Salı, Ocak 24, 2017
Etiketler Posts tagged with "UNESCO"

UNESCO

by -
176

Arjantin’in Santa Cruz eyaletindeki Rio Pinturas’da bulunan Eller Mağarası, günümüzden 13 bin ila 9 bin yıl önce yapılan Tarih öncesi dönem mağara sanatına ait muazzam bir örneğe ev sahipliği yapıyor.

arjantindeki-eller-magarasi-cizimleri-13-000-ila-9-000-yillari-arasina-ait-3

The Vintage News’te yer alan habere göre İspanyolca adı ‘Cueva de las Manos’ olan Eller Mağarası’nın da içinde bulunduğu bölge 25 yıldan uzun bir süredir arkeolojik araştırmaların başlıca merkezi durumunda.

Arkeologlara göre Eller Mağarası duvarları yüzeyindeki el izleri, 14 bin 500 yıldan fazla bir tarihe sahip Patagonia yerlilerinden Tehuelche boyunun atalarına ait. El izleri değişik teknikler uygulanarak yapılmış. En belirgin teknik ise ressamların sol ellerini taşın yüzeyine koyarak sağ ellerinde tuttukları püskürtme borularıyla üfleyerek el izi bıraktığı şeklinde. Boyalar ağaç kökü ve kabuğu gibi bitki örtüsünden yapılırken, renklerde siyah, eflatuni kırmızı, sarı, beyaz, mor ve çok nadir olarak yeşil görülüyor.

arjantindeki-eller-magarasi-cizimleri-13-000-ila-9-000-yillari-arasina-ait-2

Mağara’da el şablonlarının yanı sıra avlanma sahneleri, çeşitli avlama tekniklerinin tasvir edildiği insan ve hayvan siluetleriyle birlikte daireler, yıldızlar, yuvarlak ve spiral tasarımlardan oluşan geometrik işaretler de mevcut.

Fazla büyük olmayan mağarayı insanlar yüksek ihtimalle avlandıktan sonra dinlenmek ve bir takım ritüellerini yerine getirmek için kullanıyorlardı.

arjantindeki-eller-magarasi-cizimleri-13-000-ila-9-000-yillari-arasina-ait

Eller Mağarası 1999 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı ve ulusal tarihi anıt ilan edildi. Mağara sanatsal ihtişamının yanısıra tarih öncesi avcıların bölgedeki varlığına da tanıklık ediyor.

Çeviri: Ayşen Yolcu

by -
203

Dünyanın en eski tapınak merkezi olarak kabul edilen, yaklaşık 12 bin yıllık geçmişe sahip Göbekli Tepe’nin, tarihi dokusu, arkeolojik değeri ve özgünlüğünü koruması dolayısıyla UNESCO’nun geçici listesinden asıl listesine alınması için yürütülen başvuru çalışmalarında sona gelindi.

Dünyada en eski tapınak merkezi kabul edilen, yaklaşık 12 bin yıllık geçmişe sahip Göbekli Tepe, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Kültür Mirası asıl listesine girmeye hazırlanıyor.

Şanlıurfa’ya 18 kilometre mesafede, Örencik Mahallesi yakınlarında bulunan ve ilk kez 1963’te İstanbul ve Chicago Üniversitelerinden araştırmacıların yüzey çalışmaları sırasında fark edilen Göbekli Tepe’deki kazı çalışmaları, 53 yıldır sürüyor.

Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müzesi tarafından 1995’ten beri ortaklaşa yürütülen çalışmalarla, neolitik döneme ait, boyları 3-6 metre, ağırlıkları da 40 ila 60 ton arasında değişen, yabani hayvan figürlü “T” biçimli dikili taşlar, 8-30 metre çapında dairesel ve dikdörtgen şekilli dünyanın en eski tapınak kalıntıları, çok sayıda yabani hayvan figürü, insan heykeli ve yaklaşık 12 bin yıl öncesine ait olduğu belirtilen 65 santimetre uzunluğunda insan heykeli gibi tarihi eserler gün yüzüne çıkarıldı.

Başta Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere birçok kurum ve kuruluş, “Dünyanın en eski tapınak merkezi” olduğu belirtilen ve 5 yıl önce UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Göbekli Tepe’nin tanıtımı için çeşitli projeler yürütüyor.

