Cumartesi, Haziran 24, 2017
Etiketler Posts tagged with "Sivas"

Sivas

by -
228

Sivas Vakıflar Bölge Müdürü Cemal Karaca, tarihi Gök Medrese’deki Selçuklu çinilerinin ‘restorasyon’ adı altında önce asitle kazınıp, daha sonra maviye boyanması ile ilgili çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

sivas-vakiflar-bolge-muduru-gok-medresesi-ile-ilgili-aciklama-yapti

Anadolu Selçuklu Sultanı 4’üncü Kılıçarslan’ın oğlu 3’üncü Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Sahip Ata Ali Hüseyin tarafından 1271 yılında yaptırılan tarihi Gök Medrese’nin minarelerinde ve minare kaidesinde yer alan mozaik tekniğiyle dekore edilmiş geometrik motifli Selçuklu çinilerinin asitle temizlenerek yok edildiği ve ardından maviye boyandığı yönündeki basına yansıyan haberlerle ilgili Vakıflar Bölge Müdürü Cemal Karaca açıklama yaptı. Restorasyonu devam eden Gök Medrese şantiye alanında açıklamalarda bulunan Karaca, “Çini kaybı olan yerlerde özellikle uluslararası restorasyon teknikleri çerçevesinde, hangi dönem olursa olsun dolgu tekniği ile doldurulmuş, renklendirilmiştir. İnternet ve televizyonlara düşen haber burayla ilgili. Yapımından önce üzerinde çini falan yok. Sadece aralarda çini görüntüleri var. Bu kaybolmasın diye, bunun üzerine dolgu tekniği uygulanmıştır. Minarelerde bulunan çinilerin belli noktaları ele alınıp, yeni bir revize proje ile bunlar tamamlanabilir. Burada iklim koşulları nedeniyle deformasyon 10 yıl sonra ortaya çıkmış. Biz bütün buralarla ilgili çalışmaları orijinal noktalarda bulunan çinileri tespit ederek inşallah 2017 yılının Kasım ayında tamamlamış olacağız” dedi.

sivas-vakiflar-bolge-muduru-gok-medresesi-ile-ilgili-aciklama-yapti-1

‘Kaynağa Dayanmadan Yapılan Bir İftiradır’
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde görevli inşaat mühendisi ve Gök Medrese restorasyonunun kontrolörlüğünü yapan Şafak Cengiz ise şunları söyledi: “Olmayan bir yüzeyde temizlik yapıp da yerine renklendirme yapmış olamayız. Zaten çini kayıpları olan bir yer. Vakıflar Bölge Müdürlüğümüzün arşivinden aldığımız daha önceki fotoğraflarda da ne şerefe altında ne de madalyon diye nitelendirdiğimiz minare kaidelerinin başlangıcında, şu anda basına fotoğrafları yansıyan yerlerde hiçbir çini görünmüyor. 2016 yılı onarımından önce de buradaki sıva tabakaları kaldırıldı. Ufak çini kalıntıları yerinde korundu. Boş olan alanlarda geri dönüşümlü malzeme ile uzman restoratörler tarafından özgün desenine uygun olarak renklendirilerek günümüze kadar getirildi. Bu bir restorasyon tekniğidir. Uluslararası arenada da kabul görmüş bir restorasyon tekniğidir. Sivas’ın iklim şartlarında zaman içinde aşınmalar meydana geldi. Son yapılan çalışma da da eserin şu an renklendirilmiş ve korunmuş olan özgün çinilerinin envanter çalışması yapılıyor. Bu envanter çalışması bittikten sonra Koruma Kurulu’na sunulacak, kurulun onayı alındıktan sonra çini uygulamasına başlanacak. Asitle uygulama gibi bir şeyin yapılması imkansızdır. Böyle bir şey yapılmamıştır. Tamamen yüzeysel bilgi ile kaynağa dayanmadan yapılan bir iftiradır.”

