Tags Posts tagged with "Sualtı Arkeolojisi"

Sualtı Arkeolojisi

0 251

Türkiye Sualtı Arkeoloji Vakfı (TINA) tarafından yayınlanan Denizcilik Arkeolojisi Dergisi’nin 7. sayısı çıktı.

Derginin yedinci sayısında Doç Dr. Çiler Çilingiroğlu’nun kaleminden tarihöncesi çağlarda Doğu Akdeniz’de denizcilik etkinlikleri üzerine önemli bir yazı yer alıyor. Ege ve Doğu Akdeniz’de son yıllarda gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalar, tarihöncesi toplumların denizcilik etkinliklerine ilişkin nitelikli kanıtlar sunuyor. Bazı araştırmacıların bu konuya ilişkin önyargı ve varsayımlarının aksine, tarihöncesi toplumların denizcilikle ilgili geniş bilgi birikimine sahip oldukları son veriler ışığında bilim dünyasına sunuluyor. Bir diğer önemli makale ise Yrd. Doç. Dr. Nilhan Kızıldağ ve Doç. Dr. Harun Özdaş’ın kaleme aldığı “Bodrum Yarımadası Kıyılarının Yanal Taramalı Sonar Araştırması”. Doğru şekilde kullanıldığı takdirde önemli sonuçlar elde edilmesine yardımcı olan yanal taramalı sonar üzerine kaleme alınan yazı çalışma verimliliğini arttıran, tüplü dalış yöntemine göre daha geniş alanların daha kısa sürede taranmasına ve tüplü dalış limitlerini aşan derin sularda araştırmaya yapmaya imkan veren yöntemin artılarını ve eksilerini anlatıyor.

Ayrıca 2016 yılında gerçekleştirilen Batı Karadeniz kıyıları arkeolojik sualtı araştırması, 29 Mayıs – 1 Haziran 2017 tarihleri arasında Paris UNESCO Genel merkezinde gerçekleştirilen “UNESCO Sualtı Kültür Miras Sözleşmesi ve Korunması Toplantısı”, Van Gölü’nde bulunan Rus gemisi Akdamar’ın özel fotoğrafları ve hikayesi okurları bekleyen diğer konular.

Editörlüğünü Mehmet Bezdan’ın yaptığı TINA Denizcilik Arkeolojisi Dergisi’nin 7. sayısı Türkçe ve İngilizce olarak www.tinaturk.org adresinden okunabilir. Ayrıca yılın ikinci yarısında çıkacak sekizinci sayının ardından 2017 yılı bir cilt halinde bilim dünyasına basılı olarak sunulacak. Dergi Türkiye’deki üniversitelere, müzelere, enstitülere ulaştırılırken dünyanın önde gelen üniversitelerine ve uluslararası bilimsel toplantılarına da gönderilmektedir.

0 218

Türkiye Sualtı Arkeoloji Vakfı (TINA) tarafından yayınlanan Denizcilik Arkeolojisi Dergisi’nin 5. ve 6. sayıları çıktı.

TINA Denizcilik Arkeolojisi Dergisi - Cilt 3

TINA Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı, arkeoloji dünyasındaki önemli bir eksiği kapatmak amacıyla 2014 yılında “Denizcilik Arkeolojisi” alanında yayın yapacak dergisinin ilk cildini yayınlamıştı. Kısa zamanda Türkiye’deki tüm üniversitelere, müzelere ve arkeoloji enstitülerine, ücretsiz olarak ulaşan yayın, İngilizce baskısıyla da dünyanın önemli üniversitelerine, müzelerine ve enstitülerine ulaştı.

Yılda iki kez hem Türkçe hem de İngilizce olarak yayın yapana Derginin amacı başta Anadolu kıyıları ve Akdeniz olmak üzere dünyadaki denizcilik arkeolojisi çalışmalarını bir arada sunmak. Arkeologlar, arkeoloji bilimine katkı sunan diğer bilim dallarında çalışan bilim insanları ve arkeolojiye ilgi duyanlar için doyurucu bilgiler sunan yayın alanında bir ilki temsil ediyor.

