Cuma, Aralık 9, 2016
Etiketler Posts tagged with "Roma"

Roma

    by -
    737

    2013 yılında Reading Üniversitesi’nden arkeologlar İngiltere’nin güneyinde bulunan Roma dönemine ait Silchester Antik Kenti’nde üzeri yazılı bir mermer parçası buldu.

    Bulunan parça üzerinde yapılan incelemeler oldukça aşınmış B ve A harflerinin, daha önce üzerinde A ve T harfleri yazılı 1891 yılında bulunmuş başka bir parçanın ikinci satırı olduğunu ortaya çıkardı. İki parçanın birleşimiyle ortaya çıkan ifadeyi M.Ö. I. yüzyılda Silchester kentini kuran Fransız kabilesi At(e) ba(tum) ya da Atrebates olarak okumak mümkün.

    Reading Üniversite’nden Mike Fulford, geçmişi 2000 yıl öncesine ait bir eşyanın parçalarının yüzyıldan uzun iki farklı zamanda ortaya çıkarılmış olmasının nadir bir olay olduğunu, Birleşik Krallıkta belki de ilk kez karşılaşıldığını belirtti. Fulford’a göre parçaların ait olduğu bina efsanevi Boudica’nın Roma İmparatorluğuna karşı isyanı sırasında yıkılmış olmalı. Boudica, M.S. 61 yılında Romalıların Britanya’daki işgalci güçlerine karşı isyan başlatmış, Norfolk bölgesinde yaşayan İceni kabilesinin kraliçesiydi.

    12.11.2015 archaeology.org Çeviri: Ayşen Yolcu

    by -
    541

    Tokat’ta Roma ve Helenistik döneme ait izlerin bulunması amacıyla Komana Antik Kenti’nde yürütülen çalışmalarda ortaya çıkan bulgular, düzenlenen çalıştayda ele alındı. Kazı heyeti başkanı Prof. Dr. Burcu Erciyas, Komana Antik Kenti’nin ekonomik gelişimine yönelik önemli bulgular elde ettiklerini kaydetti.

    Tokat-Niksar arası Gümenek mevkiinde bulunan Komana Antik Kenti’nde Roma ve Helenistik döneme ait izlerin bulunması amacıyla 2004 yılından bu yana çalışmalar sürüyor. Çalışmalarda 2009 yılına kadar yüzeysel araştırmalar yapılırken daha sonra ise kazı çalışmaları başlatıldı. Başlatılan çalışmalar daha çok antik kentin ortasında bulunan ve Hamamtepe olarak adlandırılan alanda yoğunlaştırıldı. Yapılan çalışmalarda çok önemli bulgulara ulaşıldı. Uluşalan bulgular ve son çalışmalar hakkında çalıştay düzenlendi. Çalıştaya Vali Cevdet Can, Belediye Başkanı Eyüp Eroğlu, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Yerleşim Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Burcu Erciyas ile birlikte çalışmada yer alan görevliler ve protokol üyeleri katıldı.

    18 asırlık kitabe, Tokat'ın spor tarihine ışık tutacak

    ‘ÖNEMLİ BULGULAR ELDE ETTİK’
    Çalıştayda konuşan kazı heyeti başkanı Prof. Dr. Burcu Erciyas, Komana antik kentinin Helenistik döneminden bu yana varlığının sürdüğünü söyleyerek, “Çok farklı dönemlere ait kalıntılarımız var. Daha önceki konuşmalarda bahsedildi. Şu anda M.Ö. 2’nci ve 3’üncü yüzyıla kadar kazılarda elde ettiğimiz bulgularımız var. Helenistik, Roma dönemi ve önemli bir orta Bizans yerleşimi. Üzerinde bir Danişmend yerleşimi. Üzerine Selçuklu ve Osmanlı yerleşimiyle bugünkü Gümenek köyü olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Ürettiğimiz en önemli bilgilerden biri Komana’da çağlar boyu verilere ulaşarak tarihte Tokat’ın yerini ve önemini vurgulamak” dedi.