Ölmeden Önce Görülmesi Gereken 2. yer
Geçen yıl İsviçre’nin Davos kentinde gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu’ndaki tanıtımda katılımcıların ilgisini çeken Göbekli Tepe, Amerika Birleşik Devletleri’nde yayın yapan internet sitesi Business Insider’ın bu yıl güncellediği “Ölmeden önce görülmesi gereken 30 mekan” arasında da ikinci sırada gösterilmişti.

Kısa süre önce Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’nın incelemelerde bulunduğu Göbekli Tepe’nin, tarihi dokusu, arkeolojik değeri ve özgünlüğünü koruması dolayısıyla gelecek yıl Şubat ayında geçici listeden asıl listeye girmesi bekleniyor.

Şanlıurfa Valisi Güngör Azim Tuna, Göbekli Tepe’nin dünya arkeoloji tarihinin belli başlı parametrelerini ciddi manada değiştiren bir kazı alanı olduğunu söyledi. Bölgede kazı çalışmalarının devam ettiğini anımsatan Tuna, çalışmalarının ardından söz konusu yerle ilgili daha önemli sonuçlara ulaşmayı öngördüklerini belirtti. Göbekli Tepe’ye ilişkin uluslararası çok sayıda yayının yapıldığını anlatan Tuna, şunları kaydetti: “Tahminimiz 2018’e kadar Göbekli Tepe, UNESCO’nun dünya mirası listesine alınacak. İnşallah önümüzdeki dönemde netleşecek. Bunun önemi çok büyük. Şu anda tarihin bilinen en eski tapınağı Göbekli Tepe. Bunu aslında bütün ülkeler çok iyi biliyor. Geçtiğimiz yıllarda dünyanın dört bir tarafından ziyaretçi de aldı. Geçen yıldan beri malum sebepler (terör ve Suriye sınırındaki gelişmeler) nedeniyle ziyaretçi trafiğimiz azaldı. Eminim yeni bir tanıtım çalışması ve yapılan restorasyon hizmetiyle Göbekli Tepe, Türkiye’nin turizmine önemli katkılar sağlayacak.”

05.12.2016 ntv.com.tr

by -
881

Kayseri’deki Kültepe Höyüğü’nde bulunan kil tabletler, Anadolu kadınının 4 bin yıl önce yönetim ve ticarette aktif olduğunu gösteriyor.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi, Kültepe Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgede 1948’de başlatılan sistemli kazılarda, bugüne kadar 23 bin 500 çivi yazılı kil tabletin gün ışığına çıkarıldığını söyledi.

Bu büyük ve özel koleksiyonun 2014’te UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alındığına işaret eden Kulakoğlu, “Bu tabletlerin en önemli özellikleri, ticari, ekonomik içerikli olması.” dedi.

Bunun yanında o dönemde para eden her şeyin kayıt altına alındığını anlatan Kulakoğlu, “Bu nedenle günlük hayata, sosyal hayata ilişkin de veriler elde etmek mümkün. Örnek olarak bugün de halen bildiğimiz birçok olay tabletlerde kaydedilmiş. Evlenme, boşanma, evlat edinme, mahkeme kararları gibi birçok sosyal hayata ilişkin verileri bu tabletlerden okumak mümkün.” ifadelerini kullandı.

kultepe-tabletlerine-gore-kadinlar-4-bin-yil-once-ticarette-soz-sahibiydi

“Kraliçe yönetimde eşit”
Kil tabletlerden, 4 bin yıl önce Anadolu’da kadınların da ticaretle uğraştığının belirlendiğini vurgulayan Kulakoğlu, şunları kaydetti: “Ticaret yapan Anadolulu insanların içinde kadınların da yer alması çok önemli. Erkekler tabii ki ticaret yapıyor, Asur’dan gelen tüccarlar ticaret yapıyor ama onların dışında bir de kadınlar var. Bu kadınlar iyi ticaret yapabilen kadınlar. Hatta birinin, burada alacağını tahsil edemediği için bin kilometre mesafedeki Asur şehrine kadar gidip hakkını aradığını, mahkemeye çıktığını biliyoruz. Yani 4 bin yıl önce Anadolu kadınının, hakkını aramak için Asur’a gittiğini bu tabletlerden öğreniyoruz. Kadın, toplum içinde de etkin ve söz sahibi. Hatta kraliçeler ticarette, devlet antlaşmalarında etkin. Bir antlaşmayı onaylamak için kralın mührü yetmiyor, kraliçenin de mührü gerekiyor. Yani kraliçe de toplumda, yönetimde eşit.”

