Cumartesi, Haziran 24, 2017
Etiketler Posts tagged with "Şelçuklu Dönemi"

Şelçuklu Dönemi

by -
228

Sivas Vakıflar Bölge Müdürü Cemal Karaca, tarihi Gök Medrese’deki Selçuklu çinilerinin ‘restorasyon’ adı altında önce asitle kazınıp, daha sonra maviye boyanması ile ilgili çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

sivas-vakiflar-bolge-muduru-gok-medresesi-ile-ilgili-aciklama-yapti

Anadolu Selçuklu Sultanı 4’üncü Kılıçarslan’ın oğlu 3’üncü Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Sahip Ata Ali Hüseyin tarafından 1271 yılında yaptırılan tarihi Gök Medrese’nin minarelerinde ve minare kaidesinde yer alan mozaik tekniğiyle dekore edilmiş geometrik motifli Selçuklu çinilerinin asitle temizlenerek yok edildiği ve ardından maviye boyandığı yönündeki basına yansıyan haberlerle ilgili Vakıflar Bölge Müdürü Cemal Karaca açıklama yaptı. Restorasyonu devam eden Gök Medrese şantiye alanında açıklamalarda bulunan Karaca, “Çini kaybı olan yerlerde özellikle uluslararası restorasyon teknikleri çerçevesinde, hangi dönem olursa olsun dolgu tekniği ile doldurulmuş, renklendirilmiştir. İnternet ve televizyonlara düşen haber burayla ilgili. Yapımından önce üzerinde çini falan yok. Sadece aralarda çini görüntüleri var. Bu kaybolmasın diye, bunun üzerine dolgu tekniği uygulanmıştır. Minarelerde bulunan çinilerin belli noktaları ele alınıp, yeni bir revize proje ile bunlar tamamlanabilir. Burada iklim koşulları nedeniyle deformasyon 10 yıl sonra ortaya çıkmış. Biz bütün buralarla ilgili çalışmaları orijinal noktalarda bulunan çinileri tespit ederek inşallah 2017 yılının Kasım ayında tamamlamış olacağız” dedi.

sivas-vakiflar-bolge-muduru-gok-medresesi-ile-ilgili-aciklama-yapti-1

‘Kaynağa Dayanmadan Yapılan Bir İftiradır’
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde görevli inşaat mühendisi ve Gök Medrese restorasyonunun kontrolörlüğünü yapan Şafak Cengiz ise şunları söyledi: “Olmayan bir yüzeyde temizlik yapıp da yerine renklendirme yapmış olamayız. Zaten çini kayıpları olan bir yer. Vakıflar Bölge Müdürlüğümüzün arşivinden aldığımız daha önceki fotoğraflarda da ne şerefe altında ne de madalyon diye nitelendirdiğimiz minare kaidelerinin başlangıcında, şu anda basına fotoğrafları yansıyan yerlerde hiçbir çini görünmüyor. 2016 yılı onarımından önce de buradaki sıva tabakaları kaldırıldı. Ufak çini kalıntıları yerinde korundu. Boş olan alanlarda geri dönüşümlü malzeme ile uzman restoratörler tarafından özgün desenine uygun olarak renklendirilerek günümüze kadar getirildi. Bu bir restorasyon tekniğidir. Uluslararası arenada da kabul görmüş bir restorasyon tekniğidir. Sivas’ın iklim şartlarında zaman içinde aşınmalar meydana geldi. Son yapılan çalışma da da eserin şu an renklendirilmiş ve korunmuş olan özgün çinilerinin envanter çalışması yapılıyor. Bu envanter çalışması bittikten sonra Koruma Kurulu’na sunulacak, kurulun onayı alındıktan sonra çini uygulamasına başlanacak. Asitle uygulama gibi bir şeyin yapılması imkansızdır. Böyle bir şey yapılmamıştır. Tamamen yüzeysel bilgi ile kaynağa dayanmadan yapılan bir iftiradır.”

