Cumartesi, Mayıs 27, 2017
Etiketler Posts tagged with "Urartu"

Urartu

by -
3310

Elazığ’daki Harput Mahallesi’nde ağaçlandırma çalışmaları sırasında tesadüfen bulunan rölyefin 4 bin yıllık olduğu tespit edildi.

elazigda-agaclandirma-calismalarinda-2-bin-700-yillik-rolyef-bulundu

Elazığ Orman İşletme Müdürlüğünce 3 Mayıs 2016’da tarihi Harput Mahallesi Nevruz Ormanları mevkisinde yürütülen çalışma sırasında fidan dikimi için çukur kazan İshak Yurter’in kullandığı kepçe bir kaya parçasına takıldı. Bunun üzerine elleriyle toprağı kazan ve kabartma ile karşılaşan Yurter, Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müze Müdürlüğü ekiplerine haber verdi.

Müze ekipleri, yüksekliği 2 metre 72 santimetre, genişliği de 2 metre 25 santimetre olan ve 5 parçaya bölünmüş halde bulunan kabartma üzerinde restorasyon ve inceleme çalışması başlattı.

Yapılan incelemede, kabartmanın tarihinin günümüzden 4 bin yıl öncesine dayandığı belirlendi. Böylelikle daha önce milattan önce (MÖ) birinci bin yıl olarak bilinen Harput yöresinin tarihi de değişmiş oldu. Restorasyon çalışmasının ardından Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, “Harput Kabartması” adı verilen eseri teşhir salonuna yerleştirdi.

elazigda-2-bin-700-yillik-rolyefin-bulundugu-alanda-kazilar-basladi-1

İki Evreli Yerleşim Yeri
Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesinde görevli arkeolog Bülent Demir, kabartmanın bulunduğu bölgede Müze Müdürlüğü’nce yürütülen kazı çalışmalarında ağır bir yangınla son bulmuş iki evreli bir yerleşim yerinin izlerine rastlandığını anımsattı. Demir, 5 köşeli eserin burada bir duvar içerisine aplike edilerek ya da duvara yaslanarak kullanıldığını düşündüklerini söyledi.

Kabartmanın ana temasının bir kalenin fethi olduğunu ve sahnelerin alttan üste doğru savaş ile ganimetleri ve çıplak esirlerin kralın huzuruna çıkarılışı şeklinde istiflendiğine dikkati çeken Demir, sol panoda kaledeki çarpışma anlarına ve dehşet verici sahnelere yer verildiğini belirtti.

Panodaki masif tekerlekli ahşap kuşatma kulesinin bir benzerine Anadolu ve Mezopotamya’da rastlanmadığını aktaran Demir, 1. Hattuşili dönemine ait çivi yazılı bir Hitit metninde koç başı ve ahşap kuşatma kulesinden bahsedildiğini ancak bu bağlamda bulunmuş görsel bir kanıt bulunmadığını dile getirdi. 

Demir, kabartmanın bir diğer panosundaki sahnede de kent kapısı üzerinde iki çıplak düşman askerinin başına basarak yükselen sarkık kanatlı, kartal pençeli, bacakları birbirine dolanmış tanrıça figürünün elleri ile bir düşman askerini havaya kaldırışının betimlendiğini anlattı. Demir, bu savaş panosunun merkezine yerleştirilen tanrıçanın savaşın kazanılmasındaki rolünün vurgulanmak istendiğini aktardı.

Demir, kabartmanın en önemli ikonografik ögesi durumundaki tanrıça figürünün yakın benzerlerine M.Ö. 1862 Larsa Kralı Warad-Sin ve M.Ö. 1779 Hammurabi dönemine ait silindir mühür baskılarında rastlandığını ve savaşın kazanılmasında önemli bir role sahip olduğu inanılan tanrıça figürünün Akadların aşk ve savaş tanrıçası İştar ile bir bağlantısının olup olmadığının ayrı bir inceleme konusu olduğunu söyledi.

