Tags Posts tagged with "Paleolitik"

Paleolitik

0 534

Antalya’nın Döşemelatı ilçesindeki Karain Mağarası’nda yürütülen kazılarda, Neandertaller tarafından işlenmiş 350.000 yıllık olduğu tahmin edilen bir su aygırı kaburga kemiği bulundu.

Antalya’daki Karain Mağarası’nda gerçekleştirilen kazılarda, 350 bin yıl öncesine ait büyük bir hayvanın kalça kemiği ve Anadolu’da ilk kez Yontma Taş Dönemi insanlarının kemik parçalarından aletler yaptığını kanıtlayan işlenmiş kemik bulundu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü ve Karain Mağarası Kazı Başkanı Prof. Dr. Harun Taşkıran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 450 metre yüksekteki mağaradan ince aletlerle büyük bir titizlikle kazılan toprakların, kovalarla kazıevine indirilerek burada üç aşamalı eleme sisteminden geçirildiğini söyledi. Mağaranın E ve B gözü olarak adlandırılan bölümlerindeki kazıların bu yıl da devam ettiğini belirten Taşkıran, bu yılki kazılarda çok ilginç buluntulara rastladıklarını bildirdi.

“Bir fil, gergedan veya su aygırına ait olabilir”
Özellikle E gözünde kemik yoğunluğuyla karşılaştıklarını belirten Taşkıran, şöyle devam etti: “Büyük memelilere ait kaburga kemikleri, dişler ve iskelet kemiklerine ulaştık. Bu yılki kazılarda kazı tarihinde ilk defa çok büyük bir hayvana ait kalça kemiği ile çene ve dişler bulduk. Yaklaşık 50 santimetre çapındaki kalça kemiğinin 350 bin yıllık olduğunu düşünüyoruz. Henüz tespiti yapılmadı ancak bunlar bir fil, gergedan veya su aygırına ait olabilir. Şu an türünü bilemiyoruz. Uzmanları gelip inceleyecek. Aynı alanda çok yoğun başka hayvanlara ait kemik kitlesiyle de karşılaştık.”

“Anadolu’da ilk kez görülüyor”
E gözünün orta Paleolitik Dönem katmanlarında, işlenmiş bir kaburga kemiğine rastladıklarını anlatan Taşkıran, şunları söyledi: “Bu seviyeler orta Paleolitik seviyeler ve Neandertal (Günümüzden yaklaşık 350 bin ile 40 bin yıl önce yaşamış insan türü) insanların yaşadığı seviyeler. Neandertal insanlar Yontma Taş Çağı’nda yaşamış ve nesilleri tükenmiş bir insan türü. Karain’deki kazılarda bu insanlarca işlenmiş bir kaburga kemiği bulduk. Dolayısıyla bu bizim açımızdan çok önemli. Anadolu’da Neandertal insanlarının kemikten aletler yaptıklarını bugüne kadar bilmiyorduk. Bu Türkiye’de ilk defa Karain Mağarası’nda karşımıza çıkıyor. Bu buluntu bizim için çok önemli.”  

1985’ten bu yana kazılara katıldığına işaret eden Taşkıran, ilk kez böyle bir buluntuya rastladığını belirtti.  Taşkıran, bu dönem insanlarının kemik alet yaptıkları veya kullandıklarıyla ilgili literatürde çok fazla bilgi olmadığını, Avrupa’da ve Yakındoğu da 1-2 örneğine rastlanıldığını ancak Anadolu’da ilk kez görüldüğünü vurguladı.

07.08.2017 Anadolu Ajansı

0 103

Hatay’ın Samandağ ilçesindeki Üçağızlı Mağarası’nda 40.000 yıllık ilk modern insana ait bulgulara ulaşmak için 2017 yılı kazı çalışmaları başladı.

Hatay’ın Samandağ ilçesinde deniz kıyısında yer alan, M.Ö. 41 ile 15.000 yılları arasında ilk modern insanların yaşadığı düşünülen Üçağızlı Mağarası’nda sezon kazıları başlarken, o dönem insanına ait önemli bulgular elde edilmesi hedefleniyor. Sabahın ilk ışıklarıyla Meydan Mahallesi’ndeki kazı evinden hareket eden ekip, önce patikadan inip daha sonra da uzun bir tırmanış ve yeniden inişin ardından yaklaşık 40 dakika sonra ilk modern insanların yaşadığı düşünülen mağaraya ulaşıyor.

