Çarşamba, Temmuz 26, 2017
Etiketler Posts tagged with "Orta Tunç Çağı"

Orta Tunç Çağı

by -
3392

Elazığ’daki Harput Mahallesi’nde ağaçlandırma çalışmaları sırasında tesadüfen bulunan rölyefin 4 bin yıllık olduğu tespit edildi.

elazigda-agaclandirma-calismalarinda-2-bin-700-yillik-rolyef-bulundu

Elazığ Orman İşletme Müdürlüğünce 3 Mayıs 2016’da tarihi Harput Mahallesi Nevruz Ormanları mevkisinde yürütülen çalışma sırasında fidan dikimi için çukur kazan İshak Yurter’in kullandığı kepçe bir kaya parçasına takıldı. Bunun üzerine elleriyle toprağı kazan ve kabartma ile karşılaşan Yurter, Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müze Müdürlüğü ekiplerine haber verdi.

Müze ekipleri, yüksekliği 2 metre 72 santimetre, genişliği de 2 metre 25 santimetre olan ve 5 parçaya bölünmüş halde bulunan kabartma üzerinde restorasyon ve inceleme çalışması başlattı.

Yapılan incelemede, kabartmanın tarihinin günümüzden 4 bin yıl öncesine dayandığı belirlendi. Böylelikle daha önce milattan önce (MÖ) birinci bin yıl olarak bilinen Harput yöresinin tarihi de değişmiş oldu. Restorasyon çalışmasının ardından Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, “Harput Kabartması” adı verilen eseri teşhir salonuna yerleştirdi.

elazigda-2-bin-700-yillik-rolyefin-bulundugu-alanda-kazilar-basladi-1

İki Evreli Yerleşim Yeri
Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesinde görevli arkeolog Bülent Demir, kabartmanın bulunduğu bölgede Müze Müdürlüğü’nce yürütülen kazı çalışmalarında ağır bir yangınla son bulmuş iki evreli bir yerleşim yerinin izlerine rastlandığını anımsattı. Demir, 5 köşeli eserin burada bir duvar içerisine aplike edilerek ya da duvara yaslanarak kullanıldığını düşündüklerini söyledi.

Kabartmanın ana temasının bir kalenin fethi olduğunu ve sahnelerin alttan üste doğru savaş ile ganimetleri ve çıplak esirlerin kralın huzuruna çıkarılışı şeklinde istiflendiğine dikkati çeken Demir, sol panoda kaledeki çarpışma anlarına ve dehşet verici sahnelere yer verildiğini belirtti.

Panodaki masif tekerlekli ahşap kuşatma kulesinin bir benzerine Anadolu ve Mezopotamya’da rastlanmadığını aktaran Demir, 1. Hattuşili dönemine ait çivi yazılı bir Hitit metninde koç başı ve ahşap kuşatma kulesinden bahsedildiğini ancak bu bağlamda bulunmuş görsel bir kanıt bulunmadığını dile getirdi. 

Demir, kabartmanın bir diğer panosundaki sahnede de kent kapısı üzerinde iki çıplak düşman askerinin başına basarak yükselen sarkık kanatlı, kartal pençeli, bacakları birbirine dolanmış tanrıça figürünün elleri ile bir düşman askerini havaya kaldırışının betimlendiğini anlattı. Demir, bu savaş panosunun merkezine yerleştirilen tanrıçanın savaşın kazanılmasındaki rolünün vurgulanmak istendiğini aktardı.

Demir, kabartmanın en önemli ikonografik ögesi durumundaki tanrıça figürünün yakın benzerlerine M.Ö. 1862 Larsa Kralı Warad-Sin ve M.Ö. 1779 Hammurabi dönemine ait silindir mühür baskılarında rastlandığını ve savaşın kazanılmasında önemli bir role sahip olduğu inanılan tanrıça figürünün Akadların aşk ve savaş tanrıçası İştar ile bir bağlantısının olup olmadığının ayrı bir inceleme konusu olduğunu söyledi.