24.05.2017 Hürriyet

by -
177

Konya’da Mevlana Müzesi bahçesinde yapılması planlanan ek bina için yapılan kazı çalışmaları sırasında Selçuklu dönemine ait yüzlerce mezar gün yüzüne çıktı.

konyada-hafriyat-calismalari-sirasinda-yuzlerce-mezar-bulundu-2

Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından Mevlana Müzesi bahçesinde ek bina yapımı için 14 Nisan 2017’de çalışma başlatıldı. Kepçelerin de kullanıldığı kazı çalışmalarında çok sayıda insan iskeleti ve kemik bulundu. Buna rağmen kazı çalışmalarına ara verilmeden devam edildi. Kemiklerin poşetlere alınarak korumaya alındığı belirtildi. Kazı alanının bulunduğu bölgede katmanlı olarak 500 mezarın bulunduğu tahmin ediliyor.

konyada-hafriyat-calismalari-sirasinda-yuzlerce-mezar-bulundu-1

‘600 Yıllık Mezarlar’
İsminin açıklanmasını istemeyen bir yetkili mezarların geçmişinin 600 seneye dayandığını belirterek yapılan çalışmanın baştan itibaren bir hata olduğunu söyledi. Yetkili “Burası Mevlana hazretlerine Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat tarafından armağan edilen bir bahçe. Burada mezarların olduğu zaten biliniyordu. Bunların tamamı Müslüman mezarlığıdır. Burada kabirleri bulunan zatların içinde dönemin âlimleri, evliyaları, ilim adamları, Mevlana ailesine hizmet etmiş kişilerin yanı sıra semazenlerin olduğu biliniyor” dedi.

‘Kapatılması Gerekirdi’
Belediyenin herhangi bir arkeolojik çalışma yapmadan kazı çalışmasına da başladığını dile getiren yetkili “Hadi bu yanlışı yaptın, konunun vahametini öğrendikten sonra bu çalışmanın hemen durdurularak buranın üzerinin kapatılması gerekirdi. Tamamen halisane bir düşünce ile yola çıkmış olan belediye yetkilileri büyük bir günaha imza atıyor. Belediyeye başka yerler gösterilmesine rağmen burada ısrar edildi” şeklinde konuştu.

Konya Büyükşehir Belediyesi’nin konuya ilişkin açıklamasında ise “Yeni müze binası yapım çalışmaları kapsamında müze müdürlüğü gözetiminde devam eden kazı çalışmalarında mezar yerleri tespit edilmektedir. Tespit edilen mezarlar krokiye işlenip Müzeler Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumlara sunulacak, alınacak karar çerçevesinde çalışmalar devam edecektir” denildi.

konyada-hafriyat-calismalari-sirasinda-yuzlerce-mezar-bulundu

Bakanlık Şikayetleri Dikkate Aldı
Öte yandan kazıyla ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı’na çok sayıda şikayet maili gittiği, bakanlığın da şikayetleri dikkate alarak gerekli değerlendirmeleri yapacağı öğrenildi. Konya’ya gelen Kültür ve Turizm Bakan Yardımcı Hüseyin Yayman da Mevlana’nın türbesini ziyaret ettikten sonra alanda incelemede bulundu.

Anadolu’nun Temelini Atan İnsanlara Neden Saygısızlık Yapılıyor?
Selçuk Üniversitesi Tarih Bölüm Öğretim Üyesi Doç. Dr. M. Ali Hacıgökmen: Bölgedeki ilk defin 1231 yılında yapıldı. İlk defnedilen Mevlana’nın babasıydı. Ardından 1273’te Mevlana defnedildi. Mevlevilik tarikata dönüştükten sonra Mevlevi tarikatı mensupları yıllarca buraya defnedildiler.

Büyük Facia
Selçuk Üniversitesi Tarih Bölüm, Ortaçağ Tarihi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Demirci: “Konya, son yıllarda Anadolu’da, tarihin en çok yağmalandığı şehir haline dönüştü. Bu mezarlara ve geçmişimize sahip çıkılmaması büyük bir faciadır.”

28.04.2017 Haber Türk

by -
213

Antalya’nın Kemer ilçesindeki Selçuklu dönemine ait 786 yıllık Av Köşkü’nün horasan harcı ile yapılmış duvarları, onarım ihalesini kazanan firma tarafından tahrip edildi.

kemerdeki-selcuklu-av-kosku-duvarlarini-restorasyon-firmasi-tahrip-etti

Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürü Cemil Karabayram, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kemer ilçesindeki Selçuklu Av Köşkü’nün restorasyon ihalesini alan firmanın gerekli şartlara uymadığı gerekçesiyle çalışmalarının durdurulduğunu hatırlattı.