24.05.2017 Hürriyet

by -
943

Sivas’ta bulunan 750 yıllık Gök Medrese’nin Selçuklu çinileri asitle temizlenerek yok edildi, ardından maviye boyandı.

sivas-gok-medresenin-selcuklu-cinileri-asitle-temizlenerek-yok-edildi

Selçuklu döneminin önemli eserlerinden 750 yıllık Sivas Gök Medrese’nin minarelerinde ve minare kaidesinde yer alan mozaik tekniğiyle dekore edilmiş geometrik motifli Selçuklu çinilerinin asitle temizlenerek yok olmasının ardından maviye boyandığı ortaya çıktı.

Cumhuriyet gazetesinden Ceren Çıplak’ın haberine göre, yaklaşık 20 yıldır restorasyonu süren Sivas Gök Medrese Camisi’ni yerinde gören sanat tarihçisi Şennur Şentürk, çinilerin kötü restorasyon nedeniyle tamamen yok olduğunu belirtti. Şentürk, “Zaman içinde bakımsızlık, kötü restorasyonlar nedeniyle de çiniler tamamen yok olmuş, en son da hâlâ sürmekte olan restorasyonda da bu alanlar asitle temizlenerek mavi boya ile boyanmış ve içler acısı bir görünüm almış” dedi.

Şentürk, onarımını çini restorasyonu yapan uzmanlar tarafından yapılması gerektiğini, bünyesinde uzman restoratör bulundurmayan herhangi bir inşaat şirketinin böyle bir restorasyonu yapamayacağını da sözlerine ekledi.

Şentürk, Sivas Gök Medrese Camisi’nin, taç kapısının, çifte minarelerinin ve dönemin firuze renkli Selçuklu çinileriyle, kabartma taş süslemeleriyle kült eserlerden birisi olduğunu belirterek Türk sanatında, dünya kültür mirasında önemli bir yeri olduğuna değindi. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında 1271 yılnda vezir Sahip Ata tarafından yaptırılan ve zamanla tahribata uğrayan Sivas Gök Medrese Camii’nin uzun süredir atıl bir restorasyon geçirdiği ve duvar taşlarında da kötü restorasyon uygulandığı görülmekte.

Türk İslam sanatı okuyan, 35 yıldır da kendi alanında uzman olarak çalışan Şentürk, “Çok üzüldüm, içim sızladı. 25-30 yıl önce gördüğümde bu çiniler böyle kötü değildi. Gök Medrese kentin ortasında yanlış ameliyat yapılıp terk edilmiş bir hasta gibi duruyor ve gelen geçenin içini acıtıyor” dedi.

Şentürk, çevredeki halkın da ağır aksak yürüyen restorasyondan rahatsız olduğunu belirtti.

sivas-gok-medresenin-selcuklu-cinileri-asitle-temizlenerek-yok-edildi-1

Vakıflar Genel Müdürlüğü: Kayıp Olan Çinilerin Aslı Üretilecek
Yapının restorasyonundan sorumlu olan Vakıflar Genel Müdürlüğü ise şu açıklamayı yaptı: “Şu anda restorasyonu devam etmekte olan Sivas Gök Medrese daha önce 2006’da bir onarım geçirmiştir. Bu onarımda, Bilim Kurulu’nu oluşturan danışman akademisyenlerin önerileri doğrultusunda ve ilgili Koruma Kurulu’nun onayı çini kaplı alanların restorasyonu yapılırken, çini kaybı olan alanlar renkli dolgu tekniği ile tamamlanmıştır. 2014’te başlayan son restorasyon çalışması ise şu an devam etmektedir. Gök Medresenin en önemli özelliğini oluşturan çinilerinin restore edilebilmesi için ise ayrı bir çalışma başlatılmıştır. Kayıp olan çinilerin yerleri, el imalatı ile atölyede aslına uygun olarak yeniden üretilen çiniler ile doldurulacaktır.”

