Pazartesi, Eylül 26, 2016
Etiketler Posts tagged with "Roma"

Roma

by -
801

Eskişehir’in Çifteler ilçesinde, Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen heykel başı ele geçirildi.

İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, tarihi eser kaçakçılığı yaptığı iddia edilen Ö.S’yi (39), Orhaniye Mahallesi’ndeki evinde yakaladı. Evde, Roma dönemine ait olduğu değerlendirilen, genç bir komutanın tasvir edildiği mermerden yapılmış heykelin baş bölümü bulundu. Eser, Eskişehir Müze Müdürlüğü yetkililerine teslim edildi. Ö.S, jandarma tarafından gözaltına alındı.

29.10.2015 Milliyet

by -
588

Almanya Münster Üniversitesi’nde görevli bilim adamları Gaziantep’in Dülük ilçesinde Doliche (Dülük) Antik Kenti’nde Roma dönemine ait eşsiz bir mozaik taban buldu.

Englebert Winter, Doliche (Dülük) Antik Kenti’nde çalışmaların halen devam ettiği Helenistik ve Roma döneminden kalma nadir kentlerden biri olduğunu söyledi. Arkeolog Michael Blömer ise, “Bulunan mozaik yüksek kalitede döşenmiş. 100 m2’den büyük yapısal kompleks ve görkemli sütunlarla çevrili alan içerisindeki en olağanüstü buluntu. Boyutu itibariyle filigran (su damlası) ve geometrik modellerle mükemmel bir şekilde dizimlenmiş, Bölgedeki geç antik dönemin belki de en güzel örneklerinden biri” dedi.

Doliche (Dülük) Antik Kenti’nde ev, ara sokak, su kanalları ve kamusal alan olarak kullanılan bölümün kazılarına önümüzdeki yıl başlanacak. Ortadoğu’daki mevcut durum ve yağmalar arkeologların Asi nehri üzerindeki Suriye’nin Hama şehrine yakın Afamia, Halep civarındaki Kyrhos ve Antakya çevresinde çalışma yapmalarına engel teşkil ediyor.

02.11.2015 archaeology.org

by -
1163

Konya’nın merkez Selçuklu ilçesi sınırlarında bulunan Hitit, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı’ya kadar birçok medeniyetin izlerini taşıyan bin 720 rakımlı Takkeli Dağ’daki Gevele Kalesi’nde, gizli geçit ortaya çıkarıldı.

Kazı başkanlığını yürüten, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Çaycı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kazının 30 kişilik ekiple yürütüldüğünü söyledi. Çalışmalarda çok sayıda tarihi bulguya rastladıklarını aktaran Çaycı, çıkarılan varlıkların envanter çalışmasının ardından Müzeler Müdürlüğü’ne teslim edildiğini dile getirdi.

Çaycı, ay sonunda kazı çalışmalarına ara verileceğini belirterek, 2016 yılının Mayıs ayında yeniden başlanacağını bildirdi.

ÇOK SAYIDA SARNIÇ VAR
Gevele Kalesi’nde çok sayıda sarnıcın varlığına dikkati çeken Çaycı, Ortaçağ dönemi kalelerinde su ihtiyacının bu yapılardan karşılandığının altını çizdi. Çaycı, kalede şu ana kadar 60 sarnıç tespit ettiklerini, bu sayının kazı devam ettikçe artabileceğini aktardı.

Kaledeki sarnıç sayısının hangi dönemde ne kadar kişi tarafından kullanıldığına dair ipuçları verdiğine işaret eden Çaycı, “Bu sarnıçlarda kaç metreküp su toplanabiliyor, bu miktar kaç kişiye yeterli gelir’ bunu tespit edeceğiz. Orada ne kadar asker vardı, kaç insan yaşadı’ sorusunun cevabını bulacağız. Bütün bunlardan oradaki nüfusu ortaya çıkaracağız” diye konuştu.

GİZLİ GEÇİT BULUNDU
Çaycı, Ortaçağ kalelerinde dışarıyla bağlantının sağlanacağı gizli geçit türü mimari yapıların bulunduğuna dikkati çekerek, Gevele Kalesi’nde ise kazının ilk yılında gizli geçit emarelerine rastlandığını belirtti.

