Çarşamba, Temmuz 26, 2017
Etiketler Posts tagged with "Tunç Çağı"

Tunç Çağı

by -
373

İzmir’in Bornova ilçesindeki Yeşilova Höyüğü’ne bağlı yürütülen Yassıtepe kazılarında, 5 bin yıllık lüks evlerden oluşan bir site ortaya çıkarıldı.

izmirdeki-yesilova-hoyugunde-5000-yillik-luks-konutlar-bulundu

Bornova ilçesinde Yeşilova Höyüğü’ne bağlı yürütülen Yassıtepe kazılarında, 5 bin yıl öncesine dayanan Troya medeniyete ilişkin yapılar, 75-80 metrekarelik döneme göre “lüks” evlerden oluşan bir site ortaya çıkarıldı.

Kazı Heyeti Başkanı Yrd. Doç. Dr. Zafer Derin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1923 yılı haritalarını inceleyerek bölgede eski bir yerleşim alanı olabileceğini belirlediklerini ve 2010 yılında Yeşilova Höyüğü kazı çalışmalarına bağlı olarak Yassıtepe Kazı Alanı’nda çalışmaya başladıklarını belirtti. Metalin kullanıldığı, savaşların yapıldığı, rant ve ticaret olgularının yaşandığı bir dönemin izlerine toprak yüzeyine çok yakın yerde rastladıklarını anlatan Derin, “Buluntular neredeyse toprak yüzeyine 10 santim derinlikte başlıyor. 10 tane üst üste yerleşim keşfettik. En üstteki Troya ile çağdaş bir yerleşim. Neredeyse küçük bir Troya kenti kazıyoruz denilebilir” dedi.

Troya’nın mitolojilere konu olmuş bir medeniyet olduğunu, deniz kıyısında yerleşime sahip bulunduğunu aktaran Derin, “İnce, uzun, metal, bronz baltaların, taş aletlerin olduğu Troya ile burası çok benzer. Troya ile benzer çanak çömleklerin olduğu bir yerleşim alanı.” diye konuştu.

izmirdeki-yesilova-hoyugunde-5000-yillik-luks-konutlar-bulundu-1

“Lüks yaşam başlamış”
Yapılar inşa edilirken evlerin tek tek düşünülmediğini, bütün mekanların planlandığını, tek bir planda tüm şehircilik altyapısının hazırlandığını düşündüklerini vurgulayan Derin, her bir evin 75-80 metrekare alana sahip olduğunu belirtti.

Derin, yerleşimde “site” anlayışının hakim olduğunu, kent çevresinde savunma duvarları bulunduğunu dile getirerek şöyle konuştu: “Lüks yaşam 5 bin yıl önce burada başlamış. Ürettikleri çanak çömlekler son derece kaliteli. Kaliteli süs eşyaları var. Hububatlarını, sıvılarını hem toprak üstünde hem toprağın altında saklamışlar. Yaşamı kendilerine en uygun ve rahat hale getirmek için bütün olanakları kullanmışlar. Evlerin en önemli özelliklerinden biri önlerinde veranda gibi boşlukların olması. Günlük hayatta oturup konuşabilecekleri alanlar var. Yaşamları sadece eve sıkıştırmamış, verandalara yaymışlar.”

22.05.2017 Anadolu Ajansı

by -
134

Mardin’in Artuklu ilçesinde yapılan peyzaj çalışmaları sırasında kullanılan topraktan arkeolojik malzeme çıktı.

mardinde-peyzaj-icin-kullanilan-topraktan-arkeolojik-malzemeler-cikti

Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı’nca Artuklu ilçesinde yapılan peyzaj çalışmasında kullanılan topraktan arkeolojik malzeme çıktı. Yoldan geçerken arkeolojik malzemeleri fark eden  Yrd. Doç. Dr. Arkeolog Güner Coşkunsu, alanda etrafa saçılan çanak çömlek ve benzeri parçalarının bazılarının Roma dönemine, bazılarını da Tunç veya Demir çağlarına ait olduğunu söyledi.