1399 yılında şehri istila eden Timur’un hayran kaldığı eser olarak da bilinen, astronomi bilimi alanında derslerin verildiği Gök Medrese, Evliya Çelebi’nin seyahatnamesine de konu oldu. Portal süslemeleri ile anıtsal özellik kazanan, dönemin ve bugünün en önemli eserleri arasında yer alan eserde kapı kemerinin her iki yanında 12 hayvan başı kabartması yer alıyor. Bunun dışında pek çok motifin görüldüğü kapıda, iri yıldız motifleri, hayat ağacı, küçük kuşlar, kartallar, çeşitli bitkisel motifler bulunuyor. Ön cephedeki kabartma bezeli kulelerin gövdeleri yivli olup, birer şerefeli iki minaresi bulunuyor. Yapıya görkemli bir hava katan minarelerde kabartmalar, geometrik ve bitkisel motifler bulunuyor. Eser bu bezemelerin arasında yer alan ancak günümüze kadar korunamayan mavi tonlardaki mozaik çiniler nedeni ile ‘Gök rengi’ anlamına gelen ‘Gökmedrese’ adını almış.

24.05.2017 Hürriyet

by -
5040

Anadolu coğrafyası, gerek jeopolitik konumu, gerekse sahip olduğu verimli topraklar sayesinde insanoğlunun her dönemde tercih ettiği bir yerleşim alanı oldu. İnsan, doğası gereği başlattığı inancı çeşitli şekillerde toplu tapınım alanlarında sürdürdü. İşte Anadolu’nun geçirdiği inanç kronolojisinin en önde gelen mabetleri:

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi

1.Göbekli Tepe
Şanlıurfa’da yer alan Göbekli Tepe’yi artık duymayan yoktur. Ününü T biçimli sütunlarıyla, dairesel planlı yontulmuş taşlarıyla kazanan Göbekli Tepe, bilinen dünyanın en eski toplu tapınma alanı. Tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanıyor. İnsanların güncel yaşamlarını sürdürmek için çanak çömlek yapımı ya da tarımsal faaliyetlerinden daha fazlasını keşfetmeden önce, en büyüğünün 16 tondan fazla stilize insan biçimli taşlar inşa etmesi, inancın yaşamdaki önemine dikkat çekiyor. Göbekli Tepe, UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası’na aday gösterildi.

2.Çatalhöyük
Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra ilçesinin kuzeyinde yer alan Çatalhöyük, 9 bin yıllık tarihi ile Neolitik ve Kalkolitik Dönem’de Yakındoğu’ya ait en büyük köy olarak bilinir.  Müthiş buluntuları ve neolitik dönemi aydınlatması nedeniyle oldukça önemli bir yerleşim yeri olan Çatalhöyük, Anadolu’daki en eski ana tanrıça kült merkezi olarak kabul ediliyor. Ayrıca evlerin içinde boğa başları ve boynuzları gibi bazı kabartmalar bulunuyor. Çatalhöyük’te yaşayanların inanç kültürlerine ait bulguları içinde barındıran bu kutsal mekanların duvarlarında boğa başlarının yanı sıra, boğa figürleri, insan ve diğer hayvanlara ait duvar resimleri yer almakta. Çatalhöyük, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-2

3.Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı
Çorum’un Boğazkale İlçesi’ne bağlı Hitit başkenti Hattuşa’ya 2 km mesafede yer alır. Hititlere ait Orta Anadolu’daki tapınakların en güzel örneklerindendir. Burada “Bin tanrılı” Hitit panteonunun belli tanrıları değil, çok sayıda tanrı ve tanrıça kabartması yer almaktadır.  M.Ö. 13. yy’a tarihlenir. A, B ve C olarak adlandırılan üç galeriden oluşur. Uzun koridorlardan oluşan bu galerilerde tanrılara sunumlar bırakmak için küçük nişler yer alır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-3