 

“İlk çalışmalar 1950 yıllarında başladı”
Kazı ekibi başkanı Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erksin Güleç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Üçağızlı Mağarası’nda ilk çalışmalarının 1950 yıllarında başladığını söyledi. Daha sonra 1989 yılında Fransız araştırmacı Minzoni-Deroche tarafından bölgede yüzey araştırmaları yapıldığını ve bu sırada geçmişi 200.000 yıl öncesine giden insan türü olan Neanderthaller ile aynı dönemde yaşayan ilk modern insanlarla ilgili kalıntılara ulaşıldığını kaydetti. Kendisinin de uzun süre Deroche ile çalıştığını, 1997 yılından bu yana ise zaman zaman uluslararası araştırmacıların katılımıyla ve Ankara Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nden bir ekiple çalışmaların sürdürüldüğünü dile getiren Güleç, Üçağızlı Mağarası’nı antropoloji ve arkeoloji açısından dünya üzerinde çok önemli bir yer olduğunu belirtti.

Üçağızlı Mağarası’nın en zor kazılardan biri olduğunu vurgulayan Güleç, kazı alanına ulaşmanın bile büyük zorluklar içerdiğini söyledi.

 

“DNA sonuçları bekleniyor”
Bu sezon kazılarının yaklaşık 1,5 ay süreceğini ve 15 kişilik bir ekiple çalıştıklarını dile getiren Güleç, şöyle devam etti: “Üçağızlı Mağarası, eski insanların yaşayışları ve Antakya tarihine baktığımızda çok önemli bir yer işgal ediyor. Burada insanlar M.Ö. 41 ile 15 bin yılları arasındaki süreçte yaşamışlar. Burası, antropoloji ve arkeoloji açısından dünya üzerinde çok önemli bir yer. Çünkü, Neandertal ile modern insanın birlikte yaşadığı bu dönemde bizim mağaramız kadar boncuk bulduğumuz başka bir yer yok. O dönem insanlarına ait neredeyse hiç fosil kalıntısı yok. Buradaki kazılarda üst çene ve 18 adet diş bulduk. Bunların DNA çalışmaları yapılıyor, dört gözle bunun sonucunu bekliyoruz. DNA, o toplumun diğerlerinden farklı olup olmadığı ortaya koyuyor.”

Güleç, bölgenin Afrika’dan kuzeye doğru Rift Vadisi sistemiyle yukarıya göç eden insanların uğrak yeri olduğunu belirterek, mağaranın hem Anadolu’ya hem Avrupa’ya hem Asya’ya açılan bir kapıda olduğunu kaydetti.

Üçağızlı Mağarası’nın insanlık tarihi açısından hep ilgi odağı olduğunu vurgulayan Güleç, burada çok sayıda boncuk ve taştan yapılmış malzemeler bulduklarını, bunların büyük bir bölümünün Hatay’da müzede sergilendiğini söyledi.

31.07.2017 Anadolu Ajansı

0 143

Kahramanmaraş’nın Elbistan ilçesinde bir mağarada Paleolitik Çağ’a tarihlenen kaya resimleri tespit edildi.

Kahramanmaraş’ta bir mağara duvarında Paleolitik Çağ’a ait aşı boyasıyla yapıldığı düşünülen, insan yaşamına ilişkin tasvirlerin yer aldığı panoramik resimler ile yontma taş ürünleri bulundu.

Gazi Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cevdet Merih Erek’in, Elbistan ilçesi Keçemağara Mahallesi’nde yaptığı yüzey araştırmaları sırasında bulunan duvar resimleri, dönemin insan yaşantısından farklı detaylar içeriyor.

Erek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, merkeze bağlı Döngel Mahallesi’ndeki Direkli Mağarası’nda 11 yıldır çalıştığını, burada kent ve Anadolu arkeolojisine ilişkin önemli bilgiler elde ettiklerini söyledi.