Kazı sırasında kendilerini heyecanlandıran gelişmelerle karşılaştıklarını anlatan Çaycı, şöyle konuştu: “Kalede içeriyle dışarının bağlantısını sağlayan ‘dehliz’ adını da verdiğimiz gizli geçit tespit ettik. Orada büyük oranda temizlik çalışması yaptık. İçeriden dışarıya yaklaşık 300 metre uzunluğunda olduğunu tahmin ettiğimiz dehlizin 100-150 metrelik bölümü ortaya çıktı. Burası nihai anlamda sarnıçla bütünleşiyor. Van’daki Urartu kalelerinde de bu yapıya rastlandı. Buradaki dehliz, gizli yolla sarnıca bağlanıyor, buradan da dışarıya tahliye ediliyor. İlk etapta bir su yapısı görüntüsü verip kamufle etme düşünülmüş.”

HİTİTLERE KADAR UZANIYOR
Çaycı, yapının dışarından fark edilmesinin güç olduğuna ifade ederek, şunları kaydetti: “Üstü tonozla kapalı ve hatta arazinin bir parçası gibi görünüyor. Ancak derinlere girildiğinde ayrıntılarından dehliz olduğu anlaşılıyor. Gizli dehlizin ilk örnekleri Anadolu’da Hititlere kadar uzanır. Buradaki gizli geçit için ‘yaklaşık 4 bin yıllık’ denilebilir. Bizim elimizdeki buluntularda Selçuklu döneminin izleri var. Selçuklular kullanmış ama ondan önce de mutlaka kullanıldı. Burası Hititler döneminde inşa edilmiş, Selçukluların da kullandığı gizli bir geçittir.”

16.10.2015 Haber Türk

by -
602

IŞİD militanları mayıs ayında ele geçirdikleri Palmira Antik Kenti’nde yer alan tarihi kemeri uçurdu.
 
IŞİD, Suriye’deki 2000 yıllık Palmira Antik Kenti’ni yerle bir etmeye devam ediyor. Antik kentteki iki tapınağı un ufak eden örgüt militanları bu kez de ‘Zafer Takı’nı hava uçurdu.

‘BU YIKIMIN İDEOLOJİYLE BİR İLGİLİ YOK’
Reuters’a bilgi veren Suriye Antik Yapılar ve Müzeler Genel Direktörü Memnun Abdülkerim, Palmira’nın kontrolünün IŞİD’e kalması halinde tüm kentin yerle bir olacağını söyledi. Abdülkerim, “Artık bu ahlaksız bir yıkım… İntikam alma çabalarının artık ideolojik bir tarafı yok, çünkü havaya uçurdukları binaların dinle hiçbir ilgisi yok” diye konuştu. 

Muhaliflere yakınlığı ile bilinen Londra merkezli Suriye İnsan Hakları İçin Gözlemevi de yerel kaynakların yıkımı doğruladığını açıkladı.

UNESCO’DAN IŞİD’E KARŞI BİRLİK ÇAĞRISI
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Direktörü Irina Bokova, Palmira’daki yıkımın ‘savaş suçu’ olduğunu söyledi ve uluslararası toplumu, ‘IŞİD’in Suriye halkını bilgisinden, kimliğinden ve tarihinden mahrum bırakma çabalarına karşı birlik olmaya’ çağırdı.

IŞİD daha önce de Palmira’daki Baalşamin ve Bel tapınaklarını yok etmişti.

05.10.2015 tr.sputniknews.com

by -
646

Adana’nın Kozan İlçesi’ne bağlı Dilekkaya Köyü’nde 4 bin dönüm alan üzerinde bulunan 2 bin yıllık tarihi Anavarza Antik Kenti’nde kazı çalışmaları sürerken, ilk kez gladyatörlerin vahşi hayvanlarla savaştıkları bir alan da bulundu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın en son 1 milyon liralık rekor bir ödenek ayırdığı kazı çalışmalarının başında bulunan Çukurova Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Fatih Gülşen, “Bilimsel kazılar tamamlandığında arkeoloji tarihine ve turizmi çok ciddi katkı sağlanacak” dedi.