Mizanpaj 1

Yeni sayılar arkeoloji dünyasıyla buluşuyor
Derginin beşinci sayısında, Yenikapı kazılarında bulunmuş YK-12 batığının yeniden yapımının ayrıntılı bir incelemesi yer alıyor. Bin yıllık bekleyişin ardından denizde yelken açmaya hazırlanan YK – 12’nin bilimsel çalışmasını İstanbul Üniversitesi’nden Işıl Özsait Koçabaş’ın kaleminden okuyabilirsiniz. Bir diğer önemli çalışma ise Alanya’da yer alan “Ptolemais” antik limanı üzerine Celil Samet Harmandar’ın makalesi. Liman üzerinde yapılan ilk çalışma yeni bilgilere ulaşılması açısından oldukça önemli. Bu iki önemli makale dışında Anadolu’nun denizcilik kültürünü ziyaretçilere ve araştırmacılara sunan İstanbul’daki Deniz Müzesi, Yenikapı kazılarının ardından İstanbul’a kazandırılması planlanan Yenikapı Müzesi, İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez Laboratuvarı ve bu alanda yaptığı çalışmalar, Sualtı Kültür Mirası Toplantıları, Limen Projesi, Tarihi Eserlerin Koruma ve Onarım Uygulamaları Çalıştayı beşinci sayının diğer konuları.

21 Ocak 2016 günü kaybettiğimiz Sayın Mustafa V. Koç’un sualtı arkeolojisine yaptığı katkılar basında çok bilinmez. Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı’nın kurucu üyesi olan Sayın Mustafa V. Koç’un hem kişisel olarak hem de TINA Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı ile birçok sualtı arkeolojisi çalışmasına maddi ve manevi destkeleri on yıllardır devam etmekteydi. Son olarak Kendi isminin verildiği “Ankara Üniversitesi Mustafa V. Koç Deniz Arkeolojisi Araştırma Merkezi” 17 Haziran 2015’te kendisinin de katılımıyla açılmıştı. TINA Denizcilik Arkeolojisi Dergisi’nin 5. sayısında bu önemli Merkez üzerine bilgiler ve bu alanda çalışan akademisyenlerin görüşleri de bulunuyor.

Mizanpaj 1

Altıncı sayıda ilk olarak Hırvat Konservasyon Enstitüsü Sualtı Arkeolojisi Bölümü’nün 2007 ile 2013 yılları arasında Hırvatistan’da, Mljet Adası’nın güney kıyısı açıklarında son derecede iyi korunmuş olarak bulunan 16. yüzyıl Venedik ticaret gemisi ve Osmanlı çinilerinden oluşan kargosu üzerinde yaptığı çalışmalar inceleniyor. Bir diğer önemli makale ise “Küçükçekmece göl havzası arkeolojik kazılarında yürütülen amphora çalışmaları”. Ayrıca 2016 yılı içinde Türkiye kıyılarında ve iç Sularında gerçekleştirilen çalışmaların hemen hepsine ait çalışma raporlarını da bu sayıda bulabilirsiniz.

Dergideki en önemli keşif haberi ise Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nden Harun Özdaş başkanlığında yürütülen çalışmalar kapsamında arkaik döneme tarihlenen bir terrakota heykelin alt gövdesinin yaklaşık 45 metre derinlikte bulunması. Bu keşfe dair tüm detaylar derginin 6. sayısında yer alıyor.

0 434

Marmaris’te Bozburun açıklarında, 2 bin 700 yıllık Kıbrıslı bir tanrıçaya ait olduğu belirlenen heykel bulundu. Pişmiş topraktan yapılan büyük boyutlarda olduğu tespit edilen tanrıça heykeli, bir tabak batığında yapılan araştırmalar sırasında gün yüzüne çıktı.

marmariste-2-bin-700-yillik-tanrica-heykeli-bulundu

Marmaris’e bağlı Bozburun Mahallesi açıklarında geçen kasım ayında tespit edilen 2 bin 700 yıllık Tabak batığında, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü tarafından yapılan sualtı araştırmaları çalışmasında, 43 metre derinlikte, 2 bin 700 yıllık ve arkaik döneme ait olduğu saptanan 60 santimetre uzunluğunda heykel bulundu. Enstitüye bağlı Ege Bölgesi Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (EBAMER) Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Harun Özdaş başkanlığındaki kazının, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınan izin ve Kalkınma Bakanlığı desteğiyle yürütüldüğü belirtildi. Sadece belden aşağısı bulunan seramik heykelin ortaya çıktığı yerde ayrıca seramik tabaklar ve amforalar da gün ışığına kavuştu.

