Cumartesi, Ağustos 27, 2016
Etiketler Posts tagged with "Roma"

Roma

    by -
    1310

    Pompeii’de bulunan ve M.Ö. 4. yüzyıla ait mezar,  şehirdeki Roma öncesi döneme ait bilgiler veriyor.

    Fransız Jean Bérard Arkeoloji Araştırma Enstitüsü’nden bir ekip, Pompeii’de M.Ö. 4. yüzyıldan kalma, İtalya’nın güneyinde yaşamış ve Romalılar ile savaşmış Samnit halkına ait bir mezar buldu. Arkeoloji müfettişi Massimo Osanna’ya göre bu mezar Pompeii civarında hakkında sınırlı bilgi olan Roma öncesi döneme ışık tutacağı için çok büyük önem taşıyor.

    pompeide-2-bin-400-yillik-mezar-ortaya-cikarildi
    Mezar İtalya’nın değişik bölgelerinden çeşitli amforalarla birlikte gömülmüş yetişkin bir kadına ait. Amforaların analizleri ilerleyen günlerde yapılacak ancak şimdilik genel kanı kozmetik, şarap ve yiyecek içerdiklerine dair.

    II. Dünya Savaşı’nda yoğun bombardıma maruz kalan bölgede başka mezarlar aranmaya devam edilecek.

    Samnit halkı özellikle cumhuriyet döneminde (MÖ 509-27) Romalılar ile uzun süre savaşmış, sonradan Roma egemenliğine girmişlerdir.

    21.09.2015 archaeology.org Çeviri: Ayşen Yolcu

    by -
    517

    Tokat’ın Sulusaray ilçesindeki Sebastapolis Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarının bu yılki bölümü sona erdi

    Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şengül Dilek Ful, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sebastapolis Antik Kenti’ndeki bu yılki kazı çalışmalarının sona erdiğini söyledi. Kazı çalışmalarının yaklaşık 45 gün sürdüğünü dile getiren Ful, “Bu sene 35 kişilik ekiple çalışmalar yaptık, çalışmalarımızı ağırlıklı olarak hamam bölgesinde sürdürdük” dedi.

    Kilise bölümünde kamulaştırma çalışması nedeniyle az çalıştıklarını belirten Ful, şöyle konuştu: “Kilise bölümünde 2 ocak açtık. Biz kazı çalışmasında mimari yapıya daha ağırlık veriyoruz. Hamamın bir Roma yapıtı olduğunu belirledik. Burada 22 yıl kazı çalışması yapılmadı. Kazı çalışmalarına bir kaç sene önce yeniden başlandı. Burada Tokat Özel İdaresi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı destekleriyle kazı çalışmaları yapılıyor. Sebastapolis Antik Kenti yıllar sürecek kazı çalışmasının ardından gün yüzüne çıkacak.”

    İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdurrahman Akyüz ise 3 yıldır antik kentte kazı çalışmalarının sürdüğünü ifade etti. Söz konusu alanda her yıl kazı çalışması yapılmasını istediklerini anlatan Akyüz, şunları dile getirdi: “Sebastapolis Antik Kenti’nin gün yüzüne çıkması için uzun yıllar kazı çalışması yapılması gerekiyor. Buranın ilk kazı çalışmalarına Galler Prensi Charles ilgi duymuştu. Burası gün yüzüne çıkarsa Avrupalı turistlerin uğrak yeri olur diye düşünüyorum. Prens Charles’ın 21 yıl önce gizlice burayı ziyaret ettiğini biliyoruz. Tokat Valimiz Cevdet Can da onun ilgi duyduğu antik kentte çalışmalar bu hale geldikten sonra kendisini mektupla tekrar buraya davet etti. Davet Prens Charles’ın eline ulaştı ama henüz bir cevap gelmedi. Onun ziyaretinin antik kente ilgiyi artıracağını düşünüyoruz” diye konuştu.

    Sulusaray Belediye Başkanı Halil Demirkol  da “İnşallah antik kentimizin gün yüzüne çıkması ilçemiz, ilimiz ve ülkemiz turizmi açısından çok iyi olacak. Özellikle buraya daha çok yabancı turist gelecek” ifadelerini kullandı. 

    Sebastapolis Antik Kenti
    aTokat kent merkezine 69 kilometre uzaklıktaki Sulusaray’da bulunan ve kuruluş tarihi kesin olarak bilinmeyen Sebastapolis Antik Kenti’nin, bazı kaynaklarda, milattan önce 1. yüzyılda kurulduğu belirtiliyor.