Keçemağara Mahallesi’deki küçük mağara sistemini dolaşırken ise duvarlarda kırmızı ve siyah aşı boyasından yapılmış duvar resimleri tespit ettiklerini belirten Erek, bu resimleri çok ilginç bulduklarını dile getirdi.

Bu tür resimlerin Anadolu’nun birçok yerinde bulunduğunu anlatan Erek, “Ancak Keçemağara’nın çok farklı bir özelliği var. Mağarada resimlerle birlikte Paleolitik Çağ’ı nitelendirecek aletler de ele geçirdik. Bunlarla birlikte değerlendirildiğinde burayı, Anadolu’da belki de ilk kez Paleolitik Çağ’ın hem duvar sanatları hem de yontma taş endüstrisinin bir arada bulunduğu bir mekan olarak görmek mümkün. Bu çok önemli bir şey.” diye konuştu.

“Topluluğun ritüellerini anlatan ifadeler var”
Anadolu’da ve Yakın Doğu’da bulunan mağara duvar resimlerinin prehistorik ya da Paleolitik Çağ’la ilişkilendirilmemiş olduğunu kaydeden Erek, şöyle devam etti: “Bu verileri destekleyecek yan verilere ihtiyaç var. İşte biz burada bunu bulduk. Bunun dışında bu mağarada görülen pano, bir yaşam alanının bütün aktivitelerini gösteriyor. Birden fazla geometrik motife sahip mekanlar var. Duvarda halay çeker pozisyonda yan yana, birbirinin omuzundan tutmuş 3 insan motifi gibi resimler var. Yani burada bu topluluğun ritüellerini anlatan birtakım ifadeler var. Ayrıca iki güneş ve çadır var. İki ayrı güneşin toplum için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bunlardan birinin ay, birinin güneş olma ihtimali varken, ikisi de aynı anda çıkabilmekte. Buradaki panoda insan için yaşam alanlarını sınırlandıran iki de noktalama alanı var. Panoyu bir çerçeve içerisine almışlar. Bu, yaşam alanını anlatan güzel bir pano.”

Türkiye ile dünyada resmi ve özel binalarda, birçok önemli olay ile tarihi anlatan panolar ya da panorama müzelerinin bulunduğunu belirten Erek, “Bu mağarada da panorama gibi bir şey var. Bu mağara resimlerini de kendini ifade etme, geçmişi yaşatma veya o kentin kendine ait önemli bulgularını, önemli hikayesini anlatan sahneler gibi değerlendirmek gerekir. Prehistorik dönem insanının kendi yaşam alanlarını ifade eden duvar resimleridir bu tarz çalışmalar. Yaşamlarını mağara duvarları üzerinde kayıt altına alıyorlar.” ifadelerini kullandı.

25.07.2017 Anadolu Ajansı

0 410

Uşak’ın Banaz ilçesindeki Sürmecik kazılarında Neandertal tarafından üretilen 200.000 yıllık aletler bulundu.

usakta-neandertal-tarafindan-yapilan-200-000-yillik-aletler-bulundu

Uşak’ın Banaz ilçesinde tesadüfen bulunan fosillerin incelenmesi sonrası başlatılan Sürmecik kazılarında rastlanan 200 bin yıllık kalıntıların, Paleolitik dönemde yaşayan “Neandertal” insanın hayat biçimi ile ilgili birçok noktayı gün ışığına çıkarması bekleniyor.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Harun Taşkıran, yaptığı açıklamada, Sürmecik kazı alanında Paleolitik döneme ait çok sayıda eser bulunduğunu bildirdi.

usakta-neandertal-tarafindan-yapilan-200-000-yillik-aletler-bulundu-4

Bölgenin, Ege Bölgesi hatta Türkiye için Paleolitik döneme ışık tutan çok özel bir alan haline geldiğine dikkati çeken Taşkıran, tesadüfen bulunan alanda iki yıldır çalıştıklarını, bugüne kadar yaklaşık 80.000 kadar parça topladıklarını, bu parçaların incelemesinin sürdüğünü, 30’a yakın parçanın ise sergilenebilir nitelikte olduğunu dile getirdi.