Yaklaşık 300 metrekarelik bir alana yayılan eserlerin Akdeniz’de çok önemli bir tarihe ışık tutacağını belirten Doç. Dr. Harun Özdaş, şöyle dedi: “Ülkemiz kıyılarında ilk defa bu boyutlarda pişmiş toprak bir heykel tespit ettik. Antik dönemlerde Akdeniz medeniyetlerinin aralarındaki en önemli iletişimi ve etkileşimi deniz yoluyla sağladığını günümüz araştırmalarınla artık anlayabiliyoruz. Bugüne kadar yapılan araştırmalara ek olarak, en sonteknolojik cihazlar ve yöntemlerle de yaptığımız çalışmalarda, medeniyetlerin arasında sadece ürün ve malların değil, akıl, düşünce ve felsefenin de deniz yoluyla taşınmış olması gibi bir sonuca ulaşıyoruz. Akdeniz medeniyetleri çağlar boyu denizde iz bırakarak ilerlemiştir. Bizlerde bu izlerden yola çıkarak ülkemiz kıyılarındaki tarihsel süreçte ortaya çıkan ve yok olan medeniyetleri incelemekteyiz”

marmariste-2-bin-700-yillik-tanrica-heykeli-bulundu-1

Heykelin üst kısmı aranıyor
Bozburun açıklarında 43 metrede tespit edilen batıkta yapılan detaylı araştırmalar sonunda yüzeye yakın kum yığını altında farklı bir seramik bulduklarını belirten Doç. Dr. Özdaş, şunları anlattı: “Etrafını temizlediğimizde önce heykelin ayak parmakları görüldü. Çok heyecanlandık. Daha sonra ise heykelin sağlam belden aşağı bölümü ortaya çıktı. Belden aşağısı bulunan tanrıça heykelinin üzerinde elbisesi vardı. Pişmiş toprak heykelin iki parçadan oluştuğu ortaya çıktı. Bu tür heykeller birbirine geçmeli iki parça olarak yapıldığını biliyoruz. Bu nedenle, ikinci yani tanrıça heykelinin üst bölümünde aynı bölgede olduğunu tahmin ediyoruz. Bu eşsiz eser, uzun bir etek giymiş çıplak ayaklı bir kadına olasılıkla da bir tanrıçaya ait. Orijinal boyunun yaklaşık 120 santimetre olduğunu tahmin etmekteyiz. Gerek hava şartları, nedeniyle araştırmamızı kısa kesmek zorunda kaldığımızdan heykelin üst parçasını bulamadık. Fakat 2017 yılında bölgede kazı çalışmalarına başlamayı planlıyoruz. İlk verilere göre heykeli ve batığı MÖ. 7’inciyüzyıl sonuna tarihlemekteyiz. Büyük bir olasılıkla Kıbrıslı bir tanrıçaya ait.”

Eserin konservasyon çalışmalarının Bodrum sualtı Arkeoloji Müzesi laboratuvarında yapıldığını belirten Doç. Dr. Özdaş, “Heykeli bulduğumuz batığın ana yükünü ise tabaklar oluşturmakta. Geniş bir alana dağılmış olan batık alanından Kıbrıs kökenli amforalar bulunmakta. Gerek buluntular gerekse pişmiş toprak heykel geminin Kıbrıs kökenli olabileceğini göstermekte. Arkaik dönemde Akdeniz’den Ege’ye seyahat eden gemi kendi dönemi içinde Akdeniz Medeniyletleri ile Ege arasındaki ilişkiyi açıklayan önemli veriler sunmakta” dedi.

21.01.2017 Hürriyet

0 773

Karadeniz’in dibinde, Bizans ve Osmanlı dönemine ait 40’tan fazla iyi durumda gemi batığı tespit edildi.

Daily Mail’in haberine göre Karadeniz Sualtı Arkeolojisi Projesi ekibi, 1.800 metre derinliğindeki deniz dibini taramak için uzaktan kumandalı iki cihaz kullandı. Cihazlardan biri yüksek çözünürlüklü 3D resimler yaparken ikincisi projektörleri, lazer tarayıcıları ve kameraları taşıyarak arazi hakkında bilgi topladı. ​Ekibin başkanı Prof. Dr. John Adams, “Projemizin temel görevi, gemilerin yattığı yerleri tespit etmek için jeofizik çalışmaları yapmak ve ayrıca Karadeniz’in hikayesini anlatacak verileri toplamak” dedi. ​Batan gemilerin kaplamalarını inceleyerek iskeletinin resimlerini çeken arkeologlar, oksijen eksikliği nedeniyle, gemilerin iyi korunduğunu kaydetti. Aramalar, Bizans’ı diğer ülkelere bağlayan eski güzergahlara uygun olarak gerçekleştirildi.