    Roma İmparatoru Trajan zamanında, milattan sonra 98-117 yıllarında, Pontus Galatius ve Polemoniacus eyaletlerinden ayrılarak Cappadocia (Kapadokya) eyaletine dahil edildiği kaydedilen antik kentin, o dönem geçiş yolları üzerinde bulunması ve bugün de kullanılantermal kaynaklar sayesinde 2 bin yıl kadar önce Karadeniz’in en büyük 5 şehrinden biri olduğu anlatılıyor.

    Roma İmparatorluğu döneminde çok az şehrin sahip olduğu zenginliğin bir göstergesi olarak para basma yetkisine sahip olduğu ifade edilen Sebastapolis’in, büyük savaşlar, yıkımlar, afetler ve geçiş yollarının değişmesi sonucu eski önemini kaybettiği, zamanla unutulduğu kaydediliyor.
     
    21.09.2015 haberler.com

    by -
    582

    Kırşehir’deki Kalehöyük bölgesinde 3 yıl süren kazılar sonucunda, Osmanlı, Selçuklu, Roma, Bizans ve Helenistik döneme ait tarihi kalıntılara ulaşıldı.

    Ahi Evran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Işık Adak Adıbelli’nin bilimsel danışmanlığında Kırşehir Müze Müdürlüğünce Kalehöyük’te iki ayrı bölgede devam eden kazılarda, 5 ayrı tabakada 5 uygarlığa ait izleri ortaya çıkaran kazı ekibi, milattan önce 5. yüzyıla tarihlenen demir çağına kadar indi.

    Adıbelli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2012 yılından itibaren devam eden kazılarda yüzeyden itibaren 5 tabaka ortaya çıkarıldığını belirterek, bunların en üstünde Osmanlı dönemine ait kalıntıların yer aldığını söyledi.

    Güneyde devam eden kazıların yanı sıra höyüğün kuzeyinde de çalışma başlatıldığını ifade eden Adıbelli, şöyle konuştu: “11 metreye kadar indik. Belirgin 5 tabakada 5 uygarlık ortaya çıkardık. Bunlar arasında mimari yapıların yanı sıra dolgu tabakaları da var. Dolgu tabakalarının içerisinde çöp çukurları var. Mesela Roma dönemine ait buluntularımız daha çok çöp çukurları. Selçuklu dönemi yapıları Roma dönemine ait tabakayı tahrip etmiş. Bu nedenle sadece çöp çukurlarını görebiliyoruz. Bizans veya Doğu Roma dönemine ait buluntular da çöp çukurlarından geliyor.”

    Adıbelli, Selçuklu döneminde bölgede büyük bir yapı olduğunu düşündüklerini belirterek, “Bu yapı inşa edilirken Roma dönemine ait tabakayı tahrip etmiş. Ancak Helenistik dönem tabakasına yaklaşık 2,5 metreden itibaren rastlıyoruz. Temeller buralara kadar inmediği için nispeten korunmuş. Kerpiç duvarlar, moloz taşlarla örülmüş duvarlar ortaya çıkıyor. Osmanlı dönemine ait seramik parçaları, sikkeler görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    Kuzey etekte demir çağ, güney tarafta ise Helenistik döneme tarihlendirilen kerpiç platformlar ortaya çıkarılmaya başlandığını vurgulayan Adıbelli, bu dönemlere ait buluntuların işlevlerinin şu an için belli olmadığını, ilerleyen dönemlerde işlevleri ve süreçleriyle ilgili daha net bilgiler ortaya çıkacağını dile getirdi.

    14.09.2015 Anadolu Ajansı

    by -
    578

    Uyuşturucu çetesinin barınak inşa ederek eve dönüştürdüğü tarihi Silivrikapı surlarının içler acısı durumu İstanbulluların tepkisini çekiyor. Bizans’tan kalma hipojeye (aile mezarlığı) eklenen barınağın kalıntıları hâlâ bölgede duruyor. Mekansızların barınağa dönüştürdüğü surların burçlarında ise mangal izleri var.
    İstanbul’da yaklaşık 1 ay önce gerçekleştirilen narkotik operasyonuyla ortaya çıkan tarihi rezaletin izleri halen silinemedi.