Bu sezonki çalışmalarda bulunan eserler arasında, yaklaşık 200.000 yıl önce bölgede yaşayan ‘Neandertal’ insanın avlanmak için kullandığı el baltası, ok ucu gibi aletlerin yer aldığını kaydeden Taşkıran, şu bilgileri verdi: “Uşak ve çevresine baktığımızda ilin tarihini en fazla İlk Tunç Çağı’na kadar indirebiliyoruz. Bir iki yerde de Geç Neolitik döneme tahminlenen yerler vardı. Ancak Sürmecik buluntu yeriyle kentin tarihini 200.000 yıl geriye çekmiş oluyoruz. Sürmecik muazzam bir Paleolitik buluntu yeri olarak karşımıza çıkıyor. Ege Bölgesi’nde bu denli büyük ve malzemesi olan Paleolitik döneme ait açık hava yerleşimi yok.”

usakta-neandertal-tarafindan-yapilan-200-000-yillik-aletler-bulundu-2

“Ok uçları, kesme aletleri, diş ve hayvan fosilleri”
Kazı çalışmalarının bu yıl sona erdiğini, gelecek sene çalışmalara devam edeceklerini aktaran Taşkıran, bulunan tüm eserlerin detaylı incelemesinin yapılacağını söyledi. Bölgenin açık hava yerleşimi olmasının çok daha özel bulunduğunu belirten Taşkıran şunları kaydetti: “Bölgedeki sıcak su kaynağı kenarında yaklaşık 200 bin yıl önce bir grup Neandertal insan konaklamış. Türkiye’de Orta Paleolitik döneme ait en iyi eserler Antalya’daki Karain Mağarası’nda bilinir ancak Sürmecik’te bulunan bazı malzemeler var ki bunlar Karain Mağarası’nda bile yok. Orta p-Paleolitik dönemin tüm evrelerini veren Türkiye’de başka bir yer yok diyebiliriz. Yaşlandırma çalışmalarımız sürecek, şunu söyleyebiliriz 200 bin yıl öncesine ait kalıntılarla karşı karşıyayız.”

usakta-neandertal-tarafindan-yapilan-200-000-yillik-aletler-bulundu-1

Avlanmak için mağara dışında konaklamışlar
Uşak Müze Müdürü ve Sürmecik Kazı Başkanı Şerif Söyler de Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğünün izinleri doğrultusunda, Ankara ve Uşak Üniversiteleri ile Uşak Müzesi’nin iş birliği ile sürdürülen kazı çalışmalarının önemine değindi.

usakta-neandertal-tarafindan-yapilan-200-000-yillik-aletler-bulundu-3

Bölgenin koruma altında olduğunu, eserlerle ilgili incelemenin devam ettiğini belirten Söyler, “Neandertal insanlar genellikle mağaralarda yaşardı, burada açık alanda yaşamaları çok dikkat çekici. Tahminlerimiz, bölgedeki sıcak su kaynağına gelen av hayvanlarından beslenmek için burada konakladıkları. Ok uçları, kesme aletleri, diş ve hayvan fosilleri var. Yani avlanmak için yapılan malzemeler ağırlıklı. Yaklaşık 5-6 metre derinlikte bu malzemelere ulaşabildik. Daha eski döneme dair eserler de çıkabilir.” ifadelerini kullandı.

02.07.2017 Anadolu Ajansı

0 409

Tunceli’nin Pertek ilçesi yakınlarında Alt Paleolitik döneme tarihlenen yaklaşık bir milyon yıllık taş aletler bulundu.

19401827_1357929490922692_3056052726865503906_o

Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Yasemin Yılmaz, yaptığı açıklamada, 2015 yılında Mazgirt ilçesinde başlatılan arkeolojik yüzey araştırmalarına 2016 yılında ara verildiğini, çalışmaları bu yıl Pertek ilçesinde yeniden başlattıklarını anlattı. Yılmaz, çalışmayı Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünden Araştırma Görevlisi Dr. Ozan Ozbudak, arkeolog Mehmet Ali Polat, Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi Kenan Öncel ile birlikte yürüttüklerini belirtti.