25.10.2016 tr.sputniknews.com

0 942

Antalya’nın Adrasan açıklarında Bizans dönemine ait batık bulundu. 12. yüzyılda Akdeniz kıyısında batan bir geminin yükü aynı desen ve renklerde değişik boylarda olan yemek tabaklarından oluşuyor.

Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Adrasan Mahallesi’nde 2014 yılında Antalya Müzesi Müdürü Mustafa Demirel başkanlığında Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nden Doç. Dr. Harun Özdaş ile Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Sualtı Arkeolojisi Ana Bilim Dalı’ndan Yrd. Doç. Dr. Hakan Öniz’in bilimsel danışmanlıklarında başlayan Doğu Roma Dönemi tabak batığı sualtı kazılarının 2016 yılı çalışmaları tamamlandı.

Muğla’nın Marmaris ilçesi Hisarönü Körfezi’nde batık çalışması yürüten Bodrum isimli araştırma gemisinde bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nden Doç. Dr. Harun Özdaş, batığın Türkiye kıyılarında yapılan ilk tabak batığı olma özelliğini taşıdığını söyledi. Çalışmanın Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Dokuz Eylül ve Selçuk Üniversitesi tarafından yürütüldüğünü belirten Özdaş, 2 yıldan bu yana yürütülen çalışmalarda 100 sağlam, 300 kırık tabaktan oluşan bir koleksiyon elde edildiğini kaydetti.

antalyada-800-yillik-bizans-donemi-batigi-kesfedildi-1

“İstanbul’a ticari mal olarak götürülen bir koleksiyon olduğunu düşünüyoruz”
Tabakların dini içeriği olmadığını dile getiren Doç. Dr. Özdaş “Tabakların en önemli özelliği dini içeriği olmayan ,günlük hayattaki motifleri ve o dönemin yani biz bunu milattan sonra 12. yüzyılın sonları olarak kabul ediyoruz.Tabaklar büyük olasılıkla Suriye ve Kıbrıs’ta üretilen tabaklar bunlar. Büyük olasılıkla da İstanbul’a ticari mal olarak götürülen bir koleksiyon olduğunu düşünüyoruz. Tabakların içerisinde özel koleksiyonlar bulunmakta. Tabak henüz ıslak hamurken kazıma yöntemi ile bazı figür ve motiflerin oluşturulduğu sır altı kazıma ve boyama tekniği ile üretildiği görülüyor. Bunlardan değişik ölçüler karşımıza çıkmakta. Batığın diğer özelliği ise ana kayalarda olması yani geminin bir fırtına sonucunda kayalara çarparak koleksiyonun tahrip olduğu anlaşılıyor. Şu anda elimizde Bizans dönemine ait 12. yüzyılın en büyük tabak koleksiyonu var.”

Ana yükü tabak olan ve M.S. 12 yüzyıl Doğu Roma dönemine tarihlendirilen batıktan çıkarılan eserlerin tuzdan arındırma ve onarım işlemleri Antalya Müzesi Müdürlüğü’ndeki laboratuvarlarda sürdürülürken, sualtından çıkarılan tabakların Antalya Müzesi’nde sergileneceği belirtildi.

04.09.2016 İhlas Haber Ajansı

0 8100

Çanakkale’nin Karabiga ilçesi kıyılarında amatör dalış yapan bir dalgıç grubu Priapos ve Parion antik kentlerine yakın, denizden 20-25 metre açıkta devasa sütunlar ve lahitler ile kalıntıları görüntüledi.

