuk bulunmuştur. Obje asılı bir şekilde taşınıyormuşçasına baş kısmında iki adet deliğe sahiptir.”

catalhoyukteki-iki-kadin-heykelcigi-yasli-kadinlari-sembolize-ediyor-olabilir-1

Birlikte Gömülmeleri Sıra Dışı Bir Durumdur
Bu buluntuların kasti olarak yerleştirmeyi gösterdiğini ve son derece büyük önem arz ettiğini ifade eden Prof. Dr. Hodder, ”Bulundukları yerler ve obsidyen galen gibi başka objelerle birlikte gömülmeleri sıra dışı bir durumdur. Sit alanının üst katmanlarında platformların altına mezar gömülmesi uygulaması daha eski katmanlarda olduğu gibi eşine sıklıkla rastlanan bir durum değildir. Bu da bu objelerin insan gömülerinin yerini almış olabileceğini düşündürmektedir. Kesin olan bir şey var ki o da bu gömme işlemleri platformların kapanıp açılmasının önemine işaret etmektedir.” dedi.

Ana Tanrıçayı Değil, Yaşlı Kadınları Temsil Ediyor
Figürlerin bulunduğu ve basına yansıdığı dönem medyanın büyük bir çoğunluğu bu figürinleri Çatalhöyük’ün meşhur ‘Ana Tanrıçaları’ (Kibele) olarak lanse ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Hodder, şöyle dedi: ”Ancak, araştırmacılar Lynn Meskell, Carolyn Nakamura ve Lindsay Der tarafından gerçekleştirilen araştırmalar, bu objelerdeki göğüs-kalça-göbek üçlüsünün insan figürinlerinde ön plana çıkarılmasına bir örnek olduğunu ve bu bölgelerdeki sarkmaların olgun kadın betimlemesi olduğunun altını çizmektedir. Bu figürlerin ana tanrıça yerine yaşamları boyunca toplumsal bir statü ve prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülmektedir.”

13.01.2017 Sabah

by -
605

Türkiye’de 2016 yılında yürütülen 554 arkeolojik kazı ve araştırmada, içlerinde Çatalhöyük’te bulunan Kadın Heykelciği ve Kınık Höyük’te bulunan Akamenid Dönemi’ne ait volkanik kayaçtan yapılmış şahin heykelciği ile beraber 2 bin 288 tarihi eser toprak altından çıkarıldı.

Türkiye’nin değişik bölgelerinde yürütülen kazılarda sikke, pişmiş toprak kap, taş eser ve heykel gibi farklı türlerde eserler gün ışığına kavuşurken, geçtiğimiz kasım ayı verileri Bakanlar Kurulu kararıyla 554 arkeolojik faaliyetin yürütüldüğünü gösteriyor. Anadolu topraklarında bulunan bu tarihi zenginlikler, yerli ve yabancı bilim insanları tarafından yapılan kazı, restorasyon ve yüzey araştırmalarıyla bilim dünyasına sunuluyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-2

“Eşsiz” Kadın Heykelciği Bulundu
Konya Çatalhöyük’te Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında gerçekleştirilen kazılarda bulunan M.Ö. 8 bin ile 5 bin 500 Neolitik Dönem’e ait kadın figürü bu kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin en önemlilerinden biri olarak gösteriliyor. Yüksek kalitede işçilikle yapılması ve vücudunun tüm parçalarının eksiksiz bulunması dolayısıyla bu heykelcik “eşsiz” olarak nitelendiriliyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-4

Niğde Kınık Höyük’te Prof. Dr. Lorenzo D’Alfonso başkanlığında gerçekleştirilen kazı çalışmalarında bulunan Akamenid Dönemi’ne ait volkanik kayaçtan (riyolit) yapılmış şahin heykelciği de diğer bir önemli eser.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-3

3 bin 500 Yıllık Mühür Bulundu
Bu yıl ki kazılarda, Hitit dönemine ait yaklaşık 3 bin 500 yıllık bir de mühür bulundu. Adana’daki Tatarlı Höyük’te Yrd. Doç. Dr. Serdar Girginer başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında açığa çıkan eserin, M.Ö 13’üncü yüzyıla, ünlü Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın da yaşadığı döneme ait olduğu tahmin ediliyor.

turkiyede-2016da-2-bin-288-tarihi-eser-toprak-altindan-cikarildi-1

Ordu Kurul Kalesi’nde 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen 110 santimetre yüksekliğinde mermerden yapılmış Ana Tanrıça Kibele heykeli de gün yüzüne çıkarılan önemli eserler arasında yer alıyor. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında sürdürülen kazıda bulunan heykel, yaklaşık 200 kilogram ağırlığında.

Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı akademisyenin başkanlığında, Bakanlığın izniyle gerçekleştirilen kazılarda, binlerce eser ortaya çıkarken, gün ışığına kavuşan bu envanter niteliğindeki eserler, tasnif çalışmalarının ardından müzelerde teşhire hazır hale getiriliyor.