Hitit kralı 3. Hattuşili’nin eşi Puduhepa hakkında da bilgi veren Kulakoğlu, “Puduhepa, Kültepe’den 500 yıl sonra yaşamış. Puduhepa’dan 500 yıl önce Anadolu kralının eşi, yönetimde söz sahibiymiş. Yani Puduhepa’dan 500 yıl önce Anadolu kadını yönetimde, ticarette, toplumda söz sahibiymiş.” şöyle konuştu.

18.09.2016 Anadolu Ajansı

by -
4747

Aydın’ın Karacasu ilçesinde yer alan Afrodisias Antik Kenti’nde ki, 2 bin 100 yıllık dev şehir havuzu gün yüzüne çıkartılıyor.

afrodisias-antik-kentindeki-devasa-havuz-gun-yuzune-cikiyor

UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’nde bulunan Roma İmparatorluğu dönemine ait Afrodisias Antik Kenti, iyi şekilde korunmuş anıt yapıları ile dikkati çekiyor. Afrodisias’ta ilk olarak 1904’te yabancı arkeologlarca başlatılan çalışmalar, sonrasında geniş kapsamla 1961-1990 yılları arasında Prof. Dr. Kenan Erim öncülüğünde yapıldı. Erim’in vefatının ardından Oxford Üniversitesi’nden Prof. Roland R.R. Smith başkanlığında devam eden kazılarda, kentin en önemli mimari unsurlarından şehir havuzu gün yüzüne çıkarılıyor. Roma şehirleri içerisinde varlığından haberdar olunan ve kazıyla etrafındaki parkıyla gün yüzüne çıkarılan ilk şehir havuzu olma özelliği taşıyan mimari yapı, 2 bin 100 yıl öncesindeki Roma şehirlerinin ihtişamını gösterdiği gibi o dönemin sosyal yaşantısına ait önemli bilgileri de ortaya koyuyor.

afrodisias-antik-kentindeki-devasa-havuz-gun-yuzune-cikiyor-1

Kazı heyeti başkanı Prof. Smith, ilk kez 1980 yılında Prof. Dr. Kenan Erim tarafından kısmen kazısı yapılan şehir havuzunun, son 5 yıldır yapılan kazılarla, tümüyle ortaya çıkarılmaya çalışıldığını ifade etti. Smith, kazı çalışmaları son aşamaya gelen havuzun, Milattan Önce 1. yüzyıldan kalma olduğunu ve şehrin büyüklüğüyle kıyaslandığında devasa ölçekte olduğunu dile getirerek, “Burada 170 metre uzunluğunda 30 metre genişliğinde ve 1 metre derinliğinde bir süs havuzundan bahsediyoruz. Kentin gücünü göstermek için bu kadar büyük yapmışlar” dedi.

19.09.2016 Hürriyet

by -
2513

Bursa’nın Mudanya ilçesinde bulunan Myrleia Antik Kenti’nde künk, kanal, seramik fırın, apsisli yapı ve cadde kalıntıları ortaya çıktı.

Uludağ Üniversitesi, 2010 yılında Bursa’nın Mudanya ilçesinde yaptığı yüzey çalışması sırasında yoğun seramik parçalarına rastlayınca Bursa Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’na başvurarak bölgenin 1’inci derece arkeolojik sit alanı ilan edilmesini önermiş, ancak koruma kurulu bölgeyi 3’üncü derece arkeolojik sit alanı ilan etmişti. 2015 yılında özel mülkünde konut yapmak isteyen bir vatandaş Mudanya’nın Ömer Bey Mahallesi’ne bağlı 1448 ada 8’inci ve 22’nci parsellerde müze denetiminde sondaj kazısı yaptı. Kazıda 22’nci parselde milattan önce 7’nci yüzyıla ait olduğu tahmin edilen Myrleia Antik Kenti’ne ait künk, kanal, seramik fırın, arşitrav, mozaik, temel, taban, duvar, apsisli yapı ve cadde kalıntılarına rastlanınca sondaj kazısının diğer parsellere yayılması da kararlaştırıldı. Müze denetiminde yapılan bir yıllık kazı sonucunda 2 bin 700 yıllık Myrleia Antik Kenti’nin bir kısmı gün yüzüne çıkarıldı.