Karabigalı amatör balıkçı ve dalgıç Fatih Kayrak, daha önce de bölgede balık avlamak amaçlı daldıkları yerde birkaç ay önce amforalar ve gemi iskeleti tespit etti. Karaburun Feneri kıyılarında antik döneme ait olduğu düşünülen gemi kalıntısına rastlandı. Gemiden etrafa saçılan amforaların Roma dönemine ait olabileceği tahmin ediliyor. Dalgıçlar çevrede araştırma yaparken batığın yakınlarında Fırıncık Koyu mevkisinde batık kent olduğu düşünülen buluntuları da görüntülediler. Devasa sütunlar, lahitler, bilinmeyen bir batık kent görüntüsünü andırıyor.

canakkaleli-dalgiclar-marmarada-hic-bilinmeyen-bir-antik-kenti-goruntulemis-olabilir

Tapınak da Olabilir
Suyun 8-10 metre altındaki buluntuların yakınlardaki Priapos ve Parion antik kentlerine ait bir tapınağa işaret ediyor. Batıklara yakın mesafede 2 bin 400 yıl öncesine kadar uzanan Priapos ve Parion antik kent kalıntıları bulunuyor. Tarihçiler, Parion antik kentinin Roma İmparatorluğu’na ait bir liman kenti olduğunu belirtiyor. Parion Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Vedat Keleş, “Roma döneminde bu bölgede yoğun bir deniz ticareti yapıldığını ileri sürüyorduk, bu yeni buluntular bu tezimizi doğrulamış oldu” dedi. Keleş, lahit ve sütunların Marmara Adası’ndan ticaret yapan bir geminin yükü olabileceğini belirtirken, “Bilinmeyen bir antik kentle de karşı karşıya kalabiliriz. Görüntülerden sadece tahmin yürütebiliyoruz. Sualtı arkeologlarının bilimsel araştırmasından sonra netlik kazanır” şeklinde konuştu.

canakkaleli-dalgiclar-marmarada-hic-bilinmeyen-bir-antik-kenti-goruntulemis-olabilir-1

Sualtı Arkeologları Bekleniyor
Bölge son yıllarda termik santral projeleri ile sıkça gündeme geliyor. Yeni batıkların bulunduğu alan ise liman yapılma tehlikesi ile karşı karşıya. Kalıntıların incelenmeden üzerinin doldurulması endişesi üzerine batıklarını koordinatları Bodrum SualtıArkeoloji Müze Müdürlüğü’ne görüntülerle birlikte gönderildi. Buluntular üzerinde araştırma yapılması ve bölgenin koruma altına alınması isteniyor.

23.06.2016 Hürriyet

0 2765

İsrail’in kuzeyinde yer alan antik liman kenti Kayserya açıklarında Geç Roma dönemine ait gemi batığı bulundu. 

İsrail Eski Eserler Kurumu bulunan hazinenin bundan yaklaşık bin 600 yıl önce Geç Roma İmparatorluk Dönemi sırasında batan bir ticaret gemisinin kalıntılarına ait olduğunu açıkladı. Kurumun verdiği bilgilere göre bu son otuz yılda bulunan en büyük hazine olma özelliği taşıyor.

israilde-bin-600-yillik-gemi-batigi-bulundu-1

Dalgıçların hazineyi İsrail’in antik liman kenti Kayserya’da buldukları, burada bundan yaklaşık bir yıl önce de 2 bin kadar antik altın para bulunduğu kaydedildi. İsrail Eski Eserler Kurumu buluntuların farklı dönemlere ait olduğunu açıkladı. Dalgıçların buluntuları hemen İsrail Eski Eserler Kurumu’na bildirdiği, geminin kalıntıları ve çapasını da tespit ettikleri belirtiliyor.

Bronz eserlerin, ayrıca Roma güneş tanrısı Sol, ay tanrıçası Luna ve Afrikalı bir köleye ait tasvirlerin çok iyi bir durumda olduğu kaydedildi.

israilde-bin-600-yillik-gemi-batigi-bulundu-2

Dalgıçların ayrıca gerçeği büyüklüğünde yapılmış üç bronz heykele ait parçalarla, balina ve başında kuğu taşıyan bir yaban domuzu şeklindeki yapılmış musluk gibi hayvan tasvirleri de bulduğu bildirildi.

Denizaltı arkeoloğu Jacob Sharvit kalıntıların muazzam güzelliklerinin yanı sıra tarihi açıdan da büyük öneme sahip olduklarını vurguladı.

16.05.2016 Deutsche Welle Türkçe

0 7598

1010 yılında meydana gelen büyük İstanbul depreminde sular altında kalan tarihi Vordonisi Adası’nın gün yüzüne çıkartılması için çalışmalar hız kazandı.

İstanbul’un kayıp adası olarak bilinen, tarihi Vordonisi’nin gün yüzüne çıkartılması için Maltepe Belediyesi ve 3 üniversite ortak çalışma yürütüyor. Sualtı araştırmacı ve arkeologlardan oluşan ekip, belediye öncülüğünde tarihi batık adanın Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Kültür Mirası’na kabul edilmesini hedefliyor.