Tunceli’de yapılan çalışmalarda son derece önemli keşifler yaptıklarını ifade eden Yılmaz, “Bunların en önemlisi ve ilki bizim arkeoloji literatüründe paleolitik dönem dediğimiz ve diğer literatürde eski taş çağ olarak geçen, ortalama olarak diğer yerleşmelerde bulduğumuz kalıntılardan bir milyon yıl öncesine tarihlenebilecek taş aletler bulduk. Bu bizim için önemi bir keşif” dedi.

19400646_1357929337589374_126405149066777249_o

Tunceli’de daha önceden yapılan çalışmada paleolitik dönemin bölgede varlığını bildiklerini anlatan Yılmaz, şunları söyledi: “Paleolitik dönemin bölgede bu kadar eskiye gideceğini bilmiyorduk. Bu höyükten bulduğumuz taş aletlerden yola çıkarak benzerlerinin başka yerleşmelerde mutlak tarihlerle bir milyona tarihlendiğini öğrendik. Biz de henüz emin değiliz ama bu döneme kadar gidebileceğini tahmin edebiliyoruz. Bölgede ikinci önemli keşfimiz bizim neolitik dediğimiz ilk yerleşik toplumların izlerini bulduk. Bu neden önemli? Çünkü eski toplumlar paleolitik dediğimiz dönem avcı derleyici olarak yaşıyordu. Cilalı taş devrinde, yani günümüzden 10 bin yıl öncesinde yerleşik hayata geçmeye başladılar. Bu yerleşik hayata geçmiş toplumlara biz daha güneyden Şanlıurfa’dan, Diyarbakır’dan, Gaziantep’ten biliyorduk ama kuzey sınırının bu kadar yukarıya geçebileceğini bilmiyorduk. Bu keşif Tunceli’de de ilk neolitik toplulukların olduğunu bize gösterdi. Çanak çömleksiz neolitik dönem bu. Günümüzden 10 bin yıl öncesine tarihleniyor. Bu döneme ait mimari kalıntılar yüzeyde bulduk.”

“Tunceli, ilk yerleşik toplumlarının Anadolu’da en kuzey sınırını oluşturuyor”
Arkeolojik yüzey taramalarının Tunceli için ilk sistematik çalışma olduğunu belirten Yılmaz, şunları söyledi: “Bugünki bilgilerimize göre Tunceli, ilk yerleşik toplumların Anadolu’da en kuzey sınırını oluşturuyor. Bu açıdan önemli bir keşif olduğunu düşünüyoruz” dedi.

23.06.2017 Milliyet

0 289

Fas’taki Jebel Irhoud arkeolojik alanında bulunan Homo Sapiens’e ait kemikler, insan türünün köklerini 100.000 yıl geriye çekti.

fasta-300-000-yillik-homo-sapiens-kalintilari-bulundu

Fas’ta 300.000 yıllık Homo Sapiens’e ait kemikler bulundu. Kalıntıların şimdiye kadar keşfedilen en eski insan kalıntıları olduğu ifade edildi.

Fas Kültür ve İletişim Bakanlığından yapılan açıklamada, Faslı bilim insanı ve araştırmacı Abdulvahid bin Nasır ve Alman araştırmacı Jan Jack Yublan’ın öncülüğünde çalışan uluslararası bir arkeoloji ekibinin Fas’ın Yusufiye bölgesi kırsalında yer alan Jebel Irhoud köyü yakınlarında yaptıkları kazı çalışmalarında Homo Sapiens’e ait iskelet kalıntılarına rastladıkları belirtildi.

fasta-300-000-yillik-homo-sapiens-kalintilari-bulundu-1

Kalıntıların yaklaşık 300.000 yıllık olduğu belirtilen açıklamada, yapılan testler sonucunda kalıntıların şimdiye kadar keşfedilen en eski insan kalıntıları olduğu ifade edildi.

Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda en eski 200 bin yıllık kalıntılara ulaşıldığı kaydedilen açıklamada, Fas’ta keşfedilen kalıntılara ilişkin ilmi makalenin 8 Mayıs 2017 tarihinde Almanya’da çıkan “Doğa” dergisinde yayımlandığı kaydedildi.