“Bilinen Sanat Tarihi Anlayışına Yeni Boyutlar Kazandırdı”
Kabartmanın son ve en üst sahnesinde ise zaferle sonuçlanan mücadelenin akabinde çıplak savaş esirlerinin kralın huzuruna çıkarılışının sahnelendiğini söyleyen Demir, “Kabartma stilistik ve ikonografik açıdan milattan önce 2 bin 300 ile 2 bin 150 yılları arasında Mezopotamya’da güçlü bir uygarlık kurmuş olan Akad ekolünün güçlü etkilerini taşır” ifadelerini kullandı.

Kabartmanın bulunduğu alanda yapılan kazı çalışmasında bulunan kalıntıların çağdaşlarına göre daha iyi durumda olduğunu ve M.Ö. 2. bin yılın başlarına tarihlendiğini dile getiren Demir, kabartmada bulunan kanatlı tanrıça ve kralın giydiği püsküllü serpuşun da Orta Tunç döneminde görülüyor olmasının eserin MÖ 2. bin yıllarına tarihlenmesine yardımcı olduğunu dile getirdi.

“Kabartma İle Harput Tarihinin Bin Yıl Kadar Geriye Gittiği Görüldü”
Demir, Akad Kralı Sargon ve torunu Naram Sin’e ait Sar Tamhari metinlerinde Anadolu’nun başta Kaniş olmak üzere birçok bağımsız krallık ve beylik tarafından paylaşıldığının kayıtlı olduğunu bildirerek, şöyle dedi: “Naram Sin, Sar Tamhari metinlerinde Kaniş Kralı Zipani ve Hatti Kralı Pampa’nın da olduğu 17 krallığa karşı savaştığını söyler. Harput’ta bulunan yerleşim yerinin Naram Sin’in Sar Tamhari metinlerinde bahsettiği bu krallıklardan biri olduğu ihtimal dahilindedir. Şu ana kadar Harput’un bilinen tarihi Urartular’a kadar uzanmaktaydı. Ancak bu kabartma ile birlikte Harput tarihinin bin yıl kadar geriye gittiği görülmektedir.”

17.03.2017 ntv.com.tr

by -
238

Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde Urartu dönemine ait Doğubayazıt Kaya Mezarı kabartması tahrip edildi.

Doğubayazıt ilçesinde Urartu coğrafyasında cephesi figüratif kabartmalı tek kaya mezarı olan Doğubayazıt Kaya Mezarı’nın kabartması parçalandı. İstanbul Üniversitesi Van Bölgesi Tarih Arkeoloji Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erkan Konyar, sosyal medya hesabında kaya mezarının son halini paylaştı ve “Urartu coğrafyasında, cephesi kabartmalı tek örnek Doğubayazıt Mezarı. Kabartma ne yazık ki parçalanmış” dedi.

agrida-urartu-donemi-dogubayazit-kaya-mezari-kabartmasi-tahrip-edildi-1

Doğubayazıt Kaya Mezarı
Doğubayazıt Kaya Mezarı cephesi figüratif kabartmalı tek kaya mezarıdır. Mezar cephesi kayalığın batıya bakan yönüne açılmıştır. Kaya mezarında girişten sonra bir ana salon bulunur. Salonun kuzey ve batı duvarlarına nişler açılmıştır. Salonun tabanına açılmış dikdörtgen bir açıklıkla inilebilen alt katta iki oda yer alır. Küçük boyutlu mezar girişinin her iki kenarında kabartmalar yer alır. Girişin solunda iki elini açmış bir figür, girişin üstünde bir keçi kabartması, sağda ise bir tanrı(!) kabartması betimlenmiştir. Kompozisyonun bir kurban töreni sahnesini temsil ettiği anlaşılmaktadır. Girişin sağında (güneyinde) yer alan tanrı kabartmasının başında çift boynuzlu bir başlık bulunmaktadır. Kabartma, badem gözlü, hafif kemerli burunlu, sakalsız, bileklere kadar inen bir elbise giymiş şekilde tasvir edilmiştir. Saçları omuza kadar inmektedir ve saç uçları olasılıkla buklelidir.