Tarihi ada sular altında kalmıştı
Tarihi yaklaşık 1200 yıl öncesine dayanan Vordonisi adası 1010 yılında meydana gelen büyük İstanbul depreminde sular altında kalmıştı. Kayıp ada Maltepe Belediyesi öncülüğünde, İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim üyesi Prof. Dr. Cem Gazioğlu, Dr. Hakan Kaya, Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin, Düzce Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yar. Doç. Dr. Ahmet Bilir, su altı araştırmacısı gazeteci Gökhan Karakaş, Deniz Biyoloğu Mert Gökalp, Vordonisi rehberleri Serco Ekşiyan ve Ercan Akpolat’tan oluşan bir ekiple gün yüzüne çıkartılacak.

UNESCO’ya çalışma sunulacak
Yapılacak çalışmayla adanın tüm özellikleriyle keşfedilerek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür Bakanlığı ve UNESCO’ya bir çalışma sunulacak. Sonraki aşama ise batık adanın UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınması ve turizme açılması.

istanbulun-kayip-adasi-vordonisi-unesco-yolunda-1

Arkeolojik ve sismik çalışma
Kayıp adaya keşif ekibi tarafından 2015 yılının ekim ayında gerçekleştirilen dalışa eşlik eden Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, “Topraklarımızın altından gün yüzüne çıkan bu kültür mozaiği, bizlere birlik olmanın değerini bilmemiz gerektiği mesajını veriyor. İlçemizin doğal güzelliklerinin keşfedilerek, gelecek kuşaklara aktarılması noktasında, yerel yönetim olarak üzerimize düşeni yapıyoruz. Tarihi yaklaşık bin yıl öncesine dayanan ve deprem sonucu batan ada, aslında bizlere hem arkeolojik, hem de sismik açıdan değerli veriler sunacak.” dedi.

Keşif ekibi adayla ilgili bilgi verdi
Keşif ekibi ise İstanbul’un 10. adası Vordonisi de yapılacak araştırmayla ilgili şu bilgileri verdi: “Bu adada karbon 14 ve diğer bilimsel metotlarla bir araştırma yapılarak, kayaçların durumunun incelenmesi lazım ki gerçek tarih ortaya konulabilsin. Adanın kalıntıları üzerinde kestane, midye ve türevi deniz canlıları olduğu için tam olarak ana manastırı görebilmek mümkün olmuyor. “

İstanbul’un 10. ve 11. Adalarını oluşturuyor
Bölgede yaşayanlar dışında pek bilinmeyen Vordonisi, aslında iki adadan oluşuyor. Biri büyük, diğeri küçük Vordo olarak geçen adalar, İstanbul’un 10’uncu ve 11’inci adalarını oluşturuyor. Büyükada, Heybeli, Burgaz, Kınalı, Sedef, Tavşan, Kaşık, Yassı ve Sivriada’dan oluşan İstanbul Adaları’nın gizemli parçası olan Vordonosi, gelişen teknolojiyle birlikte 2000’li yıllarda daha fazla bilinmeye başladı. Bizans tarihçisi Semavi Eyice tarafından 1936’da kayıtlara geçen Vordonisi’nin, hemen karşısındaki Küçükyalı’da Satyros Manastırı’nın ikizi olduğu biliniyor.

28.02.2016 haberler.com

0 1806

Muğla’nın Marmaris ilçesinde yürütülen su altı kazısında Hisarönü Körfezi’nde 4 bin yıllık gemi batığı bulundu.

Proje yürütücüsü Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdurrahman Harun Özdaş, gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin su altı coğrafi bilgi sistemini ortaya çıkarmak için çalışma yaptıklarını söyledi.

Türkiye’nin Sualtı Mirasının Araştırılması Projesi’nin 2007 yılından bu yana yürütüldüğünü vurgulayan Özdaş, projenin Kalkınma Bakanlığının destekleri ile başladığını kaydetti.Projede konusunda uzman 15 kişiden oluşan ekibin yanı sıra su altı arkeologları, deniz jeofizikçileri ve deniz biyologları bulunduğunu belirten Özdaş, proje kapsamında Türkiye karasularında, özellikle dalınabilir derinliklerdeki batmış gemilerin de envanter çalışmasını yaptıklarını dile getirdi.