    Komana Antik Kenti’nin ekonomik gelişimine yönelik önemli bulgular elde ettiklerini kaydeden Prof. Dr. Erciyas, şöyle konuştu: “Tahıllar, pirinç, nohut, arpa, buğday ve çok az kazıda rastlanır çeşitlilikte meyve ve yemiş çeşitleri bugüne kadar elde ettiğimiz veriler. Bu verilerle biz bir yandan Tokat’ın ve Komana’nın geçmiş ekolojik düzenini veya ekolojik durumunu gözlemlerken, bir yandan da ekonomisinde tarımın ne kadar ağırlıkta olduğunu o gün bile görebiliyoruz. Yani Tokat Komana Antik Kenti’nde seramik ve metal üretiminden zirai faaliyetlere her türlü ekonomik faaliyetin süre gelmekte olduğunu ve bugünkü Tokat’ımıza bunları nasıl yansıtabileceğimizi de konuşacağımızı umuyorum. Yine Komana’da sağlık ve beslenmeye dair verileri toplayarak nüfus ve yaşam koşullarını, tarihsel gelişimini ortaya koymak da hedeflerimiz arasında. Bu kapsamda araştırmalarımız devam ediyor. Nüfusların geçirmiş oldukları hastalıklar, dişlerinin durumundan beslenme şekilleri. Yine Komana’da bulduğumuz ithal ürünler ışığında Tokat Komana’nın çağlar boyu ticari ilişkilerini aydınlatmak çalışmamızın kapsamında yer alıyor.”

    KOMANA ANTİK KENTİ
    Kaynaklarda, Mitridat Krallığı’nın yönetiminde önemli bir kültür merkezi olan ve Roma İmparatorluğu döneminde de özerkliğini koruyan Komana Antik Kenti’nin, ‘Anadolu tanrısı Ma’ya adanmış kutsal alan olduğu belirtiliyor. Aynı zamanda çevre bölgeler için ticaret merkezi görevi gördüğü ifade edilen bölgenin, o dönemde kutsal alanda düzenlenen festivaller, zengin pazar yeri ve kenti çevreleyen verimli arazisiyle Anadolu’nun her tarafından ziyaretçi aldığı kaydediliyor. ODTÜ ve TÜBİTAK tarafından da desteklenen, ‘Komana Pontika Arkeolojik Araştırma Projesi’, Orta Karadeniz Bölgesi’nin klasik çağ kenti Komana’nın konumunu belirlemek ve kentsel dokusunu anlamak amacıyla 2004 yılında başlatılmıştı.

    13.11.2015 haberler.com

    by -
    709

    Ankara’nın Nallıhan ilçesine bağlı Çayırhan Mahallesi’nde, Juliopolis Antik Kenti’ndeki kazılar sürüyor. 

    Nallıhan Belediye Başkan Yardımcısı Ömer Bayrak, Çayırhan Mahallesi muhtarı Bilal Şerbetçi ile kazıların sürdürüldüğü Çayırhan Gülşehri bölgesinde incelemelerde bulundu ve kazı ekibinden bilgi aldı. Bayrak, burada yaptığı açıklamada, kazıların Anadolu Medeniyetleri Müzesi denetiminde ve Nallıhan Belediyesinin desteğiyle sürdürüldüğünü söyledi.

    Kazılarda önemli bulgulara ulaşıldığını anlatan Bayrak, “Kazılarda bugüne kadar binin üzerinde antik ve tarihi esere rastlanırken, 6 değişik tipte 520 dolayında mezara ulaşıldı” dedi.