Doğubayazıt kaya mezarının işlendiği kayalık yüzeyi, güneybatı yönden izleyen dik kayalık alanda ortaya çıkardığımız, kaya işçiliği, mezarla ilgili veya çağdaş bir yapı grubunun varlığını göstermektedir. Mezar odasının kuzeyinde (sol) ana kayaya yaslanmış üç tane yan yana mekân kalıntısının doğu duvarı (oyukları) ile aralarındaki bölme duvarı çıkıntıları kayaya oyulmuştur.

arkeolojihaber.net
Kaynak: Kemalettin Köroğlu – Erkan Konyar (2011)
Urartu Mezar Tipleri ve Gömü Adetleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul

by -
432

Van’da, bir aracın içerisinde Urartu ve Roma dönemlerine ait olduğu belirtilen çok sayıda tarihi eser ele geçirildi. Tarihi eserlere el konulurken, 2 kişi gözaltına alındı.

vanda-urartu-ve-romaya-ait-tarihi-eserler-ele-gecirildi

Van Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 20 Aralık’ta şüphe üzerine İpekyolu üzerinde park halinde bulunan otomobilde arama yaptı. Araçta yapılan aramalarda Urartu ve Roma dönemlerine ait olduğu belirtilen çok sayıda tarihi eser ele geçirilirken, olayla ilgisi bulundukları tespit edilen S.B. ve M.G. hakkında yasal işlemlerin yapıldığı, tarihi eserlere ise el konulduğu belirtildi.

23.12.2016 Hürriyet

by -
229

Van Kalesi’nin kuzeyindeki höyükte yapılan arkeolojik kazılarda çıkan 2 bin 800 yıllık Urartu kapları, günümüzde Anadolu’da süt ürünleri üretilen köylerdeki kaplarla büyük benzerlik taşıyor.

urartularin-sut-kaplari-anadolu-koylerindeki-kaplarla-buyuk-benzerlik-gosteriyor

İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığında yürütülen Van Kalesi’nin kuzeyindeki höyük kazılarında bulunan çanak çömlekler, Urartu döneminde süt ve süt ürünleri üretiminin yaygın olduğunu gösteriyor.

Konu hakkında bilgi veren Konyar, “Devam eden çalışmalarda özellikle depo mekanlarında yumurta biçiminde kaplar çok yoğun olarak ortaya çıkıyor. Aslında bugün yine havanların yoğun olduğu köylerde ve Anadolu’nun diğer köylerinde peynir üretiminde gördüğümüz kap tiplerinin neredeyse birebir aynısını burada görüyoruz. Burada bulduğumuz küplerin altları genellikle tekli ve ikili deliklerin olduğu görünüyor. Özellikle üstte taşla sıkıştırılmış ürünün suyunun zamanında çıkmasını sağlıyor. Burada tabii ki Urartu’da hayvancılıkla ilgili, hayvancılıkla ilişkisine inmek gerekiyor. Bizce bunların tümünü peynir üretiminde ve benzer ürünlerde kullanılmış çanak-çömlek. Oldukça yoğun olarak kullanılıyor ve yoğun bir şekilde hayvancılık faaliyetleri gösteriyor. Özellikle süt ürünlerinde mutlaka etkin ve daha gelişmiş bir atölyeleri olmalıydı. Bu kazdığımız alanında çok sayıda bu bahsettiğim tipte çanak-çömlek ortaya çıktı ve biz bu alanlarda özellikle peynirin yanında tabii süt ürünlerinde işlenmiş olabileceğini düşünüyoruz” dedi.