    Geride molozlar kaldı
    Tarihi Silivrikapı Kale surları adeta mezbeleliğe dönmüş durumda. Uyuşturucu çetesinin Bizans’tan kalma hipojeye(aile mezarlığı) inşaa ettiği barınak belediye ekiplerince yıkılınca geride moloz yığını kaldı.
    Çete üyelerinin tarihi surlara monte ettiği lavabonun musluğu sökülürken taşların da kırıldığı görülüyor. Surların arasına yapılan çatı yıkılmasına rağmen sıvalar hâlâ surları kapatıyor. Yıkım esnasında yapının birçok bölümünde hasarlar oluşması da dikkat çekiyor.

    ‘Yakında yıkılabilir’
    İstanbul surlarının yapıldığı tarih göz önüne alınırsa günümüze kadar ulaşmış nadir eserlerden biri olduğunu söyleyen Koç Üniversitesi arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümünden Prof. Dr. Engin Akyürek surların sahipsiz bırakılmasıyla illegal kullanımlara maruz kaldığını belirterek şunları söyledi: “İllegal kullanım ortadan kaldırırken yeniden bir tahribata maruz kalmış. Bu yapıların sahipsiz kaldığı sürece bu durum kaçınılmaz. Dünyanın kaç yerinde koskoca bir kenti çevreleyen bu kadar eski yapı var. Bu yapıları korumak ve görünür kılmak gerekmekte. Duvarın tamamen göçeceği bir tahribat yaratılmamış ama surların genelinde küçük bir sallantıda yıkılacak duruma gelmiş durumda. Gelecekte bu tip tahribatlar birikerek surların yıkılmasına neden olabilir. Yakın bir gelecekte surların yerinde taş yığınları görebiliriz. Yapılması gereken restorasyonların sadece yıkılan bölümlerin değil yapının geneline uygulanmalı” diye konuştu.

    İçki, uyuşturucu âlemi yapıyorlar
    Surların tepe noktaları ise kaderine terk edilmiş durumda. Bakımsızlık ve ilgisizlikten dolayı evsizlerin uğrak noktası haline gelen surlar, evsizlerin mekanına dönüşmüş. Surların üstüne çıkılmaması için merdivenler ve ara yollar yer yer kapatılmış ama surların üstü zaman içinde adeta açık hava barınağına dönüşmüş. Yerlere serilmiş kilim, minder ve koltuklar bunun en büyük kanıtı.

    Tarihi yapının taşları kırık dökük bir vaziyette. Kilimlerin serili olduğu alanın çevresi içki şişeleri ve atıklarla dolu. Tarihi kalede mangal ateşinin izleri duruyor. Sadece Silivrikapı da değil Mevlana Kapı ve çevresi de bu durumda. Mevlanakapı üzerinde ise mekansızların uyuşturucu yapmak için kullandıkları plastik şişeler göze çarpıyor.

    ‘Açık hava müzesi haline getirilsin’
    Prof. Dr. Engin Akyürek şunları söyledi: “Milattan sonra 5. yüzyılda II. Theodosius tarafından yapılan surlar üç kademeden oluşuyor. Yapıda ana sur, onun önüne yapılan dış sur ve hendek bulunuyor. Bunların arasında düz teraslar var. Surlar her ne kadar Bizans döneminden de kalsa, erken dönemde inşa edildiği için antik Roma mimarisi sayılır. Savunma sisteminin güzel bir örneğidir. Etrafı temizlenmeli ve boşaltılmalı. Buraları ziyaret edilebilir açık hava müzeleri haline getirilmeli. Bu yapılırsa surlar, Ayasofya ve Kariye Müzesi’nden sonra İstanbul’un en önemli 3. eseri olabilir.”

    14.09.2015 Milliyet

    by -
    560

    Yatağan’da “gladyatörler kenti” olarak da bilinen Stratonikeia Antik Kenti’nde depremlerin etkisiyle yıkılan 2 bin yıllık onlarca sütunun ayağa kaldırılması için çalışma yürütülüyor.

    Stratonikeia Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Bilal Söğüt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, antik kentin birçok bölgesinde kazı çalışması yürütüldüğünü, antik kentteki spor okulu (Gymnasion) ve Batı Caddesi’nde ortaya çıkarılan 2 bin yıllık sütunların vinç yardımıyla ayağa kaldırıldığını söyledi. Bu yılki kazıların spor okulundan başlayıp 10 metre genişliğindeki Batı Caddesi’nden kentin doğusuna doğru devam ettiğini anlatan Söğüt, “Buradaki çalışmalar esnasında beylik dönemine ait yapılar, bunların altında Bizans dönemi ve en altta Roma dönemine ait eserler tespit ettik” diye konuştu. Söğüt, bu alanda Erken Bizans Dönemi’ne ait kilise belirlediklerini bildirerek, bu bölümün yıkıldıktan sonra mezarlık olarak kullanıldığı yönünde bulgulara ulaştıklarını ifade etti.