mardinde-peyzaj-icin-kullanilan-topraktan-arkeolojik-malzemeler-cikti-1

“Toprak Kızıltepe’den getirildi”
Peyzaj çalışmasının mimarlığını yapan Mehmet Adem, kullanılan toprağın inşaat kazılarından elde edildiğini, SİT alanıyla uzaktan yakından alakasının olmadığını söyledi. Toprağın Kızıltepe’den getirildiğini belirten Adem, topraktan çıkan arkeolojik parçaların araştırılması gerektiğini, bu konuda bir bilgisinin olmadığını ifade etti. Genelde gübreli olan toprağı kullandıklarını, bu gibi toprağın işlerini görmediğini aktaran Adem, işlerini görmeyen toprağı ayırarak sahibine geri gönderdiklerini söyledi.

mardinde-peyzaj-icin-kullanilan-topraktan-arkeolojik-malzemeler-cikti-2

“Bir sikke de bulunmuş”
Coşkunsu, ilk bakışta dikkat çeken üç grup arkeolojik malzeme olduğunu dile getirdi. Coşkunsu, “Bunlar çanak çömlek, hayvan kemiği ve bir kaç tane çakmaktaşı. İşçiler insan kemiği gördüklerini söyledi. Hatta bu peyzaj çalışması için buraya yığılan toprakta bir tane sikke bile bulunmuş. Doğruysa sikkeyi bulanın Mardin Müzesine teslim etmesi gerekir. Tek tük cam obje parçasının emin olmamakla beraber günümüze ait olmadığını düşünüyorum. Malzemeyi dönemsel olarak değerlendirdiğimde ilk izlenimlerime göre Protohistorik ve Roma dönemi ağırlıklı. Tunç Çağı’na ve Demir Çağı’na ait oldukça ince ve özenli yapılmış kırmızı ve gri çanak çömlek parçaları dikkat çekici. Çarkta yapılmış çok zarif ustalık ürünleri. Daha eski olan Kalkolitik döneme ait iki üç tane el yapımı siyah ve gri çanak çömlek parçası da dikkatimi çekti. Çakmaktaşı aletler içinde en dikkat çekici olanı uzun bir dilgi üzerinde şekillendirilmiş olan ve tipolojik olarak ’kalem’ denilen bir alettir” diye konuştu. Coşkunsu, yetkililerin bir an önce toprağın geldiği yeri tespit ederek arkeolojik alandaki tahribatın engellemesi gerektiğini belirtti.

13.05.2017 Milliyet

by -
335

Mardin’in Dargeçit İlçesi Koçtepe köyünde 5 bin yıllık ekmek tandırı ve çömlekçi çarkı bulundu.

Ilısu Baraj Gölü Altında Kalacak Kültür Varlıklarının Korunması Projesi kapsamında, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü iş birliğiyle bazı höyüklerde 1998 yılında başlatılan kurtarma kazıları sürüyor. Bu kapsamda, Mardin’in Dargeçit ilçesi Koçtepe köyünde 6 yıldır devam eden kazı çalışmalarının bu yılki bölümü tamamlandı.

Mardin Müze Müdürü Nihat Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Koçtepe köyünde yapılan kazı çalışmalarında ilk yerleşik hayatın başladığı dönemden Osmanlı dönemine kadar kesintisiz yaşam izlerine rastladıklarını söyledi. Kuzey Mezopotamya olarak tabir edilen Dicle ve Fırat nehirleri çevresinde çok sayıda yerleşim alanı ve höyüğün bulunduğunu dile getiren Erdoğan, bu alanlarda Neolitik, Tunç ve Demir çağlar ile avcı toplayıcı yaşamdan tarım kültürüne geçişin izlerinin bulunduğunu aktardı. Kazılarda Neolitik çağdan Osmanlı dönemine kadar geçen dönemlere ait objeler çıktığını ifade eden Erdoğan, “Çok sayıda kap Kaçak, ok, mızrak, ev, ocak, boncuk, süs eşyası, para, sikke, kandil, çömlek ve çömlekçi çarkı parçaları bulundu. Kazı çalışmalarında çıkan eserler Mardin Müzesinde Ilısu Barajı Kurtama Kazıları Salonunda sergileniyor.” dedi.

Erdoğan, ölü gömme geleneklerinde çömleğin kullanıldığına dikkat çekerek, “Çömleğin içi, ana rahmi gibi düşünülüp ölen kişi buraya gömülmüş. Yeniden öbür dünyada doğabilme ile ilgili bir inanç sistemi hakim olmuş. Demir Çağı’na geçişle birlikte burada demir atölyelerinin olduğunu tespit ettik.” diye konuştu.