Doç. Dr. Erkan Konyar, “Daha önce de söylediğim gibi bunların içlerinde yapılacak kimyasal analizlerle içlerinde üretilmiş ürünlerin niteliklerini saptayabileceğiz. Ama dediğim gibi en azından Van’da da peynir, otlu peynir için bir şey söyleyemem tabii ki peynir üretimi ta Urartu’ya kadar uzandığını ve daha erken dönemlere kadar gittiğini söyleyebiliriz. Bu buluntular da en azından bize bunu gösteren somut alanlardan bazıları” şeklinde konuştu.

27.09.2016 Milliyet

by -
253

Urartu Kralı II. Sardur tarafından Van’ın Gürpınar ilçesinde inşa edilen Çavuştepe Kalesi’nde bulunan 2 bin 800 yıl öncesine ait kanalizasyon sistemi gün yüzüne çıkarıldı.

Van’ın Gürpınar ilçesinde Çavuştepe Mahallesi’nde inşa edilen, üzüm bağları, surları, su sarnıçları, tapınakları ve saray yapılarıyla bugünlere kadar ulaşan kalede bu yılki kazı çalışmaları sona erdi. Çalışmalarda 2004 yılında kalede tespit edilen 2 bin 800 yıl öncesine ait kanalizasyon sistemi gün yüzüne çıkarıldı. Kalenin batı kısmındaki yapıların altında ortaya çıkarılan ve yüzey kısmı ince taşlarla kaplı kanalın bir metre genişliğinde ve 30 metre uzunluğunda olduğu belirlendi.

vanda-urartular-ait-2-bin-800-yillik-kanalizasyon-sistemi-bulundu-1

“Mühendislik harikasıyla karşılaştık”
Kazı ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Rafet Çavuşoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çavuştepe Kalesi’nin yol güzergahında olması dolayısıyla tarihi öneminin de büyük olduğunu söyledi. Kaledeki kazı çalışmalarını Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle sürdürdüklerini anlatan Çavuşoğlu, şöyle konuştu: “Urartular, neyi nereye yapacaklarını çok iyi düşünmüşler. Her şeyi projeye göre yapmışlar. Şehrin planını önce adeta çizmişler. Burada önemli olan, şehir kurulmadan önce altyapı sisteminin hazırlanmış olmasıdır. 2 bin 800 yıl önce Urartular bu şehri kurarken şehir plancısı planı hazırlıyor, altyapıya göre sırasıyla inşaatlar yapılıyor. Bu, bizim için çok önemlidir. Burada muazzam derecede bir mühendislik harikasıyla karşılaştık.” Kanalizasyon sisteminin taşlardan yapıldığını ifade eden Çavuşoğlu, sistemin içinde bir oluğun yer aldığını kaydetti.

vanda-urartular-ait-2-bin-800-yillik-kanalizasyon-sistemi-bulundu-2

“Çok iyi bir sistem kurmuşlar”
Oluk sayesinde suyun kanala akıtıldığını belirten Çavuşoğlu, şöyle devam etti: “Bu eser, bize medeniyeti tarif ediyor. Eski çağlardaki medeniyetin ne kadar üst yerlere geldiğini gösteriyor. Saray kısmında bir de tuvalet yer alıyor. Tuvalet, kanalizasyon sistemiyle surların dışına akıtılmış. Bu, Urartular’ın çok medeni bir toplum olduklarını bize gösteriyor. Günümüzde bir yere ev inşa ederken okulu, hastanesi, cami ve altyapısıyla muazzam bir sistem oluşturuluyor. Bunun aynısını 2 bin 800 yıl önce Urartular yapmış. O zamanın imkanlarıyla çok iyi bir sistem kurmuşlar. Bu da bizleri çok şaşırttı.”

Çavuşoğlu, kale üzerinde kurulan şehrin uzunluğunun yaklaşık bir kilometre olduğu bilgisini paylaştı.

24.09.2016 Anadolu Ajansı

by -
9628

Van’ın Gürpınar ilçesindeki Çavuştepe Kalesi’nde yapılan kazı çalışmalarında bulunan 2 bin 800 yıl öncesine ait buğday ve susamlar yeniden yetiştirilecek.