    Çayırhan’ın arkeolojik açıdan önemini vurgulayan Bayrak, şunları kaydetti: “Sürdürülen kazılarda ortaya çıkarılan ve büyük çoğunluğu Sarıyar Baraj gölü altında kalan Juliopolis Antik Kenti’nin savunma duvarları ortaya çıkarıldı. 6 değişik tipte Lahit mezarlar, oda mezarlar, sanduka mezarlar, toprak mezarlar, kromosyon kırma çatı mezarlar ve normal mezarlara rastlandı. Oda mezarlarda (klineli mezarlar) içinde bölmeler bulunuyor ve her bölmede ayrı ayrı mezarların olduğu ortaya çıktı. Bu mezarlarda da çok sayıda antik eser ele geçirildi. Julioplis Nekropolü kazıları, arkeoloji ve eskiçağ tarihine yepyeni bilgiler kazandırdığı gibi, Nallıhan-Çayırhan’da kültür turizmini de son 5 yıl içinde hayli hareketlendirmiştir. Geçen sürelerdeki yapılan kazılarda ele geçen binlerce kültür varlığının bir bölümü, Anadolu Medeniyetleri Müzesine ait alt salonda ve Ankara bölümünde dört ayrı vitrinde sergilenerek ulusal ve uluslararası ziyaretçilerin beğenisine sunulmuştur.”

    13.11.2015 Radikal

      by -
      682

      Kıbrıs’ta türünün en eski örneği olan 2300 yıllık tiyatro gün yüzüne çıkarıldı.

      Sidney Üniversitesi arkeoloji ekibi tarafından yapılan araştırmalarda MÖ. 300 yılına tarihlenen bir tiyatro yapısı keşfedildi. Kıbrıs Eski Eserler Bakanlığı Cuma günü yaptığı açıklamada tiyatronun, adada türünün en eski örneği olduğunu açıkladı.

      GÖSTERİ VE PERFORMANS ALANI
      Arkeofili’de yayınlanan habere göre yapılan açıklamada; bu tiyatronun MÖ. 300 ile MS. 365 yılları arasında 665 yıl kadar gösteri ve performans mekanı olarak kullanıldığı ve büyük bir deprem ile yapının kullanımının sonlandığı belirtildi. Ayrıca araştırmacılar son çalışmalarda MS. 2. yüzyıla ait bir nymphaion (Çeşme yapısı ) dahil olmak üzere çevredeki diğer yapılar ile beraber tiyatroyu değerlendirmeye çalışıyorlar.

      Kıbrıs’ın güneybatısında bulunan Nea Paphos Helenistik – Roma yerleşmesindeki tiyatro yapısı kazıları Sidney Üniversitesi Arkeoloji bölümü tarafından yürütülmekte. Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan antik kentte iki yıldır çalışmalar yapılmakta. Eylül ayında ise ekip tarafından tiyatro bölgesinde jeo haritalama çalışmaları yapıldı. Ekip hemen tiyatronun güneyinde ise tiyatroya ulaşan yol olduğunu düşündükleri 8.4 metrelik bir roma yolunu da ortaya çıkardı. Ayrıca ortaya çıkarılan yolun yönü düşünüldüğünde tipik Helenistik ızgara planın şehirde uygulanmadığı da ortaya çıktı. Ayrıca tiyatro çevresinde bugüne kadar 30’un üzerinde granit sütun bulundu. Granit sütunların Türkiye’deki Troas (Çanakkale) bölgesinden getirildiği anlaşıldı ve bu sayede Roma ticareti hakkında da bir fikir edinildi.Troas granitleri Akdeniz coğrafyasında oldukça yoğun bir şekilde kullanılmaktaydı. Nea Paphos mimarisinde de bu granitin kullanımı şaşırtıcı karşılanmıyor.

      12.11.2015 Sözcü

      by -
      1056

      Türkiye’de geçen yıl yürütülen 518 arkeolojik kazı ve araştırmada yaklaşık 7 bin tarihi eser günyüzüne çıkarıldı.

       Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu toprakları halen önemli bir tarihi zenginliği barındırıyor.

      Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı akademisyenin başkanlığında, bakanlığın izniyle gerçekleştirilen kazılarda, binlerce eser ortaya çıkarılıyor. Geçen yıl da 518 arkeolojik kazı ve araştırmada yaklaşık 7 bin tarihi eser günyüzüne çıkarıldı.