“Bilinen Sanat Tarihi Anlayışına Yeni Boyutlar Kazandırdı”
Kabartmanın son ve en üst sahnesinde ise zaferle sonuçlanan mücadelenin akabinde çıplak savaş esirlerinin kralın huzuruna çıkarılışının sahnelendiğini söyleyen Demir, “Kabartma stilistik ve ikonografik açıdan milattan önce 2 bin 300 ile 2 bin 150 yılları arasında Mezopotamya’da güçlü bir uygarlık kurmuş olan Akad ekolünün güçlü etkilerini taşır” ifadelerini kullandı.

Kabartmanın bulunduğu alanda yapılan kazı çalışmasında bulunan kalıntıların çağdaşlarına göre daha iyi durumda olduğunu ve M.Ö. 2. bin yılın başlarına tarihlendiğini dile getiren Demir, kabartmada bulunan kanatlı tanrıça ve kralın giydiği püsküllü serpuşun da Orta Tunç döneminde görülüyor olmasının eserin MÖ 2. bin yıllarına tarihlenmesine yardımcı olduğunu dile getirdi.

“Kabartma İle Harput Tarihinin Bin Yıl Kadar Geriye Gittiği Görüldü”
Demir, Akad Kralı Sargon ve torunu Naram Sin’e ait Sar Tamhari metinlerinde Anadolu’nun başta Kaniş olmak üzere birçok bağımsız krallık ve beylik tarafından paylaşıldığının kayıtlı olduğunu bildirerek, şöyle dedi: “Naram Sin, Sar Tamhari metinlerinde Kaniş Kralı Zipani ve Hatti Kralı Pampa’nın da olduğu 17 krallığa karşı savaştığını söyler. Harput’ta bulunan yerleşim yerinin Naram Sin’in Sar Tamhari metinlerinde bahsettiği bu krallıklardan biri olduğu ihtimal dahilindedir. Şu ana kadar Harput’un bilinen tarihi Urartular’a kadar uzanmaktaydı. Ancak bu kabartma ile birlikte Harput tarihinin bin yıl kadar geriye gittiği görülmektedir.”

17.03.2017 ntv.com.tr

by -
9927

Orta ve Son Tunç Çağı döneminde Hatay’daki Amik Ovası çevresinde hüküm süren Mukiş Krallığı’nın başkenti Alalakh’ta yürütülen arkeolojik araştırmalarda saray yapıları, tapınak ve mezarlıklar gün yüzüne çıkarılıyor.

Amik Ovası çevresinde Orta ve Geç Tunç Çağ döneminde Mukiş Krallığı’nın başkenti olan Alalakh’ta yürütülen arkeolojik kazılarda, tapınak, saray ve anıtsal kale yapıları gibi döneme ışık tutacak kalıntıların gün ışığına çıkarılması planlanıyor.

İlk kazı çalışmaları 1930’lu yıllarda Leonard Woolley tarafından yapılan ve çok sayıda çivi yazılı tablet, mühür, çanak, çömlek bulunan Alalakh höyüğünde, bu sezonun kazıları Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslıhan Yener başkanlığında toplam 50 kişilik ekiple başladı. Höyükte yürütülen kazılarda elde edilen eserler kazı evinde uzman ekipler tarafından büyük bir titizlikle inceleniyor.

Mustafa Kemal Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi ve kazı başkan yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Murat Akar, Mukiş Krallığı’nın başkenti olması ve bir ticari geçiş noktasında yer alması nedeniyle bölgenin önem taşıdığını vurgulayarak, burada yapılan kazılarda çok sayıda çivi yazılı tablet, mühür ve antik dönem ticaretini tanımlayanlar eserlere ulaşıldığını belirtti.

Açmalardan birinin tapınak alanında olduğunu ifade eden Akar, şu bilgileri aktardı: “Tapınak alanında M.Ö. 14. yüzyıla tarihlenen tapınak yapıları incelenmekte. Diğer bir açmada ise M.Ö. 15. yüzyıla tarihlenen anıtsal saray yapısının devamı olabilecek bir bölgede kazıları sürdürüyoruz. Ayrıca bu sezon bir açmamız da M.Ö. 17. yüzyılda yakılıp yıkıldığını bildiğimiz ve Orta Tunç dönemine tarihlediğimiz yedinci tabakaya ait anıtsal saray yapısının içerisinde yürütülüyor. Kazılarda yapının erken inşa evrelerini anlamaya çalışıyoruz. Bu sezonun kazısına yeni başladık, ilerleyen günlerde çivi yazılı belgelere ulaşma şansımız yüksek.”