Son 14 aydır aralıksız sürdürülen kazı çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Yrd. Doç. Fatih Gülşen, Anavarza Antik Kenti’nin 200 metre yükseklikte bulunan kalesi, hamamları, kiliseleri, zafer kapısı, su kemerleri, kaya mezarları, stadyumu, mozaikleri ve antik tiyatrosuyla Anadolu’nun en büyük antik kenti olduğunu söyledi. Antik kentteki çalışmaların devam ettiğini ve uzun yıllara yayılacağını aktaran Gülşen, “İsa’dan sonra 3’üncü Yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun Pers’lere karşı kazanmış olduğu zaferin anısına yapılmış olan zafer takı bile, 22.5 metre uzunluğu ve 10.5 metre yüksekliğiyle çok görkemli duruyor” dedi.

anavarza-antik-kentinde-gladyatorlerin-kullandigi-alani-ortaya-cikarildi-1

ÖNEMLİ İSİMLER YAŞADI
Anavarza’nın “yenilmez” anlamı taşıdığını bildiren Yrd. Doç. Fatih Gülşen, şöyle devam etti: “Kentte bugüne kadar yapılan çalışmalar, İsa’dan önce 19 tarihinde Anavarza’nın imparator Agustus tarafından yapıldığı gösteriliyor ama çok daha erken dönemlerde de bir yerleşim olduğunu biliyoruz. Antik çağın tek ve en büyük duble yolu burada bulunuyor. Bu yol tam 34 metre genişlikte ve 2 bin 700 metre uzunluğundaki bu antik cadde dünyanın ilk ve en eski caddesi olarakta litaratüre girdi. Caddenin her iki tarafı profillerle sonlanmış olup 1.5 metrelik büyük sütunlarla süslenmiş. Tespitlerimize göre antik caddede 700 civarında sütunun dikileceği öngörülmekte. Anavarza’daki antik kilise çok çok önemli. İsa’dan sonra 5’inci Yüzyıl’da yapıldığını biliyoruz. Daha da önemlisi bu kilise bir Roma tapınağının temelleri üzerine inşa edilmiştir. Bu kilise binasının da çok önemli bir aziz için yapılmış olduğunu düşünüyoruz. Kentte dünyada Dioskorides gibi eczacılığın babası olarak kabul edilen bir şahsiyet doğmuş, bine yakın farklı ilacı sadece antik kentte yetişen 50 civarında farklı bitkilerden yapmıştır. Dünyanın en ünlü şairlerinden birisi olan Opianus da burada yaşadı. Bu önemli kişilerin yetiştiği antik kentte, tarihin ilk üniversiteleri ya da üniversite niteliğindeki okulların bulunduğunu düşünüyoruz. Kazılarda bunların hepsi ortaya çıkacak. Antik kentteki tamamen tuğladan yapılmış hamam binası da bölgede ilk ısıtma sistemi örneğiyle öne çıkıyor.”