    “Depremlerde birçok yapı tahrip oldu”
    Caddenin devamında ise Roma döneminde kullanılan sütunlar bulduklarını vurgulayan Söğüt, bu sütunları da mevcut kullanılan şekliyle ayağa kaldırdıklarını kaydetti. Prof. Dr. Söğüt, milattan sonra 360 yıllarında kentte yaşanan depremlerde birçok yapının tahrip olduğunu ve kentteki birçok yapının bir daha ayağa kaldırılamadığını tespit ettiklerine dikkati çekerek, kazılarda, kentte yaşanan depremlerden sonra yıkılan sütunlarla dönemin tuvaletlerini gün yüzüne çıkardıklarını dile getirdi.

    “Sütunlar olduğu şekliyle ayağa kaldırılacak”
    Sütunları, depremlerde yıkıldığı şekliyle bulduklarına işaret eden Söğüt, kazı ve konservasyon çalışmaları bittiğinde bu sütunları ilk yapıldığı günkü şekliyle ayağa kaldıracaklarını bildirdi.

    Söğüt, çalışmaların tamamlanmasıyla ziyaretçilerin birçok yapı elemanını göreceğini vurgulayarak, şunları kaydetti: “Yapıyı ayağa kaldırmak için kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan 2 bin 200 yıllık sütunları vinç yardımıyla düzenledik. Ortaya çıkarılan sütunlar eğer iki parça ise yerinde onarılıyor ancak kırık sayısı fazlaysa antik kent içerisinde kurduğumuz taş hastanesinde restore ediliyor ve tekrar eski ihtişamına kavuşturuluyor. Yapıların tamamı ayağa kaldırıldığında kentin cazibesi daha da artacak. İnsanlar Stratonikeia Antik Kenti sokaklarında dolaşırken, o dönemden günümüze kadar her dönemin kalıntılarını birebir görsünler istiyoruz. Şu anda antik kentte ziyaretçiler adete bir zaman tünelinde dolaşır gibi gezebiliyorlar.”

    15.09.2015 Radikal

    by -
    704

    ANSAmed’in haberine göre Roma Palazzo Canevari’deki Quirinal Hill yerleşim yerinde 2013’de bulunan MÖ 5. yüzyıla ait tapınağın hemen yanında bir önceki yüzyıla ait bir ev ortaya çıkarıldı.  Tapınağın hemen yanına inşa edilen evden etrafı çok iyi gözlemlemek mümkün.

    Arkeolog ve kazı başkanı Mirella Serlorenzi basın açıklamasında bu keşfin Antik Roma haritasını değiştirecek olduğunu, MÖ 6. yüzyıl başlarında Roma’nın bilinenden daha büyük ve sadece Forum’la sınırlı olmadığını söyledi.


    Dikdörtgen biçimli kireç taşından yapılan evin iki odası ve sütunlu bir girişi var. Ahşap duvarları kil ile kaplanmış yapının çatısı ise kare.  Bölgenin zamanında mezarlık olarak kullanıldığı düşünülüyor.

    10.09.2015 Archaeology Magazine Çeviri: Ayşen Yolcu

    by -
    592

    Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, İznik Çini Fırınları kazı çalışmalarını yerinde inceleyerek, “İznik’in çinisi çok ünlü. Daha önce Rodos Çinisi, Haliç Çinisi ve Şam Çinisi denilen çinilerin de burada üretildiği ortaya çıktı. Bu çalışmalar, hem kültürümüze hem de İznik turizmine katkı sağlayacak” dedi.

    Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, İznik’teki ‘Çini Fırınları Kazı Çalışması’ alanında incelemelerde bulundu. Başkan Altepe, kentin tüm değerlerinin öne çıkması adına yapılan çalışmaların ilçelerde de devam ettiğini vurgulayarak, “İznik’te de her alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Selçuklu ve Osmanlı dönemi eserlerinin yanı sıra Doğu Roma ve Bitinya gibi tüm dönemlerin eserleri de birer birer ayağa kaldırılıyor” dedi.
    İznik Gölü’ndeki batık bazilikadan Roma Tiyatrosu’na kadar ilçenin tarihi ve kültürel mirasına gereken özeni gösterdiklerini belirten Başkan Altepe, “İznik’in çinileri de çok ünlü ve önemli. İznik, 1400’lü yıllardan 1700’lü yıllara kadar 300 yıl boyunca Osmanlı döneminin yoğun çini üretim merkezi olmuş. İznik’in kalbindeki bu bölgede üretimler yapıldığı biliniyor. Burada yaklaşık 30 yılı aşkın zamandır da kazılar yapılıyor. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü olarak yapılan kazı çalışmaları, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle daha da yoğunlaştı” diyerek bölgenin tüm özelliklerini ortaya çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