24.06.2016 Anadolu Ajansı

by -
1585

Gaziantep Müze Müdürlüğü Başkanlığında, Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü bilimsel danışmanlığında sürdürülen Doğanpınar Barajı Yenice Höyük Kurtarma Kazılarının 2015 yılı çalışmalarında 4. ay tamamlandı.

Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Rifat Ergeç, Gaziantep İli Oğuzeli ilçesi Doğanpınar Köyünde 2013 yılında yapımına başlanan Doğanpınar Barajının suları altıda kalacak olan Yenice Höyük’te 19 Temmuz 2015 tarihinde başlayan kazı çalışmalarında şimdiye kadar İlk ve Orta Tunç Çağları, Geç Demir Çağı, Helenistik, Roma ve Orta Çağ kültürleri tespit edildiğini söyledi.

yenice-hoyukte-kazi-calismalari-devam-ediyor

Sacır Suyu üzerinde yer alan arkeolojik alanlar üzerine geçekleştirilen az sayıda arkeolojik çalışmadan biri olması dolayısıyla Gaziantep’in Tunç Çağları bakımından önem arz eden Yenice Höyük Kurtarma Kazısının, dört farklı alandaki tranşelerde sürdürüldüğünü belirten Yrd. Doç. Dr. Ergeç, kazı çalışmaları ile paralel bir şekilde belgelemeye yönelik fotoğraflama, çizim, envanter ve restorasyon çalışmalarının da kazı evinde yürütüldüğünü, kışın ara verilmeden yeni kazı sezonuna kadar devam edeceğini ifade etti.

Kazı ve araştırma çalışmalarının Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim elemanları Yrd. Doç. Dr. Rifat Ergeç, Yrd. Doç. Dr. Makbule Ekici ve Arş. Gör. Dr. Timur Demir’in katılımları ile Doğanpınar Barajı su tutana değin sürdürülmesi planlanıyor. Çalışmalar sona erdiğinde, Gaziantep’in Sacır Suyu boyundaki en erken yerleşimleri hakkında önemli bilgilere ulaşılacağı bekleniyor.

23.11.2015 hakimiyetgazetesi.com

by -
968

Suriye sınırına yaklaşık 3 kilometre mesafede yer alan ve boyutları itibariyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük höyükleri arasında gösterilen Oylum’da kazılar, Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atilla Engin başkanlığında devam ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen çalışmalarda 25’i akademik personel olmak üzere 60 kişi görev yapıyor.

Engin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Oylum Höyük’teki 2015 kazılarının sonuna geldiklerini söyledi.  Bu yıl ki kazılarda önemli bulgulara ulaştıklarını ifade eden Engin, ”Çalışmalarımızı özellikle Orta Tunç Çağı tabakalarında sürdürdük. Önceki yıllarda açığa çıkartılan büyük anıtsal yapının ise bu dönemde bir saray olduğunu söyleyebiliyoruz” dedi. Engin, saray olarak kullanılan binanın o dönemdeki şehir krallarına ait olduğunu değerlendirdiklerini vurguladı.

oylum-hoyugunde-3-bin-900-yillik-2-kadin-iskeleti-bulundu-2

 

Kadınlar yanarak ölmüş
Binanın, en az 3 katlı olduğunu anlatan Engin, şöyle konuştu: “Sarayın en önemli bölümü ise kralın ailesiyle yaşadığı ve harem olarak adlandırılan kısmı. Yapının şiddetli bir yangına maruz kaldığını söyleyebiliriz. Yangına ise bir saldırının neden olduğunu düşünüyoruz. Bir kısmını açığa çıkarttığımız sarayda 3 bin 900 yıllık kadın iskeleti bulduk. Kadınların yanarak öldüğünü düşünüyoruz.”
Bu yıl ele geçen buluntular arasında yer alan heykeltıraş sarayın önemine işaret ettiğini vurgulayan Engin, “Burada sivil konutlar, dar sokaklar, hüre mekanlı evlere rastladık. Ölüler ise evlerin içerisine gömülmüş. Çalışmalarımızda ayrıca 3 bin 900 yıllık tanrıça heykel başı, şematik heykelcik, öğütme taşları, pişmiş toprak kaplar, silindir mühür ve bronz aletler de bulundu” şeklinde konuştu.,