19.12.2016 basin.kulturturizm.gov.tr

by -
313

Mardin’in Dargeçit İlçesi Koçtepe köyünde 5 bin yıllık ekmek tandırı ve çömlekçi çarkı bulundu.

Ilısu Baraj Gölü Altında Kalacak Kültür Varlıklarının Korunması Projesi kapsamında, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü iş birliğiyle bazı höyüklerde 1998 yılında başlatılan kurtarma kazıları sürüyor. Bu kapsamda, Mardin’in Dargeçit ilçesi Koçtepe köyünde 6 yıldır devam eden kazı çalışmalarının bu yılki bölümü tamamlandı.

Mardin Müze Müdürü Nihat Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Koçtepe köyünde yapılan kazı çalışmalarında ilk yerleşik hayatın başladığı dönemden Osmanlı dönemine kadar kesintisiz yaşam izlerine rastladıklarını söyledi. Kuzey Mezopotamya olarak tabir edilen Dicle ve Fırat nehirleri çevresinde çok sayıda yerleşim alanı ve höyüğün bulunduğunu dile getiren Erdoğan, bu alanlarda Neolitik, Tunç ve Demir çağlar ile avcı toplayıcı yaşamdan tarım kültürüne geçişin izlerinin bulunduğunu aktardı. Kazılarda Neolitik çağdan Osmanlı dönemine kadar geçen dönemlere ait objeler çıktığını ifade eden Erdoğan, “Çok sayıda kap Kaçak, ok, mızrak, ev, ocak, boncuk, süs eşyası, para, sikke, kandil, çömlek ve çömlekçi çarkı parçaları bulundu. Kazı çalışmalarında çıkan eserler Mardin Müzesinde Ilısu Barajı Kurtama Kazıları Salonunda sergileniyor.” dedi.

Erdoğan, ölü gömme geleneklerinde çömleğin kullanıldığına dikkat çekerek, “Çömleğin içi, ana rahmi gibi düşünülüp ölen kişi buraya gömülmüş. Yeniden öbür dünyada doğabilme ile ilgili bir inanç sistemi hakim olmuş. Demir Çağı’na geçişle birlikte burada demir atölyelerinin olduğunu tespit ettik.” diye konuştu.

“100 sene sonra bir daha açığa çıkabilecek şekilde korumaya alıyoruz”
Kazılarda 5 bin yıl öncesine ait çömlekçi çarkı bulduklarını belirten Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu: “Kazı alanına yakın bir köyde hala aynı yöntemle çömlek üretiliyor. Yine bölge de yaygın olan ekmek tandırları da bulduk. Bu kültür, hala bölgedeki köylerde devam ettiriliyor. 5 bin yıllık ekmek tandırı taşınmayacak şekilde yapılmış. Mimarinin bir parçası olduğundan dolayı taşınamıyor. Taşınmaz eserlerin dokümantasyonu alındıktan sonra üzeri jeotekstil ile kapatılarak koruma altına alınacak. Koordinatları alınıyor. Bu şekilde 100 sene sonra bir daha açığa çıkabilecek şekilde korumaya alıyoruz.”

Erdoğan, çalışmalar neticesinde bölge tarihini aydınlatacak verilere sahip olduklarını vurgulayarak, “2017 yılında da kazımız sürecek. Barajda su tutulmaya başlansa dahi su seviyesi kazı alanına ulaşana kadar çalışmalarımıza devam edeceğiz.” sözlerine yer verdi.

14.12.2016 Milliyet

by -
325

Muğla’nın Milas ilçesindeki İncirliin Mağarası’nda yürütülen kurtarma kazılarında, insan kemikleri ve seramik parçaları bulundu.

Milas’ın Gökçeler Mahallesi’nde yer alan, önceki araştırmalarda mağara girişindeki toprak zeminde ile içinde çok sayıda prehistorik ve antik dönem arasına tarihlenen seramik parçaları bulunan İncirliin Mağarası’nda, kurtarma kazıları başladı. Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla 1’inci derece arkeolojik ve 1’inci derece doğal sit olarak tescillenen mağaradaki çalışmaları, Milas Müze Müdürlüğü yürütüyor. Mağarada, bazı kişilerce kaçak kazılar da yapılmıştı.

mugladaki-incirliin-magarasinda-insan-kemikleri-bulundu-2

Milas Kaymakamı Fuat Gürel, Uyku Vadisi’nde yer alan dev sarkıt, dikit, sütun ve damlataş havuzlarıyla kaplı olan toplam 345 metre uzunluğundaki mağarada yürütülen çalışmaları yerinde inceledi, basın mensuplarına bilgi verdi. İncirliin’deki değerleri turizme kazandırmak amacıyla Güney Ege Kalkınma Ajansı ile Milas Kaymakamlığı olarak geçen yıl çalışma başlattıklarını söyleyen Gürel, Uyku Vadisi’nde ve mağara içerisinde yürüyüş yolları yapılarak, İncirliin Mağarası’nın içinin aydınlatıldığını söyledi.