07.06.2017 ntv.com.tr

0 288

Suriye’de bulunan ve 40.000 yıllık olduğu tahmin edilen obsidyen alet, 700 kilometre uzaktaki Orta Anadolu’da Göllü Dağ’dan getirilmiş.

suriyede-bulunan-40-000-yillik-obsidyen-alet-orta-anadoludan-getirilmis

Arkeolog Ellery Frahm ve Thomas Hauck, bir erişkinin elinin avucuna sığacak kadar küçük olan bu yontma obsidyen parçasının 41 bin – 32 bin yıl önceye tarihlendirildiğini söyledi. Söz konusu obsidyen, volkanik bir kayadan çıkarıldığı Orta Anadolu’dan yaklaşık 700 km uzaklıkta ele geçirildi. Bugüne kadar Orta Doğu’ya en erken obsidyen ulaşımının 14 bin 500 ile 11 bin 500 yıl önce, Natufiyen avcı toplayıcılarının yılın belirli dönemlerinde yerleşik yaşadıkları zaman gerçekleştiği düşünülüyordu.

Yale Üniversitesinden Frahm ve Köln Üniversitesinden Hauck, birisinin muhtemelen bu obsidyen parçayı Türkiye’deki kaynağının yakınında kullanışlı bir araç haline getirdiğini söyledi. Çeşitli kesme ve sıyırma işlerinde kullanılmış olabilen bu araç, Suriye’nin Yabroud II kaya sığınağına ulaşmadan önce bir göçebe gruptan diğerine, belki de birkaç kez el değiştirdi. Alet yol boyunca yeniden şekillendirme ve keskinleştirme işlemine tabi tutuldu.

Türkiye ile Suriye arasındaki en doğrudan yol yaklaşık 700 kilometreye kadar uzanır. Fakat avcı-toplayıcılar yırtıcı hayvanları izlemek veya diğer yiyecekleri aramak için dolaşırlar. Araştırmacılar, bu yüzden obsidyen aleti taşıyan Taş Çağı insanlarının, muhtemelen Suriye’nin Yabroud kasabası yakınlarında kümelenmiş kaya sığınaklarından birine ulaşmak için muhtemelen daha fazla yol kat ettiklerini söyledi.

suriyede-bulunan-40-000-yillik-obsidyen-alet-orta-anadoludan-getirilmis-1

1930-1933 yılları arasında, Yabroud bölgesindeki kazılarda obsidyen alet ortaya çıkmış ve silisli şist (çört) olarak bilinen bir çeşit kayadan yapılmış yüzlerce eser sadece 5 ila 10 kilometre uzaklıkta bulunmuştu. Bazı araştırmacılar obsidyen aletin, kazılıp ortaya çıkarılmasından kısa bir süre sonra eski buluntular arasına karıştığından şüpheleniyor. Fakat alan çalışmalarını anlatan kazı başkanının kitabının bir kopyası, bu aletin insanların ve Neandertallerin Ortadoğu’da yaşadığı zamana ait tortuda bulunduğunu doğruluyor. Arkeologlar radyokarbon tarihlemesi için malzeme toplayamadığından, Frahm ve Hauck, Suriye kaya sığınağının yaşını; tortu tabakaları ve eserleriyle ile birlikte yakınlardaki daha tarihlendirilmiş birkaç alanla karşılaştırarak tahmin etti.

Neandertaller Ortadoğu’da ve farklı yerlerde en az 40 bin yıl öncesine kadar hayatta kalmışlardı. Bu nedenle obsidyen aletin son sahipleri onlar olabilir. Ama Frahm, Homo sapiens’i daha iyi bir aday olarak görüyor. Aletin kullanılmış olabileceği dönem boyunca insanlar Orta Doğu’yu ve yakın bölgeyi iskân ettiler. Suriye’deki bu arkeolojik alanda herhangi bir hominid fosil bulunamadı.

Frahm ve Hauck, portatif bir röntgen cihazı kullanarak obsidyen aletin ve güneybatı Asya’nın bilinen bölgelerinden toplanan 230 obsidyen örneğinin kimyasal bileşimini tespit etti. Bu durum, araştırmacıları Suriye’de keşfedilen aletin Orta Anadolu’daki kaynağına yönlendirdi.