      Bu yılki kazılarda ortaya çıkarılan eserlerden en önemlilerinden biri olarak gösterilen Mersin’in Silifke ilçesindeki Olba antik kentindeki 16 levha halindeki mozaik Silifke Müze Müdürlüğünde koruma altına alındı.

      Mozaikler üzerinde geometrik bezemeler arasında birer kadın ve ortada bir erkek olmak üzere toplam üç portre, kanatlı ve pelerinli melek tasviri bulunuyor. İlk belirlemelere göre MS. 24’nci yüzyıl sonları ile 3’üncü yüzyılın ilk yarısı arasındaki döneme tarihlenen mozaiğe yönelik restorasyon ve konservasyon çalışmalarına devam ediyor.

      Antalya’nın Serik ilçesindeki Aspendos antik kentinde ise Roma bazilikasında Apollon’a ait olduğu tahmin edilen, 123 x 68 santimetre ölçülerinde mermer bir heykel ortaya çıkarıldı.

      Yunan mitolojisinde müziğin, güzel sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısı, kehanet yapan, bilici tanrı Apollon’a ait olan ve büyük olasılıkla MS 2’nci ve 3’üncü yüzyıllara tarihlenen heykelin, bilimsel çalışmaların tamamlanmasının ardından Antalya Müzesi Müdürlüğünde sergilenmesi öngörülüyor.

      12.11.2015 TRT Türk

      by -
      899

      İzmir’in Dikili İlçesi’nde eski kaynaklarda bahsedilen Bademli Mahallesi’ndeki Kane Antik Kenti’ninin de yer aldığı kayıp ada, jeoarkeologlar tarafından bulundu.

      Dikili’nin Bademli Köyü yakınlarında yürütülen yüzey araştırmalarında, jeoarkeologların yeraltı katmanlarından alınan örnekleri incelemesiyle buradaki yarımadalardan birinin antik dönemde aslında bir ada olduğu ve kara ile arasındaki boğazın alüvyonlarla zamanla dolduğu anlaşıldı. Böylece antik yazarların sözünü ettiği ve üzerinde Kane antik kentinin bulunduğu üçüncü Arginus adasının bu yarımada olduğu anlaşıldı.

      Dikili’nin Karadağ Yarımadası kıyılarındaki limanların araştırılmasını da kapsayan geniş kapsamlı bir araştırma projesi ile yarımadadaki limanların birbirleriyle olan bağlantısı incelendi. Çalışmalar Alman arkeoloji Enstitüsü başkanlığında ve Köln Üniversitesi’nden jeoarkeologların yürüttüğü bir proje kapsamında gerçekleşti. Araştırma projesinde, İzmir, Karlsruhe, Manisa, Münih, Kiel, Köln, Rostock ve Southampton üniversitelerinden arkeologlar, eskiçağ tarihçileri, coğrafyacılar, topoğraflar ve jeofizik uzmanları görev aldı. Yürütülen çalışmalar sonrası Kane antik kentindeki limanların niteliği ortaya çıkarıldı. Ayrıca bahsedilen üçüncü adanın yeri tespit edildi.

      OLYMPUS DIGITAL CAMERA

      BOĞAZ DOLARAK YARIMADA OLMUŞ
      Bademli köyünde bulunan yarımadanın toprak yüzeyinde görülen mimari kalıntılar ve seramik buluntulara dayanarak Kane antik kentinin burada yer aldığını saptadıklarını anlatan arkeolog Prof. Dr. Felix Pirson; “Ancak buradaki adaların Arginus Adaları olup olmadığı hususu araştırmalarımız başlayana kadar tartışma konusuydu. Alman Arkeoloji Enstitüsü başkanlığında Köln Üniversitesi’nden jeoarkeologların yürüttüğü bir proje kapsamında, alınan karot sondajlarla antik Kane kentinin zamanında aslında bir adanın üzerinde yer aldığı anlaşıldı. Bu ada ile kara arasındaki boğaz dolarak bugün bu yarımadayı oluşturmuş. Karot sondajlarla yer katmanlarından alınan jeolojik numunelerin değerlendirilmesi sonucunda bu ada ile kara arasındaki boğazın nasıl karaya dönüştüğüne dair daha net bilgilere ulaşılabilecek” dedi.