    “İznik çinileri tüm dünyada”
    İznik’i dünya gündemine taşıyacak faaliyetlerin önemini vurgulayan Başkan Altepe, “İznik’in çinisi çok önemli, çünkü bu çini dünyanın her yerinde kullanıldı. Bursa’da ve İstanbul’da, Muradiye Külliyesi başta olmak üzere tüm külliyelerde bu çiniler kullanıldı. Daha önce Rodos Çinisi, Haliç Çinisi ve Şam Çinisi denilen çinilerin de burada üretildiği ve daha sonra kullanılan bölgenin deseniyle şekillendirilip isimlendirildiği ortaya çıktı. Bu çalışmalarla ilgili, Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle daha da hızlı bir şekilde sonucu alacağımızı düşünüyor, bu durumun hem kültürümüze hem de İznik turizmine katkı sağlayacağına inanıyorum” diye konuştu.

    Altepe’ye destek teşekkürü
    ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen de kültürel çalışmalarda kayıp zamanların bugünlerde telafi edildiğini vurgulayarak, İznik’te 1963 yılında başlayan çini fırınları kazı çalışmalarının da detaylarını aktardı. Sözen, tarihi ve kültürel mirasın korunmasına yönelik hizmetlerinden dolayı Başkan Altepe’yi tebrik etti.
    İznik Çini Fırınları kazı çalışmalarının başkanlığını yürüten İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Belgin Demirsar Arlı da çalışmalarına Büyükşehir Belediyesi’nin desteklerinden dolayı Başkan Altepe’ye teşekkür etti. Arlı, Başkan Altepe’ye kazı çalışmalarının süreciyle ilgili detaylı bilgi verdi. İncelemenin sonunda Başkan Altepe, kazı çalışmalarında görev yapan ekip üyeleriyle fotoğraf çektirdi.

    14.09.2015 Bursa Büyükşehir Belediyesi

    by -
    555

    Kırklareli’nde Makedonya Kralı II. Philip döneminde, MÖ 4’ncü yüzyılda yapılan ve Helenistik, Roma, Bizans, Yunan ve Pers İmparatorluğu dönemlerinde kullanılan “Polos Kalesi”nde,  İstanbul Teknik Üniversitesi ile İstanbul Alman Arkeolojisi Enstitüsünce yüzey araştırma çalışması başlatıldı.

    İstanbul Alman Arkeolojisi Enstitüsünde görevli arkeolog Jesko Fildhuth, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Polos Kalesi’nin tarihi açıdan önemli olduğunu söyledi. Yapının sadece kale olarak değil, aynı zamanda bir yerleşim yeri olduğunu belirten Fildhuth, bölgede 2 yıl sürecek olan yüzey çalışmalarını hızla sürdürdüklerini ifade etti. Tarihi kaynaklardan edindikleri bilgilere göre kalenin Trakya’nın en önemli politik merkezlerinden olduğunu tespit ettiklerini anlatan Fildhuth, ” Polos Kalesi’nde yüzey araştırma çalışmalarına başladık. Kalenin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Osmanlılar tarafından feth edilene kadarda bu bölgenin askeri, dini hemde politik açıdan çok önemli merkezlerinden biri olarak kalmış. Kırklarelİ’nin ilk yerleşim yerinin bu bölge olduğunu düşünüyoruz. Çünkü kale ana ticaret yolu üzerine inşa edilmiş ve bir yerleşim yerine sahip. Kale aynı zamanda İstanbul’uda koruyan bir hat üzerinde. Savaş zamanında  askeri açıdan önemliyken, barış zamanında da buradan geçen ticaret yollarını koruyan önemli bir kale. Bu tür kalelerde çalışma yapılmamış ve kalelerin isimleri dahi bilinmiyor” dedi.

    “Yerleşim yerinde ki hayat tarzı araştırılacak”
    İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Yardımcı Doçent Bilge Ar da bölgede gelecek yıllarda yapılacak olan kazı çalışmaları için alt yapı oluşturduklarını söyledi. Bölgede ki yüzey çalışmalarının hızla tamamlanması için gayret gösterdiklerini kaydeden Ar, kazı çalışmalarında yerleşim yerinde ki hayat tarzının araştırılacağını anlattı.