19.08.2015 TRT Haber

by -
699

Türkiye – Suriye arasındaki sınıra hakim konumda bulunan Kilis’teki Oylum Höyük’te kazı çalışmaları başladı. Boyutları itibariyle Güneydoğu Anadolu bölgesinin en büyük höyükleri arasında yer alan Oylum Höyük’te Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle başlatılan kazı çalışmaları, 25’i teknik 60 kişilik ekibin katılımıyla yaklaşık iki ay sürecek.

Kazı başkanı Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atilla Engin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Oylum Höyük’ün bölgenin en önemli ve büyük höyüklerinden olduğunu söyledi. Oylum Höyük’te dördüncü kazı sezonuna başladıklarını dile getiren Engin, “Önceki yıllarda başlanan höyüğün kuzeybatı yükseltisinde çalışmalarımızı devam ettireceğiz” dedi. Engin, bu yılki çalışmaları, kısmen açığa çıkartılan Orta Tunç Çağı’na tarihlenen milattan önce 2000-1600 yılları arasını kapsayan yerleşim katmanlarında yürüttüklerini belirterek, Orta Tunç Çağı’na ait üç yerleşim tabakasında kazıların devam ettiğini ifade etti.

suriye-sinirindaki-oylum-hoyukte-kazilar-basladi-1

Orta Tunç Çağı’nın en erken evresine ait büyük bir anıtsal yapının niteliğini anlamaya yönelik çalışmaları sürdürdüklerini vurgulayan Atilla Engin, şöyle devam etti: ”Çalışmalarımız yeni ama önceki yıllarda elde edilen çivi yazılı belgeler ve krallara ait mühürler, buranın artık önemli bir krallık merkezi ve bir yönetim merkezi olduğunu işaret ediyor. Bu, lokalizasyonu henüz yapılmayan merkezi anlamaya ve bölgenin tarihini ışık tutmaya devam edeceğiz. Bugüne kadar önemli bulgu ve buluntulara ulaştık. Özellikle Hitit Krallığına ait çivi yazılı tablet, Kuzey Suriye’yi Hitit İmparatorluğu adına yöneten Hitit prensesinin mühür baskısının bulunması, başka krali mühürlerin bulunması, buranın milattan önce 2000’li yıllarda bir yönetim merkezi ve bölgesel merkez olduğunu gösteriyor.”

Engin, kazı alanının Suriye sınırına yakın olduğu için zaman zaman çatışma sesleri duyduklarını ancak bu duruma alıştıkları için çalışmaları aksatmadan sürdürdüklerini kaydetti.

Açık hava müzesi çalışmaları
Engin, önceki yıllarda Oylum Höyük’ün dışındaki bir alanda çalışmalar yaptıklarını dile getirdi. Bu alanda mozaikli bir bazilika kalıntısına rastlamaları üzerine çalışmaları birkaç yıl yürüttüklerini belirten Engin, ”Tabanı mozaiklerle kaplı bir bazilika açığa çıkarttık. Kilis Valiliği ile buranın bir açık hava müzesi haline getirilmesine yönelik ortak proje yürütüyoruz. Önümüzdeki günlerde müze çalışmaları ile kazı çalışmaları birlikte yürütülecek” diye konuştu.

02.08.2015 Radikal

by -
2207

Kaymakçı Arkeoloji Projesi kapsamında, Manisa’nın Marmara Gölü havzasındaki kazılarda Geç Tunç Çağı’na ilişkin önemli bulgular elde edildi. Kazı Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Ünlüsoy: “Bu yerleşimin, Orta Tunç Çağı ve özellikle Geç Tunç Çağı dönemlerine ait, tarihte parayı ilk kez kullanan Lidyalıların henüz altın ve gümüş kullanmayan atalarının yaşadığı bir başkent olduğunu tahmin ediyoruz” diye konuştu.