      LİMANLARIN ARASINDA ARA DURAK
      Bu proje çerçevesinde Karadağ Yarımadası’nda bulunan limanların birbirleriyle olan bağlantısını araştırdıklarını açıklayan Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Dr. Güler Ateş ise araştırmalar sonucunda bahsedilen üçüncü adanın yerini tespit ettiklerini belirtti. Kane antik kentindeki limanların niteliğini ortaya çıkardıklarını söyleyen Ateş, “Burasının kuzeyde Midilli (Lesbos) ve Edremit (Adramytteion), güneyde ise Pergamon antik kentinin ana limanı olan Elaia (Zeytindağ) arasındaki rotalar gibi önemli güzergahlar üzerinde bir ara durak görevi gördüğü anlaşılmıştır” dedi.

      ZAFER KAZANAN KOMUTANLAR İDAM EDİLDİ
      İzmir’in Dikili İlçesi’ne bağlı Karadağ Yarımadası’nda bulunan Bademli köyünde, yarımadaya ismini veren antik Kane antik kenti M.Ö.191/190 yılında, Romalıların III. Antiochos’a karşı verdikleri savaşta donanmalarının kışı geçirmesi için seçtikleri liman olarak biliniyor. M.Ö. 406 yılında ise kentin hemen güneybatısında yapılan ünlü Arginus Deniz Savaşları, Atinalılar ile Spartalılar arasında yaşandı. Savaşta Atinalılar Spartalılara karşı büyük bir zafer kazanmış olsalar da, komutanları batan gemilerindeki yaralı askerlerine yardım etmedikleri ve ölülerini gömmedikleri için, memleketlerine döndükten sonra yargılandı, ardından da idam cezasına çarptırıldı.

      11.11.2015 Milliyet

      by -
      533

      Anavarza Antik Kenti’nde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü denetiminde, Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Arkeoloji Bölümü, Adana Arkeoloji Müzesi, Adana Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü iş birliğinde kazı çalışmaları yapılıyor.

      Kazı ekibinin başkanlığını da yapan ÇÜ Fen Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Fatih Gülşen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 30’u köylülerden oluşan 40 kişilik kazı ekibiyle çalışmaları sürdürdüklerini söyledi.

      Uzun yıllardır devam eden çalışmalarda çok önemli verilere ulaştıklarını belirten Gülşen, Roma İmparatorluğu dönemine ait 2 bin yıllık anıtsal giriş kapısı olan zafer takının üç kemerli ve 22,5 metre genişliğinde, 10,5 metre yüksekliğinde olduğunu ve dünyanın planlanmış ilk ana caddesinin buradan geçtiğinin kazılarla belirlendiğini anımsattı.

      Gülşen, kazılar sürdükçe yeni bulgulara ulaştıklarını belirterek, köylüler ve arkeologlar tarafından kazı bölgesinin çevresindeki sazlık alanda yapılan temizlik çalışmaları sırasında yeni surlar bulunduğunu anlattı.

      “Yaklaşık 4,5 kilometre uzunluğundaki surların bölgede Arapların hüküm sürdüğü milattan sonra 8-9. yüzyıla ait olduğunu” kaydeden Gülşen, “30 metre genişliğindeki sur duvarları üzerinde 2 kapı var. İkisi de batı kapısı olarak adlandırılıyor. Kapıdan geçilip, ana caddeye ulaşılıyor. Kapıdan, kuzey güney istikametli ana caddeyi doğu batı doğrultusunda kesen yol geçiyor. Bu yolda da sütunlar bulunuyor” dedi.