Av köşkünden alınan harç örneklerinden, yapıda 1925-1930 yıllarında bir uygulama yapıldığını tespit ettiklerini belirten Karabayram, Cumhuriyet döneminde av köşkünde bazı onarımların yapıldığını belirlediklerini ifade etti.

Karabayram, av köşkü ile ilgili bilim heyeti kurulduğunu anlatarak, şöyle konuştu: “Restorasyon çalışmalarına devam edilecek. Bilim heyeti kuruldu. Heyetin görüşleri doğrultusunda projeler tekrar çizilecek. Bölgenin deprem bölgesi olması nedeniyle yapıldığı tarihi içeren daha sağlam ve kalıcı restorasyon ve harç yöntemleriyle turizme kazandırılacak. Bu kapsamda yapının yağmura ve iklimsel koşullara terk edilmemesi için Antalya Valisi Münir Karaloğlu başkanlığında ve Valiliğin sağlamış olduğu ödeneklerle köşk, gelecek nesillere aktarılacak. Köşk, bölgeye ve turizme kazandırılması için sergi amaçlı toplantılar ve çeşitli faaliyetlerin yürütüleceği sosyal bir merkez haline getirilecek. Yapılan çalışmalar tekrar gözden geçirildi. Tescilli taşınmaz kültür varlıkları kapsamında gerekli tedbirler alınacak.”

Anadolu’da bilinen 3 av köşkünden biri olan yapının 1230-1248 yılları arasında inşa edildiği tahmin ediliyor.

23.01.2017 haberler.com, Hürriyet Akdeniz Fotoğraf: Arşiv

by -
341

Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde yer alan Selçuklu dönemine ait 881 yıllık Gülük Hamamı restore edilecek.

kayseride-881-yillik-selcuklu-hamami-restore-ediliyor

Melikgazi Belediye tarafından Gülük Mahallesi’nde bulunan tarihi hamam restore edilerek tekrar hayat bulacak. 1135 yılında inşa edilen ve 1210 yılında Danişmentlilerden Yağıbasanoğlu Mahmud’un kızı Atsız Elti Hatun tarafından onarılan tarihi hamama ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başkan Memduh Büyükkılıç, Gülük Hamamı’nın, tarihi ve kültürel miras açısında önemli bir eser olduğunu belirtti. Büyükkılıç, ”İlçemizin en önemli tarihi varlıklarından birisi olan Gülük Hamamı, yaklaşık 881 yıllık geçmişe sahip. Tarihi Selçuklu eseri hamamın kısa sürede aslına uygun restorasyonunu yapıp Melikgazi’mizin ve Kayseri halkımızın hizmetine sunulması ve bu kültürel mirasımızın korunup tekrar ülkemize kaplıca turizm merkezi olarak kazandırmayı hedefliyoruz. Hamamın restorasyon projeleri çizildi, ihale süreci ve akabinde de restorasyon çalışmaları başlayacak. Bu kültürel mirasımız restorasyonu tamamlandığında ilçemize bir doğal mirası daha kazandırmış olacağız” dedi.

24.11.2016 Hürriyet

by -
259

Niğde’de 155 yıllık Rum Ortodoks Kilisesi ile 1223 yılında Selçuklular tarafından yapılan Alaeddin Camisi’nin duvarlarına sprey boya ile yazılan yazılar, tepki çekti.

nigdede-tarihi-yapilara-sprey-boya-ile-yazi-yazildi-3

Niğde kent merkezindeki, kullanılmayan 155 yıllık Rum Ortodoks Kilisesi ile 1223 yılında Selçuklular tarafından yapılan ve halen ibadet edilen Alaeddin Camisi’nin duvarlarına sprey boya ile yazılan yazılar, tepki çekti.

nigdede-tarihi-yapilara-sprey-boya-ile-yazi-yazildi-1

Aşıkların ilan tahtasını andıran duvarlardaki bazı yazılarda da küfür içerikli yazılar yazılması, ‘Tarihe büyük saygısızlık’ olarak değerlendirildi. Çevre sakinleri, Rum Ortodoks Kilisesi ile kimsenin ilgilenmediğini, camide ise ibadet yapılmasına rağmen yazılan yazıların kente yakışmadığını belirterek, gerekli önlemlerin alınmasını istedi. Her tarafı çeşitli bezemeler ve fresklerle süslü olan kilisenin, içinde ve dışında yazı yazılmamış yer bulunmuyor. Uzun yıllar Niğde Belediyesi’nin deposu olarak kullanılan ve daha sonra boşaltılan kilise, Kapadokya turlarının durağı olabilecekken, kötü görüntüsü ile zamana direniyor.