Ortadoğu’nun dışındaki önceki kanıtlar, Taş Çağı Avrasya’sında uzun mesafe obsidyen taşımacılığının olduğunu gösteriyordu. Araştırmacılar 1966 yılında Kuzey Irak’taki Şanidar Mağarasında keskin kenarlı iki obsidyen parçasının yaklaşık 450 kilometre kuzeyden getirildiğini söylediler. Bu analizde, taşın kimyasal bileşimini tespit etmek için daha eski bir teknik kullandı. Arkeolog Frahm, Şanidar’da bulunan obsidyenin Yabroud II obsidyen aletiyle aynı tarihe dayandığını söyledi (belki de en erken 48 bin yıl önce).

Connecticut Üniversitesinden arkeolog Daniel Adler, Avrasya’daki Taş Çağı bölgelerinde; günümüzde Şanidar Mağarasından çok da uzak olmayan Ermenistan ve Gürcistan’da bulunan obsidyen eserler üzerinde yapılan son araştırmaların, oradaki avcı-toplayıcıların da geniş arazileri kullandığını gösterdiğini söyledi. Adler ayrıca, Yabroud II obsidyen aletine gelince, 700 kilometrelik bir ulaşım mesafesi, uzun bir sürede tek bir kişinin gidebilme imkânının olduğu bir mesafe olduğunu belirtti.

Avrasya, Orta Doğu’dan çok daha geniş bir avcı-toplayıcı ağı geleneğine sahip olabilir. Ermenistan’da uzun mesafe obsidyen taşımacılığına dair kanıtlar, Almanya’daki Tübingen Üniversitesi’nden arkeolog Andrew Kandel’e göre, yaklaşık 500 bin yıl öncesine kadar uzanıyor. Bu durum, Neandertallerin ya da diğer nesli tükenen insanların yüzlerce kilometre boyunca obsidyen taşıdıkları anlamına geliyor.

26.05.2016 Aktüel Arkeoloji kaynak: sciencenews.org

0 424

Arjantin’in Santa Cruz eyaletindeki Rio Pinturas’da bulunan Eller Mağarası, günümüzden 13 bin ila 9 bin yıl önce yapılan Tarih öncesi dönem mağara sanatına ait muazzam bir örneğe ev sahipliği yapıyor.

arjantindeki-eller-magarasi-cizimleri-13-000-ila-9-000-yillari-arasina-ait-3

The Vintage News’te yer alan habere göre İspanyolca adı ‘Cueva de las Manos’ olan Eller Mağarası’nın da içinde bulunduğu bölge 25 yıldan uzun bir süredir arkeolojik araştırmaların başlıca merkezi durumunda.

Arkeologlara göre Eller Mağarası duvarları yüzeyindeki el izleri, 14 bin 500 yıldan fazla bir tarihe sahip Patagonia yerlilerinden Tehuelche boyunun atalarına ait. El izleri değişik teknikler uygulanarak yapılmış. En belirgin teknik ise ressamların sol ellerini taşın yüzeyine koyarak sağ ellerinde tuttukları püskürtme borularıyla üfleyerek el izi bıraktığı şeklinde. Boyalar ağaç kökü ve kabuğu gibi bitki örtüsünden yapılırken, renklerde siyah, eflatuni kırmızı, sarı, beyaz, mor ve çok nadir olarak yeşil görülüyor.

arjantindeki-eller-magarasi-cizimleri-13-000-ila-9-000-yillari-arasina-ait-2

Mağara’da el şablonlarının yanı sıra avlanma sahneleri, çeşitli avlama tekniklerinin tasvir edildiği insan ve hayvan siluetleriyle birlikte daireler, yıldızlar, yuvarlak ve spiral tasarımlardan oluşan geometrik işaretler de mevcut.

Fazla büyük olmayan mağarayı insanlar yüksek ihtimalle avlandıktan sonra dinlenmek ve bir takım ritüellerini yerine getirmek için kullanıyorlardı.

arjantindeki-eller-magarasi-cizimleri-13-000-ila-9-000-yillari-arasina-ait

Eller Mağarası 1999 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı ve ulusal tarihi anıt ilan edildi. Mağara sanatsal ihtişamının yanısıra tarih öncesi avcıların bölgedeki varlığına da tanıklık ediyor.