      Sazlıkların temizlenmesiyle ortaya çıkan alanda tekrar sazlık oluşmaması için ilaçlama yapılacağını ifade eden Gülşen, kazı ve restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından Anavarza Antik Kenti’nin Türkiye’nin turizmine katkı sunacağını sözlerine ekledi.

      Anavarza Antik Kenti
      Kozan ilçesi Dilekkaya Mahallesi’nde bulunan, tarihçesi M.Ö. 19 yılında Roma İmparatorluğu dönemine dayanan ve imparatorluğun Doğu Akdeniz’deki en önemli ordugah merkezleri arasında yer alan antik kent, Anadolu’nun bilinen en büyük antik kenti Efes’ten daha büyük yerleşkeye sahip. Anavarza kapladığı alan ve diğer özellikleriyle dünyanın en büyük antik kentleri arasında gösteriliyor.

      Kale, zafer kapısı, amfi tiyatro, tapınak, hamam, kral mezarları, su kemerleri ve stadyum barındıran antik kentte sırasıyla Roma, Sasani ve Osmanlı medeniyetleri hüküm sürmüş.  4. yüzyılda nüfusu 100 bine kadar çıkmış bir şehir olan Anavarza’da bulunan, anıtsal kapıdan başlayan 34 metre genişliğinde 2 bin 700 metre uzunluğundaki çift şeritli sütunlu yol, bugüne kadar açığa çıkarılan antik dünyanın ilk ve en büyük ana caddesi olma özelliği taşıyor.

      11.11.2015 Haber 7

      by -
      768

      İstanbul’da Marmaray ve metro kazıları sırasında bulunan, farklı dönemlere ait koyundan file kadar 57 farklı türdeki hayvan fosili, Türkiye’nin tek Osteoarkeoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde sergileniyor.

      Türkiye’nin tek Osteoarkeoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde sergilenen çeşitli dönemlere ait hayvan fosilleri, dönemin sosyal ve kültürel yaşamına yönelik araştırmalara da ışık tutuyor.

      İstanbul Üniversitesi (İÜ) Osteoarkeoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Vedat Onar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul Marmaray ve metro kazıları sırasında bulunan 57 türdeki hayvan kemiğinin sergilendiği merkezin, arkeolojik hayvan kemiklerinin incelendiği önemli bir kurum olduğunu, büyüyerek hizmet vermeye devam ettiğini söyledi. İstanbul’un tarihini değiştiren kazılar sırasında çok önemli bulgulara ulaşıldığını anlatan Onar, elde ettikleri bulguların bilim dünyası açısından önem taşıdığını, yurt dışından çok sayıda bilim insanının yanı sıra çok sayıda öğrenci kafilesini merkezde ağırladıklarını dile getirdi.

      marmaray-kazilarinda-bulunan-binlerce-hayvan-kemigi-inceleniyor

      Onar, kazılarda Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait kemikler bulduklarını aktararak, “O günkü yazılı kaynaklarda geçenleri, artık görsel olarak görebiliyoruz. Yazılı kayıtlarla, bulduğumuz örnekler birebir aynı. Binlerce hayvan kemiğini inceliyoruz. Bu alan içinde 57 tür keşfettik. 60 binin üzerinde, yaklaşık 12 kamyon kemik incelendi. Kemiklerden yola çıkarak o günkü sosyal yaşam, insan hayvan ilişkisi, beslenme alışkanlıkları ve dönemin kültürel yapısını anlamaya yönelik bilgiler ortaya koymaya çalışıyoruz” diye konuştu.