“100 sene sonra bir daha açığa çıkabilecek şekilde korumaya alıyoruz”
Kazılarda 5 bin yıl öncesine ait çömlekçi çarkı bulduklarını belirten Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu: “Kazı alanına yakın bir köyde hala aynı yöntemle çömlek üretiliyor. Yine bölge de yaygın olan ekmek tandırları da bulduk. Bu kültür, hala bölgedeki köylerde devam ettiriliyor. 5 bin yıllık ekmek tandırı taşınmayacak şekilde yapılmış. Mimarinin bir parçası olduğundan dolayı taşınamıyor. Taşınmaz eserlerin dokümantasyonu alındıktan sonra üzeri jeotekstil ile kapatılarak koruma altına alınacak. Koordinatları alınıyor. Bu şekilde 100 sene sonra bir daha açığa çıkabilecek şekilde korumaya alıyoruz.”

Erdoğan, çalışmalar neticesinde bölge tarihini aydınlatacak verilere sahip olduklarını vurgulayarak, “2017 yılında da kazımız sürecek. Barajda su tutulmaya başlansa dahi su seviyesi kazı alanına ulaşana kadar çalışmalarımıza devam edeceğiz.” sözlerine yer verdi.

14.12.2016 Milliyet

by -
571

Balıkesir’deki Daskyleion Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmalarında, M.Ö. 600 ve 540 yıllarına tarihlenen Lidya dönemine ait iki mutfak bulundu. Mutfak kalıntılarının içinde kaplar, bazalt taşından havan gibi eşyalar ortaya çıkarıldı.

balikesir-daskyleionda-lidyaya-ait-2-bin-600-yillik-mutfak-bulundu

Balıkesir’in Bandırma ilçesinde, Manyas Gölü’nün yakınlarındaki Daskyleion Antik Kenti’nde bu yıl yürütülen kazı çalışmalarında, Lidya uygarlığına ait, kaplar, balık kılçığı, kemik, tohum, bazalt taşından havan gibi, döneme ait mutfak eşyalarının bulunduğu iki mutfak ortaya çıkarıldı.

Kazı Başkanı, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Kaan İren, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul Üniversitesinden Doç. Dr. Sedef Çokay Kepçe’nin de aralarında bulunduğu bir ekiple antik kentin üç ayrı noktasında çalışma yapıldığını söyledi. Tunç Çağı’ndan itibaren zayıf da olsa, insan izlerine rastlanan söz konusu antik kentte arkeolojik buluntuların M.Ö 8. yüzyıldan itibaren yoğunlaştığını vurgulayan İren, “Bu tarihten sonra, kazılarda bulunmuş mimari kalıntılar, yazıtlar, kült eşyaları ve yazıtlı keramikler yardımıyla yerleşmede, Frigler ve Lidyalıların varlığı kanıtlanmıştır.” dedi.

Balıkesir'in Bandırma ilçesinde, Manyas Gölü'nün yakınlarındaki Daskyleion Antik Kenti'nde bu yıl yürütülen kazı çalışmalarında, Lydia uygarlığına ait, kaplar, balık kılçığı, kemik, tohum, bazalt taşından havan gibi, döneme ait mutfak eşyalarının bulunduğu iki mutfak ortaya çıkarıldı. ( Daskyleion Antik Kenti Kazı Ekibi - Anadolu Ajansı )

İkinci önemli çalışma alanı “kaya mezarlar”
Bölgede 6,5 metre yüksekliğinde höyüğü destekleyen duvarlar ortaya çıkarıldığını aktaran İren, şöyle konuştu: “İkinci önemli çalışma alanı ise önceki yıllarda bulunmuş olan kaya mezarlarıdır. Belki de ilk kez antik dönemde kaya mezarlarının yapım aşamaları hakkında bilgi sahibi olunması mümkün olacaktır. 2016 yılında kazı ve ayrıca restorasyon çalışmalarının gerçekleştirildiği bir diğer alan ise üç odalı yapı olarak tanımlanan yerdir. Burada Lidya dönemine tarihlenen, olası mutfak bölümü açığa çıkarılmıştır. Mevcut kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla alan, çatısının bir yangınla çökmesi nedeniyle tekrar düzenlenmiş olup, en az iki evreyi içermektedir.