‘EN SAĞLAMI ANAVARZA’
Toplam 4 bin dönüm alanda kurulan ve 220 metre yükseklikteki antik kalesiyle öne çıkan Anavarza’da yapılan bilimsel çalışmaların hem arkeoloji tarihine hem turizme ciddi katkı koyacağını aktaran Fatih Gülşen, şunları kaydetti: “Anavarza’da çok önemli bir tarihi stadyum, kentin güney ucunda da bir amfi tiyatro var. Stadyum binası Anadolu’daki en büyük 3 stadyumdam birisi. Bu binanın hakem gözetleme kuleleri, devasa granit sütunlardan oluşuyor. Stadyumlar dünyada ilk olimpiyatların yapıldığı yerlerdir. Bu spor organizasyonları da Anavarza gibi büyük başkentlerde yapılıyor. Henüz kazmaya başlamadığımız amfi tiyatro binası da kemerli ayaklar üzerine inşa edilen bir yapının oval kısmındaki düzlükte bulunuyor. Bu kemerli ayakların altında gladyatörlerin bulunduğu odalar, aslan ve kaplan gibi yırtıcı hayvanların olduğu mahzenler mutlaka kazılarla ortaya çıkartılacaktır. Anadolu’da bunun üç örneği var. Bu üç örnekten en sağlam olarak günümüze gelen örnek Anavarza’da bulunuyor. Kazılarla bu yapıyı ortaya çıkardığımızda, yıkılmış olan tüm bloklar restorasyon faaliyetlerinin ardından Anadolu’da bugüne kadar tüm planlaması ve işlemesiyle ortaya çıkarılan tek örnek bu olacak. Böylece merkez Roma’nın ötesinde, Anadolu gibi eyaletlerde bir amfi tiyatro nasıl çalışmaktadır, nasıl planlanmıştır, hangi yırtıcı hayvanlar gösterilerde kullanılmıştır, bu hayvanlarla veya gladyöterlerin kendi aralarındaki savaşları, bunun hangi araç ve gereçlerle yapıldığı ortaya çıkarılacak ve arkeoloji dünyasına kazandırılacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın denetiminde ve büyük katkısıyla yapılan çalışmalara Çukurova Üniversitesi ve Adana Valiliği çok ciddi destek sunuyor. Bu bilimsel çalışmalar hem arkeoloji tarihine hem turizme ciddi katkı koyacaktır.”

04.10.2015 sansursuzhaber.com

by -
639

Gaziantep’te, cami inşaatı hafriyat çalışması sırasında  Roma dönemine ait kaya mezarı ve dibek taşı bulundu.

Alınan bilgiye göre, merkez Şehitkamil ilçesi İbrahimli Mahallesi’ndebelediye tarafından yaptırılan cami inşaatı kazısı sırasında tarihi bir mezara rastlayan işçiler, durumu yetkililere bildirdi. Olay yerine gelen Gaziantep Müze Müdürlüğü yetkilileri bölgede inceleme yaptı. Ortaya çıkarılan tarihi eserin, Roma dönemine ait kaya mezarı olduğu değerlendirildi. Mezar ve içerisinde bulunan dibek taşı incelenmek üzere müzeye götürüldü.

Bu arada cami inşaatındaki çalışmaların bir süreliğine durdurulduğu öğrenildi.

02.10.2015 Radikal

by -
652

Mersin’in merkez Mezitli İlçesi’nde Roma döneminin en önemli liman kentleri arasında gösterilen Soli Pompeiopolis Antik Kenti’nde, 2015 yılı kazıları sona erdi. Kazı çalışmalarında Geç Roma Dönemine ait villadan, bin 800 yıllık sikkelere, Arkaik bir tapınaktan kanal sistemine kadar bir çok değerli eser gün ışığına çıkartılırken, UNESCO’nun dünya kültür mirası listesine adım adım yaklaşıldığı belirtildi.

Toprak altındaki binlerce yıllık tarihi mirasın çıkarılması için bu yıl 17’incisi yapılan ve iki ay süren kazı çalışmaları son buldu. 9 Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Müzecilik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Remzi Yağcı’nın yürüttüğü kazılar 100 kişilik bir ekiple Sütunlu Cadde, Soli Höyük ve Roma Villası’nda sürdürüldü. Bizans’tan Neolitik döneme kadar uzanan alanda Roma dönemine ait anıtsal Sütunlu Cadde üzerinde yoğunlaştırılan kazılarda Kilikya tarihine ışık tutacak önemli bulgulara ulaşıldı.

TAPINAK GÜN IŞIĞINA
Arkeolojik açıdan Kilikya tarihinin önemli hazinelerden biri olan antik kentte sürdürülen çalışmalar sayesinde günümüzden 3 bin yıl öncesine yüzlerce eserin bulunduğuna dikkat çeken Kazı Başkanı Prof. Dr. Yağcı, “Neresini kazarsanız Roma ve Bizans dönemlerine ait zengin eserlere rastlıyorsunuz. Soli Höyük’te ‘Roma Terası’ olarak adlandırılan alanda Roma Dönemi sur platformuna ait döküntü dere taşları ve kerpiç parçaları ile dikdörtgen biçimli bir yapı açığa çıkarıldı. Yapının İ.Ö. 6-5’inci yüzyıllarda kullanılan Arkaik bir tapınak olduğunu tahmin ediyoruz. Kazılarda dar bir alanda apsisli bir kanal sistemine rastlanmıştır. Kazılar sırasında Geometrik dönemden, Bizans dönemine kadar seramik buluntuları, mutfak kap parçaları ve sürahiler açığa çıkarıldı. Ayrıca Geç Roma Dönemine ait villa olduğu sanılan bir yapı ortaya çıktı” dedi.