Çeviri: Ayşen Yolcu

0 528

Atalarımızın yediği en eski çiğ yemek kalıntısına ulaşan bilim adamlarına göre ilk insanların 1.2 milyon ile 800 bin yıl arasında bir tarihte yiyeceklerini pişirmeye başlamış olabilir.

Deccan Herald’da yer alan habere göre arkeologların bulduğu 1.2 milyon öncesine ait çiğ hayvan dokusuyla pişmemiş nişasta tanecikleri içeren bir diş plağı mikrofosili, ot ile çam polen tanesi ve haşare tüketimini işaret ediyor.  Saptanan tüm lifler karbonlaşmamış ayrıca odun kömürü ateşi izine rastlanmamış.

atalarimiz-ilk-yemegi-800-bin-yil-once-pisirmis-olabilir

Araştırmacılar arasında hala yemek pişirmek için ilk ateşin hangi tarihte kullanıldığı ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Kimi araştırmacılar 1.8 milyon yıl öncesini işaret ederken kimi araştırmacılar ise 300 ila 400 bin yıl öncesini savunuyor.

Muhtemel ilk ateş kanıtları Afrika’da erken yerleşimlerinde bulunmuştu. Ancak İspanya’da yer alan Sima Del Elefante’deki delil eksikliği insanların ateş bilgisini Afrika’yı terk ederken yanlarında götürmediği izlenimini uyandırıyor.

Avrupa kıtasındaki en belirgin ateş kalıntıları günümüzden 800 bin yıl öncesine tarihlenen İspanya’daki Cueva Negra Mağarası ile İsrail’de yer alan Gesher Benot Ya’aqov’da bulunmuştu. İki yerleşim bir arada ele alındığında ateş yakarak yemek pişirme tarihi 800 bin – 1.2 milyon yıl arası olarak ortaya çıkıyor. 

İngiltere York Üniversitesi’nden Karen Hardy elde edilen tüm erken tarih ipuçlarının insansı yaşama dair bakış açısı için son derece sorgulayıcı olduğunu söyledi. 

Hardy: ‘Avrupalılar 1.2 milyon yıl önce ormanlık alanları öğrenip kavramış, ondan faydalanmaya başlamış ve nişasta içeren yiyecek ve etden oluşan bir beslenme zincirini öğrenmişlerdi’ dedi. Hardy sözlerine bu yeni zaman çizelgesinin insan evrim sürecini anlayabilmemiz açısından önemli olduğunu ve yontma taş devrinde pişmiş yemeğin yüksek enerji sağladığı için beyin hacminin gelişimini de hızlandırmış olabileceğini ilave etti. 

15.12.2016 deccanherald.com Çeviri: Ayşen Yolcu

0 1017

Belçika topraklarında 40 bin yıl önce yaşayan Neandertallerin insan eti yediği belirlendi. Neandertaller, etini yedikleri insanların kemiklerinden de araç gereç yapmış.

Tübingen Üniversitesi araştırmacıları tarafından hazırlanan rapora göre, bugün Belçika’nın yer aldığı topraklarda yaşayan ilk insanların, kendi türlerini yediğine ilişkin çok sayıda bulgu elde edildi.

Araştırmacılar, Namur kenti yakınlarındaki Goyet mağaralarındaki kazılarda bulunun çok sayıda kemiği inceledi. Çok farklı Neandertal kemiğinde, çentik ve kesik izlerine rastlandı. Araştırmacılar, bunların insan eliyle yapıldığını belirledi.

neandertallerin-insan-eti-yedigi-ortaya-cikti

Bilim insanları, Goyet mağaralarında bulunan ren geyiği ve atlara ait çok sayıda kalıntıyı da inceledi. İnsan kemikleri ile hayvan kalıntılarındaki izler arasında benzerlik görüldü.

Araştırmacılara göre, Neandertaller tıpkı hayvanlar gibi, kendi türlerini de derilerini yüzerek parçalara ayırıyordu. Neandertaller, mızrak uçlarını sivriltmek için insan kemikleri kullanıyordu.

Daha önce Fransa’da yapılan kazılarda da Neandertallerin insan eti yediğine dair kanıtlar elde edilmişti.

10.07.2016 bbc.com