Kente 25 kilometre mesafedeki Gürpınar ilçesine bağlı Çavuştepe Mahallesi’nde, Urartu Kralı II. Sardur tarafından inşa edilen surları, su sarnıçları, tapınakları ve saray yapılarıyla günümüze kadar ihtişamını koruyan kalede 2014 yılında kazı çalışması başlatıldı. Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Rafet Çavuşoğlu başkanlığında sürdürülen çalışmalarda 2 bin 800 yıl öncesine aitbuğday ve susamlar bulundu. Gün yüzüne çıkarılan tahıllar, laboratuvar ortamında incelendikten sonra ortaya çıkacak analizler doğrultusunda yeşertilmeye çalışılacak.

Doç. Dr. Çavuşoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Urartu dönemine ait önemli kalıntıların yer aldığı kalenin, Gürpınar Ovası’ndaki Bol Dağları’nın batı ucunda kurulduğunu söyledi. Kalenin bulunduğu yerin Kuzey Batı İran’a giden kervan yolunun üzerinde olmasının ticaretle ilgili önemli bilgilere ulaşmayı kolaylaştırdığını anlatan Çavuşoğlu, kaledeki kazı çalışmalarında üç tahıl deposunu ortaya çıkardıklarını ifade etti.

vandaki-cavustepede-bulunan-2-bin-800-yillik-bugday-yeniden-yetistirilecek-1

“Buğday ve susamı yeşertmek için çalışma başlattık”
Bu depolarda o dönem Gürpınar Ovası’nda üretilen tahılların korunduğunu anlatan Çavuşoğlu, şunları söyledi: “Tahılların depolandığı ve seramikten yapılan küplere ‘pithos’ diyoruz. Bu depoların yüksekliği 2 metre 10 santimetre, genişliği de 1,5 metreyi buluyor. Elde edilen ürünlerin çoğu bu depolarda saklanıyordu. Tarihsel bakış açısıyla baktığımızda, bu bulgular Urartu döneminde hangi tahıl ürünlerinin üretildiğine yönelik önemli ip uçları veriyor. Depolarda bulunan buğday ve susamlar titiz bir çalışma sonucu paketlere konuldu. Buğday ve susamları laboratuvar ortamında inceleyeceğiz. Eğer bunlar kendiliğinden kömürleşmişse yeşertme olasılığımız artıyor. Analizler sonucunda yeşertmek için uygun yöntemi belirleyeceğiz. Ama eğer yangın sonucu kömürleşmişlerse o zaman yeşertilmesi çok zor.”

Çavuşoğlu, kalenin güney tarafından üzüm bağlarının olabileceğini de ifade etti.

Daha önce köylülerin bu alanda 1940’lı yıllara kadar üzüm üretildiği yönünde ifadesi olduğunu aktaran Çavuşoğlu, “Kazı çalışmalarında çıkan tahıl kalıntıları içerisinde üzüm çekirdeğinin de olabileceğini düşünüyoruz. Çünkü üzüm eski çağın en önemli meyvelerinden biri. Hem kurutulur hem de şarap üretiminde kullanılırmış.” diye konuştu.

02.09.2016 Anadolu Ajansı

by -
649

Van’ın Tuşba ilçesindeki Ayanis Kalesi’nde devam eden kazı çalışmalarında, Urartu dönemine ait 2 bin 700 yıllık su mermerine mozaik işlemeli platform bulundu.

Urartu Kralı II. Rusa tarafından Van Gölü’ne hakim bir tepe üzerinde yaptırılan, süslemeleri, mimari yapısı ve kalıntılarıyla o döneme ait önemli bilgilerin elde edilmesini sağlayan Ayanis Kalesi’ndeki kazı çalışmaları 27 yıldır sürüyor. Taş ve kerpiç işçiliğinin yanı sıra tapınak bölümündeki süsleme ve surlardaki kabartmalarla dünyadaki en önemli ve özel Urartu tapınaklarından biri olan Ayanis Kalesi’ndeki kazı çalışmaları, Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Işıklı başkanlığında yürütülüyor.