13.11.2016 Posta

by -
296

Sinop’ta yer alan Bizans dönemine Balatlar Kilisesi’ndeki kazı ve restorasyon çalışmaları yedinci yılına girdi.

sinoptaki-balatlar-kilisesinde-kazilar-suruyor-1

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi ve Balatlar Kilisesi Kazı Başkanı Prof. Dr. Gülgün Köroğlu, yaptığı açıklamada, Bizans döneminden kalma Balatlar Kilisesi’ndeki kazı ve restorasyon çalışmalarında bu sezon 20 kişilik ekibin yer aldığını söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle 2010 yılında başlayan çalışmaların bu yıl yedinci yılını doldurduğunu belirten Köroğlu, “Bu sezon 9 Temmuz’da başladığımız çalışmalar Eylül ayı sonuna kadar devam edecek. Yaklaşık 1,5 aydır alandaki Roma hamamının batı bölümlerini kazıyoruz. Hamamın toprak altındaki frigidarium, yani soğukluk denilen bölümü ve M.S. 1.yüzyıla ait merkezi planlı yapı olan bir bölgeyi tamamen ortaya çıkarttık. Ayrıca Sinop kalesi yapıldığı sırada tahrip edilen o bölgede çalışmalarımız sırasında çok sayıda sikke buluntusu ortaya çıktı. Devam eden kazı çalışmaları sırasında toprağın hemen altında Rum döneminde ait olan mezarları açtık. Bir mezarda dört kafatası olduğunu, yanında bulunan diğer bir mezarda ise yine çoklu gömü olduğunu gördük. Şu anda çalışmalarımız devam ediyor ve mezar buluntuları devam ediyor. Bizi en çok Selçuklular döneminden kalan duvarlardan gelen molozlar ve atıklar uğraştırıyor.” dedi.

Kazı alanının istimlaklarla birlikte 13 bin metre kare alanda 20 kişilik ekiple çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Köroğlu, “Bu sezon çalışma alanımızı batıya doğru en az 60 metre kare daha genişlettik ve genişletmeye de devam ediyoruz.” Kazıların yanı sıra kilise bölümünde restorasyon çalışmalarına bu yılda devam ettiklerini belirten Köroğlu şöyle konuştu; 13. yüzyıldan itibaren kilise olarak kullanılan yapıyı bu yıl dıştan onardık ve içine su girmesini engelledik. Kısa sürede kilise içerisinde tahrip olmuş duvar resimlerini bu sezon restore ederek tamamlamayı düşünüyoruz.“

Tahrip edilmiş ve karışık topraktan M.Ö 1.yüzyılda Pontus Krallığı dönemine ait adakçı tasviri ve para bulduklarını da dile getiren Köroğlu, “Bundan sonra kazı çalışmalarımızla evreleri saptayıp, gelecek yıl çalışmalarımızla yapıyı batı tarafına doğru açmaya çalışacağız ve yapının giriş bölümüne ulaşabiliriz. Burada genellikle dükkanlar oluyor. Bunlara ulaşabiliriz. Gelecek yıl yeni kamulaştırılan alanda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Orası bizim için sürpriz bir yer olacak. Onu da yapılacak olan kazılar gösterecek. Alandaki kazılar en az 8-10 yıl daha devam edecek” şeklinde konuştu.