      “Neolitik döneme kadar gittik”
      Kemiklerin incelenmesinin devam ettiğine dikkati çeken Prof. Dr. Onar, “Kemikleri tek tek inceledik. Bir kemiğin ne anlattığını, ne ifade ettiğini anlamamız gerekiyor. Yenikapı ve Marmaray kazıları asrın projesidir. Malzemeler 58 bin metrekarelik alandan çıktı. İstanbul’un kuruluşunda 4 bin yıllık geçmişinden bahsedilirken, daha geriye gittiğini görebiliyoruz” diye konuştu.

      marmaray-kazilarinda-bulunan-binlerce-hayvan-kemigi-inceleniyor-1

      Kazılarda milattan önce 6 bin-6500 yıllarına ait kalıntılara ulaştıklarını ifade eden Onar, şunları söyledi: “Sonuçlarını yeni alabildiğimiz bir malzememiz daha var ki bu Avrupa bizonunun o günkü İstanbul sınırları içerisine uzandığını gösteren kalıntılarda elde edilmiş olgu. Kazı çalışması derinleştikçe 8 bin-8 bin 500 yıl geriye, Neolitik döneme kadar gittik. Marmara Denizi’nin göl aşamasından çıktığı bu döneme ait insan iskeletleri ve yaşam kalıntıları bulundu. İstanbul’un tarihini değiştirebilecek bulgulara ulaşıldı.”

      Hayvan fosillerine özellikle 3. ve 14. yüzyıla ait olan tabakalarda yoğun şekilde rastladıklarını, kemiklerin yoğun olarak Bizans dönemine ait olduğunu vurgulayan Onar, Bizans’ın Marmara Denizi’ndeki Theodosius Limanı olan kazı alanının zengin veriler sunduğunu anlattı.

      “Ayı da var fil de”
      Onar, 57 tür içerisinde tüketim artığı koyun, keçi, deve, sığır gibi kesilmiş hayvanların kalıntılarını teşhis ettiklerini, yine o döneme ait kemiklerden sap ve alet yapıldığını, dekoratif amaçlı kullanılmış kemikler bulduklarını söyledi.

      İşlenmiş kemiklerden çeşitli bilgiler elde ettiklerine dikkati çeken Onar, şöyle devam etti: “Koyunların tarak kemiğini kullanmışlar. Tarak kemiği aynı zamanda tekstil amaçlı kullanılmış, ‘bobin ve bız’ dediğimiz alet haline getirilmiş. Theodosius Limanı’nın çevresinde tekstil işliklerinin olduğunu görüyoruz. Muhtemelen buralarda kullanılmış bu aletler. En yoğun kemikler, at kemikleriydi. Atların, bu alana iki şekilde atıldığını gördük, ölü olarak, bir de kesilmiş olarak. Kesilmiş kemiklerin üzerinde kasaplık izlerini rahatlıkla görebiliyorsunuz. Tek hörgüçlü develere rastladık. Balık türleri de çok zengin. Deniz kaplumbağasında Caretta türlerine rastladık. Bunlar muhtemelen Theodosius Limanı çevresindeki yaşam zincirinden ziyade alandaki ticari gemilerin Akdeniz’e ticareti sonucunda getirilmiş olan kaplumbağalardı. Ayılar da vardı. Ayı oynatıcılığının yapıldığını gösteren bulgular mevcut.”

      Kemiklere ilişkin detaylı bilgiler veren Onar, sözlerini şöyle tamamladı: “Alanımızda 4 boynuzlu bir koyun kalıntısı vardı ki bunun orijinali Suriye taraflarıdır. Bu kemik, limanın ticari yolunu göstermesi açısından önemli bir vesika. Yine ceylan kalıntısı çıktı enteresan bir şekilde. Bir de maymun kafatası bulduk. Pet hayvanı olarak kedi, köpek çok fazlaydı. Evcil ördekten tutun yaban ördeğine, tavuktan tutun akbabaya geniş bir yelpazede kuş türlerine rastladık. Kazılarda iki fil kalıntısını bile bulduk.”

      05.11.2015 TRT Türk

        by -
        607

        İtalya’nın Toskana bölgesinde Roma Dönemi’ne ait taban mozaikleri bulundu. Bulunan taban mozaikleri Roma Dönemi’ne ait konutların tasarımları hakkında da bilgi veriyor.