Manisa’nın Marmara Gölü havzasındaki Kaymakçı Arkeoloj Projesi kapsamındaki kazılarda Geç Tunç Çağı’na (M.Ö. 1600-1200) ilişkin önemli bilgiler elde edildi. Kaymakçı olarak bilinen tepe üzerinde 2 yıldır devam eden kazı kapsamında açığa çıkan son bulgular arkeoloji dünyasında heyecan yaratıyor. Geç Tunç Çağı’nın henüz aydınlatılmamış noktalarına ışık tutacak çalışmalar ABD, Avrupa ve Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden arkeologların oluşturduğu uluslararası kazı ekibi tarafından gerçekleştiriliyor.

marmara-golu-havzasindaki-kazilarda-lidyalilarin-atalarina-ait-bulgular-elde-edildi-1

Truva’nın 4 katı
Arkeolojik kazının başkan yardımcılığını üstlenen Yaşar Üniversitesi Turizm Rehberliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sinan Ünlüsoy şöyle konuştu: “Truva’nın 4 katı büyüklüğünde ve şu ana kadar Ege Bölgesi’nde bulunmuş en büyük Geç Tunç Çağı yerleşimi olan bölgedeki çalışmalar tamamlandığında Manisa bölgesini dünyaya tanıtmak için önemli bir adım atmış olacağız”

Lidyalıların ataları yaşamış
Ünlüsoy, uluslararası kazı ekibi tarafından Marmara Göl havzasında yaklaşık 10 yıldır sürdürülen araştırmalar kapsamında Gölmarmara Hacıveliler Mahallesi’nde, Lidyalıların atalarının yaşadığı tahmin edilen büyük bir kale bulunduğunu bildirdi. M.Ö. 2 binli yıllara ait Hitit İmparatorluğu kaynaklarında “Seha Nehri Ülkesi” olarak adı geçen bölgedeki çalışmalar hakkında bilgi veren Ünlüsoy, şunları kaydetti: “Gölmarmara’ya bağlı Kaymakçı’da yürütülen kazılar bölgenin Lidya dönemi öncesine ışık tutmayı amaçlıyor. Elde edilen bulgulara göre, M.Ö. 2000’de Gölmarmara havzasında 6 adet kale bulunmaktaydı. Kaleler arasındaki uzaklık bir yürüyüş günü mesafesindeydi. Kaymakçı Kalesi de 86 dönümlük kalesi ve kale dışı yerleşimiyle birlikte yaklaşık 250 dönümle, 6 kalenin en büyüğü olarak öne çıkmakta.”

Bölgenin en büyük kalesi
Kalenin bölgenin en büyük kalelerinden biri olduğunu tespit ettiklerini vurgulayan Ünlüsoy, şu bilgileri verdi:”Yerin altında çok fazla derinde olmayan bir kent olduğunu sanıyoruz. Kalenin, aynı dönemlerde varlığını sürdüren Truva’dan 4 kat daha büyük olduğu anlaşılıyor. Yine bu yerleşimin, Orta Tunç Çağı ve özellikle Geç Tunç Çağı dönemlerine ait, tarihte parayı ilk kez kullanan Lidyalıların henüz altın ve gümüş kullanmayan atalarının yaşadığı bir başkent olduğunu tahmin ediyoruz. Çalışmalar tamamlandığında bölgeyi ve Türkiye’yi dünyaya tanıtmak için önemli biradım atmış olacağız.”

05.08.2015 CNN TURK

by -
940

Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Çadır Höyük bölgesindeki 6 bin yıllık yerleşim kalıntılarının gün yüzüne çıkarılması için 1994’te başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor.

Peyniryemez köyünde bulunan tarihi Çadır Höyük bölgesindeki çalışmaları 63 kişilik ekibiyle sürdüren New Hampshire Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gregory McMahon, AA muhabirine yaptığı açıklamada, höyüğün önemli tarihi özellikler taşıdığını, çalışmalarda Kalkolitik çağlardan Bizans dönemine kadar çeşitli bulgulara rastladıklarını söyledi.