Mutfakların M.Ö. 600 ve 540 yıllarına ait olduğunu vurgulayan İren, “İki mutfak da çıkan yangınla çökmüş. Bu mutfakları birbirinin üzerinde bulduk. Biri yangınla çökmüş. Üzerine diğer mutfak yapılmış ancak bu da yangınla çökmüş.” dedi.

İren, “Lidya uygarlığı için Anadolu’da ilk defa bütün teşkilatıyla mutfak bulduk” diye konuştu.

14.12.2016 Anadolu Ajansı

by -
549

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, duvarlarına renkli figürler işlenmiş kerpiçten sarayı, 5 bin 500 yıllık geçmişe sahip tapınağı, kılıç ve mızraklarıyla tarihe ışık tutuyor.

Anadolu topraklarının zengin tarihi kültürünü yansıtan, ilk şehir devletinin kurulmasına sahne olan Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, duvarlarına renkli figürler işlenmiş kerpiçten sarayı, 5 bin 500 yıllık geçmişe sahip tapınağı, kılıç ve mızraklarıyla tarihe ışık tutuyor.

Fırat Nehri’nin batı kıyısında, Malatya’ya 7 kilometre mesafedeki Arslantepe, yüksek tarım potansiyeli, sulak alanları ve nehrin taşkınlarından korunan yapısı sayesinde binlerce yıl insanoğluna kucak açmış tarihi mekanlar arasında bulunuyor. M.Ö. 5 binli yıllara dayanan Geç Kalkolitik dönemden Demir Çağı’na kadar geçen tarihsel sürecin buluntularına rastlanan Arslantepe, Hitit’lerden Roma ve Bizans’a kadar pek çok medeniyetin de izlerini saklıyor.

malatyadaki-arslantepe-hoyugunde-cikan-buluntular-tarihe-isik-tutuyor-1

Yapılan kazı çalışmalarıyla Geç Hitit Dönemi’ne ait, girişinde aslan heykelleri ve devrilmiş bir kral heykelinin bulunduğu höyük, yağmur drenaj hattı gibi altyapısı bulunan kerpiçten sarayı ve 2 bini aşkın mühürle ilk şehir devletinin yapılarını ortaya koyuyor. Duvarlarında gücün tasvir edildiği renkli figürler ve işlenmiş rölyef levhalarla erken devlet sisteminin izlerini barındıran Arslantepe’de Mezopotamya ile benzerlik gösteren çok sayıda çanak ve çömlekler de kazılardan çıkan eserler arasında yer alıyor. Bakır, kurşun, gümüş, altın ve alaşımlarından oluşan metal eserlerin de bulunduğu höyükte, önemli bulgular arasındaki 12 mızrak ile 3’ünün kabzası gümüş, bezemeli 9 kılıç da silah kullanımının ilk örneklerini göstermesi bakımından döneme ışık tutuyor. 

Önemli bulgulara ulaşıldı
Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Arslantepe’de geçmişten bu yana yürütülen kazı çalışmalarında önemli bulgulara ulaşıldığını belirtti. Bulunan eserlerin ve ortaya çıkan sarayın insanlık tarihindeki ilk yerleşik devlet hayatını, cilalı taş devrinden demir devrine geçişi ve demir devrinden demirin silah olarak kullanılması gibi önemli bulguları ortaya çıkardığını kaydeden Gürkan, yine ilk ambar sisteminin oluşturulması, kerpiç saray ve bürokratik yapının oluşturulmasıyla ilgili sürecin de kazılarla gün yüzüne çıktığını ifade etti.

16.11.2016 Anadolu Ajansı

by -
194

İstanbul’un Silivri ilçesinde bulunan ve korunmadığı için tepki çeken 5 bin yıllık kurgan tipi mezar tel örgü ile çevrilerek koruma altına alındı.

silivrideki-5-bin-yillik-kurgan-mezar-tel-orgu-ile-korumaya-alindi-1

İstanbul Arkeoloji Müzesi tarafından Silivri’de yapılan kurtarma kazılarında bulunan ve bir savaşçıya ait olduğu düşünülen 5 bin yıllık kurgan tipi mezarda hiçbir koruma önlemi olmaması tepki çekmişti. Tel örgü ile çevrilmeyen ve bekçisi olmayan alana definecilere davetiye çıkarıyordu. Tepkilerin ardından Silivri Belediyesi kurgan tipi mezar tel örgü ile çevirdi.

silivrideki-5-bin-yillik-kurgan-mezar-tel-orgu-ile-korumaya-alindi

Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar: “Binlerce yıllık geçmişe ve eşsiz bir kültürel mirasa sahip Silivri’mizin tarihi geçmişte yaşadığı evreler gün yüzüne çıkıyor. Yaşadığımız yerin bu değerlerini korumak, ilçemizde din ve kültür turizminin canlandırılması bizim görevimiz” dedi.