Yapılaşma tehdidi
Yaklaşık bin metrekarelik alan üzerinde keşfedilen antik kentin yapılaşma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu belirten yetkililer “Arkeolojik çalışmalar sonucunda Myrleia Antik Kenti’nin dokusuna ait bir parçanın gün yüzüne çıkarıldığı belirgin bir biçimde görülmektedir. Ancak antik kente ait kalıntıların ortaya çıktığı bölge 3’üncü derece arkeolojik sit alanı olarak belirlenmiş. Bu da, gerekli arkeolojik kazı ve araştırmalardan sonra, kurul izniyle yapılaşmaya açılabilecek alan anlamına geliyor. Oysa Myrleia Antik Kenti’nin bilimsel yöntemlerle araştırılıp kent yaşamına kazandırılması gerekir” dedi.

“İzin vermeyeceğiz”
Antik kentin 1. Derece arkeolojik sit alanı ilan edilmesi için gerekli girişimlerde bulunduklarını söyleyen Mudanya Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz ise, “Böylesine bir tarihi değer ve güzelliğe sahip antik kentin ortaya çıkarılması ve insanlığa kazandırılması çok önemlidir. Mudanya Belediyesi olarak bu konuda tüm duyarlılığımızla hareket ediyoruz. Değerlerin talan edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Bölgenin 1’inci derece arkeolojik sit alanı ilan edilmesi için ilgili kurumlara başvuruda bulunduk. Ayrıca Mudanya’nın UNESCO Dünya Mirası listesine alınması için çalışmalar başlattık. Ortaya çıkan ve tarihimize ışık tutan bu tür antik kentlerin değeri paha biçilemez. Bu değerleri koruyarak geliştirmek ve geleceğe taşımak bizim en önemli görevlerimizden biridir” dedi.

Antik kentin üstüne AVM yapıldı
Myrleia Antik Kenti’nin liman kısmının bulunduğu bölgenin 3. derece arkeolojik sit alanı ilan edilmesiyle 2012 yılında Tesco Kipa Kitle Pazarlama Şirketi bölgede alışveriş merkezi inşaatına başlamış, inşaat sırasında antik kentin bir kısmı ortaya çıkmıştı. Ancak bütün itirazlara rağmen koruma kurulu o dönemde antik kent duvarlarının AVM’nin bodrum katında cam çerçeve içesinde sergilenmesine karar vermişti. Bunun üzerine AVM antik kentin üzerine inşa edilmişti.

06.07.2016 Hürriyet

by -
4812

Anadolu coğrafyası, gerek jeopolitik konumu, gerekse sahip olduğu verimli topraklar sayesinde insanoğlunun her dönemde tercih ettiği bir yerleşim alanı oldu. İnsan, doğası gereği başlattığı inancı çeşitli şekillerde toplu tapınım alanlarında sürdürdü. İşte Anadolu’nun geçirdiği inanç kronolojisinin en önde gelen mabetleri:

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi

1.Göbekli Tepe
Şanlıurfa’da yer alan Göbekli Tepe’yi artık duymayan yoktur. Ününü T biçimli sütunlarıyla, dairesel planlı yontulmuş taşlarıyla kazanan Göbekli Tepe, bilinen dünyanın en eski toplu tapınma alanı. Tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanıyor. İnsanların güncel yaşamlarını sürdürmek için çanak çömlek yapımı ya da tarımsal faaliyetlerinden daha fazlasını keşfetmeden önce, en büyüğünün 16 tondan fazla stilize insan biçimli taşlar inşa etmesi, inancın yaşamdaki önemine dikkat çekiyor. Göbekli Tepe, UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası’na aday gösterildi.

2.Çatalhöyük
Konya’nın 52 km. güneydoğusunda, Çumra ilçesinin kuzeyinde yer alan Çatalhöyük, 9 bin yıllık tarihi ile Neolitik ve Kalkolitik Dönem’de Yakındoğu’ya ait en büyük köy olarak bilinir.  Müthiş buluntuları ve neolitik dönemi aydınlatması nedeniyle oldukça önemli bir yerleşim yeri olan Çatalhöyük, Anadolu’daki en eski ana tanrıça kült merkezi olarak kabul ediliyor. Ayrıca evlerin içinde boğa başları ve boynuzları gibi bazı kabartmalar bulunuyor. Çatalhöyük’te yaşayanların inanç kültürlerine ait bulguları içinde barındıran bu kutsal mekanların duvarlarında boğa başlarının yanı sıra, boğa figürleri, insan ve diğer hayvanlara ait duvar resimleri yer almakta. Çatalhöyük, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girdi.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-2