Sütunlu Cadde’de yapılan çalışmalarda günümüzden bin 800 yıl geçmişe sahip sikkelerin bulunduğunu da belirten Prof.Dr. Yağcı, “M.Ö. 2’inci ve 1’inci yüzyıllara ait seramik parçalarına ve yer yer korunmuş olan farklı tabanlara ulaşıldı. Bunun yanı sıra plan karelerde M.Ö. 2’nci yüzyıldan itibaren Geç Roma ve Erken Bizans dönemine ait seramik buluntuları görüldü. Bunlara ek olarak taban üzerleri ve yine plan kare içlerinden sikke buluntuları ele geçmiştir. Sikkelerin tarih aralıkları ise genel olarak M.S. 3’üncü yüzyıl ve sonrasıdır” diye konuştu.

UNESCO’YA ADAY
Kazı çalışmalarına her türlü desteği sunduklarını belirten Mezitli Belediye Başkanı CHP’li Neşet Tarhan ise, Soli antik kenti için yapılan çalışmaların hem ülkenin hem de dünyanın kültürel mirasına önemli bir katkı sağlayacağına inandıklarını belirterek şunları söyledi:

“Buradaki tarihi yapılar çok kıymetli. Şimdiye kadar çok sayıda önemli buluntuya rastlanan antik kent, hepimizi heyecanlandırıyor. Bizim hedefimiz buradaki toprak altında kalmış değerlerin toprak üstüne çıkarmak ve ortak mirasımızı dünyaya tanıtmaktır. Yapılacak çalışmalarla Soli Pompeiopolis gerçekten önemli potansiyeli olan ülkemiz turizminde önemli bir yer edinebilir. Soli, Mersin’in adeta açık hava müzesini andırıyor. Hiçbir zaman cazibesini kaybetmeyecek. Büyüleyici yapısıyla hayranlık uyandıran Soli, çalışmalar tamamlandıktan sonra UNESCO dünya kültür mirası listesine girebilir.”

01.10.2015 haberler.com

by -
650

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren Efes Antik Kenti’nin güneydoğusunda bulunan Çukuriçi Höyüğü’nde yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkan amulet figür (taşıyanı tehlikeli dış etkilerden, hastalıklardan koruyacağına inanılan, doğal ya da el yapımı nesne), Efes’in, 9 bin yıllık bir şehir olduğunu ortaya çıkardı. 

Siyah taştan yapılmış, ortasındaki delikten bir takı olarak kullanıldığı değerlendirilen 2,1 santimetrelik figürün, çeşitli kaynaklarda kuruluşu milattan önce 6 binli yıllara işaret edilen, en parlak dönemlerini Helenistik ve Roma dönemlerinde geçiren ve Roma’nın Asya eyaleti başkenti olan Efes Antik Kenti’nin tarihini bin yıl daha geriye götürdüğü belirtildi. 

Neolitik Dönem’e kaydedildi
Efes Müzesi’ndeki “Çağlar Boyu Efes” salonunda sergilenen figür hakkında bilgi veren müze müdürü Cengiz Topal, söz konusu figürün 2013 yılında Çukuriçi Höyüğü kazılarında bulunarak müzeye teslim edildiğini söyledi.

Topal, figür hakkında uzman ekiplerin tarihlendirme çalışması yaptığını anlatarak, şunları kaydetti: “Figür, kazı ekibinin değerlendirmelerine göre milattan önce 7 bin yıl öncesine, yani Neolitik Döneme tarihlendirildi. Figür, Neolitik Döneme tarihlendirilince Efes ve çevresindeki yerleşme tarihinin de milattan önce 7 binlere uzandı. Figürün üzerindeki detaylar, tamamen Neolitik Dönemin izlerini taşıyor. Figürdeki göğüs ve kalça gibi unsular abartılı, kazıma tekniği ile yapılmış, yüz detaylandırılmamış. Amulet şeklinde kullanıldığı için de boyun kısmında bir delik var.”