09.10.2016 Silivri Haber Ajansı

by -
357

İstanbul’un Silivri ilçesinde bulunan 5 bin yıllık kurgan tipi mezar kaderine terk edildi. Kurgan’nın etrafı ne tel örgüyle çekilmiş ne de bir bekçisi var. Üstü açık ve orijinal mezar taşları ortada açık bir şekilde duruyor.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin Silivri’de başladığı kurtarma kazısında Türk ve Altay kültüründe kutsal mezar olarak bilinen kurgan tipi 5 bin yıllık mezar bulunmuştu. Üzerinde mızrak ucu bulunan iskeletin önemli bir asker, savaşçı olduğu tahmin edilmişti. Arkeoloji kazı raporunda, “Ülkemizde bulunmuş ve kazısı yapılarak tamamen ortaya çıkarılmış ilk ve en eski, 5 bin yıllık kurgan tipi mezar” denilmişti. Yılın en önemli keşfi olarak kabul edilen kazıdaki mezar buluntuları İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırıldı.

istanbulda-bronz-cagina-ait-5-bin-yillik-kurgan-tipi-mezar-bulundu

İstanbul 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na durum raporla bildirilerek bundan sonrası için ne yapılacağı beklendi. Koruma Kurulu 8 Ağustos 2016 tarihinde kararını verdi. Kararda şöyle denildi: “Tümülüsün tepe noktasından itibaren 25 metrelik alanda kalmak kaydıyla İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nce kazının genişletilmesine, kazı çalışması tamamlandıktan sonra tescil konusunun değerlendirilebileceğine, mevcut kalıntıların geçici koruma önlemlerinin ilgilileri ve Arkeoloji Müzesi’nce alınmasına, alanda her türlü güvenlik önlemlerinin Valilik, ilgili Belediye (Silivri Belediyesi) ve mal sahiplerince alınmasına karar verildi.” Kurulun kararına rağmen mezarlık alanda tek bir güvenlik ve koruma önlemi alınmadı.

Definecilere davetiye
Kurgana giriş serbest. Yolun 10 metre yakınında sitenin yanında yer alan 5 bin yıllık tarihi mezar her türlü güvenlikten uzak durumda. Etrafı ne tel örgüyle çekilmiş ne de bir bekçisi var. Üstü açık ve orijinal mezar taşları ortada. Kazı alanı hem dış tehditlere hem de doğal tahribata açık halde terk edilmiş. İsteyenin elini kolunu sallayarak kurganın içine girmesi mümkün. Definecilere davetiye çıkaran kurgan ile ilgili acil önlem alınması gerekiyor. Çevrede yaşayan tanıkların anlatımına göre mezarın başına sürekli yabancı insanlar gelip gidiyor. Daha önce Koruma Kurulu’na sunulan arkeoloji raporunda kurgan tipi mezarın defineciler tarafından birkaç kez deşildiği ancak ana mezara ulaşılamadığı belirtilmişti.

silivride-bulunan-5-bin-yillik-kurgan-mezar-sahipsiz-kaldi-1

Belediye: Müzeden Cevap Bekliyoruz
Silivri Belediyesi yaptığı açıklamada Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü’nden gelen cevap doğrultusunda koruma çalışmalarını yapacaklarını belirterek şu açıklamayı yaptı: “Kurgan tipi mezarın bulunmasının ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nün 08.08.2016 tarihli kurul kararında belirttiği bölgede kazının genişletilmesi, mevcut kalıntılara koruma önlemi alınması yazısına istinaden, 27.09.2016 tarihinde İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Arkeoloji Müze Müdürlüğü’ne, bakanlık yazısı ile birlikte uzman denetimi talebinde bulunduk. Müze Müdürlüğü’nün bize belirlediği takvimde kazı ve koruma çalışmaları belediyemizce yapılacaktır.”