3.Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı
Çorum’un Boğazkale İlçesi’ne bağlı Hitit başkenti Hattuşa’ya 2 km mesafede yer alır. Hititlere ait Orta Anadolu’daki tapınakların en güzel örneklerindendir. Burada “Bin tanrılı” Hitit panteonunun belli tanrıları değil, çok sayıda tanrı ve tanrıça kabartması yer almaktadır.  M.Ö. 13. yy’a tarihlenir. A, B ve C olarak adlandırılan üç galeriden oluşur. Uzun koridorlardan oluşan bu galerilerde tanrılara sunumlar bırakmak için küçük nişler yer alır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-3

4.Athena Tapınağı (Assos Antik Kenti)
Çanakkale’nin, Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale Köyü’nde bulunan ve Edremit Körfezi ile Midilli’ye hakim bir tepe üzerine kurulu Athena Tapınağı, M.Ö. 525 yılında inşa edildi. Tapınak baş tanrı Zeus’un çok sevdiği kızı sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiştir. Athena Assos’un koruyucu tanrısıdır. Anadolu’da bilinen ilk Arkaik Çağ Dor düzenli mimari örneğidir. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800’lü yıllarda Amerikalılar tarafından yurt dışına götürülmüştür.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-4

5.Artemis Tapınağı (Efes Antik Kenti)
Tanrıça Artemis’e adanan tapınak, İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı, Efes Antik Kenti’nde yer almaktadır. M.Ö. 5. yy’da inşa edildiği sanılan ve Dünya’nın 7 harikası arasına girmiş Artemis Tapınağı’na ait bugün sadece yerini belirlemek adına konulmuş bir adet sütun parçası bulunmaktadır. Dönemin en ünlü heykeltıraşlarının çalıştığı yapıya ait parçalar British Museum’da sergilenmekte. Tapınağın kült heykeli Artemis ise Selçuk Müzesi’nde yer alıyor.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-5

6.Zeus Tapınağı (Aizanoi Antik Kenti)
Kütahya’nın Çavdarhisar İlçesi’nde yer alan Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı’dır. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Tiyatroya bitişik stadyum, mozaikli hamamları ve gymnasium, köprüler, nekropol alanları ve borsa yapısı kentin en önemli öğelerini oluşturur. Kentin tapınağı, MS 2. yy’ın 2. çeyreğinde inşa edilmeye başlanmıştır.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-6

7.Ayasofya
İstanbul’un sembollerinden olan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.  Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında kubbe yüksekliği ile övünerek 3. kez inşa edilmiştir. 1453’te  İstanbul’un kuşatılması nedeniyle Aysaofya’da Kostantinapolis halkı topluca dua yapmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya dokunmayarak camiye çevirmiştir. 1 Şubat 1935 tarihinde Ayasofya müze olarak hizmete açıldı.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-8

8.Divriği Ulu Cami
Sivas’ın Divriği İlçesi’nde yer almaktadır. Cami, türbe, darüşşifadan oluşan yapılar topluluğudur. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiştir. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı kompleksinin Baş Mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’tır.  1985 yılında UNESCO Dünya miras listesine dahil edilmiştir. Üzerinde 25 farklı kubbe modeli bulunmaktadır. Kapılarında ve mimarisinde Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örnekleri işlenmiştir.

9-maddede-anadolu-da-inanc-tarihi-7

9.Sultanahmet Cami
İstanbul’da yerli ziyaretçisi kadar yurt dışında da ün yapmış Sultanahmet Cami, içindeki 20 bin kadar mavi, yeşil ve beyaz İznik çinileri ile “Mavi Cami-Blue Mosque” olarak da bilinir. Cami, medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve türbeden oluşan külliye içinde yer almaktadır. Ahmet’in Sedefkar Mehmet Ağa’ya 1609-1616 yılları arasında yaptırdığı cami, Türkiye’nin ilk altı minareli camisidir. Osmanlı Dönemi’nin en güzel, en ihtişamlı camilerindendir. 206 pencere ile cami içi aydınlatılmaktadır. Geniş kubbesinin yükü dört fil ayağı ile yere indirilmiştir.  1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.

by -
1450

Edirne’deki Tarihi Yemiş Kapanı Hanı kazı çalışmalarında, M.Ö. 5. ve M.Ö. 6. yüzyıl aralığına tarihlendiği tahmin edilen iskelet bulundu.

UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunan Selimiye Camisi Meydanı’ndaki Tarihi Yemiş Kapanı Hanı’na yakın mevkideki kazı çalışmalarda bir iskelet buldu. İskeleti gün yüzüne çıkaran arkeologlar, çıkan çene, kol ve bacak kemikleri ile kafatasını isimlendirerek bulgu poşetine koydu.

edirnede-yemis-kapani-hani-kazisinda-roma-donemi-iskeleti-bulundu

Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen iskeletin tam olarak yaşı ve hangi tarihte öldüğünün belirlenmesi için Trakya Üniversitesi’nde inceleme yapılacağı belirtildi.