11.09.2016 Vitrinhaber Gazetesi

by -
1538

Bursa’daki İznik Gölü’nün altında yer alan ve M.S. 740 depremiyle sular altına gömülen bin 500 yıllık Aziz Neophytos Bazilikası’nın kazı evi ziyarete açılıyor.

iznik-golundeki-bazilika-su-alti-arkeoloji-muzesi-olacak

Tarihi M.Ö. 4’üncü yüzyıla kadar uzanan, Bithynia, Roma, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarına ev sahipliği yapan İznik’te 2014 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından havadan yapılan fotoğraf çekimleri sırasında, ilçe ile aynı adı taşıyan gölün 20 metre açığında 1.5-2 metre derinlikte bazilika formunda bir kilise kalıntısı ortaya çıkmış, buluş Amerika Arkeoloji Enstitüsü, resmi web sitesinde ‘Dünyadaki En Önemli 10 Arkeolojik Keşfi’ arasına gösterilmişti. Sikke, çini ve mozaiklerin çıktığı alanda değişik mezarların da bulunduğu alanda yer alan Bazilika’nın turizme kazandırılması için uğraşlar devam ederken, merak uyandıran çalışmalarda gelinen nokta halk ile paylaşılacak.

Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin “Bizler bu kazı çalışmalarına 6 ay önce başladık. Kapılar devamlı kapalı olduğu için halkımızda içeriye bakma merakı doğmaktadır.  Biz bu merakı ortadan kaldırma düşüncesi ile bundan sonra her ayın 1. ve 3. cumartesi günü saat 14.00’te halk günü düzenleyeceğiz. Halk gününde kapıları tamamen açıp merak eden vatandaşlara yapılan çalışmalar anlatılacak” dedi.

05.09.2016 dunya.com

by -
939

Amasya’da Fatih Sultan Mehmet ile Şehzade Mustafa’nın da aralarında olduğu Osmanlı şehzadelerinin kaldığı saraylar gün yüzüne çıkıyor.

İstanbul Üniversitesi’nde görevli öğretim üyesi Doç. Dr. E. Emine Dönmez’in başkanlığını yaptığı Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı sistematik arkeolojik kazılarında 8. yıla gelindi. Doç. Dr. E. Emine Dönmez, “Yürüttüğümüz kazılarda Kızlar Sarayı mevkisinde ortaya çıkan buluntularda burada yer alan Osmanlı saraylarına ait izler açığa çıkmaya başlamıştır. Bu da varlığı tarihsel kaynaklardan bilinen söz konusu sarayların ilk kez mimari veriler ve buluntularla kimliğini kanıtlamıştır” dedi.

Bu dönem İstanbul ve Mimar Sinan Üniversitelerinden katılan uzman akademisyenlerle öğrencilerin katkılarıyla süren ve Tekirdağ Müzesi’nden Zeynep Göçer’in de bakanlık temsilciliğini üstlendiği kazıları değerlendiren Doç. Dr. Dönmez, “Harşena Kalesi’nin yukarı kale bölümünde devam etmekte olan kazı çalışmalarında Osmanlı dönemi taş döşemeli sokak ve kalıntılarıyla karakterize olan mimari yapılar saptanmıştır. Anakaya üzerine Roma İmparatorluk Dönemi’nde inşa edildiği anlaşılan bir tapınak ya da sur temeli olduğu düşünülen önemli bir yapının sonraki yerleşimciler tarafından tahrip edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. 2015 çalışmaları sırasında anıtsal bir duvar üzerinde saptanan dört adet altın Memluk sikkesi hem Anadolu hem de Osmanlı arkeolojisine önemli katkılar yapmış, hem de 15. yüzyıla ait mimari kalıntıların doğru saptanmasına yardımcı olmuştur. 2016 dönemi çalışmaları sırasında ele geçen çok sayıda İznik üretimi Haliç işi çini seramiğin yanı sıra Osmanlı dönemine ait altın bir sikke dikkat çekicidir. Bunlara ek olarak metal kemer tokaları ile zırh süsleri ele geçmiştir. Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı sistematik arkeolojik kazıları bugüne kadar açığa çıkan kalıntı ve buluntuları ile Demir Çağı, Danişmend, Selçuklu ve Osmanlı arkeolojisinin yakın geçmişe oranla çok daha iyi algılanmasını sağlamıştır” diye konuştu.