4.Athena Tapınağı (Assos Antik Kenti)
Çanakkale’nin, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale Köyü’nde bulunan ve Edremit Körfezi ile Midilli’ye hakim bir tepe üzerine kurulu Athena Tapınağı, M.Ö. 525 yılında inşa edildi. Tapınak baş tanrı Zeus’un çok sevdiği kızı sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiştir. Athena Assos’un koruyucu tanrısıdır. Anadolu’da bilinen ilk Arkaik Çağ Dor düzenli mimari örneğidir. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800’lü yıllarda Amerikalılar tarafından yurt dışına götürülmüştür.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-4

5.Artemis Tapınağı (Efes Antik Kenti)
Tanrıça Artemis’e adanan tapınak, İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı, Efes Antik Kenti’nde yer almaktadır. M.Ö. 5. yy’da inşa edildiği sanılan ve Dünya’nın 7 harikası arasına girmiş Artemis Tapınağı’na ait bugün sadece yerini belirlemek adına konulmuş bir adet sütun parçası bulunmaktadır. Dönemin en ünlü heykeltıraşlarının çalıştığı yapıya ait parçalar British Museum’da sergilenmekte. Tapınağın kült heykeli Artemis ise Selçuk Müzesi’nde yer alıyor.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-5

6.Zeus Tapınağı (Aizanoi Antik Kenti)
Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi’nde yer alan Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı’dır. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Tiyatroya bitişik stadyum, mozaikli hamamları ve gymnasium, köprüler, nekropol alanları ve borsa yapısı kentin en önemli öğelerini oluşturur. Kentin tapınağı, MS 2. yy’ın 2. çeyreğinde inşa edilmeye başlanmıştır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-6

7.Ayasofya
İstanbul’un sembollerinden olan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.  Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında kubbe yüksekliği ile övünerek 3. kez inşa edilmiştir. 1453’te  İstanbul’un kuşatılması nedeniyle Aysaofya’da Kostantinapolis halkı topluca dua yapmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya dokunmayarak camiye çevirmiştir. 1 Şubat 1935 tarihinde Ayasofya müze olarak hizmete açıldı.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-8

8.Divriği Ulu Cami
Sivas’ın Divriği İlçesi’nde yer almaktadır. Cami, türbe, darüşşifadan oluşan yapılar topluluğudur. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiştir. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı kompleksinin Baş Mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’tır.  1985 yılında UNESCO Dünya miras listesine dahil edilmiştir. Üzerinde 25 farklı kubbe modeli bulunmaktadır. Kapılarında ve mimarisinde Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örnekleri işlenmiştir.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-7

9.Sultanahmet Cami
İstanbul’da yerli ziyaretçisi kadar yurt dışında da ün yapmış Sultanahmet Cami, içindeki 20 bin kadar mavi, yeşil ve beyaz İznik çinileri ile “Mavi Cami-Blue Mosque” olarak da bilinir. Cami, medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve türbeden oluşan külliye içinde yer almaktadır. Ahmet’in Sedefkar Mehmet Ağa’ya 1609-1616 yılları arasında yaptırdığı cami, Türkiye’nin ilk altı minareli camisidir. Osmanlı Dönemi’nin en güzel, en ihtişamlı camilerindendir. 206 pencere ile cami içi aydınlatılmaktadır. Geniş kubbesinin yükü dört fil ayağı ile yere indirilmiştir.  1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.

by -
2552

Sivas’ta tarihi eser kaçakçılarına düzenlenen operasyonlarda M.Ö. 150 yılına tarihlenen mezar taşı ile lahit kapağı ele geçirildi.