Tunç Çağı Askeri
İstanbul ve Trakya tarihine ışık tutacak buluntuların ele geçirildiği kurgan kazıları Aralık 2015 tarihinde başladı. İstanbul 1 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na geçtiğimiz Nisan ayında gönderilen arkeolojik rapora göre, mezarın kuzeyden gelen, Tunç Çağı’nda yaşamış önemli bir askere ait olduğu düşünülüyor. Prof. Dr. Mehmet Özdoğan mezar için şöyle demişti: “Buradaki mezar daha eski Tunç Çağı. Oldukça önemli bir keşif. Bilimsel incelemeleri sonucunda güzel veriler elde edilecektir.”

06.10.2016 Hürriyet

by -
873

Çanakkale’nin Eceabat ilçesinde yer alan Maydos Kilisetepe Höyüğü’nde yapılan 2016 yılı kazı çalışmalarında yapı kalıntılarıyla birlikte kemik, seramik, taştan aletler, taş baltalar ve rölyef parçalarının yanı sıra Tunç Çağı’na ait kemikten bir kemer parçası bulundu.

15 Temmuz 2016 tarihinde başlatılan kazı çalışmaların bu yılki bölümünün sona erdiğini belirten Kazı Başkanı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Göksel Sazcı bu yıl ağırlıklı olarak önceki yıllarda ortaya çıkartılan malzemelerin detaylı çalışmalarını yaptıklarını; bunun yanı sıra tarihleme, yerleşim planı ve höyük tabakalaşmasıyla ilgili sondajlarda bulunduklarını belirtti.

“Tunç Çağına ait eserler bulduk”
Buluntu olarak yeni yapı kalıntılarıyla birlikte, tüm kaplar, kemik, seramik ve taştan aletler, taş baltalar, rölyef parçaları bulduklarını ifade eden Sazcı ilginç sayılabilecek buluntular arasında ise Tunç Çağı’na tarihlenen kemikten bir kemer parçası bulduklarını söyledi. Ayrıca hayvan kemiklerinin de bu yıl detaylı incelendiğini, antik Maydosluların besin ekonomisinde koyun, keçi, domuz ve sığırın yanı sıra balıkçılığın da çok önemli yer tuttuğunu, orkinos, lüfer, palamut, çipura ve hatta yunus balığı ile birlikte çok sayıda midye türü ve yengeç kalıntılarının ele geçtiğini ifade etti.

Buluntular arasında Balkan kökenli eserler var
Çanakkale Boğazı’nın Avrupa kıyısında yer alan Maydos Kilisetepe Höyüğü kazılarında ele geçen buluntuların arasında çok sayıda Balkan kökenli eser olduğunu ifade eden Sazcı, ‘Tunç Çağı buluntularının Balkan Ülkeleri’nde tarihleme sorunları olduğunu ve Maydos Kilisetepe Höyüğü’nün bulunduğu konum itibarı ile, Balkan buluntularının Ege ve Anadolu kültürü buluntularına bağlanmasında önemli rol üstlendiğini’ söyledi.

Günümüze kadar höyüğün batı kısmında çalışma yaptıklarını, höyüğün tarihlenmesi ve tabakalanması konusunda çok önemli ilerleme sağladıklarını ifade eden Sazcı, önümüzdeki yıllarda kazı ödeneklerinin iyileşmesini umduklarını ve bu sayede höyüğün merkezinde ve denize bakan doğu kısmında gerçekleştirecekleri çalışmalarla özellikle Tunç Çağı arkeolojisi için çok daha önemli sonuçların elde edileceğini belirtti.

02.09.2016 canakkaletravel.com Haber: Ayhan Öncü

    by -
    4201

    Rusya Novosibirsk Üniversitesi arkeologları Sibirya’nın Zabaykal Bölgesi’nde yaklaşık 4 bin yıllık kayalar üzerine çizilmiş resimler buldu.

    Rus arkeolog Sergey Alkin’in öncülük ettiği arkeoloji ekibi, Largi Nehri yakınlarında yaptıkları arkeolojik kazı sırasında petrogrifler buldu. Bilim adamları, Tunç Çağı’na ait olduğu belirlenen resimlerin yaklaşık 4 bin yıl önce çizildiğini tahmin ediyor.

    sibiryada-4-bin-yillik-kaya-resimleri-bulundu-1

    Kırmızı ve turuncu renkli mineraller kullanılarak çizilen resimlerde insan, boğa, ağaç ve kuş figürleri yer alıyor. İnsan figürünün yanında yer alan daire arkeologlar tarafından Güneş olarak tahmin ediliyor. İçinde haç işareti olan Güneş birçok Sibirya kültüründe şaman tefini temsil ettiği için arkeologlar elinde tef olan bir şaman figürü çizildiğini düşünüyor.