Çalışmalar kapsamında değişik yüzyıllara ait yaklaşık 4 bin yıllık bir zaman dilimini içine alan bir dönemde suyun altına iz bırakan gemileri araştırdıklarını ifade eden Özdaş, “Bu gemilerin hem kendi kalıntılarını hem çapaladıkları yerleri hem de onlardan düşen objelerden yola çıkarak bir harita çıkarıyoruz. Yaptığımız çalışma bu. Biz bunu Türkiye’nin Su Altı Coğrafi Bilgi Sistemi olarak tanımlıyoruz” dedi.

muglada-4-bin-yillik-gemi-batigi-bulundu-1

Benzersiz bir batık
Araştırmalar sırasında Hisarönü Körfezi’nde Tunç Çağı’na tarihlenen ve buluntuları ile benzersiz bir batık keşfedildiğine işaret eden Özdaş, “Türkiye’de yapılan su altı araştırmalarında 30 yıl sonra ilk defa bir Türk üniversitesi tarafından Tunç Çağı batığı bulunmuş ve ilk kazı sezonu başarıyla tamamlanmıştır” diye konuştu.

Özdaş, günümüzden yaklaşık 4 bin yıl önce Ege’de seyir halindeyken büyük olasılıkla bir fırtına sonrası batan gemiye ait kalıntıların 40 metre derinliğe kadar devam ettiğini tespit ettiklerini anlatarak, şöyle konuştu:”Elde edilen sonuçlar, bölge tarihine önemli veriler sunacak niteliktedir. Marmaris Müze Müdürlüğü ile bilimsel başkanlığı tarafımızdan yürütülen kazı çalışmalarında ele geçen buluntuların konservasyon çalışmaları Bodrum Müzesi’nde devam etmektedir. 2016 yılında da kazı çalışmalarına devam edilecektir. Marmaris Hisarönü Körfezi’nde karşımıza çıkan 4 bin yıllık batık bizim karasularımızda bulduğumuz en eski batıklardan birisi.”

100’ün üzerinde batık tespit edildi
Türkiye kıyılarında sürdürdükleri su altı araştırmalarında da önemli sonuçlar elde ettiklerini belirten Özdaş, “2007 yılından bu yana kesintisiz olarak yürütülen tek su altı arkeolojik araştırma projesini sürdürüyoruz. Çalışmalarımızda 100’ün üzerinde batık ve potansiyel alan tespit edilmiştir. Ayrıca 20’nin üzerinde su altında kalmış liman ve mimari kalıntı ile yaklaşık 25 gemi demirleme alanı ve Tunç Çağı’ndan Osmanlı Dönemi’ne kadar geniş bir zaman dilimine yayılan 400’ün üzerinde çapa, kayıt altına alınmıştır” dedi.Özdaş, çalışmalar kapsamında Türkiye’nin su altı kültür mirası ve eski çağlarda batmış gemilerine ait kalıntıların Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü bünyesindeki coğrafi bilgi sistemine aktarıldığını dile getirdi.

30.01.2016 TRT Haber

0 1161

Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı’nın (TINA) “Denizcilik Arkeolojisi” alanında yayın yapan dergisinin 3. ve 4. sayısı yayınladı.

Yılda iki kez yayınlanan dergi, hem Türkçe hem de İngilizce olarak okuyucusuyla buluşuyor. Amacı başta Anadolu kıyıları ve Akdeniz olmak üzere dünyadaki denizcilik arkeolojisi çalışmalarını bir arada sunmak. Arkeologlar, arkeoloji bilimine katkı sunan diğer bilim dallarında çalışan bilim insanları ve arkeolojiye ilgi duyanlar için doyurucu bilgiler sunan yayın alanında bir ilki temsil ediyor.

Derginin yayın kurulunda dünyaca tanınmış önemli isimler yer alıyor
Derginin yayın kurulunda dünyada sualtı arkeolojisi denilince akla gelen en önemli isimlerden biri olan Doç. Dr. Cemal Pulak, Türkiye’nin yurtdışında arkeoloji projesi yapan ender isimlerinden biri olan Doç. Dr. Kaan Şenol, Yenikapı batıkları projesinde önemli çalışmalara imza atan Doç. Dr. Ufuk Kocabaş, Akdeniz kıyılarında sualtı araştırmalarına imza atan Doç. Dr. Harun  Özdaş,  TINA  Vakfı başkanı  Oğuz  Aydemir  ve  başkan  yardımcı  Kenan  Yılmaz bulunmakta.

tina-denizcilik-arkeolojisi-dergisinin-yeni-sayisi-cikti

Dünyanın en önemli fotoğrafçılarından bir tanesi
Derginin fotoğraf editörlüğünü dünyaca ünlü sualtı fotoğrafçısı Donald A.Frey ve Türkiye’nin tanınmış sualtı fotoğrafçılarından Levent Konuk yapıyor. Sualtı görüntüleme akademik danışmanı ise Prof. Dr. Altan Lök.