McMahon, bu bulguların Çadır Höyük’te en az 6-7 medeniyetin yaşamış olduğunu gösterdiğini vurgulayarak, “Bizans, İlk, orta ve son Tunç, Demir, Kalkolitik çağlarla ilgili uzmanlarımız çalışıyor” diye konuştu.

MÖ 5000’li yıllardan beri 5 medeniyetin yaşadığı belirtilen bölgede ilk yüzey araştırması ve kazı çalışmalarının 1927 – 1935 döneminde Alman Wonder Osten tarafından yapıldığına dikkati çeken M’Mahon, 1993’te başlanan yüzey araştırmalarının ardından 1994’ten itibaren kazılara başladıkları bilgisini paylaştı.

Kazı çalışmaları 21 yıldır sürüyor
21 yıldır kazı çalışmalarının aralıksız sürdürüldüğünü anlatan McMahon, şöyle devam etti: “1994 yılında buraya geldik, her yıl kazı çalışması yapıyoruz. Burası höyük olduğu için tarihi M.Ö. 3 bin 500 yılına dayanıyor. Kazılarda alt kısımlarda tarihli çanak, çömlek, kemik ocak, biraz yükseğe çıkıldığında İlk Tunç çağına ait mimari kalıntılar, surlar bulunuyor. Onun üstünde ise Demir Çağı’na ait bir açmamız var. Orası endüstriyel bir yer. Tepede ise Bizans kalıntıları var. Orada ahırlar var, çok hayvan kemikleri bulduk. M.S. 11. yüzyılda höyüğün terk edildiğini gördük. Burada bulduğumuz tarihi eserleri, külleri, önemli tozları poşetleyip, köydeki kazı evine götürüyoruz. Orada temizleyip, konservasyon işleminin ardından numaralayarak müzeye teslim ediyoruz”

Son Tunç Çağı ve Hititler dönemiyle daha fazla ilgilendiğini aktaran McMahon, bu dönemlerle ilgili açmaların höyüğün batısında bulunduğunu dile getirdi. McMahon, Hitit İmparatorluğu’nun izlerinin Anadolu’nun birçok bölgesinde görüldüğüne işaret ederek, “Buralar Boğazkale, Hattuşa’ya bağlıymış. Kazılarda onu da gün yüzüne çıkarmak istiyoruz çünkü genç Tunç Çağı’ndan Demir Çağı’na nasıl geçildiğini henüz bilmiyoruz. Bunun nasıl olduğunu yaptığımız açmalarda anlamaya, bulmaya çalışıyoruz” ifadesini kullandı.

McMahon, Çadır Höyük’ün 7 katmandan meydana geldiğini ve her katmanın farklı kültürün izlerini taşıdığını kaydederek, şu bilgileri paylaştı: “Açmalardaki sikkeler, üzerinde tarih bulunduğu için çok önemli. Geçen yıl açmalarda rastladığımız en önemli bulgu surlardır. Geçen yıl güney bölgesinde kalkolitik açmalar yapan ekibimiz ise 5 bin yıllık olduğunu tahmin ettiğimiz boğa heykelciği buldu. Dolayısıyla ‘Burada rahatlıkla 5 bin yıllık bulgulara rastladık’ diyebiliriz. Güney açmalarında küp içinde bulduğumuz mezarlar ise buranın kutsal bir yer olduğunu gösteriyor.”

Gregory McMahon, Çadır Höyük’teki kazının yaklaşık 25 yıl daha süreceğini belirterek, kazıların tamamlanmasının ardından ilçede ve dolayısıyla Yozgat’ta turizmin ivme kazanacağını düşündüğünü sözlerine ekledi.

16.07.2015 Haber 7 Fotoğraf: Arşiv

by -
608

Kütahya’da, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü tarafından 2006 yılından beri, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Seyitömer Höyüğü’nde sürdürülen kurtarma kazılarında, 5 bin yıllık mekanın içerisinde duvarlara hayvan ve insan figürü ile çeşitli geometrik şekiller çizilmiş resimler bulundu.