    20.06.2016 haberrus.com

    by -
    1772

    Muğla’nın Marmaris ilçesinde yürütülen su altı kazısında Hisarönü Körfezi’nde 4 bin yıllık gemi batığı bulundu.

    Proje yürütücüsü Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdurrahman Harun Özdaş, gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin su altı coğrafi bilgi sistemini ortaya çıkarmak için çalışma yaptıklarını söyledi.

    Türkiye’nin Sualtı Mirasının Araştırılması Projesi’nin 2007 yılından bu yana yürütüldüğünü vurgulayan Özdaş, projenin Kalkınma Bakanlığının destekleri ile başladığını kaydetti.Projede konusunda uzman 15 kişiden oluşan ekibin yanı sıra su altı arkeologları, deniz jeofizikçileri ve deniz biyologları bulunduğunu belirten Özdaş, proje kapsamında Türkiye karasularında, özellikle dalınabilir derinliklerdeki batmış gemilerin de envanter çalışmasını yaptıklarını dile getirdi.

    Çalışmalar kapsamında değişik yüzyıllara ait yaklaşık 4 bin yıllık bir zaman dilimini içine alan bir dönemde suyun altına iz bırakan gemileri araştırdıklarını ifade eden Özdaş, “Bu gemilerin hem kendi kalıntılarını hem çapaladıkları yerleri hem de onlardan düşen objelerden yola çıkarak bir harita çıkarıyoruz. Yaptığımız çalışma bu. Biz bunu Türkiye’nin Su Altı Coğrafi Bilgi Sistemi olarak tanımlıyoruz” dedi.

    muglada-4-bin-yillik-gemi-batigi-bulundu-1

    Benzersiz bir batık
    Araştırmalar sırasında Hisarönü Körfezi’nde Tunç Çağı’na tarihlenen ve buluntuları ile benzersiz bir batık keşfedildiğine işaret eden Özdaş, “Türkiye’de yapılan su altı araştırmalarında 30 yıl sonra ilk defa bir Türk üniversitesi tarafından Tunç Çağı batığı bulunmuş ve ilk kazı sezonu başarıyla tamamlanmıştır” diye konuştu.

    Özdaş, günümüzden yaklaşık 4 bin yıl önce Ege’de seyir halindeyken büyük olasılıkla bir fırtına sonrası batan gemiye ait kalıntıların 40 metre derinliğe kadar devam ettiğini tespit ettiklerini anlatarak, şöyle konuştu:”Elde edilen sonuçlar, bölge tarihine önemli veriler sunacak niteliktedir. Marmaris Müze Müdürlüğü ile bilimsel başkanlığı tarafımızdan yürütülen kazı çalışmalarında ele geçen buluntuların konservasyon çalışmaları Bodrum Müzesi’nde devam etmektedir. 2016 yılında da kazı çalışmalarına devam edilecektir. Marmaris Hisarönü Körfezi’nde karşımıza çıkan 4 bin yıllık batık bizim karasularımızda bulduğumuz en eski batıklardan birisi.”

    100’ün üzerinde batık tespit edildi
    Türkiye kıyılarında sürdürdükleri su altı araştırmalarında da önemli sonuçlar elde ettiklerini belirten Özdaş, “2007 yılından bu yana kesintisiz olarak yürütülen tek su altı arkeolojik araştırma projesini sürdürüyoruz. Çalışmalarımızda 100’ün üzerinde batık ve potansiyel alan tespit edilmiştir. Ayrıca 20’nin üzerinde su altında kalmış liman ve mimari kalıntı ile yaklaşık 25 gemi demirleme alanı ve Tunç Çağı’ndan Osmanlı Dönemi’ne kadar geniş bir zaman dilimine yayılan 400’ün üzerinde çapa, kayıt altına alınmıştır” dedi.Özdaş, çalışmalar kapsamında Türkiye’nin su altı kültür mirası ve eski çağlarda batmış gemilerine ait kalıntıların Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü bünyesindeki coğrafi bilgi sistemine aktarıldığını dile getirdi.

    30.01.2016 TRT Haber