Editörlüğünü Mehmet Bezdan’ın yaptığı TINA Denizcilik Arkeolojisi Dergisi, basılı olarak ve dijital olarak yayın yapıyor. Dijital platformlarda ücretsiz olarak arkeoloji meraklıları ve bilim insanlarıyla buluşuyor.

2 cilt bir arada
Birinci ve ikinci sayıları kapsayan cilt 1’in ardından üçüncü ve dördüncü sayıları bir arada sunan cilt iki de yayınlandı. Cilt iki birçok önemli makaleyi bir arada sunuyor. Çanakkale Savaşları’nda önemli bir rol oynayan AE2 Denizaltısı üzerine gerçekleştirilen sualtı arkeolojisi çalışmalarını anlatan “Bir Denizaltının Kurtarılması” makalesi tarihin bu önemli kesitini bilim dünyasına sunuyor. Avustralya’ya ait AE2 denizaltısı 1915 Çanakkale Savaşı sırasındaki bir çatışmada Osmanlı torpido gemisi Sultanhisar‘a yenik düşerek batmıştı. Bu olay tıpkı Çanakkale kara savaşlarının bir parçası olan kıyıdaki askeri operasyonlar gibi Türkiye ve Avustralya’yı sonsuza dek birbirine bağladı. Günümüzde AE2 batığının yer aldığı arkeoloji alanında yapılan yoğun araştırma, inceleme ve koruma çalışmaları AE2’nin ve Sultanhisar’ın, mürettebatlarının oynadığı rolün önemini yeniden gündeme getirmiştir. Bir diğer ilgi çekici makale ise Prof. Dr. Mustafa Şahin’in kaleminden 2015 yılında başlatılan “İznik Gölünde bulunan Bazilikaya ait sualtı yüzey araştırmaları”. Makale, İznik Gölü’nde 2014 yılında keşfedilen ve Amerika Birleşik Devleti Arkeoloji Enstitüsü tarafından yayınlanmakta olan “Archaeology” isimli dergi tarafından 2014 yılının en önemli 10 büyük keşfi arasında gösterilen bazilika kalıntısının arkeoloji dünyasına neler sunabileceğini anlatan veriler sunuyor.

“Myndos Doğu Limanı Mendireği” makalesinde ülkemizde yapılan bilimsel projelere çok iyi bir örnek verilirken, “IX. yüzyıl Bozburun Kazısından Ele Geçen Mantar Amphora Tıpalarının Bozulma Durumlarının Tespiti ve Konservasyon Yöntemlerinin Araştırılması” makalesi de konservasyon çalışmlarının en zor alanlarından biri olan sualtından çıkarılan eserlerin korunması üzerine kıymetli bilgiler sunuyor.

Yeni sayıda ayrıca sualtı arkeolojisinin babası olarak anılan George Bass tarafından kaleme alınan “Türkiye’nin Denizcilik Arkeolojisindeki Merkezi Rolü” başlıklı yazı dikkati çekmektedir. Türkiye’nin sualtı arkeolojisindeki yeri üzerine değerli tespitler sunan yazı gerçek bir belge niteliğinde. Ayrıca 2015 yılı kazı sezonunda karasularımızda gerçekleştirilen sualtı arkeolojisi çalışmalarının raporları, Türkiye’de yapılan uluslararası konferanslar, Türkiye’de eğitim veren ve vermeye hazırlanan sualtı arkeolojisi bölümleri hakkında detaylı bilgiler bulunmakta.

Mustafa Koç’ta unutulmadı
Derginin son sayısında Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı’nın kurucu üyesi olan ve 21 Ocak 2016 günü vefat eden Mustafa V. Koç’ta unutlmadı. Koç’un destekleriyle açılan Ankara Üniversitesi Mustafa V. Koç Deniz Arkeolojisi Araştırma Merkezi ile ilgili çalışmalarda dergide yer buldu.