Sivas İl Jandarma Komutanlığı ekipleri alınan bir istihbarat üzerine harekete geçti. Merkeze bağlı Haydarlı köyünde ikamet eden bir kişinin evinde tarihi eser niteliği olan bir mezar taşı olduğu ihbarını alan ekipler A.K.’nin evinde arama yaptı. Yapılan aramada M.Ö. 150 yılına ait, Yunan bir komutanın olduğu değerlendirilen mezar taşı bulundu. Jandarma ekipleri, tarihi mezar taşını incelenmek üzere Sivas Müze Müdürlüğü yetkililerine teslim etti. Gözaltına alınan A.K., jandarmadaki işlemlerinin ardından sevk edildiği ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Jandarma ekipleri diğer bir operasyonda ise tarihi eser satmaya çalıştığı tespit edilen A.U’nun evinde arama yaptı. Aramada, evin bahçesinde kilime sarılmış, Ermeni dönemine ait olduğu değerlendirilen lahit kapağı ele geçirildi. El konulan eser müze yetkilerine teslim edilirken, şahıs ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

13.02.2016 İhlas Haber Ajansı

by -
2525

İstanbul Fatih’te 1500 yıllık sütunun üstüne ismini yazanlara karşılık Fatih Belediyesi çareyi tarihi yapıyı boyamakta buldu. Vandallar isimlerini kazıyor, belediye boyuyor. Bu aylardır böyle devam ediyor. Bakalım kim pes edecek?

Geçtiğimiz hafta İtalya’da Aziz Mutlu adlı bir Erasmus öğrencisinin, İmparatorluk Forumları’ndaki (Fori Imperiali) sütunlardan birine bozuk parayla adını yazdığı ve adliyeye çıkarılarak 200 Euro para cezası verildiği ayrıca Roma Belediyesi’ne 2000 Euro tazminat ödemeye mahkum edildiği haberlere konu edilmişti.

‘’KÜLTÜR VARLIĞI ZARARLISI’’
Ülkemizde tarihi eserlere yazı yazmak ise adeta bir gelenek. Ulaşılmaz noktalara akıl almaz yöntemlerle isimlerini kazıyanların sayısı oldukça fazla. Ani harabelerinden, Sümela manastırına kadar pek çok kültürel mirasın üzerinde isim yazma alışkanlığında bulunan kültür varlığı zararlısı bulmak mümkün.

istanbulda-bin-500-yillik-markinos-sutununa-sprey-boya-ile-yazi-yazildi-1

SİVAS DİVRİĞİ CAMİ DE AYNI
Aktüel Arkeoloji Dergisi bu ayki sayısında isim yazma alışkanlığını konu edinerek Sivas Divriği Cami’ndeki vandallığı yazmış. Türkiye’nin Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan tarihi cami resmen kazıma tahtasına dönmüş. Derginin haberine göre 1985 Yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak kabul edilen  Sivas Divriği Ulu Camii hatıra defteri gibi ziyaretçiler tarafından isim kazınıyor. Önlem alınmaz ise yakında ziyaretçi isimleri caminin her köşesine yayılacak. Başta kapılar ve sütunlar olmak üzere, külliyenin bir çok yerinde bulunan, Ahlatlı ve Tiflisli ustaların ellerinden çıkan, taş işçiliğinin en nadide ve en ince örneklerini yansıtan harikulade motifler tüm dünyanın ilgi ve dikkatini çekiyor. 

KAİDEYE YENİ KAİDELER EKLENİYOR
İstanbul’da Markinos Sütunu diğer adıyla Kıztaşı’da kültür varlığı zararlılarının saldırısı altında. Bizans devri İstanbul’unda 455 yılında dikilen Markianos Sütunu Fatih’te küçük bir meydanın ortasında sergileniyor.  Kızıl-gri Mısır granitinden iki parça olarak yapılmıştır. Kaidesi dört yüzlüdür ve beyaz mermerden yapılmıştır. Kaidesinin batı yüzünde bir de kitabe bulunmaktadır. Kitabede Latince olarak şu metin yazılıdır: “PRINCIPIS HANC STATVAM MARCIANI CERNE TOVUQVE PRAEFECTVS VOVIT QVOD TATIANVS OPVS ” Metnin çevirisi şöyledir:  “İşte bu imparator Marcianus’un anıtıdır / Ki Tatianus bu eseri adamıştır”.