    Ar, bölgede detaylı bir kazı çalışması yapılması için çalıştıklarını dile getirerek, şöyle devam etti: “Alman Arkeoloji Ensitüsü ile ortak olarak yüzey araştırması çalışması yapıyoruz. Çalışmanın hazırlıkları Aralık ayından bu yana sürüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığından izin aldıktan sonra çalışmalarımıza başladık. 2 senelik birproje olarak işe başladık. Kalenin ölçüm çalışmalarını sürüdürüyoruz. Yüzey çalışmaları önümüzdeki yıllar yapılacak olan kazı çalışmalarına hazırlık olacak. Mevcut kalıntıların ölçümlerini yapıyoruz. Bu bölgede çalıştığımız kaleye benzer bir çok oluşum var. Bu tür oluşumlar sadece bir kale değil, aynı zamanda içinde bir yerleşim var.”

    Ar, çalışmalarının pilot ve modern bir örnek olabileceğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Somut çıktılar ise hızla bilim dünyası ile paylaşılacak. Öncelikle buranın yerleşimiyle bilgili bilgi edinmek istiyoruz ama bu çok katmanlı bir şey. Bu alan hiç boş kalmamış. Burada insanlar nasıl yaşıyorlar, hayat tarzı değişmiş mi, hepsi araştırılacak.”

    13.09.2015 Radikal Fotoğraf: Arşiv

    by -
    741

    Türkiye’nin en büyük doğal mağaralarından biri olan Karain Mağarası’nda süren kazı çalışmalarında, hayvanlara ait olduğu belirlenen 1,5 ton kemik bulundu.

    Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Karain Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Harun Taşkıran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Karain Mağarası’nın Türkiye’nin en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu söyledi.

    Günümüzden 500 bin yıl önce insanların buraya yerleştiklerini ve milattan sonra 6 yüzyıla kadar burada yaşamaya devam ettiklerini belirten Taşkıran, “Bu mağarada sürekli bir yaşam olmuştur. Bu kadar uzun bir yaşam yeri olması, buranın önemini ortaya çıkartıyor. Bu özelliğinden dolayı sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da sayılı mağaralarından” diye konuştu.

    Taşkıran, bu yılki kazı çalışmaları kapsamında “E gözü” olarak adlandırılan bölümde kazı yaptıklarını dile getirerek, günümüzden yaklaşık 320 bin yıl öncesi döneme ait orta tabakalarda çalıştıklarını kaydetti. Bu tabakaların en önemli özelliğinin kendine özgü bir yontmataş teknolojisinin kullanılması olduğunu vurgulayan Taşkıran, bu dönemde ilk insanların sosyal hayatlarında kullanacakları aletler ürettiklerini ve bu aletleri de bu mağarada yaptıklarını kaydetti. Taşkıran, kazılar sırasında ortaya çıkan buluntularla bu dönemde kullanılan malzemeler hakkında bilgilere ulaştıklarını anlatarak, adeta iğne ile kuyu kazar gibi mağaranın en tepesinden zeminine kadar kazdıklarını ve 500 bin yıla kadar tarihlendirdiklerini söyledi.

    “Panter dişine rastlandı”
    Bu yıl ilginç fosil hayvan kalıntılarıyla karşılaştıklarını anlatan Taşkıran, “Anadolu’nun buzul çağ dönemi, iklim ve canlı yaşamı açısından bu buluntular çok önemli. Bu yıl bulunanlar arasında gergedan, su aygırı, gelincik, sansar, mağara ayısı, çakal, panter, vaşak, taya damanı, kokarca canlılarına ait parçalar var. Özellikle bu yıl ilk kez bulduğumuz panter dişi dikkat çekici. Karain kazılarında ilk kez panter dişi buluyoruz” dedi. Taşkıran, buluntular arasında ilk kez bulunan bir canlı türüne ait parçalara da rastladıklarını dile getirerek, “Bunun buzul döneminde Anadolu’da hiç rastlanılmayan bir hayvan cinsi olan kaya damanı olarak biliniyor. Bu canlının yaşadığı bölge Ortadoğu ve Afrika. Tavşan, fare arasında bir hayvan bu. E gözünde bu hayvan cinsine ait çok miktarda kemik bulduk. Paleosen (Günümüzden 65 milyon yıl önce başlayıp 23 milyon yıl önce sona eren jeolojik zaman dilimi) döneme ait bu kaya damanlarının bir örneği Anadolu’da başka bir yerde yok” diye konuştu.