Kazı alanının çevresinde daha önce de benzer yıllarla tarihlenen iskeletlerin bulunduğu öğrenildi.

22.06.2016 Anadolu Ajansı

by -
1306

Antik çağda Likya’nın dini merkezi konumunda olan ve 1998’de UNESCO Dünya Kültür Miras’ı Listesi’ne alınan Letoon Antik Kenti’nde kazı çalışmaları bu yıl tamamlanıyor. Bugüne kadar yapılan kazılarda Leto, Apollon ve Artemis tapınaklarıyla birlikte bir manastır, bir çeşme ve Roma tiyatrosu kalıntıları ortaya çıkarıldı. Artemis ve Apollo’nun annesi Leto’ya adanmış olan en büyük tapınak, batıda bulunan ve peripteros tarzında yapılmış Leto Tapınağı olarak tespit edildi. Letoon’daki çevre düzenlemesinin bu yıl turizm mevsiminde tamamlanması hedefleniyor.

02.04.2016 Yeni Asır

by -
1992

UNESCO tarafından Dünya Mirasları Listesi’ne aday gösterilen ve dünyanın en önemli arkeolojik kazı alanlarından biri olarak kabul edilen Göbekli Tepe, klasik müzik festivaline hazırlanıyor.

Göbekli Tepe’nin tüm dünyanın tanıdığı tarihi ve turistik bir alana dönüştürülmesini sağlamak amacıyla hayata geçirilecek festival, Piu Entertainment tarafından kasım ayında düzenlenecek. İstanbul ve Şanlıurfa’da eş zamanlı gerçekleşecek Göbekli Tepe Klasik Müzik Festivali dünyaca ünlü sanatçıları ve orkestraları ağırlamayı planlıyor. Henüz isim açıklamaktan kaçınan organizasyon, festivalin kesin programını temmuz ayında duyuracak.

Göbekli Tepe Klasik Müzik Festival’inden elden edilen gelir Göbekli Tepe’nin tanıtımı için harcanacak.

29.03.2016 CNN TURK

    by -
    794

    Birleşmiş Milletler Bilim Eğitim ve Kültür Kuruluşu (UNESCO) Genel Direktörü Irina Bokova, Suriye’nin Humus kentindeki tarihi Tedmur (Palmira) ilçesinin terör örgütü DAEŞ’ten kurtarılmasını memnuniyetle karşıladı. Bokova, Tedmur’da terör örgütü DAEŞ’in dünya kültür mirasına da büyük zarar verdiğini belirtti.

    Bokova yaptığı yazılı açıklamada, “UNESCO’nun dünya kültür mirası listesinde olan, medeniyetlerin beşiği, hoşgörü ve kültürel çeşitliliğin sembolü ve Suriye halkının hafızası olan bu tarihi arkeolojik sitenin kurtarılmasını selamlıyorum.” ifadesini kullandı.

    Tedmur’un Esed güçlerinin eline geçmesi konusuna ise yazılı açıklamasında değinmeyen Bokova, “Son bir yıldır yağmalanan ve kültürel temizliğe uğrayan Palmira’daki yıkımın Orta Doğu’nun kültürel mirasının korunması açısından önemli kayıp olduğunu” kaydetti.

    Bokova, “kültürlerin buluşma kavşağı” olarak nitelediği Tedmur’da terör örgütü DAEŞ’in dünya kültür mirasına da büyük zarar verdiğini belirtti. Bokova, DAEŞ’in Tedmur’u tahrip ederek “savaş suçu işlediğini” ifade etti.
    DAEŞ militanları, Tedmur’daki tarihi “Zafer Takı” ile, kentteki çok sayıdaki heykeli ve Baalşamin Tapınağı’nı yıkmıştı. DAEŞ ayrıca, antik kentteki üç kule mezarı havaya uçurmuştu. 2011’de başlayan iç savaş öncesi Palmira’yı her yıl 150 binden fazla turist ziyaret ediyordu.

    Rejim güçleri, birkaç gün önce bölgede ilerleyerek stratejik bölgelerin kontrolünü sağlamıştı. Terör örgütü DAEŞ, Tedmur’u Mayıs 2015’te ele geçirmişti.

    25.03.2016 Yeni Şafak