Efes’in tarihini değiştiren 9 bin yıllık takının, Anadolu’nun farklı yerlerindeki kazılarda ortaya çıkan örneklerle benzerlik taşıdığını anlatan Topal, “Benzer örneklerine Burdur’daki Hacılar Höyüğü ile İzmir Kemalpaşa’daki Ulucak Höyüğü’nde ve Yunanistan’da rastlandığına dair veriler var” dedi. 

“Batı Anadolu’nun yerleşim tarihini yeniden gözden geçirdik”
Topal, bulunan figürün Efes’in tarihini değiştirdiğini savunarak, söyle devam etti: “Efes’in tarihi daha önceki verilere göre ilk olarak milattan önce 4 bin 500’lere daha sonra 6 binli yıllara konumlandırıldı. Ancak Çukuriçi Höyüğü ve Arvalya Höyük gibi alanlardaki kazı ve araştırma çalışmalarından yola çıkarak bunun artık Neolitik Dönem yani 7 bininci yıllar olduğu rahatça söylenebilir. Efes’in tarihi 9 bin yıl öncesine dayandı diyebiliriz.

Bu figür, bölgedeki hatta bütün batı Anadolu’daki yerleşim tarihini yeniden gözden geçirmemize sağladı. İzmir ve çevresindeki son yıllarda yapılan kazı çalışmalarında bu bölgede yerleşim tarihlerinin çok daha eskilere yani en azından Neolitik Döneme, 7 binlere kadar gittiği, bunun da günümüzde 9 bin yıl öncesine kadar gittiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.” 

28.09.2015 Radikal

by -
898

Geçmişte birçok medeniyete ev sahipliği yapan ve “hoşgörü kenti” olarak bilinen Hatay’da “antik hipodrom” alanında 2013 yılında başlatılan kazılar devam ediyor.

Kazı Heyeti Başkanı ve Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Pamir, AA muhabirine, hipodromun önemli tarihi özellikler taşıdığını, çalışmalarda Roma ve Helenistik döneme kadar uzanan alanın yerleşim tarihine tanıklık eden çeşitli bulgulara rastladıklarını söyledi.

Kazı çalışmalarına arkeologların yanı sıra farklı disiplinlerden mimar, kartograf, jeofizik uzmanların da görev aldığını ifade eden Pamir, “Antik çağda at yarışlarının yapıldığı o dönemin en büyük hipodromunu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Arkeologlar, işçiler ve restorasyon uzmanları ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu. Pamir, Antakya’nın, antik çağın 2-3 ve 4’üncü yüzyıllarda en büyük şehirlerinden biri olduğunu, Roma ve İskenderiye gibi büyük şehirlerle eşit düzeyde yer aldığını bildirdi. 

Pamir, şöyle devam etti:
“Dolayısıyla yapı da o döneme tanıklık etmiş en büyük yapılarından bir tanesi. 1939 yıllarında Fransız döneminde, yapıya ve tanımlamaya yönelik kısa bir çalışma yapılmış. O verilere göre 500 metre uzunluğa sahip bir arenası var. Hipodromun genişliği de yaklaşık 75 metreyi buluyor. Boyutları itibariyle baktığımızda, o dönem dünyasının en büyük yapıtlarından bir tanesi. Örneğin Roma’daki Circus Maximus 600 metre uzunluğa sahiptir ve bu hipodromdan yaklaşık 100 yıl sonra milattan sonra 80’de yapılmıştır. Antakya Hipodromu’nun inşası ise yazılı kaynaklara göre milattan önce 67 yılındadır. Bu tarihten öncesine uzandığına dair arkeolojik veriler 1930’lu yıllarda kazı raporlarında geçmektedir. Roma döneminin en büyük hipodromu olarak bilinen Circus Maximus’dan çok daha önce inşa edilen Antakya Hipodromu, bu bakımdan bakıldığında dünyanın en büyük hipodrom yapılarından birisi.” Pamir, Antakya’nın eski çağlarda yaklaşık 400 yıl boyunca olimpiyat oyunlarının düzenlendiği bir şehir olduğunu söyledi.