    “Buluntular, Yontmataş dönemine kadar inmekte”
    Mağaranın “B gözü”nde Orta Paleolitik döneme ait yapılan kazılarda ise mağaranın tabanının tamamen kemiklerle kaplı olduğunu belirlediklerini anlatan Taşkıran, burada Anadolu’nun son avcı toplayıcılarına ait malzemelere rastlandığını kaydetti. Taşkıran, burada kurban edildikleri düşünülen ve boynuzları ile omurlarına zarar verilmemiş halde dağ keçilerine ait kalıntılar bulunduğuna dikkati çekerek, bu buluntuların, insanların henüz yerleşik düzene geçmedikleri bir döneme ait olduğunu söyledi.

    Harun Taşkıran, şöyle devam etti: “Buranın erken Roma döneminde tapınak olarak kullanıldığı düşünülürken bu buluntular, Epipaleolitik döneme kadar Yontmataş dönemine kadar inmekte. Yani günümüzden 17 bin yıl öncesine ait. Araştırma yaptığımız mağaranın bu bölümünde 25 metrakerelik tabanın tamamen kemiklerle kaplı olduğunu gördük. Toprak neredeyse hiç görülmüyordu. Bu kadar çok kemiğin bulunması buranın bir adak yeri olduğunu gösteriyor. İnsanlar adaklarını adadıktan sonra etlerini alarak kemiklerini buraya atmışlar. Çok miktarda dağ keçisi ve diğer otçul hayvanların kemikleriyle dolu. Bu mağara daha insanoğlu henüz yerleşime geçmeden önce buranın tapınak ve adak yeri olarak kullanıldığını gösteriyor.” Taşkıran, grupların yılın belli dönemlerinde bir araya gelerek toplu olarak adak seronomisi yapmış olabileceğini anlatarak, “O kadar çok hayvan kemiği var ki bir metrekarelik alanda 40-50 kilograma yakın hayvan kemiği çıkardık. Bunu tüm yüzeye yayarsak yüzlerce kilogram hayvan kemiği var” dedi.

    Mağaranın duvarlarında adak kitabe ve adak nişleri olduğunu hatırlatan Taşkıran “Bunlar geç Roma ve Bizans dönemlerine ait. Yazıtlara göre bir dağ tanrıçasına tapınma var. Bu da bize uzun çağlar boyunca buranın tapınma alanı olarak kullanıldığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle mağara çevresinin yeniden düzenlendiğini belirten Taşkıran, 1946 yılından bu yana kazılardan elde edilen buluntuların, burada yapılmakta olan müzede sergileneceğini sözlerine ekledi.

    Karain Mağarası
    Antalya’nın 30 kilometre kuzeybatısında, Döşemealtı ilçesine bağlı Yağca köyü sınırları içinde denizden yaklaşık 450 metre yükseklikte bulunuyor.

    Alt Yontmataş devrinden başlayarak Orta ve Üst Yontmataş evreleri, Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç gibi protohistorik çağlarda ve Klasik Çağ’da sürekli iskan edilen mağarada 11 metreyi bulan kültür dolgusu oluşmuş durumda.

    12.09.2015 Milliyet

    by -
    575

    Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, İznik’te 2 bin yıllık geçmişiyle dikkati çeken Roma Tiyatrosu’nun orijinal kimliğiyle ayağa kaldırıldığını belirterek, “İznik’in güzelliklerinin dünyayla paylaşılması ve yapılanların bölgeye değer katmasını istiyoruz. İznik’i dünya kenti ve Bursa’nın en önemli turizm değeri yapacak olan güzel bir eser ortaya çıkmış oluyor” dedi.

    Kenti her alanda geleceğe taşıyan Büyükşehir Belediyesi, tarih, kültür ve medeniyet şehri Bursa’nın izlerini ortaya çıkarmaya devam ediyor. Büyükşehir Belediyesi, Uludağ Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Arkeolog Yard. Doç. Dr. Ayşın Özügül’ün bilimsel danışmanlığında kazı çalışmaları devam eden İznik’teki Roma Tiyatrosu’nun orijinal haliyle ayağa kaldırılmasına da destek oluyor.