Dönmez, Şehzade Mustafa’nın da aralarında olduğu tahta çıkamayan 5 şehzadenin yanı sıra padişah olan Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed, II. Murad, Fatih Sultan Mehmed ile II. Bayezid’ın Amasya’da valilik yaptığını, Yavuz Sultan Selim’in bu şehirde doğduğunu ayrıca Kanuni Sultan Süleyman’ın da devleti bir kış boyunca Amasya’dan yönettiğine değindi.

25.08.2016 İhlas Haber Ajansı

by -
5040

Anadolu coğrafyası, gerek jeopolitik konumu, gerekse sahip olduğu verimli topraklar sayesinde insanoğlunun her dönemde tercih ettiği bir yerleşim alanı oldu. İnsan, doğası gereği başlattığı inancı çeşitli şekillerde toplu tapınım alanlarında sürdürdü. İşte Anadolu’nun geçirdiği inanç kronolojisinin en önde gelen mabetleri:

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi

1.Göbekli Tepe
Şanlıurfa’da yer alan Göbekli Tepe’yi artık duymayan yoktur. Ününü T biçimli sütunlarıyla, dairesel planlı yontulmuş taşlarıyla kazanan Göbekli Tepe, bilinen dünyanın en eski toplu tapınma alanı. Tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanıyor. İnsanların güncel yaşamlarını sürdürmek için çanak çömlek yapımı ya da tarımsal faaliyetlerinden daha fazlasını keşfetmeden önce, en büyüğünün 16 tondan fazla stilize insan biçimli taşlar inşa etmesi, inancın yaşamdaki önemine dikkat çekiyor. Göbekli Tepe, UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası’na aday gösterildi.

2.Çatalhöyük
Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra ilçesinin kuzeyinde yer alan Çatalhöyük, 9 bin yıllık tarihi ile Neolitik ve Kalkolitik Dönem’de Yakındoğu’ya ait en büyük köy olarak bilinir.  Müthiş buluntuları ve neolitik dönemi aydınlatması nedeniyle oldukça önemli bir yerleşim yeri olan Çatalhöyük, Anadolu’daki en eski ana tanrıça kült merkezi olarak kabul ediliyor. Ayrıca evlerin içinde boğa başları ve boynuzları gibi bazı kabartmalar bulunuyor. Çatalhöyük’te yaşayanların inanç kültürlerine ait bulguları içinde barındıran bu kutsal mekanların duvarlarında boğa başlarının yanı sıra, boğa figürleri, insan ve diğer hayvanlara ait duvar resimleri yer almakta. Çatalhöyük, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-2

3.Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı
Çorum’un Boğazkale İlçesi’ne bağlı Hitit başkenti Hattuşa’ya 2 km mesafede yer alır. Hititlere ait Orta Anadolu’daki tapınakların en güzel örneklerindendir. Burada “Bin tanrılı” Hitit panteonunun belli tanrıları değil, çok sayıda tanrı ve tanrıça kabartması yer almaktadır.  M.Ö. 13. yy’a tarihlenir. A, B ve C olarak adlandırılan üç galeriden oluşur. Uzun koridorlardan oluşan bu galerilerde tanrılara sunumlar bırakmak için küçük nişler yer alır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-3

4.Athena Tapınağı (Assos Antik Kenti)
Çanakkale’nin, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale Köyü’nde bulunan ve Edremit Körfezi ile Midilli’ye hakim bir tepe üzerine kurulu Athena Tapınağı, M.Ö. 525 yılında inşa edildi. Tapınak baş tanrı Zeus’un çok sevdiği kızı sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiştir. Athena Assos’un koruyucu tanrısıdır. Anadolu’da bilinen ilk Arkaik Çağ Dor düzenli mimari örneğidir. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800’lü yıllarda Amerikalılar tarafından yurt dışına götürülmüştür.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-4

5.Artemis Tapınağı (Efes Antik Kenti)
Tanrıça Artemis’e adanan tapınak, İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı, Efes Antik Kenti’nde yer almaktadır. M.Ö. 5. yy’da inşa edildiği sanılan ve Dünya’nın 7 harikası arasına girmiş Artemis Tapınağı’na ait bugün sadece yerini belirlemek adına konulmuş bir adet sütun parçası bulunmaktadır. Dönemin en ünlü heykeltıraşlarının çalıştığı yapıya ait parçalar British Museum’da sergilenmekte. Tapınağın kült heykeli Artemis ise Selçuk Müzesi’nde yer alıyor.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-5