Kazı başkanı Işıklı, yaptığı açıklamada, Ayanis Kalesi’nin Haldi tapınağının, Urartuların, bilinen 11 tapınağının içinde en özeli olduğunu belirterek, “Gerek cephesindeki yazıtlar gerekse duvar süslemeleri ve içerisinde bulundurduğu su mermerleri ve platformla en güzel Urartu tapınaklardan bir tanesidir. Kazı çalışmaları sonucu su mermerinden inşa edilmiş mozaik süslemelere ve bezemelere 2 bin 700 yıllık sahip olan eşsiz bir parça çıkarıldı.”

“Büyük hazine yatıyor”
Bu arada, Vali İbrahim Taşyapan ile Tuşba Belediye Başkanı Fevzi Özgökçe, kazı çalışmalarının yapıldığı bölgede incelemelerde bulundu. Taşyapan, Ayanis Kalesi’nde büyük bir hazinenin yattığını anlattı. Van’ın, uzun süre Urartuların başkentliğini yaptığını ifade eden Taşyapan, “Şehir etrafında o döneme ait varlıklar var. Bunların bir kısım ortaya çıkarılmış vaziyette bir kısmı ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla bu zenginlikleri yerinde görmek lazımdır. Burada büyük bir hazine yatıyor.” diye konuştu.

17.08.2016 Anadolu Ajansı

by -
282

Van Gölü’ne kıyısı bulunan Bitlis’in Adilcevaz ilçesi sahilinde vatandaşlar, Urartular dönemine ait olduğu tahmin edilen tarihi eser buldu.

Kıztaşı mevkisinde yüzmeye giden vatandaşlar, sahilde belediye tarafından yürüyüş yolu çalışması yapılan alanda toprağa gömülü halde küp gördü. Vatandaşların bildirmesi üzerine olay yerine gelen jandarma ekipleri küpün bulunduğu alanın çevresinde güvenlik tedbiri aldı.

Ahlat Müze Müdürlüğü’nden gelen ekibin bölgede yaptığı çalışmada bir küp ile küpün içerisinde bulunan 3 şarap testisi ve bir takı toprak altından çıkarıldı. Eserler, incelenmek üzere Ahlat Müze Müdürlüğüne götürüldü.

Adilcevaz Kaymakamı Özer Özbek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eserlerin hangi döneme ait olduğunun, detaylı incelemelerin ardından kesinlik kazanacağını söyledi. Özbek, “Ahlat Müze Müdürlüğü’nden gelen arkeologlar, ilk incelemede çıkarılan eserlerin Urartu dönemine ait olduğunu düşünüyor.” dedi.

03.08.2016 Anadolu Ajansı

by -
1589

Van’da Urartu Kralı II. Sardur tarafından inşa edilen Çavuştepe Kalesi’nde yapılan kazı çalışmalarında, 2 bin 800 yıl öncesine ait kızıl geyik iskeleti bulundu.

Kente 26 kilometre uzaklıktaki Çavuştepe köyünde inşa edilen, surları, su sarnıçları, dünyadaki ilk kanalizasyon sistemi, tapınakları ve saray yapılarıyla günümüze kadar ulaşan kalede, 2014’te başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor. Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Rafet Çavuşoğlu başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarında önemli bulgular gün ışığına çıkarılıyor. Büyük bir titizlikle sürdürülen kazılarda bulunan hayvan iskeletleri de yaş belirlemesi için inceleniyor.

Çavuştepe Kalesi’ndeki çalışmalara ilişkin AA muhabirine bilgi veren kazı başkanı Doç. Dr. Çavuşoğlu, geçtiğimiz sezon kalede yaptıkları kazı sırasında birçok eserin yanı sıra kemik parçalarının da bulunduğunu söyledi.