Helenistik döneme ait saray beklentisi var
Kazı çalışmalarının bulunduğu alanın Helenistik dönemde aynı zamanda yerleşim yeri olduğunu da değinen Pamir, “Antik kayıtlarda birtakım yapılardan bahsediliyor. Bu yapılardan bir tanesi de saray. Burası Helenistik dönemde yerleşim yeri olduğu için kentin çekirdeğini oluşturuyordu. Biz de buradaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kazı çalışmasının olduğu yapıya bitişik mekan yapıları üzerinde mekan araştırmaları yapıyoruz. Bu çalışmalar içerisinde en önemli olan ‘Basileia’ adında bir saray yapısı olduğudur. Bununla ilgili elimizde çok veri var. Son derece görkemli bir saray yapısının olduğu, Helenistik döneminde var olduğu, Roma döneminde de restorasyon yapılarak yerleşildiğine ilişkin bilgiler var” ifadesini kullandı.

Pamir, kazının sabır ve büyük dikkat isteyen bir çalışma olduğunu vurgulayarak, çalışmaların sadece kazıyla sınırlı olmadığını dile getirdi. Pamir, kendi çağına tanıklık eden antik belgeler, alanda 1932-1939 yılları arasında yapılan kazı raporları ve belgeler gibi her türlü belgeyi araştırdıklarını belirterek, “Tüm bunları bir araya getirerek çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Henüz kazı çalışmamızın ikinci sezonunu yapmaktayız” dedi. Pamir, hipodrom alanındaki kazı çalışmalarına 20 kişilik ekiple devam ettiklerini kaydetti.

Antakya hipodromu
Antakya ilçesindeki Küçükdalyan Mahallesi’nde bulunan ve gerçek bir hikayeyi konu alan “Ben Hur” filminin ünlü araba yarışı sahnesinin geçtiği hipodrom, geçmişte olimpiyat oyunlarının düzenlendiği prestijli bir yapı olarak biliniyor.

Antik kayıtlarda, üzerinde inşa edilen saray yapısından dolayı “Basileia” olarak da adlandırılan, Helenistik döneme ait yapının tüm görkemiyle ortaya çıkarılması Hatay’ın turizm potansiyelinin arttırılması açısından büyük önem taşıyor.

27.09.2015 Anadolu Ajansı

by -
948

Sarayönü’nde son günlerde define avcılığı arttı. Son olarak ilçemizde bulunan höyüklerden biri olan Dedenin Höyüğü’nde kaçak kazı yapılarak define arandı. Binlerce yıllık bir miras olan Dedenin Höyüğü geçmiş yıllarda Sarayönü Belediyesi tarafından toprak ihtiyacını karşılamak için bilinçsizce tahrip edilmişti. Tahrip edilerek toprağı kazılan bölgede gizlenerek kazılarını yapan definecileri kimse fark edemedi. Profesyonel şekilde kazılarını gerçekleştiren defineceler yaklaşık 10 metre derine geniş bir kazı yaptıktan sonra yatay şekilde höyüğün içine doğru kazıya devam etmiş. Kazıda herhangi bir şey bulup bulamadıkları bilinemeyen defineciler, kazı yerini olduğu gibi bırakarak sırra kadem bastı. Kazıda açılan 10 metrelik çukuru ise geçtiğimiz günlerde çobanlar fark etti. Hayvanlarının çukura düşmesinden endişe eden çobanlar 10 metrelik kuyunun kapanmasını talep etti.

TAY Projesi ne diyor?
Höyük yapılaşma nedeniyle tahrip olmuştur. Güneydoğu yamacından inşaatta kullanılmak üzere çok miktarda toprak çekilmiştir. Höyük dikenli tel ile çevrili durumdadır ve kuzey-kuzeybatı eteğinde ağaçlık alan vardır.

02.09.2015 saraymedya.com