6.Zeus Tapınağı (Aizanoi Antik Kenti)
Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi’nde yer alan Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı’dır. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Tiyatroya bitişik stadyum, mozaikli hamamları ve gymnasium, köprüler, nekropol alanları ve borsa yapısı kentin en önemli öğelerini oluşturur. Kentin tapınağı, MS 2. yy’ın 2. çeyreğinde inşa edilmeye başlanmıştır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-6

7.Ayasofya
İstanbul’un sembollerinden olan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.  Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında kubbe yüksekliği ile övünerek 3. kez inşa edilmiştir. 1453’te  İstanbul’un kuşatılması nedeniyle Aysaofya’da Kostantinapolis halkı topluca dua yapmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya dokunmayarak camiye çevirmiştir. 1 Şubat 1935 tarihinde Ayasofya müze olarak hizmete açıldı.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-8

8.Divriği Ulu Cami
Sivas’ın Divriği İlçesi’nde yer almaktadır. Cami, türbe, darüşşifadan oluşan yapılar topluluğudur. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiştir. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı kompleksinin Baş Mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’tır.  1985 yılında UNESCO Dünya miras listesine dahil edilmiştir. Üzerinde 25 farklı kubbe modeli bulunmaktadır. Kapılarında ve mimarisinde Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örnekleri işlenmiştir.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-7

9.Sultanahmet Cami
İstanbul’da yerli ziyaretçisi kadar yurt dışında da ün yapmış Sultanahmet Cami, içindeki 20 bin kadar mavi, yeşil ve beyaz İznik çinileri ile “Mavi Cami-Blue Mosque” olarak da bilinir. Cami, medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve türbeden oluşan külliye içinde yer almaktadır. Ahmet’in Sedefkar Mehmet Ağa’ya 1609-1616 yılları arasında yaptırdığı cami, Türkiye’nin ilk altı minareli camisidir. Osmanlı Dönemi’nin en güzel, en ihtişamlı camilerindendir. 206 pencere ile cami içi aydınlatılmaktadır. Geniş kubbesinin yükü dört fil ayağı ile yere indirilmiştir.  1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.

by -
1891

Kayıtlara göre Antalya’nın ilk camisi olan, 1890 yılında çıkan yangından itibaren ibadet yeri olarak kullanılmayan 8 asırlık Korkut Camii (Kesik Minare) aslına uygun olarak restore edilerek yeniden ibadete açılacak.

Kaleiçi Hesapçı Sokak’ta bulunan ve milattan sonra 6. yüzyılda Roma tapınağı olarak inşa edilen yapı, Bizanslılar döneminde bazilikaya (Hristiyanlığın ilk dönemlerinde ibadethane olarak kullanılan yapı) çevrildi. Selçukluların Antalya’yı fethinden sonra yapıya Camii Cedid (Yeni Cami) adı verildi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde 2. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut’un Teke Sancakbeyliğine atanması sonrasında tamir ettirilen cami, “Korkut Camii” adını aldı. Şehzade Korkut, camiye bir de minare ekletti.

Cami, 1890’da çıkan yangında büyük hasar gördü. Minaresinin ahşap külahının yanması üzerine cami, halk arasında “Kesik Minare” olarak anılmaya başladı.

1974 yılında kısmı restorasyon yapılan ve yıkılmaya yüz tutan bazı alanların çökmesi engellen yapının çevresi ise aynı dönemde demir parmaklıklarla çevrildi.

Camiyi projelendirerek en kısa sürede Antalyalıların hizmetine sunacaklarını kaydeden Vakıflar Antalya Bölge Müdürü Hüseyin Coşar, “8 asırlık cami 120 yıldır atıl vaziyette duruyordu. Aslına uygun bir şekilde orta nefin cami olarak yapılmasını, etrafındaki diğer dinlere ait müştemilatın da aslı korunarak açık hava müzesi olarak ziyarete açılmasını sağlayacağız. Yani burada bütün devrin özelliklerini görebileceğiz. Bazilika, kilise ve tapınak olduğu dönemdeki izler görülecek. Biz burayı onararak yapının tamamen yok olmasını da önlemiş olacağız.” dedi.

23.06.2016 Anadolu Ajansı