“Çok farklı yaban hayvanlarına ait iskeletler bulundu”
Kazılarda ortaya çıkan yaban hayvanlarına ait kemiklerin kendilerini şaşırttığını dile getiren Çavuşoğlu, şöyle konuştu: “Çok farklı yaban hayvanlarına ait iskeletler bulundu. Bunların arasından en dikkat çekici olanı kızıl geyiklere ait olan kemikler. Çavuştepe Kalesi’nde yaptığımız kazılarda, Van havzasında ilk kez demir çağına ait kızıl geyik kemik ve boynuz kalıntılarına rastladık. Kızıl geyik boynuzlarının içi dolu olduğu için genellikle alet yapımında ve süs eşyası olarak kullanılmış.”

Kemiklerin günümüzden 2 bin 800 yıl öncesine ait olmasının önem arz ettiğini kaydeden Çavuşoğlu, “Kalıntılar sayesinde Urartu coğrafyasında hangi yaban hayvanlarının yaşadığını tespit ediyoruz. O dönemde bölgede yaşayan hayvanların bir çoğunun bugün olmadığını görüyoruz. Çalışmaları bu yıl da devam ettireceğiz ve buluntuları tasnif edip kaleyi turizme kazandırmak için çaba göstereceğiz.” diye konuştu.

Kazılarda bulunan kemikleri inceleyen YYÜ Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hakan Yılmaz, kazılarda elde edilen en dikkat çekici bulgunun, günümüzde bölgede yaşamayan kızıl geyik kemikleri olduğunu kaydetti.

18.06.2016 Anadolu Ajansı

by -
1175

Harput Kalesi Kazı Başkanı Doç. Dr. İsmail Aytaç, Harput’ta yaşayan insanların M.Ö. 8. yüzyıldan Cumhuriyet dönemine kadar kalede üretilen malzemeleri kullandığını belirterek, Avrupa’dan Harput’a, Harput’tan Halep’e ticaret bağlantısı olduğunu söyledi.

Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi ve Harput Kalesi Kazı Başkanı Doç. Dr. İsmail Aytaç, kalede günlük yaşamda kullanılan birçok buluntuya rastladıklarını dile getirdi. Harput’un iç kalesindeki kazılarda Urartu dönemine ait hayvan biçimli kuplu kaplara rastladıklarını ifade eden Doç. Dr. Aytaç, “Özellikle Roma dönemine ait kahverengi astarlı parçalar, Bizans seramiği dediğimiz sarı seramiklerden, Selçuklu döneminin sırlı seramiklerinden parçalar çıktı. Bunların yanı sıra buluntular arasında turkuaz renkli Beylikler dönemine ait mutfak eşyası, kaplarımız, kaselerimiz var. Fragmanlar halinde de olsa bize dönemi, ölçüleri hakkında fikir verebiliyor. Burada dikkatimizi çeken bir örnekte Avrupa’dan ithal edilen 18. yüzyıl malzemesi seramiklerdir. Biraz daha porselene yakın ürünler ile Çin porselenine ait parçalara rastladık” dedi.

“İthal malzeme yüksek rütbeli insanların görev yaptığını gösteriyor”
Harput’ta yaşayan insanların M.Ö. 8. yüzyıldan Cumhuriyet dönemine kadar ürettikleri ve uluslararası ticaretle gelmiş olan ithal malzemeleri kullandıklarını kaydeden Aytaç, “Özellikle ithal malzemenin varlığı burada gelir düzeyi yüksek rütbeli insanların da görev yaptığı noktasında bize bir fikir veriyor. Tabi bunlar içerisinde günlük kullanımdaki tuzluklarımızda her daim her yerde yapılabilen üretimdir. Yerleşim merkezlerinde en fazla karşılaştığımız malzeme, bulgu, pişmiş toprak seramik dediğimiz gruptur. Çünkü bunlar kolay üretiliyor, kolayda kırılıyor. Kırıldıktan sonra tekrar kullanımı dönüşü olmadığı için de bulunduğu yerde kalıyor. Bu bakımdan arkeolojik buluntular içerisinde en fazla buluntu ve bize fikir veren grubu oluşturuyor. Ebatları kullanılan hamur kaliteleri, çeşitleri bakımından çok çeşitlilik gösteriyor. Çok kaliteli ürünlerin yanında yerelde üretilen daha kalitesi düşük malzemeler de kazılarımızda ortay çıkartıldı” diye konuştu.