mugladaki-incirliin-magarasinda-insan-kemikleri-bulundu-1

İncirliin Mağarası’ndaki arkeolojik kazı ve sondaj çalışmalarının bilimsel açıdan çok önemli olduğuna değinen Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Diler de şunları söyledi: İncirliin Mağarası’ndaki kazılarda insan ve hayvan kemikleri bulundu “İncirliin’deki çalışmalar bilimsel anlamda çok önemli. Karia bölgesinde, özellikle bu kıyıya yakın kesimlerdeki dip tarihle ilgili bilgilerimiz son derece yetersiz. Bu bölgedeki gerek kömür havzasında yapılan kazılar, gerekse yürütülen yüzey araştırmaları sonucunda hem kıyı hem iç kesimlerde Tunç Çağı’nda, yani M.Ö. 3100 ve 1200 yılları arasında zengin bir yerleşme olduğunu biliyoruz. Ama bundan önceki süreçte yani Neolitik ve Kalkolitik çağ ile ilgi bilgilerimiz son derece yetersiz. Bu tür malzemelerin de İncirliin gibi yerlerden gelmesi çok yüksek. Zaten buradaki çalışmaların bir gerekçesi de o. Çalışmalarımızın amacı hem buradaki tahribatı önlemek, hem de bilgilerin kurtarılarak zenginleştirilmesini sağlamak. Şuna kadar elde edilen bulgu ve bilgiler doğrultusunda raporlar yayınlanmadı ama buradaki buluntulardan Geç Kalkolitik döneme ait bir yerleşme olduğu belli oluyor. Bu olasılıkla daha da erkene gidecek. Ve Karia’nın dip tarihi ile ilgili bilinmezlere bir ışık tutacaktır. Bu bakımdan çalışmalar önemli.”

01.12.2016 CNN TURK

by -
342

Kırklareli’de 24 yıldır devam eden Aşağı Pınar Höyüğü kazılarında, Avrupa’nın ilk çiftçilik hayatının temellerinin Trakya’da atıldığı tespit edildi.

avrupanin-ciftciliginin-temeli-anadolu-ve-trakyada-atilmis

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan başkanlığında, Pınar Mahallesi Asilbeyli köyü yolu üzerinde gerçekleştirilen kazılarda, Avrupa’nın ilk çiftçilik hayatının Kırklareli’de geliştiğine ilişkin önemli bilgilere ulaşıldı. 

Kazı çalışmalarının 24 yıldır sürdürüldüğünü belirten Prof. Dr. Özdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aşağı Pınar Höyüğü kazılarının bilim dünyası açısından son derece önemli olduğunu söyledi. Kazı çalışmalarında Anadolu’da gelişen ilk tarımın bölgeye gelişini ve Avrupa’nın ilk çiftçilik hayatının temellerinin atılmasını gün yüzüne çıkardıklarını vurgulayan Özdoğan, bölgedeki ilk tarım ve hayvancılığı incelediklerini kaydetti.

“İlk tarım hayatının Anadolu’dan geldiğini biliyoruz”
İlk yerleşimi anlamaya çalıştıklarını aktaran Özdoğan, şunları kaydetti: “Elimizdeki verilerde, buradaki ilk yerleşim M.Ö. 6 bin 200’lü yıllar civarı. Yani günümüzden 8 bin 200 yıl evveli. İlk tarım hayatının buraya Anadolu’dan geldiğini biliyoruz. Anadolu’dan buraya evcil koyun, keçi, domuz ve sığırı da beraberinde getiriyorlar. Buğday ve mercimeği de yanlarında getirdiklerini gördük. Getirdikleri buğday ve mercimeğin tarımını yaparken, evcil hayvanları da yetiştiriyorlar. Kısa bir süre sonra domuz, ala geyik ve karaca gibi hayvanları avlayarak beslendiklerini gördük. Anadolu’da başlayan tarımın, Kırklareli’nde temelleri atılan ilk çiftçiliğin Avrupa’ya hızla yayıldığını tespit ettik. Tarımın, Aşağı Pınar’a gelerek Avrupa’nın ilk çiftçi yaşamının burada geliştiğini görüyoruz. İngiltere’ye, İskandinavya’ya kadar giden çiftçi yaşamının, burada oluşum sürecini aşama aşama görüyoruz.”

Prof. Dr. Özdoğan, Anadolu’nun Avrupa kültürüne çok şey kattığını aktararak, Anadolu ile Avrupa’nın temas noktasının Aşağı Pınar olduğuna işaret etti.

İlk çiftçilik hayatını gün yüzüne çıkarmanın mutluluğunu yaşadığını aktaran Özdoğan, buraya yerleşen ilk insanların geniş doğa, avlanma ve elverişli tarım nedeniyle mutlu olduklarını ve hiç bir savunma tertibatının bulunmadığını gördüklerini vurguladı.

20.10.2016 Anadolu Ajansı