        1983 yılında çiçek ekmek için toprağı kazan bir grup işçi tesadüfen geçmişi MÖ IV. yy’a giden ismi bir zemin döşemesine kazınmış, Romalı soylu bir aileye mahsup seçkin ve önde gelen politikacılardan senatör ve aynı zamanda Pagan rahibi Vettius Agorius Praetextatus’un villasının parçalarına rastladı.

        Özel mülk olması sebebiyle arkeologların bölgede kapsamlı kazı yapmaları yıllarını almış olsada, 2013 yılına gelindiğinde üzerine yaban domuzu avı betimlenmiş M.Ö. IV.yy’a ait bir mozaik ortaya çıkarıldı.

        toscanada-roma-donemi-mozaigi-bulundu
        Discovery News’e konuşan yetkililer Praetextatus’un evini süsleyen birbirine bağlı toplam 300 m2’den büyük iki mozaik bulunduğunu, ortaya çıkarılan ile birlikte bu iki mozaiğin tamamen farklı dönemlerde döşendiğini söyledi. M.Ö. V. yy’dan kalma olduğuna inandıkları mozaiğin geometrik şekiller, şarap ve çiçeği andıran motiflerle süslenmiş olduğunun altını çizen yetkililer, M.Ö. IV.yy’a ait mozaiğin ise hayvan, çiçek ve insan büstleri ile süslendiğini belirtti. Yetkilier aynı zamanda bu mozaiklerin sadece eski Roma Dönemi iç mimarisi hakkında ipuçları vermekle kalmayıp o döneme ait konutların tasarımları hakkında da bilgi verdiklerini ilave etti. 

        Kazı lideri Federico Cantini, ‘Praetextatus vaktini çalışmaktan ziyade villasında geçirmiş olmalı çünkü dönemin devlet adamlarından ve önemli hatiplerinden Quintus Aurelius Symmachus mektuplarında Praetextatus’un Roma’da politikayla uğraşmaktan ziyade Etruria’daki konutunda ot içmeyi tercih ettiiğinden yakınıyor’’ dedi.

        Diğer mozaik özel mülk ve endüstri alanı içerisinde kaldığı için ne yazık ki daha uzun yıllar gün ışığına çıkartılamayacak.

        08.10.2015 cms.mentalfloss.com Çeviri: Ayşen Yolcu

        by -
        662

        Osmaniye’de kaçak kazı ihbarı sonrası düzenlenen operasyonda Roma Dönemi’ne ait olduğu düşünülen taban mozaikleri bulundu. Mozaikler, polis ve jandarmanın ortak operasyonuyla kaçakçıların elinden kurtarıldı.

        İHBARI ALAN EKİPLER HAREKETE GEÇTİ
        Merkeze bağlı Kayalı köyü Çatalmazı mevkiinde kaçak kazı yapıldığı ihbarını alan güvenlik güçleri, operasyon için harekete geçti. Adana ve Osmaniye Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, jandarma ile ortak operasyon düzenledi. Bölgede 5 ayrı noktada kaçak kazı yapılarak Roma Dönemi’ne ait olduğu düşünülen taban mozaikleri bulundu.

        osmaniyede-kacak-kazi-roma-donemine-ait-taban-mozaiklerini-ortaya-cikardi-1

        ZARAR GÖRMEDİ
        Osmaniye Müze Müdürlüğü uzmanları tarafından yapılan incelemede, 1’inci derece SİT alanı olan bölgedeki M.S. 4 ve 5’inci yüzyıllara ait olduğu değerlendirilen mozaiklerle, arkeolojik eserlerin zarar görmediği belirlendi.

        Jandarma ekiplerinin gözetiminde taban mozaiklerinin üzerileri toprak ile örtüldü. Ekipler, kaçak kazıyı kimlerin yaptığını araştırmaya başladı. Bölgede kısa süre içinde kurtarma kazısı ve araştırma çalışmalarına başlanacağı, ortaya çıkarılacak mozaiklerin de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın denetiminde değerlendirileceği açıklandı.

        07.11.2015 haberler.com