    iznikte-2-bin-yillik-roma-tiyatrosu-ayaga-kaldiriliyor-4
    Tarihi Kentler Birliği’nin kurucusu Bursa’nın örnek bir şehir olduğunu söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, İznik’teki Roma Tiyatrosu’nda devam eden kazı çalışmalarını yerinde inceleyerek, “Bursa merkezinde restore edilmedik tarihi yapı bırakmadık. Yeni dönemde de bütünşehir uygulamasıyla Bursa’ya katılan tüm ilçelerde tarihi kültürel miras çalışmalarımız hızla sürüyor. Bursa’dan önceki başkent İznik’te de Osmanlı ve Selçuklu’nun yanı sıra Doğu Roma ve Bitinya dönemlerine ait eserler var. Büyükşehir Belediyesi olarak başlattığımız çalışmalarla İznik de dünya gündemine geldi” dedi.

    iznikte-2-bin-yillik-roma-tiyatrosu-ayaga-kaldiriliyor-3

    “İznik’in Roma Tiyatrosu yeniden tiyatro olarak hizmet verecek”
    Büyükşehir Belediyesi olarak sadece 10 yeni ilçede 450 ayrı noktada çalıştıklarını ve kent merkeziyle bu rakamın 2 katına çıktığını vurgulayan Başkan Altepe, “Bursa’da tarih ayağa kalkıyor. İznik’te bulunan yaklaşık 2 bin yıllık Roma Tiyatrosu da örneği olmayan bir tiyatro, sırtı bir yere yaslanmayan ve düz bir arazide kurulan örnek bir yapı… Roma döneminin bir eseri olan bu amfi tiyatro, 2000 yılda zaman zaman tahribatlara uğramış, taşları farklı noktalara taşınmış. Daha sonra da mezarlık gibi değişik amaçlarla kullanılmış. Ancak yaklaşık 50 yıllık süren bu kazılardan sonra Büyükşehir Belediyesi’nin de desteğiyle buradaki çalışmalar daha da hızlı bir şekilde yapılıyor. Temizleme, ayıklama, kazı gibi arkeolojik çalışmalar hızla sürüyor ve her parça bize geçmişe dair önemli bulgular veriyor” diye konuştu.
    Elde edilen bilgilerle tiyatronun rölevesinin çıkacağını söyleyen Başkan Altepe, proje çalışmalarıyla tiyatronun 2000 yıl önceki orijinal haline kavuşacağını ifade ederek, “Amacımız, 2 bin yıl önce bu tiyatro nasıl kullanılıyorsa, aynı şekilde 2 bin yıl öncesini yaşatmaktır. İznik’in güzelliklerinin dünyayla paylaşılması ve yapılanların da bölgeye değer katmasını istiyoruz. İznik’i dünya kenti ve Bursa’nın en önemli turizm değeri yapacak olan güzel bir eser ortaya çıkmış oluyor” şeklinde konuştu.

    iznikte-2-bin-yillik-roma-tiyatrosu-ayaga-kaldiriliyor-1

    İznik de UNESCO yolunda
    Bursa’nın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girdiğini de hatırlatan Başkan Altepe, “Bursa, tüm semtleriyle UNESCO Listesi’nde… İznik UNESCO’ya çok daha önceki yıllarda girmesi gereken bir değerdi. Şu anda aday olan İznik’in de UNESCO Listesi’nde yerini almasını en büyük temennimiz. İznik’in ‘evrensel değer’ olarak dünya mirası listesine gireceğine inanıyoruz” dedi.
    ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen ise Büyükşehir Belediyesi’nin Bursa’nın değerlerinin tümüyle kalkındırdığını vurgulayarak, “İznik, Büyükşehir Belediyesi’nin desteğinden iyi yararlanmalıdır. Zaten öncelik tanınmış vaziyette. İznik’in gerçek değerine kavuşarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yerini alacak olmasını önemsiyorum” dedi.

    İznik’teki Roma tiyatrosunun yapısal özelliklerine de işaret eden ve bölgenin tiyatronun yanı sıra çevresiyle birlikte bir külliye halinde olduğunu söyleyen Sözen, Başkan Altepe’nin Bursa için önemli bir güç olduğunu dile getirdi.

    İznik Belediye Başkanı Osman Sargın da Büyükşehir Belediyesi’nin gücünün İznik’te hissedildiğini vurgulayarak, yaklaşık 2 bin yıl önce insanlığın hizmetinde olan tiyatronun yeniden kullanıma sunulması için büyük gayret sarf edildiğini kaydederek, İznik’in de bu noktada Büyükşehir Belediyesi’nin yanında olduğunu belirtti.

    07.09.2015 Bursa Büyükşehir Belediyesi