Bu kitabenin etrafına günümüz de yeni kitabeler ekleniyor. Kültür varlığı zararlıları kendi isimlerini kazımaktan çekinmiyor. Her bir yönüne isimlerini ya da sevgililerinin isimlerini kazıyorlar. İşin daha da vahimi onların kazıdığı isimlerin üzeri Fatih Belediye görevlilerince boyanıyor. Onlar kazıyor belediye boyuyor. Belediyenin koruma anlayışı ile kazıyanlar arasında bir fark yok. Her ikisi de kültür varlığına zarar veriyor.

06.01.2016 Radikal Haber: Ömer Erbil

by -
886

Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı 1. İzzeddin Keykavus’un Sivas’taki türbesindeki restorasyon tartışma yarattı.

selcuklu-sultani-keykavusin-turbesinde-tartismali-cini-restorasyonu

Tarihi Şifahiye Medresesi, 1217’de Keykavus tarafından “Darüşşifa” olarak yaptırılmış ve Osmanlı döneminde medrese olarak kullanılmıştı. İçinde 1220’de veremden ölen Keykavus’un türbesinin bulunduğu Tarihi Şifahiye Medresesi, tarihte 5 kez restorasyon geçirdi. Son onarımda türbede, orijinaliyle restore edilen bölümü arasında uyumsuzluk oluştu. Bu durumu gösteren fotoğraflar, arkeofili.com sitesinde paylaşıldı. Sitede yayımlanan ve onarımın taş oyma ustası Necdet Çekmen tarafından yapıldığı belirtilen haberde, sandukaların orijinal bölümleriyle, restore edilmiş bölümler arasındaki uyumsuzluğu gösteren fotoğraflar, arkeologlar arasında tartışma yarattı. Bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan medrese, Birinci Dünya Savaşı’nda ordu ambarı olarak kullanılmıştı. Savaşta harap olan medrese, 1937’de Türk Tarih Kurumu’nca restore edilmiş, 1939, 1962, 2008 ve 2011’de ise onarım geçirmişti.

27.09.2015 Sabah Fotoğraf: arkeofili.com

by -
1195

Diyarbakır Surları, Hevsel Bahçeleri ve Efes Antik Kenti’nin “Dünya Miras” listesine alınması kararıyla Türkiye’nin listedeki kültür varlığı sayısı 15’e çıktı.

Türkiye’nin, BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) “Dünya Miras” listesindeki kültür varlığı sayısı, Diyarbakır Surları, Hevsel Bahçeleri ve Efes Antik Kenti’nin eklenmesiyle 15’e yükseldi.

AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen Dünya Miras Komitesi 39. Dönem Toplantısı’nda Cumartesi günü Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, Pazar günü de Efes Antik Kenti listeye alındı. Böylece Türkiye’nin listedeki kültür varlığı sayısı 15’e çıktı.

Türkiye’nin listedeki diğer kültür varlıkları
Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılması ortaya çıkan Kapadokya ve Göreme Milli Parkı 1985’te listeye girdi. Hristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan Kapadokya, her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor.

Aynı yıl listeye girmeye hak kazanan Sivas’taki Divriği Ulu Cami’deki güneşin konumuna göre ortaya çıkan “namaz kılan insan” siluetleri ile diğer gölgeler, ziyaretçilerin ilgi odağı oluyor.

Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük imparatorluklara başkentlik yapan İstanbul’daki tarihi mekanlar ise 1985’te Dünya Miras listesine dahil edildi.

Bugünkü Çorum’un Sungurlu ilçesinin güneydoğusunda yer alan Hitit Devleti’nin başkenti Hattutaş ise listeye 1986’da alındı. Kent, sanat ve mimarlık alanında gelişmiş bir bölge olarak biliniyor. 