harput-tarihin-her-doneminde-ticaretin-merkezi-olmus

“Yerli ve Avrupa üretimi malzemeler var”
Aydınlatmada kullanılan kandillerin sırlı ve sırsız örnekleri olduğunun altını çizen Aytaç, şöyle devam etti;
“Kandiller, özellikle gaz yağından önceki dönemler için vazgeçilmez aydınlatma aletleriydi. Hele hele sarnıçlarda kandil yerlerini tespit etmemiz ve yine sarnıçlarda, zindanlarda bunları elde etmemiz bunların oralarda kullanıldığını rahatlıkla bize gösteriyor. Kaldı ki gravürlerde tasvirleri ve görüntülerine de rastlıyoruz. Mutfak eşyası olarak bizim özellikle fincan ve zarfı 17. yüzyıldan sonra çok Moda olan Avrupa üretimi bir porselen. Kazılarda fincan ve tenekeden zarfıyla beraber çıkan bir örneğimiz var. Ayrıca bakır kahve cezve bulduk. Bunların yerli üretim olduğunu düşünüyoruz. Çünkü vazgeçilmez üretimi olarak geçen sene de Harput’ta çok sayıda atölyelerde potolar, maden cürüfleri materyalleri çıkmıştı. Dolayısıyla bunların burada üretildiğini tahmin ediyoruz. Diğer kısımda bizim günlük mutfakta kullandığımız örnekler, sırlı seramikler var. Bu yeşil seramikler aslında M.S. 11. yüzyıldan 1940’lara kadar bu bölgede üretilmiştir. Üzerinde motifler olduğu zaman dönemi belirleniyor. Yoksa genel bir değerlendirmesi yapılması gerekiyor. Ayrıca bizim sarnıçta bulduğumuz ve Bizans dönemini tariflendirdiğimiz bakır tunç bir sağan gibi büyük bir kasemiz var. Bunun içindeki bazı motifler Bizans sanatında karşımıza çıkıyor. Bu unutulmuş kalmıştı. Sağlam sayabileceğimiz ender sayıdaki bakır ve tunç malzemeden örneklerimizi oluşturuyor.”

”Avrupa’dan Harput’a, Harput’tan Halep’e ticaret bağlantısı var”
Türkler’in gelişiyle beraber Akdeniz ve Karadeniz ticaretinin Anadolu üzerinden devam ettiğini vurgulayan Aytaç, “Böyle bir durumda özellikle Uzak Doğu’dan, Asya’dan gelen malzemelerin alıcısı var. Tabi ki bu ithal malzemeler bu bölgelerde üretilemeyen ürünler açısından daha pahalı olduğu için getirilmiştir. Alıcısı da olmuştur. Avrupa’ya gelince, 1650-1700’lere kadar hep buralardan Avrupa’ya doğru bir şeyler gitti. 1700’lerden sonra Avrupa kaliteyi bizden biraz ileri götürünce oradan bu tarafa doğru mal ithali söz konusu oldu. Buradakilerin talebine göre doğal olarak da bu ürünleri aldılar. Avrupa ürünleri deniz yoluyla Samsun’a, Samsun’dan karayoluyla Harput’a gelen bir güzergahımız var. Yine buradan Diyarbakır üzeri Halep’e giden ya da Malatya, Gaziantep üzeri Halep’e giden bir ticaret bağlantısı var. İpek Yolu bağlantısı var. O yolla gelen ürünler bulunuyor. bugün insana ait ne varsa geçmiş dönemlerde de vardı. İletişimin hızına göre daha geç oluşuyordu, daha az oluyordu ama hep aynı kavram vardı” dedi.

18.01.2016 Milliyet