Dünyanın 8 harikasından biri olan ve Adıyaman sınırlarında bulunan Nemrut Dağı ise 1987’de listeye girmeye hak kazandı.

Safranbolu’dan Truva’ya

Pamukkale ve Hierapolis Milli Parkı ve Antik Çağ’da Likya’nın en büyük idari merkezi olan Fethiye’nin Kınık köyü yakınlarındaki Xanthos ile dini merkez konumundaki Letoon 1988 yılında UNESCO Dünya Miras listesine alındı.

Geleneksel kent dokusu, ahşap yığma evleri ve anıtsal yapılarıyla bütünü sit ilan edilmiş ender kentlerden biri olarak Safranbolu ise 1994’te listeye girdi.

Dünyadaki en ünlü antik kentlerden biri olan Truva ise 1998’de Dünya Mirasları listesine girmeyi başardı.

İstanbul’un fethinden önce Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan Edirne’nin en önemli anıtsal eseri olan ve şehrin siluetini taçlandıran Selimiye Cami ve Külliyesi, UNESCO Dünya Miras Komitesi’nce 2011’de listeye eklendi.

İnsanlığın gelişiminde önemli bir evre olan yerleşik toplumsal hayata geçişle birlikte, tarımın başlangıcı ve avcılık gibi önemli sosyal değişim ve gelişmelere tanıklık eden Konya sınırlarındaki Çatalhöyük Neolitik Kenti de aynı listeye 2012’de alındı.

Listeye son eklenen Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri ile Efes

Helenistik, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı Dönemlerine ait katmanları içerisinde barındıran Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı geçen yıl listeye alındı.

Erken dönem Osmanlı kentine istisnai bir örnek olan ve kentleşme modeli, daha sonra kurulan Osmanlı-Türk kentlerine örnek teşkil eden “Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu” Dünya Miras alanı da 2014’te listeye girdi.

Diyarbakır’ın simgesi olan, üzerindeki yazıtlar, kitabeler ve kabartma figürlerle tanıklık ettiği tarihin izlerini yansıtan, yaklaşık 5 bin 700 metre uzunluğunda, 12 metre yüksekliğinde, 4 metre genişliğindeki surları ile özgün işlevini binlerce yıldır koruyan Hevsel Bahçeleri de Cumartesi günü, kuruluşu Neolitik Çağ’a (Cilalı Taş Devri) kadar uzanan İzmir’in Selçuk ilçesi sınırlarındaki Efes Antik Kent’i ise dün Dünya Miras listesine alındı.

Dünya Mirası listesi nasıl belirleniyor

Dünya Mirasları, UNESCO tarafından belirlenen kültürel ve doğal varlıklardan oluşuyor. UNESCO’nun 1972’de Genel Konferansı’nda hazırlanan 38 maddelik Dünya Doğal ve Kültürel Mirası Koruma Antlaşması’nı imzalayan 175’ten fazla ülkenin korumayı garanti ettikleri anıt ve sit arasından Dünya Mirası kıstaslarına uygun görülenler listede olmaya hak kazanıyor.

Antlaşmayı imzalayan ülkeler tarafından seçilen 21 ülke temsilcisinden oluşan Dünya Miras Komitesi, aday gösterilen değerler arasından seçim yapıyor ve listeyi belirliyor.

UNESCO Dünya Kültür Mirası Kalıcı Listesi’nde yer alan tarihi yerler;

*Efes Antik Kenti (İzmir)
*Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçesi
*İstanbul’un Tarihi Alanları
*Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas)
*Hattuşaş (Boğazköy)
*Nemrut Dağı (Adıyaman)
*Xanthos-Letoon (Antalya)
*Safranbolu (Karabük)
*Troia Antik Kenti (Çanakkale)
*Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne)
*Çatalhöyük (Konya)
*Bergama (İzmir)
*Cumalıkızık (Bursa)
*Pamukkale (Denizli)
*Kapadokya (Nevşehir)

06.07.2015 Anadolu Ajansı